Turgay Fişekçi

Yayın tarihi: 24.07.2006
Mehmet Emin Yurdakul

Turgay Fişekçi

 

 1956 BalıkesirHacettepe

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Kısa bir süre avukatlık yaptı.

Çeşitli gazete ve dergilerde teknik sekreter, düzeltmen ve redaktör olarak

çalıştı. 1978’de Sanat Emeği dergisinin sorumlu yönetmenliğini üstlendi;

bu dergide şiirleri ve yazıları çıktı. Adam Sanat dergisinin yayın yönetmeni

yardımcısı oldu. Şiir çevirileri yaptı, şiir antolojileri hazırladı. Halkevleri 66.

Yıl Kültür Sanat Yarışması ve 1999 Behçet Necatigil şiir ödüllerini kazandı.

 

ŞİİR KİTAPLARI

Karda Işıltılar (1981), Kuşkuluyum Yaşadığımdan (1983),

Yitik Bahar (1989), Dip Sevgi (1994), Sevgi Bağları (1998),

Hayat Sevgisi (1998)

 

GÜZ BAHÇESİ

Altın sarı yapraklarda

Hayatın son kez yansıyan ışığı

Solarken yüzümde

Şiir

Kirlenen bir su gibi çıkıp gidiyor hayatımızdan.

Üzerinde unutulan meyvaları şarabî nar ağacı

Çiçeklerini anımsayan kim kaldı

Altmış yıllık çam, nasıl

Bu denli kıyıda kalabildiğine şaşkın

Orman oynamaz mı yerinden

Portakallar birer güneş olup yükselmez mi güz bahçesinden?

Ilık toprakta taze güz çimeni

Soluğuyla nemleniyor yüzüm

Asmada kalmış bir salkım

Son kırlangıcın şırası

Hüzün, güz bahçesinde kızkardeşim

Kameriyedeki ıslak sırada

Çocukluğum tarlalarda

Leylek peşinde

 

Uzakta, göğün ve denizin griliği içinde alevler

Arıtımevi bacalarında parlayan bayraklar

 

Ayva dallarıyla karışan fındığın dibinde

Henüz çürümemiş bir tane

Sincabım nerde, ben nerde!

Bu güz bahçesi sonu hayatın

Baharı bir daha görmek

Uzun, uzun bir gecede beklenen leylek

 

 

KARDA IŞILTILAR

Gece yağmaya başlayan kardan mı nedir?

Saklamak zorunda olduğum kocaman bir sevinç varmış gibi

Çok güzel şeyler söyleyecekmişim de

Söyleyemiyormuşum gibi dolu dolu yüreğim.

 

İnsanca bir gülümsemeye rastladım

Hıdrellez günlerinde salıncaklarda sallanan insanların

Gönülleri kadar hafif.

Baloncunun peşinden koşan çocuk yüreği gibi sevdalı

Al, yeşil, sarı balonlarımız olsun. N’olur diyen

Bağlara gidelim

Asma çardaklarda yatalım gecelerde

İsteyen sabahlasın, istediği kitapla

İncir, üzüm, nar, şeftali

Hepsi hepimizin diyen

Sevginin, dostluğun, arkadaşlığın dışında

Hiçbir anlama gelmeyen

İnsanca bir gülümsemeye rastladım

 

Merdivende verdiğin sarı kasımpatıyı unutmadım

Sevdiğim bir şiir kitabına taktım onu

Karıştı çiçeğin şiirlere.

Kolunu boynuma doluyorsun otobüste

Çocuğunu seven bir anne gibi

Yakınlığımız insanlığımızdan geliyor

Ne kadar insanlaşırsak

O kadar arkadaşız.

 

Kar dinmek bilmiyor dışarıda

                                                           (Karda Işıltılar)

 

 

SALTAK CAD. NO: 9

Kızıma bir ev tuttum

Önü çınarlı, havuzlu bir mahalle kahvesine bakan

Arkasında çiçekli, ağaçlı bahçeler

 

Bir divan, bir yatak, bir masa, iki sandalye

Bir de elbise dolabı.

