Seyhan Erözçelik

Yayın tarihi: 24.07.2006
Mehmet Emin Yurdakul

Seyhan Erözçelik

 

1962 Bartın      

Boğaziçi Üniversitesi’ne ve İstanbul Üniversitesi Arap ve Fars

Dilleri ve Edebiyatları Filolojisi’ne devam etti.  Reklam ajansında

metin yazarı olarak çalıştı. Şiirleri Yazko Edebiyat, Gösteri, Poetika

gibi dergilerde yayımlandı. Şiir Atı dergisinin yayıncıları arasında yer

aldı. Halit Asım’ın şiirlerini “Ömür” adlı bir kitapta derledi. Ayrıca şiir

çevirileri de yaptı.

 

ŞİİR KİTAPLARI

Yeis ile Tabanca (1986), Hayal Kumpanyası (1990), Kır Ağı (1991),

Yeis (1995), Gül ve Telve (1996)

 

HARCIÂLEM GÜNLER

Ağacın altın sular sürdüğü göğ kırıklarında

kanatlanıp isyan etmiş tasvirler silsilesi,

haritalanmış sarsıntılarla zehirleyen coğrafya.

                                                                       Akıyor fecir,

eklenirken  gövdeler sonbahara, altın ırmaklar

ağaçla dağılıyor göğe, tortu kalıyor sulardan,

gözler yarıklarda cam gibi mıhlandıkça.

Hapsedilmiş akşamlar bulanır ağlayan sonbaharlarda,

saydam ve karanlıktır cisimler. Savrulduğum,

gül yapraklarını araladığım loş odalarda erirdi tenin

mumışığında... hatırlıyorum. Kopuk sayfalarda kalırdı

saldığım çıplak güçler, alışırdık gölgelere,

ay zehirlenmesi alâmetlerini hissedip gövdelerimizde.

 

Lotoslar nakşedilmiş akşam çatlıyor,

sızan sıvıyı kana kana ve üzülerek içiyoruz.

 

O, heyecanla santûr çaldı bir günün sonunda, karıştık

böylece tasvirlere, birer şekil olduk göğ kırıklarında,

göğe giyinik atladık ateşlere.

 

 

AYNAYŞE

bir Karadeniz havası

 

I.

Yıkılmış manastırda örgü

örüyor kadınlar. Görüyor

kadınları ay. Ay örgüyü

görüyor, kadınlar örüyor.

 

Yürüyor ay, yürürken aysar.

Ağaçların donuk yüzünden

sana bakıyor çözerken sen

saçlarını.

 

örüyorsun

onları

 

Ağaçların arkasından

baktı sana ay, sonra battı.

Ya sen?

 

II.

Ayşe önünde aynanın, çözüyor

incik ve boncuklarını, saç!

larını ör Ayşe. Kır aynayı,

parçalansın eşyA.

 

Şangırtıyla iniyor ayna.

Önünde Ayşe’nin

            eşyA

ve ay kırıkları. Ayaklarını kanatıyor.

.......

 

VI.

Kapanmış odasına,

yanıyor Ayşe! Çıplak, ıslak ve şah!

Kuş susmaz hiç. Tüylerinin arası

ıslak. Kanıyor Ayşe, yanıyor

Ayşe! Avcunun içinde kuş,

 

Çıplak, ıslak ve şah!

.......

 

 

IX.

Kızzz-

zzzzzt! Ayşe!

Kaçar mısın

kız benimle?

 

Şinanay şinanay

şinanayşe

.......

 

XIV.

Gong!

Ay vurduğunda ayşe oynuyordur yanarak

bıraktığında kendini denize fütürsuz

 

Seyirciler Açç! Açç! Açç!

O

‘ranı da göster! diye bağırmaktadırlar.

Aman Ayşem, yaman Ayşem türküsüyle

film biter, ışıklar yanar. Gözler

yorgundur.

 

XV.

Makiniiist! Açç’şe

(Kır Ağı)

 

 

I./‘eflâtûnî’

Akşamın gözü kör. Mâşûkun eflâtûnî,

kor meşk içinde zamanların en güzünü.

birisi yağmur yazıyor akşamlar üzre,

kor meşk içinde güzlerini bu zamanın.

