Ziya Osman Saba

Yayın tarihi: 18.07.2006
Mehmet Emin Yurdakul

Ziya Osman Saba

 

 30 Mart 1910 İstanbul - 29 Ocak 1957 İstanbul

Duygu yüklü şiirleriyle tanınır. Galatasaray Lisesi'nde

okurken şiir yazmaya başladı. Öğrenimini İstanbul

Hukuk Fakültesi'nde tamamladı. Yedi Meşale

topluluğunun en genç şairi olarak gazete ve

dergilerde yazıları yayımlandı. Hece ve serbest vezinle

yazdığı şiirlerinde çocukluk anıları, ölüm, alın yazısı gibi

konuları inceledi.

 

ŞİİR KİTAPLARI

Sebil ve Güvercinler (1943), Geçen Zaman (1947), Nefes Almak (1957),

Geçen Zaman-Nefes Almak (Bütün şiirleri, 1974)

 

 

SEBİL VE GÜVERCİNLER

Çözülen bir demetten indiler birer birer,

Bırak, yorgun başları bu taşlarda uyusun.

Tutuşmuş ruhlarına bir damla gözyaşı sun,

Bir sebile döküldü bembeyaz güvercinler...

 

Nihayetsiz çöllerin üstünden hep beraber

Geçerken bulmadılar ne bir ot ne bir yosun,

Ürkmeden su içsinler yavaşça, susun, susun!

Bir sebile döküldü bembeyaz güvercinler...

 

En son şarkılarını dağıtarak rüzgâra,

Beyaz boyunlarını uzattılar taslara...

Bir damla suya hasret gideceklermiş meğer.

 

Şimdi bomboş sebilden selviler bir şey sorar,

Hatırlatır uzayan dem çekişleri rüzgâr

Mermer basamaklarda uçuşur beyaz tüyler.

                                               (Geçen Zaman)

 

BU VAKİTSİZ GİDEN YAZ

Bu vakitsiz giden yaz, erken inen akşamla,

Kapanmış pancurlara dayıyarak başını,

Dinle solgun bahçenin kalbe anlattığını,

Ağacın yaprak yaprak, havuzun damla damla.

 

Kuşlar sanki yaralı, benzin sararmış gamla,

Duymak güneşin, rengin bizi bıraktığını.

Günler günü vefasız leyleklerin akını.

-Ah uzak palmiyeler.. Kaçmak, seninle, yazla.

 

Çardak altları bitti, bitti üzümün tadı,

Artık ihtiyar çamlar, selviler saltanatı,

İşte bir kere daha haraboldu bahçeler.

 

Ürperen vücudunu yavaşça koluma ver.

Gözlerinde okunan bütün hüznü eylülün,

Karanlıktan, geceden, ölümden korkan gönlün.

                                                           (Geçen Zaman)

 

NE OLDU?

Odamız kararırken indirdiğin perdeler,

-Çarşının gittikçe artarken gürültüsü-

Gelip kenarına oturduğun minder,

Genç kızken işlediğin masa örtüsü,

Yeşil abajurlu lâmbamız,

Küçük sobamız,

Anlatsanız,

Ne oldu o geceler, eski akşamlarımız?

Beyaz elbiseler giydiğin zamanlar...

Niçin yazmadık bir yere satır satır,

Duvarlar! ne oldu konuştuklarımız?

Yüzünün pembeliği, saçlarının örgüsü.

Ben diyeyim: Kış şarkısı; sen de: Yaz türküsü..

Ne ettik ömrümüzü!..

                                                           (Geçen Zaman)

 

BÜTÜN SAADETLER

MÜMKÜNDÜR

Bütün saadetler mümkündür...

Şu kapının açılması,

İçeri girivermen,

Bahar, kuşlar, gündüz.

Ve bütün dünya

Bir an içinde gürültüsüz.

 

Bütün saadetler mümkündür...

Bahtsızların biraz gülümsemesi...

Körlerin gün görmesi,

Mümkündür bütün mucizeler...

Ana, baba, evlât, bütün kaybolanlar...

Ebedî bir sabahta buluşmamız bir daha.

 

Ölüler! hepimiz için yalvarın Allaha...

 

(Geçen Zaman)

 

AHRET

Bir garip dünyada ben yadırgadım yerimi.

Yıllardan sonra bir gün, görüp çektiklerimi,

Tanrım bir meleğine emredecek: “Yetişir!”

 

Gözlerimi o saat sessiz kapıyacağım.

Beni bekliyedursun bir kenarda yatağım;

Bütün yorgunluğumu alacak bir teneşir.

 

Bir yükü atmış gibi içimde bir hafiflik,

Oraya geçmek için aşacağım bir eşik,

Bir lahza tutacağım bana uzanan eli.

 

Bir el gözlerimdeki perdeyi sıyıracak.

