Sabahattin Kudret Aksal

Yayın tarihi: 14.08.2006
Mehmet Emin Yurdakul

Sabahattin Kudret Aksal

 

 1920 İstanbul - 19 Nisan 1993 İstanbul

İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü’nü bitirdikten sonra bir süre öğretmenlik yaptı.

Belediye Konservatuarı ve Şehir Tiyatrosu müdürlüğünde bulundu. Orhan Veli ve Oktay

Rifat çizgisindeki şiirleriyle dikkati çeken Aksal, 1960’lardan sonra büyük kent yaşamında

kaybolan sıradan kişilerin duygularını, simgeler ve soyutlamalar yoluyla anlatmaya yöneldi.

Tiyatro eserlerinde ruhsal çözümlemelere yer verdi. Deneme ve eleştiri yanı sıra şiir çevirileri de yaptı.

 

ŞİİR KİTAPLARI

Şarkılı Kahve (1944), Gün Işığı (1953), Duru Gök (1958), Bir Sabah Uyanmak (1962), Elinle (1962),

Eşik (1970), Çizgi (1976), Şiirler (Toplu şiirler, 1979), Zamanlar (1982), Bir Zaman Düşü (1984),

Şiirler (Toplu şiirler, 1988), Buluşma (1990, Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü),

Batıkkent (1993, ölümünden sonra)

 

BU SAĞANAKTA

Bu başabaş, dişediş karabasan gibi

Çökmüş üstümüze, bu çirkin sağanakta,

Koyunlarımıza göz dikmiş atılgan kuş,

Külrengi duman yanık, hiç kımıldamayan,

Kudurmuşu borazanın, sırıtkan cüce,

Çok uzun, bitmeyecekmişçesine öyle,

Panayır bu, kırık dökük sözler, küçücük

Tozcukları güneşin, doğmadan yitmişlik,

En yoğun susmuşluk, çığırtkan gevezelik

Yan yana, önümüzde ardımızda bulut,

Yüzümü gözümü benden kaçıran ayna!

 

Bu yalnızlıkta, bu pislikte, bu yozlukta,

Bir çakıp bir sönen, sis düdükleri gibi

Kesilmeyen, uzak yakamozu gecenin,

Sen gel uzan yanıma, kokunu kokuma

Karıştır, ellerini ellerime bırak;

Yatağıma gir, benimle uyu, benimle

Uyan, teklikte ve çok kalabalıkta;

Dayanma gücüm, koyu sessizlik ağacım!

Üveyiklerimi, sığırcıklarımı aç,

Serçelerimi tüm ağustoslardan sıcak,

Cıvıl cıvıl öten milyonla tomurcukta.

(Şiirler)

 

 

BAŞLAMASAYDI BU MASAL

Başlamasaydı bu masal

Kalbin ışıktan rüyası.

Solgun günler diyarında

Kaybolanların dünyası.

 

Başlamasaydı bu masal

Havuzda su, dallarda renk

Başlamasaydı içimde

Bahçeler dolusu ahenk.

 

Başlamasaydı bu masal

Oyun peri sarayında!

Çözülüyor ipi geminin

Yolculuk telâşı limanda!

 

Başlamasaydı bu masal

Ve hülyası kargaların?

Bitmiyen uzun uykusu

Kıyıda kadırgaların?

 

Başlamasaydı bu masal

Yazı görmesek de olur.

Sular aldı kayığımı.

Vakitsiz kesildi yağmur.

(Şarkılı Kahve)

 

 

UYUYAMIYOR GECEYİ

Uyuyamıyor geceyi, yeşil

Geceyi tutuyor avucunda.

Sımsıkı avucunda külrengi

Evler, arsalar yüzü akşama

Dönük, bir incir uzayıvermiş

Bitişik avlunun duvarından,

Cumbalar, kafesler, ufalanmış

Kuşlar, kapısına dayanmış gök.

Camı açmıyor, boncuk bakışlı

Bir kedinin görüntüsü camda.

Gündüzleri görüyor mavisiyle

Rüzgârlı, sofalar gözlerini

Yumunca aydınlık, tahtaboşlar,

Uğultular dipte, izbe, sarnıç,

Tulumba çaputlara sarılı,

Yüzü nişastaya bulanmış bir

Kadın koşuşuyor ortalıkta.

Gök eriyor, konserve kutusu

Saksılar camlarda, ekşi güneş,

Kırık dökük sesi mahallenin.

Gün ağaracak ağarmasına,

Ama nerde o yokuş, mevsimler,

Gittikçe kayan uzağa, yiten,

Yazlarla sarı çocukluğunun

Yolu! Nerde iskete! Bir bulut

Sarkıyor aydınlığına evin.

Salkımların kösnül kokusunda

Soluk baygın bahçeler, bir beygir

Kuyunun dolabında sarıyor

Zamanı, kuş sonsuza uçuyor.

