Ülkü Tamer

Yayın tarihi: 21.07.2006
Mehmet Emin Yurdakul

Ülkü Tamer

 

 20 Şubat 1937 Gaziantep

Robert Kolej’de ve İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Enstitüsü’nde okudu. Özel tiyatrolarda çalıştı.

Çevirmenlik yaptı. Milliyet ve Karacan yayınlarını yönetti. Şiirleri, Varlık, Yeditepe, Yelken , Papirüs,

a, Yeni Dergi, Gösteri, Sanat Olayı gibi dergilerde yer aldı. Hikâyelerini derlediği “Allaben Öyküleri”

ile 1991 Yunus Nadi Öykü Armağanı’nı kazandı. Dünya edebiyatından yaptığı çeviriler yanı sıra çocuk

kitapları yazdı, gazetecilik yaptı. Anılarını, “Yaşamak Hatırlamaktır” adıyla kitaplaştırdı.

 

ŞİİR KİTAPLARI

Soğuk Otların Altında (1959), Gök Onları Yanıltmaz (1960), Ezra ile Gary (1962),

Virgülün Başından Geçenler (1965), İçime Çektiğim Hava Değil Gökyüzüdür (1966),

Sıragöller (1974), Kırağı Gemisi (Seçme Şiirler, 1981),

Yanardağın Üstündeki Kuş (Toplu şiirleri, 1986)

 

UTANÇ

Soğuk bir tül örtüyorlar üstümüze,

Sanki ölmek için beyaz bir uykusuzluk;

Belki utanmasak bizi bırakacaklar,

Terliyoruz, tırnaklarımdan damlıyor kan

Onun üstüne,

Soğuk bir tül örtüyorlar üstümüze.

 

Hangi odaya saklansak şimdi onlar,

Hangi sokaklara çıksak ölüm;

Girildikçe biten sevişmemiz onlar yüzünden,

Ne zaman boynuna uzansam ölüm kokuyor

Yalnızlıktan, o yalnızlık,

Kelimesi artık şiirde unutulan.

(Soğuk Otların Altında)

 

 

BRUEGEL

Gökyüzü ayaklarımın ucundan başlıyor.

Köpeklerin bakışlarında birer keman tadı.

Avcılar ve kuşlar avdan dönüyor.

Zaten her yanda hüzün görülür

Uzakta çocuklar kayıyorsa,

Kızaklar tahtadan yapılmışsa,

Kar dinmişse, avdan dönüyorsa avcılar,

İnsan anlamışsa ansızın, başladığını

Gökyüzünün, ayaklarının ucunda.

 

Kuş tüyleriyle kaplıdır burunları

Birer sirk emeklisine benzeyen avcıların;

Soluk alır, tüy verirler yorulunca,

Yürekleri birleşir, geniş bir av ülkesi olur,

İçinde tazılar yaban ördeklerini,

Çantalı okullular kar tanelerini avlar.

Norveç’in nüfusunu bilir de okullular

Karın nüfusunu bilmezler nedense.

Zaten her zaman hüzün bulunur biraz.

Norveç’den söz açan şiirlerde.

 

Gökyüzü ayaklarımın ucundan başlıyor.

Ağzımın kemiğinde dağınık bir şiir tadı.

Gürgenler ve kayınlar avdan dönüyor.

Sırtsız atmacalar çizerdim şimdi

Bir kayığın yelkeni geçseydi elime;

Unutmazdım, yelkenin bir köşesine

Tabut başlı bir avcı yerleştirirdim.

 

İçime çektiğim hava değil, gökyüzüdür.

(İçime Çektiğim Hava Değil Gökyüzüdür)

 

 

YAZIN BİTTİĞİ

Yazın bittiği her yerde söylenir.