Onları bulacağım... Ve annem şaşıracak:

“Oğlum! Ne kadar da büyümüş ben görmeyeli.”

(Geçen Zaman)

 

PATİK YAP, KUNDURACI

Patik yap, kunduracı, bol bol patik;

Bebeler için, ilk adımı atacak,

Çocuklar için, koşacak oynıyacak..

Terzi abla, minimini elbise dik,

Yazlık, kışlık, mevsimlik,

Saçlarına kurdelâ,

Bileklerine bilezik...

Ama şu dünya hâli, bin türlü kaza, belâ,

Ama bunca hastalık, gıdasızlık, verem;

Tabutçu, ölçünü büyük tut, büyük!

Çocukların öldüğünü istemem...

(Nefes Almak)

 

BEYAZ EV

Gözlerimin önünde hep aynı beyaz ev.

Her dağ yamacına kurduğum,

Beliren her su kenarında,

Pembe damlı, yeşil pancurlu, balkonlu,

Balkonuna tırmanan sarmaşık.

Gece, pencerelerinden sızacak ışık,

Kışın tütecek bacası.

 

Kapıyı ittiğinde çalacak bir çıngırak.

-Duyuyorum o sesi şimdiden, berrak-

Geçeceğin yol, çıkacağın üç basamak,

Ellerinden sıyırıp atacağın eldiven,

Her hâlin, gülüşün, kokun, bütün ruhunla sen!

Ah, bütün bir ömür bırakmıyacağım el,

Okşıyacağım saç, dinliyeceğim ses,

Bakmakla doymıyacağım yüz...

 

Açık pancurlardan o gün dolacak gündüz,

O günkü hava,

Bir kapıyı açman, dolaşman sofada.

Şaşıracağım: Böyle gezinen kim?

-Evim! Evim!.. Ellerimle asacağım

Camlarına perdelerini.

Yatak odasında düşüneceğiz bir an

İki kişilik karyolanın yerini...

Yatak odamız, yemek odası, kiler,

Raflarında ellerinle yapılmış reçeller.

Karşı karşıya oturacağımız sofra,

Sürahide ışıldıyan su,

Yazın, rüzgâra koyacağımız testi;

Senin yatacağın öğle uykusu...

Sararacak bir yandan çardaktaki üzümler,

Kâh esecek rüzgâr, kâh dinliyeceğiz yağmuru,

Kâh karlarla bembeyaz kesilecek çimenler.

Hep geçireceğiz içimizden:

Hayat beraber, ölüm beraber...

Şu göklerin altında,

Olacağız o kadar bahtiyar

Ki çıkıp mezarlarından annemiz, babamız da,

Beyaz evimize yerleşecekler,

Uzun kış geceleri onlar da aramızda

Göz göze bakışacak, mangalı eşecekler

 

(Geçen Zaman)

 

SABAHIN DÖRDÜ

Saat, sabahın dördü.

Rüzgâr çığlığı, kedi miyavlaması,

Yeniden başlıyan çocuk ağlaması.

Uyanan kim? Kim öksürdü?

 

Kavuşmak üzereyiz aydınlığa...

İlk kapı açılıp kapanması.

Et kamyonu, çöp arabası,

Bir gün daha!..

(Geçen Zaman)

 

KİM BİLİR

İlk yağmur damlası düştü

Kuru yapraklarına güzün.

Ardında kış kıyamet,

Dert, hüzün.

 

Alınyazısı hepsi... Kısmet...

Ha yazı ha kışı geceyle gündüzün,

Kim bilir kaç günü kaldı

Ömrümüzün?

(Nefes Almak)

 

NEFES ALMAK

Nefes almak, içten içe, derin derin,

Taze, ılık, serin,

Duymak havayı bağrında.

 

Nefes almak, her sabah uyanık.

Ağaran güne penceren açık.

Bir ağaç gölgesinde, bir su kenarında.

 

Üstünde gökyüzü, ufuklara karşı.

Senin her yer: Caddeler, meydan, çarşı...

Kardeşim, nefes alıyorsun ya!

 

Koklar gibi maviliği, rüzgârı öper gibi,

Ananın südünü emer gibi,

Kana kana, doya doya...

 

Nefes almak, kolunda bir sevgili,

Kırlarda, bütün bir pazar tatili.

Bahar, yaz, kış.

 

Nefes almak, akşam, iş bitince,

Çoluk çocuğunla artık bütün gece,

Nefesin nefeslerine karışmış.

 

Yatakta rahat, unutmuş, uykulu,

Yanında karına uzatıp bir kolu,

Nefes almak.

 

O dolup boşalan göğse...

Uyumak, sevmek nefes nefese,

Kalkıp adım atmak, tutup ıslık çalmak.

 

Sürahide, ışıl ışıl, içilecek su.

Deniz kokusu, toprak kokusu, çiçek kokusu.