Gömütlük taşları, hindibağlar,

Ayrık otları. Bir adım atsa,

Dönse o dar sokaktan, orada

Çarşı. Mumunu yakmış geceyi

Bekliyor balıkçı. Cılız dalı

Asmanın. Akşamları anımsıyor,

Doygun buğusunu akşamların,

O buğuda yüzerdi evlerle

Sokak, yaprakların arasından

Uzayan öteye, daha öteye.

(Şiirler)

 

 

BİR SABAH UYANMAK

Bir sabah ellerin cebinde çık evinden

Ceketin iskemleye asılı kalsın.

Bekliye dursun dostun

Kahvede

İşe gitmekten de

Bugünlük vazgeç.

Öylece dolaş çiçek kokan sokaklarında

Güzel şehrinin.

Yeniden tat gökyüzünü

Ağaçlara selâm ver!

Apartmanların hatırını sor!

Senden başkaları için değil

Bu güzel gün

Mavi gök.

(Şarkılı Kahve)

 

 

NE TUHAF

Ne tuhaf ömrümün sonuna kadar

Kelimelerle yaşamam.

Ağaçtan çok ağaç sözünü

Denizden çok deniz sözünü

Sevmem.

Halbuki bir sabah erken uyanınca

Balkona çıkmak da güzel.

(Şarkılı Kahve)

 

 

 

AİLE

Saatin onbiri çalmasından az sonraydı

Gördüm ev halkının dağıldığını birer birer

Bilmem soyunmıya mı gittiler

Bir zaman sonra hepsi uykudaydı

 

Baba yaşamadaydı geçmiş zamanı

Bir pencere açık dururdu düşüncesinde

Bir kadın eşsiz elbisesinin içinde

Ne uzun zaman sevmişti onu

 

Çocuklarının derdindeydi anne

Biricik umudu çocuklarının

Çekirdeği değil mi onlar dünyanın

Dalmıştı bir derin uykuya öylesine

 

Yaşanacak bir anın sevincinde genç kız

Balkonundan uzanır gibi sarktı yatağından

Gülümsedi durdu yarı karanlık dünyasından

Başına gelecek cümle aşktan habersiz

 

Evin erkek oğluna gelince

Bir çenberin peşinde buldum onu

Gelmez zannederek bu koşmanın sonu

Yaşadı bir oyunu kaderince

 

Hepsi iyiydi iyi ve rahat

Bir aileydiler koynunda gecenin

Kalblerinde asılı duran bir bilmecenin

Anahtarını almış götürüyordu bir at

(Gün Işığı)

 

 

ÇAYIR KUŞU

Dışarda oluklardan boşanırcasına,

Yağmur yağıyordu. Kapkaraydı gece,

Kayığımızı çektik usulca, batak

Sularda bin çabayla yokuş yukarı.

Sonra oturduk bekledik gün ağarsın,

Çayır kuşu ötsün yemyeşil ovada.

 

 

BİR ADAM

Odasında yapayalnız bir adam,

Gece, ayışığı dışarda soğuk,

Dikmiş gözlerini bağnaz bir düşman

Gibi gözlerine, gülümser boğuk

En çirkin yüz, kalma çocukluğundan.

 

Sesler uzakta, yakında, sesler yok

Söndürür lâmbasını aydınlığın

– Bir kadın şimdi uzakta soyunuk –

Neden dibinde bu büyük kapının

Üşümüş ve ölünceye dek yenik!

 

Hangi aynaya koşsa boş, karanlık;

Atlar, atlar, atlar kişner avluda.

Bir yol kaçsın gitsin, bir ateş tütsün,

Boş, boş, her şey boş!. Başının üstünde

Eski bir kuş uçar döne döne.

 

 

YANYANA

Yanyana yataklarda uyuduk,

En uzun gecemizi yıldızsız.

Karanlık yorganlara sarınık,

Son bir kez ışıdı tek gövdemiz.

 

 

KONUK

Tüm inancını yitirmiş, kalkmış

Gelmiş kim bilir nereden, suskun

Eli ayağı, gözbebekleri.

Konuğu çıplak dört duvarımın,

Parıldar kılıç gibi gecede.

 

 

KÖR IŞIK

Geceleri gezginler de çocuklar gibidir

Durgun görünür bir yarı uykuda yüzleri

Ellerinde çakar almaz bir kör ışıkla

Süzülürler bir yasak kapıdan içeri

Vurdum duymaz dalgalara karşı kayıkla

Ya ne geçer içlerinden düşünmeli bir

 

Kopup gitmişse onlar bir kez bağlarından

Onarılmaz yürekleri bir kez yitikse

Demişlerse odumuz ocağımız bir yana

Bir gölgedir kovaladıkları gün gece

Hele boş vermişlerse kıza kızana

Var kes umudunu artık sen böylesinden

 

Buram buram tüter gecenin fesliyeni

Kişi yummasın gözünü başucunda

Bir pencere yarı açık kapalı yarı

Yol türküsü söyliyenlerin uykusunda

Bir şey var ki vaz geçmeden aradıkları

Kokusu amberin ya da altın madeni

(Duru Gök)

 

 