Bilgisayarını kurduk salona

Bir de kitaplık taşıdım bizim işyerinden

 

Mutfak gereçleri aldı kendine

-Ağız tadını bozamaz çünkü güçlükler-

Kitaplarını, elbiselerini yerleştirdi, ilk yemeklerini yaptı

Başladı çalışmaya

Kutsal bir görevde gibi

Hiç kimsenin kendinden istemediği

 

Kim bilir ne okumalar bekliyor onu, ne deneyler

Taptığım beyin kıvrımları

Kim bilir daha ne kentlere götürecek bizi

Ne dünyalara karışacağız

 

Ben ardında

Fenerini yitirmemeye çalışan

Küçük,beyaz yelkenli.

 

 

DİP SEVGİ

Avucunun ırmaklarında akar yüreğim

Dolaşır iç sularında

Küçülür

Bir çift göz kalır karşında

Bağlanır bıkmadığı tek oyuncağa.

 

Elimden tutunca

Köşe pastahane

Çikolatalı pastalarla kandırır

Piyano öğreneyim diye.

 

O küçük taburedir aydınlık cehennemim

Dikteleri başaramam

Tuşlara vuran suçsuz kırmızılığı yüzümün

Kırar loşluğunu akşamın.

 

Ne sözler verdim kendime

Sana yaraşacağıma

Hep beni sevesin diye cehennem sevginle.

Ömrüm bir gülün yaprakları arasında geçer gibi

Dizkapaklarının kıvrımlarında geçsin diye

(Dip Sevgi)

 

 

UZUN YOL

Avuçlarımın arasında bir parça sudur yüzün

Açık deniz rüzgârlarına bakan

Kuzey yamaçların çilli meyvalarında

Aradığım

 

Bilinmez genlerin yüzdüğü göller içinde

Bir doğdum, Giritli bir ebenin ellerinde

Mor beyaz açmış afyon çiçekleriyle

Beklediğim

 

Cennet cennetler içinde bitmiyor kapıları

Çıktığım ceviz ağaçları ardımdan bakan

Çok gezdim, çok yitirdim dünyayı

Ayva turunç nar ortada kaldı

 

Peşimde üzünç bağlarının kırlangıcı

Renkli çamurlardan yuvamız saçak altında

Yanlış yerlerde bekledik güz güneşini

Kimse şıra kaynatmıyor bu bağlarda

 

Nice derelerden su içtim geldim yanına

Bakıp bakıp taşlarına niyet biçtim

İzlerinin savrulduğu toprakta

Ardındaki yolu yitirdim sandım

 

Sonunda içte bir ışıkmış ömrün pusulası

Sen yandıkça o da yanar bir yerinde

Gidecek yolun kalmadığında boşuna bekleme

Sorulara yanıt yoktur soğuk bir yürekte

 

 

ASMALARIN DANSI

Yağmurlu günlerde seviş benimle

Kuşlar çinko damı gagalarken

Tenimin kokusunu değiştiren yağmurlarda

 

Sıcak öğlesonralarında seviş benimle

Buhurlar tüterken tenimden

Yanan toprağın buğusu soluğumken

 

Bahar günleri dereboylarında seviş benimle

Kestane saçlarında kelebekler asılıyken

Yaz geceleri kurumuş dere yataklarında

Sıcak kumlar yatağımız, söğütler çatımız, duvarlarımızken

 

Ne olursa olsun seviş benimle

Dinlenmişliğin gücü kaslarında

İçinde ne varsa dökmenin hazzıyla saran

Sonra ilk kez görür gibi algılaman için

Her sabah öylece bırakayım seni dünyaya

© 2019 Tüm hakları saklıdır.
Matbaacılar Sitesi No:115 Bağcılar, İstanbul
iletişim
Boyut Pedia Kategoriler