Yüzüme vuran ışık, kulağıma gelen ses.

 

Ah, bütün sevdiklerim, her şey, herkes...

Anlıyorum, birbirinden mukaddes,

Alıp verdiğim her nefes.

(Nefes Almak)

 

SESSİZLİK

Biz o kadar; o kadar ağladık ki beraber,

Gözyaşları doldurdu avucumu şimdilik.

Şimdilik uzun uzun, bambaşka bir sessizlik

Yavaşça alçalarak, yavaşça bizi dinler.

 

Etrafta kalan sesler kesildi birer birer.

Hatırlamaz olmuşum, herşey uzakta, silik.

Yalnız senin vücudun... Ah işte bir içimlik

Bir su gibi ellerin avucumda serinler.

 

Vücudunun gölgesi bak yerde gölgemle bir,

Yeni bir nefes gibi sessizlik göğsümdedir.

Sessizlik içerime doluyor yudum yudum.

 

Dolu bir yelken gibi göğsümde genişleyiş,

Ve öyle için için, ve öyle geniş geniş.

Ben hiçbir şey duymadan, ben yalnız seviyorum.

 

                                                      (Geçen Zaman)

 

YETİŞİR

Beni hatırladıkça,

Arasıra gönlümü al.

Sokakta görünce, gülümse,

Yanıma yaklaş,

Az elin elimde kal.

 

Evine misafir geleyim,

Kahvemi sen pişir.

Taze doldurulmuş sürahiden

Bir bardak su ver

Yetişir...

(Geçen Zaman)

 

KANAT

Ey bulutları uçuşan gök,

Kokusunu duyduğum bahar,

Ey gözlerden saklı tabiat.

Beklemek neye yarar? -Rüzgâr,

Mesafeleri içime dök!

Gideyim bırak beni hayat,

Gideyim... Tren, gemi, kanat...

 

                               (Geçen Zaman)

 

BİR YER DÜŞÜNÜYORUM

Bir yer düşünüyorum, yemyeşil,

Bilemem, neresinde yurdun.

Bir ev günlük güneşlik,

Çiçekler içinde memnun.

 

Bahçe kapısına varmadan daha,

Baygın kokusu ıhlamurun.

Gölgesinde bir sıra, der gibi:

-Oturun!

 

Haydi çocuklar, haydi,

Salıncakları kurun!

Başka dallarsa, eğilmiş:

-Yemişlerimizden buyurun!

 

Rüzgâr esmez, konuşur:

-Uçurtmalar uçun, çamaşırlar kuruyun.

Mesut olun, yaşayın,

Ana baba evlât torun...

(Nefes Almak)

 

DİLEK

Mesut olmuş görmek isterdim hepinizi.

Her bahar gününde, dertliyi, ümitsizi.

Terfi etmiş memur, sınıf geçmiş öğrenci,

Kadını, erkeği, yaşlısı, genci.

Bir bayram sevinciyle, kol kola, sokaklarda.

Su başlarında, ağaç altlarında, parklarda,

Sevgililer, baş başa, muratlarına ermiş.

Çocuklar, el ele, bir halka oluvermiş.

Görmek isterdim camlardan, odalarda oturmuş,

Radyoyu açmış, küçük sofrayı kurmuş.

Yol, meydan, dere, tepe, dağ, bayır, kır...

Vapurlar, limanlarda, yola çıkmaya hazır.

Gazinolar, plajlar, sinemalar açık.

Her dilden bir şarkı, her dudakta bir ıslık.

Ne yoksul ahı, ne dul hıçkırığı, ne hasta iniltisi,

Mesut olmuş görmek isterdim hepinizi!..

 

(Nefes Almak)

 

BEYAZ

Bir bademin altına, yorgun, oturmak biraz,

Ayrı ayrı seyretmek çiçek açmış her dalı.

Artık bütün renklerden, artık uzaklaşmalı;

Beyaz işte, aylardır gözümde tüten beyaz.

 

Kış bitti... Uzaklarda ilk ümitler gibi yaz,

Duyuyorum bu sabah, kış içimden çıkalı,

İçimin dört duvarı bembeyaz badanalı,

Ah, sade nefes almak, göğsüme dolan bu haz...

 

Bir kuş ötecek şimdi... Havada bir durgunluk,

Mermeriyle konuşan açık kalmış bir musluk,

Beyaz çiçeklerini tektük düşüren kiraz.

 

Bahar pınarlarından içime damlıyan su,

Bembeyaz çiçeklerin ıslak, temiz kokusu,

Kış bitti... Uzaklarda ilk ümitler gibi beyaz

(Geçen Zaman)

Türk Şiir Antolojisi Şairler indeks Z » Konu Başlıkları

© 2019 Tüm hakları saklıdır.
Matbaacılar Sitesi No:115 Bağcılar, İstanbul
iletişim
Boyut Pedia Kategoriler