Şükrü Erbaş

Yayın tarihi: 24.07.2006
Mehmet Emin Yurdakul

Şükrü Erbaş

 

 7 Eylül 1953 Yozgat

Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Sosyal Bilimler Bölümü’nü bitirdi.

TMO’da memurluk yaptı. Varlık, Türkiye Yazıları, Oluşum gibi

dergilerde şiirleri yayımlandı. 1987 Ceyhun Atuf Kansu ve 1996

Orhon Murat Arıburnu şiir ödüllerini aldı. Deneme türündeki

ürünleri kitaplaştı.

 

ŞİİR KİTAPLARI

Küçük Acılar (1984), Aykırı Yaşamak (İlk kitabıyla birlikte, 1985),

Yolculuk (1986), Kimliksiz Değişim (1992), İyimser ve Kederli (1994),

Bütün Mevsimler Güz (1994), Dicle Üstü Ay Bulanık (1995),

Kül Uzun Sürer (1996), Seçme Şiirler (1999),

Bir Gün Ölümden Önce (1999)

BENİ DÖNECEK

BÜTÜN TEKERLEKLER

Ağaçlar dursun, ben gideceğim

Ne kadar savrulursa savrulsun

Gölgesi hep dibine düşen

Rüzgârsız saçlar, akşam sokakları

Kimselerin bir yerlere gitmediği

Oyuğuna sızdığı sadece

Koltuklar dursun, ışıksız uykular

Balkon demirlerinin büyüttüğü uzaklık

Şimdi hepsi birer zaman ölüsü

Duvarlara yük fotoğraflar

Yoksul pencerelerde gönül zenginlikleri

Çiçekler dursun, yapıştırma resimler gibi

İnsanı içinden yıkan

Öncesiz incelikler, sonrasız gülüşler

Ben gideceğim,

Kalbime dek soyunarak  giyindiğim

                                                           her şeyi...

 

Ah ey aynasından ırmaklar akmayanlar

Beni dönecek bütün tekerlekler

Ömrümü yollara yayarak seveceğim...

 

 

KAR YAĞIŞI

Yalnızlığın sesinden bir resim yaptım

Karanlık kalabalıklardan süzdüm ışığını.

Akşamüstleriyle boyadım vazgeçen ağzını

Parmaklarını uzattım gece suları gibi ıssız

Salkımsöğütlerden bir beden çizdim usul

Hiçbir rüzgârın duruşunu bozamadığı

Bütün yağmurları topladım yapraklarına.

Sonra tüm yolcuların silindiği bir ufuk

Örttüm kâkülleriyle alnının üşümesini.

Puhu kuşlarının avazını yerleştirdim

                                                    dudaklarına

Uzanıp uzanıp öptüm sonra acıyla.

Gözlerini kapalı çizdim görmesinler diye

                                                                         kimseyi

Madem görmeyecekler bundan sonra beni.

Astım saçlarından odamın boşluğuna...

 

Uzun sustum, ey durmadan konuşanlar

Geçmedi üşümem

Ben bir aşkın kar yağışından geliyorum...

 

 

KOCAMAN BİR ÇOCUĞU ÖPÜYORSUN

Sen bende neleri öpüyorsun bir bilsen

Herkesin perde perde çekildiği bir akşam

Siyah bir su gibi yollara akan yalnızlığı öpüyorsun

Ağzında eriklerin aceleci tadı

Elleri bulut, gözleri ot bürümüş ekin tarlası

Bir çocuğun düşlerine inen tokadı öpüyorsun.

Yağmur her zaman gökkuşağını getirmiyor

Aralık kapılarda bekleyişin çarpıntısı

Bir kadının eksildikçe ömrüme eklenen

Uzun gecelerini, solgun gövdesini öpüyorsun.

Uzak dağ köylerine vuran ay ışığı

Kerpiçlerden saraylar kuruyor yoksulluğa

Ne suların ibrişimi ne gökyüzü ne rüzgâr

Sen bende gittikçe kararan bir halkı öpüyorsun.

 

Sakarya Caddesi’nde sarhoşlar

Rakıyla buğulanmış kaldırımlarına gecenin

Yüksek sesle bir şeyler çiziyorlar.

Yalnızlık her koşulda bir sığınak bulur, diyorum

Uzanıp dudağımdaki titremeyi öpüyorsun.

Örseler acıyla düştüğü yeri

Susarak büyüyen adamların sevgisi.

Ağzından pas tadıyla bir inceliği söylemek

Bir gülünç içtenliktir, gecikmiş ve ezik

Sen bende yanlış bir ömrün tortusunu öpüyorsun.

İnsanın zamana karşı biricik şansıdır aşk

Onca kapı onca duvar içinde bulur aynasını.

Sen bende neleri öpüyorsun biliyor musun

Herkesin simsiyah kesildiği bir akşam

Yıldızlarla yedirenk gökyüzünü öpüyorsun.

 

Sen bende, gözlerinin anne ışığıyla

Bir solgunluktan doğan kocaman bir çocuğu öpüyorsun.

 

 

DÖKTÜ RENGİNİ SESSİZCE

Eflatun esintiler içinde titredi incecik

Aynı içten kokuyla iki ayrı erguvan

Birisi bir küçük evin içedönük bahçesinde

Süsledi sevgisini iki pembe avucun

Öbürü bir mezar başında öksüz

            döktü rengini sessizce...

            (Aykırı Yaşamak)

© 2019 Tüm hakları saklıdır.
Matbaacılar Sitesi No:115 Bağcılar, İstanbul
iletişim
Boyut Pedia Kategoriler