Böyle kırmızı kalkan görülmemiştir

Ölüleri örten yapraklardan başka

Çünkü sahiden yaz bitmiştir,

Göle bakmaktan usanır insan,

Koru tutmaktan, yol gözlemekten;

Çadırlar toplanır, yaralar sarılır;

Durgun bir yolculuk, uzun bir şapka

Artık yaprakları beklemektedir.

 

Aşk mıdır kış gelince başlayan

Beyaz bir kılıçla yürüyen aşka...

Bırakmaz olur kuşlarını ülkeler,

Yazın her yerde bittiği söylenir;

Yorgunluklar çoğalır silâhlardan sonra;

Kardan mezarları görülür ıssızlığın

Ölü öpüşlerin koyuluğuyla...

Aşk kalmıştır otlarda yılı götüren,

Cesur savaşçıları taşıyan kışa.

 

Her yerde yazın bittiği söylenir,

Çürür çiçeklere yapışan kanlar;

Belki uzaktan iki atlı yaklaşır,

Belki yakından iki yaprak kalkar;

Akşamın örtüsü derelerde yıkanır,

Gökyüzünü görünce gecenin devi

Çıkarıp şapkasından yıldızlar saçar,

Cüceler bunu bilir, gürgenler bilir,

Aşkın uyumadığı her yerde söylenir.

(Gök Onları Yanıltmaz)

 

 

BEN SANA TEŞEKKÜR EDERİM

Ben sana teşekkür ederim, beni sen öptün,

Ben uyurken benim alnımdan beni sen öptün;

Serinlik vurdun korulara, canlandı serçelerim;

Sen mavi bir tilkiydin, binmiştin mavi ata,

Ben belki dün ölmüştüm, belki de geçen hafta.

 

Sen bana çok güzeldin, senin ayakların da.

(Soğuk Otların Altında)

 

 

UYKU

Bana çiçek gönderme

Bir kuş ağacı gönder

Dallarında gezinsin

Kül rengi güvercinler

 

Konsunlar yastığıma

Uyutmak için beni

Sırtlarında kuş tüyü

Gagalarında ninni

 

Kaldırıp yatağımı

Uçursunlar göklere

Kendimi yıldızlarda

Bulayım birdenbire

 

Bana çiçek gönderme

Bir kuş ağacı gönder

Alnıma dokunanlar

İyileşmiş desinler

(Sıragöller)

 

 

GECELEYİN

Geceleyin karanlıkta

Suya attım ben sesimi

Türkü oldu birdenbire

Denizinden geçen gemi

 

Geceleyin karanlıkta

Gülümsedim buluta ben

Saçlarına düşen yağmur

Gökkuşağı oldu birden

 

Geceleyin karanlıkta

Yıldız tuttum gök içinde

Işığını sana vurdu

Bir gül açtı yüreğinde

(Kırağı Gemisi)

 

 

SIRAGÖLLER

Haşhaş tarlaları arasından geçeceksin.

Beyaz ve mor haşhaşları havaya savurarak

Yeni bir afyon bulacaksın kendine.

İşte o zaman beni unutma,

Şairini, onun şiir yazan ellerini,

İçine dizilen sıragölleri,

Kendi kendine konuştuğun seni,

Her şeyi, hiçbir şeyi unutma.

 

Zakkumlar arasından bir şehre gireceksin,

Aşk şiirleri, tabiat şiirleri, tarih şiirleri düşünerek

Bir dinamit yapacaksın kendine.

Korkma, ateşle onu,

Öldürecek nice balıklar vardır sularında,

Patlamayla dirilecek nice balıklar vardır.

İşte o zaman an beni, yaşa beni,

İşte o zaman beni unutma.

 

Hatırlanacak çok hüzünler bulacaksın,

Onların tohumunu havaya savurarak

Uzun bir yolculuk yaratacaksın kendine,

Her şeyin, hiçbir şeyin yolculuğu.

İşte o zaman an kendini,

Kıyılarda bile boğulan seni.

Bir saz kuşu olarak gezinen hayaletini,

Çeliğinden kemik oyan gövdeni.