BÖCEK

Dün gece delişmen bir böcek

Cevizden bir sandığı oydu

Bekledim ha bitti ha bitecek

Bilinmez aradığı neydi

Humması sürdü sabaha dek

 

Bir işi vardı bitirecek

Bir doluya bir boşa koydu

Tohum mu toprağa ekilecek

Belki de söylenecek türküydü

Balık mı suda tutulacak

 

Bir gün soluğun kesilecek

Senin de dost delişmen böcek

 (Gün Işığı)

 

 

KIŞ GECELERİ

Dokuzyüz kırksekizin uzun kış geceleri

Oturdum bir koltuğa düşündüm durdum

Gönlüme göre bir düş tutturdum

Evler ülkeler işler kurdum

Dokuzyüz kırksekizin uzun kış geceleri

 

Kar yağdı penceremin dışında inceden ince

Çocuk oldum arkadaşlarım etrafımı aldı

Onbeş yaşımı sürdüm dileğimce

İlk sevdam daha neler aklıma geldi

Bir de uyandım gece yarısında

 

Ne etsek zamanın içindeyiz

Geçmiş günlere dönmemek elimizde mi

Dalgaları aştı aştı da bir gemi

Kaybolduğunu sandığım ne değerler getirdi

Kar yağdı penceremin dışında sessizden sessiz

 

Rüyama giren o doğulu sultanın yüzü

Akşam vakti hüzünlü mü hüzünlü

Dilimin ucuna gelen bu söz kimin sözü

Anlamlı mı anlamlı ölçülü mü ölçülü

Düşündüğüm diz herhalde sevgilimin dizi,

 

Günler oldu ben bir okulda sıradaydım

Günler oldu denizde tarlada bahçede

Günler her türlü kaygıdan ötede

Ama hepsi güzel vazgeçilmiyecek gibi

Günlerin bazısı da beni düşünceli buldu

 

Yıllarca önce yaşanmış bir geceyi hatırladım

Yalnız odamda hayal ülkemde

Yıllarca sonra yaşanacak bir geceyi düşünmüştüm

Böyle karlı gene nasıl umutlu

Ben dünyaya gene böyle delicesine bağlı

 

Dokuzyüz kırksekizin uzun kış geceleri

Dokuzyüz kırkyediye kırkaltıya kırkbeşe

Kırkikiye otuzsekize otuzbeşe

Selâm ederim bu gece içimden geldi

Kulağımda şimdi uzaktan uzağa sesleri.

(Gün Işığı)

 

 

ANI

Eski zaman rüzgârla girerdi odaya,

Güney rengi rüzgârla, bir tutam bulutla,

Yüz ikindilerinin esrik kokusuyla.

Gelir otururdu evi gibi, en eski

Evi gibi, geçmiş günlerin sedirinde,

Bir buğuydu usulca tüten çaydanlıkta.

 

Işıklarla oynar, tüyden hafif balonlar

Uçurur havada, yakalamak isterim

Birini, dokununca solar avucumda.

Bir yüzü düşünür, bir yüzü anımsarım,

Sonsuzluğa açılan pencereye dönük,

Nerde şimdi, hangi düşsel denizde yitik!

 

Ne zaman, nasıl bir imbikten çekilmiş,

Bin bir gündüz ve binbir geceden toplanmış,

Ufak tefek kırıntı, tülbentler, bohçalar,

Lâvanta çiçekleri kutularda saklı,

Tadından ürperen minder, mangal ve kedi,

Ceviz sandık, bir zamanın resimleriydi.

 

Döner durur kuş gibi saçaklarda, vurur

Kendini oradan oraya, ağaçlara;

Düşer avlumuzun orta yerine sessiz,

Ölüsü eski zamanın, yaşamdan sıcak.

Kanım sanki, şimdi kalktığım yatak sanki,

Çoçuk gökyüzüm benim uçurtmalardaki.

 

 

 

TOMURCUK

Vazgeçmededir aşkın güzelliği

Boy atarken alabildiğine gür

Düzlerde ırmaklar örneği yürür

Yeşerirken ak bademin çiçeği

 

Güzelliği vazgeçmededir aşkın

Dur kapısında bu masal ülkenin

Suyun ışığı kokusu yeşilin

Bırak bir deli tomurcukta kalsın

 

Aşkın güzelliği vazgeçmededir

Bilmediğin suların yaman dibi

Başında ilk yazın ağaçlar gibi

Bir gün daha beter büyür güçlenir.

(Duru Gök)

 

 

 

GECEDEN GELEN ÇİÇEK

Islak karanlığında gecenin

Bir çiçek

Aldı başını yürüdü gitti

Alını morunu karasını akını

Kokusunu biçimini

Yerini buldu sabaha doğru

Birinden birinde bahçenin

Şöyle bir baktı sağına soluna

Oturdu

Ondan sonra artık deme gitsin

Ta akşamlara kadar

Bir türkü bir türkü bir türkü

 (Duru Gök)

© 2017 Tüm hakları saklıdır.
Matbaacılar Sitesi No:115 Bağcılar, İstanbul
iletişim
Boyut Pedia Kategoriler