Birileri yağmur yazıyorlar akşamlar

üzre. Aşkın gözü kör. Mâşûkun eflâtûn

–îîî Âteş olur aşk, eflâtûnî. Bu akşam.

 

 

YAZA SIZILA

I./

Yontular, hepsi dağılıyorlar. Ağ

olup dağılıyorlar. Öptüğün an.

 

O yerde; ırmağın denize döküldüğü,

bildik bir çiçeğin koparılmadığı, bir

açalyanın varlığından habersiz,

kuşların kısacık öttükleri ve

öldükleri, kimsesiz çocukların ırmak–

ırmağın sürüklediği akağaçları

topladığı ve yonttuğu o kıyı,

o kıyıda; yontular, hepsi de ağ

olup dağılıyorlar, o kıyıda, güneş–

güneşin sürüldüğü ve ırmak denize

dökülürken kopuk denizcilerin

içki şişelerini kırıp uzun,

gözalıcı dalgakırana gittikleri

o kıyıda, dalgaların durmaksızın vur-

vurdukları-bir şeyleri karaya

vurdukları, o yontuların, çocukların

şekillendirdiği o ağaçların, sürgün

güneşin batıp kırık akşamların

yaşandığı, piyanoların kapak-

kapaklarının hafifçe örtüldüğü,

kıyısız bir deniz mi artık, hangi kıyı,

ırmağın denize döktüğü yontu-

yontular dağıldıkça, serseri bir

deniz adamının, hiçbir zaman elinde

lavtası, oturup Bach’ı çalmayacağı,

güneşin göğe sürüldüğü, uçsuz

kıyıda, esrik ikindiler, eyağ-

eyağsız, divitsiz, kâğıtsız, çiçeklerin

koparılmadığı, kuşların,

                                                           o yerde. Öp-

öptüğün an. o yerde, o yerdeyiz.

 

 

 

II./

Güneşin ıslandığı, gözeriminde buğunun

dalga dalga yayıldığı, kendiliklerde, deniz-

denizde, gözeriminde, bulutların buğuyu

dalga dalga yaydığı, cazı dinlemediğimiz

saatlerde ve çayı bıraktığımız, geçirip

başımıza şapkaları, gözlükleri takıp bir

kadını düşündüğümüz saatlerde, tuz ve gün-

güneşin ıslandığı, söndüğü, akşam geçirip

giysilerini sırtına ağır ağır inerken,

inlerimizde büzülünce, gecede, gazino-

gazinoların çın çın öttüğü, dağıttığımız

saatlerde, dilimizde pasın tadı, ölünce

akşam; hangi denizin derinliklerinde yitti-

yittiğimiz ve neleri yitirdiğimiz, martı-

martılar

, güneş, deniz, bulut ve bizi andıran bir şeyler.

 

martılar

, güneş, deniz, bulut ve bizi andıran bir şeyler.

 

III./

Gözeriminde küçücükcük bir yelkenlimsitrak gidiyor!

ken, güneş-buğulaşınca geride tuz bırakan denizin

suyu gibi, yani ince bir buhurdan-ağır ağır batıyor!

ken, güneş sabah da böyle mi doğar, kendimizi yenilerken

biz?

                                               saat kaçta

                           Güneş                                     batar?

                                               kaç saatte

(Kır Ağı)

 

 

Ø ile T

                              Yıldırım için, Cihangir kedilerine

 

İnce Tarih ve Labirent! Hadiseler

çoğaldıkça büyütülen vesveseli yalnızlık

hadiseler boyunca. Bir şehre

sürünüyor imparatoriçe, sonradan sokaklarında

ince bir yağmur gibi yaşlı şairin gezindiği...

Keder ve dedikodu içinde... altın temaslar hayal ederek.

 

O günler bir daha gelmeyecek. İhtiraslar da...

Emanetler, Labirent’in isli odalarında saklanıyor,

Tarih’in anılara döndüğü yerde. Kuytu tavernalarda

yutuluyor ateş, su, hançer ve zehir.

 

Labiodental, tiz bir çığlık iniyor Tarih’in üstüne.

 

Arzu eden herkes artık ölebilir!

© 2019 Tüm hakları saklıdır.
Matbaacılar Sitesi No:115 Bağcılar, İstanbul
iletişim
Boyut Pedia Kategoriler