 

İçinde bir kaçakçı yaşar senin,

Kayıkla dolaşır göllerinde,

Beynine tabanca ve şiir satar,

O kaçakçının bakışını sakın unutma.

(Sıragöller)

 

 

ÖKKEŞ’İN TÜRKÜSÜ

Ağa oğlu paşa oğlu

Önünde evinin yolu

Dilinde güneşin balı

Döşünde çiçeğin gülü

 

Ağaç sende kurt bendedir

Temmuz sende Mart bendedir

Yetmiş iki sırt bendedir

Her bir sırtta gurbet çulu

 

Senin elin para tutmuş

Benim elim kara tutmuş

Var içinde dara tutmuş

Ocağımı Tanrı kulu

 

Boyna urgan oldu kuşak

Küle kesti yorgan döşek

Yoksa dövüş mü dövüşek

N’olacak Ökkeş’in hali

 

 

KIRDA VURULANLARIN

TÜRKÜSÜ

Telef olduk kır içinde

Hançer idik kına döndük

Tane iken nar içinde

Kuru otta cana döndük

 

Bes Allah’a kullar idik

Toprak bizim beller idik

Ne biliriz eller idik

O toprakta sona döndük

 

Felek kırdı cümlemizi

Kilitledi sılamızı

Kurar iken kalemizi

Yıkılası hana döndük

 

Can alıcı yola çıktı

Yıldızımız gökten aktı

Su başında akşam vakti

Soluklanan güne döndük

 

Ecel safa geldi dedik

Yası umut ile yuduk

Ölür iken on beş idik

Şimdi on beş bine döndük

(Yanardağın Üstündeki Kuş)

 

 

AFERİN VİRGÜL

Aferin virgül sana, sansara dikkat!

Bekçi gibi düdüğünü uzaktan çalıyor,

Uzaktan çiftliğe bir ölüm çiziyor,

Çiziyor bir mezar, kazıcısı ibikten,

Taşları tavuk tüyü, orduları ibikten,

Bir manga sansar almış, kümesi kaçır;

Çünkü aydede sansarı sevmiyor.

 

Virgül sana aferin, bence çok önemlisin,

Belki nokta değilsin, ama virgülsün;

Ödevimin sonuna nokta koyarım;

Sansarın boynuna ben silgi astım

Silsin diye burnuyla pençelerini,

Sen çok cesursun virgül, saklanmıyorsun,

Çünkü silgilerden hiç korkmuyorsun.

 

Sana aferin virgül, silgi sansarı sildi,

Bütün düşmanlar öldü, silgi de öldü;

Piliçler geri dönsün çiftçinin yatağından,

Tirenle geri dönsün, ördek şeftiren olsun,

Tavuklar bando çalsın, horoz da teftiş etsin,

Kazlar madalya versin, sana virgül aferin,

Çünkü sansara bile meydan okudun.

 

Mor bir kalem gelecek siz hepiniz uyurken,

Düşmanlar öldü diye mışıl mışıl uyurken,

Bir denizi kümesin duvarına çizecek,

Ben boğulunca defterler üzülecek,

Öğretmenime kızdım, kıskansın seni nokta,

Sana nişan takmadım, ama gücenme virgül,

Çünkü bu şiirim virgülle bitecek,

(Soğuk Otların Altında)

 

 

O ESKİ BİR GÜVERCİNDİ

O eski bir güvercindi gittikçe hatırlanan,

O eski bir güvercindi, uçması da iyiydi bana kalırsa

O eski bir güvercindi, çünkü tenhaydı şehirler,

Benim saçlarıma saklanırdı, benim saçlarım çalılara;

Onu görürdüm göllere girdiğimde, bıldırcın avladığımda akşama,

Gelir ateşime sokulurdu, o eski bir güvercindi,

Başka kimsecikler de yoktu galiba.

 

Bir başıma sevişen adam mıydım, ben neydim?

Silâhlarımı da severdim, güvercini de,

İnsanları da severdim, hiç görmemiştim oysa,

Ama ben insandım ya, o eski bir güvercindi,

O eski bir güvercindi her şeyi anlamaya.

 

Nasıl olduysa oldu, sardılar beni birden:

Kadınlar ve erkekler, kemikleri de ortada,

Anlamadım bir türlü, durmadan yürüdüler,

Durmadan toprak kazdılar, şapka giydiler;

Hürlük vardı, verdiler onu, istemek için yeniden,

Belki aldılar geri, beni bağladılar ama;

O eski bir güvercindi, şaşırdı olanlara.

 

O eski bir güvercindi, bıraktı beni onlara,

Götürmedi kanatlarından bir başka yalnız suya,

Geçti çocuk gölgelerinden, dönmedi artık,

Yapacak işleri vardı utanmaktan başka

                                                                       (Soğuk Otların Altında)

 

 

TARLA KUŞU

Ölüler geçiyor tarla kuşundan,

gagasından, kanatlarından,

tarlasından.

 

Düşünüyor tarla kuşu:

ölüm acaba bir tohum muydu?

 

Dalgalara tükürsen

bire bin verir deniz,

bu kan neleri çoğaltacak?

(Sıragöller)

 

 

 

ARALIK OCAK ŞUBAT

Bir kardan adam yapar seni

kutuptaki arkadaşım,

biraz güç de olsa havaya kaldırır

ve göğe fırlatmayı becerir.

 

Güney kutbundan atılan adam

burada kar olarak düşer,

onun beynini gezen üzgünlük

benim burnumun ucuna düşer.

(İçime Çektiğim Hava Değil Gökyüzüdür)

 

 

 

VİRGÜL ŞİİR YAZIYOR

Adını duymamıştır bir çok şairin,

Ama duysaydı severdi,

Adlarından bile sevilen bir çok şairin

Şiirlerini okusaydı severdi,

 

Chaucer, Lewis Carroll, Edward Lear,

Benim başkentim yalnız sizlersiniz,

Kim demiş Paris diye,

Bunu okusaydı Max Jacobu severdi,

Andrade ile Alberti ile Apollinaire de

Sevilir olurdu onun için,

 

Ama çiftçinin oğlu var ya,

İşte onun insanı sınıfta bıraktıran,

Açılmış bir şemsiyeye benzeyen kitabına

Ziya Gökalpi koymuşlar, bir,

Namık Kemali koymuşlar, iki,

Victor Hugoyu koymuşlar, üç,

Bu şairleri sevmek güç,

 

İnsanı korkutmayan Shakespearein bile

Bazı tuhaf şeylerini koymuşlar,

Ezra Pounddan derseniz hiç söz açmamışlar

Sağcı olduğu halde,

 

Okusaydı o şiirleri daha iyi yazardı,

Ama şimdi de kötü sayılmaz yaşına göre,

Tavşanların üşüdüğünü kim anlar

Serin bir çalının dibinde,

Kim yapar her yıl gelince kış

Çitlerin önünde bir kardan tavşan,

İyi olduğu söylenemez bu şiirlerin,

Ama toplum deyip o anda alkış alırken yaşıtları

Doğrusu kötü sayılmaz yaşına göre,

 

Çifçinin oğlu büyüyünce çiftçi olur,

Virgül sanırım şair olur,

Neden derseniz, hep havada biter şiirleri,

Sanki direğin tepesindeki elektrikçi

Düşerken havada durmuş biraz,

Şöyle bir çevresine bakınmış gibi,

(Virgülün Başından Geçenler)

Türk Şiir Antolojisi Şairler indeks U » Konu Başlıkları

© 2019 Tüm hakları saklıdır.
Matbaacılar Sitesi No:115 Bağcılar, İstanbul
iletişim
Boyut Pedia Kategoriler