Ankara 1910-2003

Yayın tarihi: 08.08.2006
ANKARA 1910–2003

ANKARA 1910–2003

 

ANKARA’DA MİMARLIĞIN BİR YÜZYILI Ankara, en azından 16. yüzyıldan başlayarak 19. yüzyılın ikinci yarısındaki büyük endüstriyel Batı atılımına ve onun Osmanlı dünyasındaki yıkıcı yansımalarına dek, Anadolu’nun en önemli kentsel üretim merkeziydi. Ankara sofu adlı yünlü kumaşa dünyanın hemen her yerinde yoğun talep vardı. Bunun anlamı, kentin sözkonusu üretimle yaşamını kazanan varlıklı bir tür yerli burjuva grubunu barındırmasıdır. O dönemin Ankaralılar’ı, imalatta odaklanan yaşam kaynaklarının biçimlediği ekonomik bir rasyonalite geliştirmiş gibi gözükürler. Kentin inkar edilemeyecek zenginliğine oranla büyük anıtsal yapıları neredeyse hiç içermeyişi bu rasyonalitenin bir sonucu olmalıdır. Ankara’da uzun süre boyunca kaydadeğer gelişkinlik ve konfor standardına sahip bir konut mimarisi gelişecek, ama kamusal yapılar az masraflı yalın strüktürler olarak kalacaklardır.

 

Durum 19. yüzyıl sonlanırken değişmeye başlar. Önce kentin ekonomik güç kaynağı endüstriyel Batı ürünlerinin kitlesel akışıyla çöker. Ardından ise, kente demiryolu ulaşarak, Ankara yitirdiği önemini bu kez önemli bir ulaştırma noktası haline gelmesinden ötürü kısmen geri kazanır. Ancak, bunun mimari anlamda devrimsel bir değişim olduğu düşünülmemelidir. Sadece, hükümet konağı, kışla ve lise gibi birkaç büyük resmi yapı inşa edilir, o kadar. Ankara mimarlığının dönüm noktası, siyasal gelişmelerle de ilginç biçimde koşut olarak, İttihat Terakki Kulübü binasının yapımına başlanmasıdır. Bu yapı İstiklal Savaşı başlarken hala tamamlanabilmiş değildir; ama, Büyük Millet Meclisi binası olarak yeniden işlevlendirilerek, Türk insanının imgelemindeki en bilindik yapıya dönüşür.

 

Meclis yapısıyla birlikte kabaca 1930’a dek sürecek bir mimari dönem başlar. Birinci Ulusal Mimarlık dönemi olarak adlandırılması genelleşmiş bu dönem, her yerden çok Ankara merkezli bir etkinlikle karakterize olur. Kentin ilk kamu yapıları, okullar ve Kızılay gibi yeni semtler hep bu anlayışta yapılarla inşa edilirler. Dönem, uluslaşma ile modernleşmenin elele yürüdüğü bir dönemdir. Buysa, başkenti hem Modernleşme projelerinin, hem de tarihselci bir romantizmin odağı yapar.

 

1920’lerin sonlarından başlayarak Türkiye mimarlık sahnesi yeniden değişim eğilimleri göstermeye başladığında, Ankara öncü nokta olacaktır. Kenti modern Türkiye’nin vitrini yapmaya koyulan Erken Cumhuriyet yönetimi, bunu Jansen’e yeni bir kent planı ısmarlayarak kapsamlı bir çerçeve içinde gerçekleştirmeyi öngörür. Önceki planlama çalışmalarından çok daha geniş ölçekli olan bu plan, içinde uluslararası Modernizm’in ürünlerinin yeşereceği ortamı tanımlar. Aynı yıllarda çok sayıda Avrupa kökenli mimar Türkiye’de yapı gerçekleştirme olanağı bulacaktır. Sözkonusu mimarların neredeyse tümü öncelikle Ankara için tasarlamışlardır. Kuşkusuz, bu yabancı mimar ithalatının bütün bileşenleri aynı önemde değillerdir. Kimileri, örneğin, Örley ve Post ikincil önemde kişiliklerdir. Holzmeister gibi bazıları anıtsal bir “modernimsi” kimlik taşırlar; ancak, Taut gibi gerçek Modernist ustalar da burada rol oynayabilmişlerdir. Dönemin en önemli Türk mimarları da burada ürün verirler. Bunların arasında Seyfi Arkan ve Sedad Hakkı Eldem de vardır. O yılların simgesel önem atfedilen gar, okul, sergievi, paraşüt kulesi, stadyum türünden göstergelerinin de yine Türkiye’deki en başarılı örnekleri burada yapılacaktır.

 

Türkiye’nin bu ilginç Modernist dönemi 1930’ların sonlarında yeni bir gelenekselci-tarihselci değişim rüzgarıyla karşılaşır. 1910’lardakinden farklı, daha yalınlaştırılmış ve özellikle kubbe gibi simgelerden arındırılmış, ama yine anıtsal bir tarihselciliktir gündeme gelen. Ankara bu yönelimin Türkiye’deki neredeyse tüm önemli örneklerini barındırır. Başta Anıtkabir böyledir. Saracoğlu Mahallesi, A.Ü. Fen Fakültesi, Opera dönemin diğer kaydadeğer ürünleridir.

 

1950’ler Türkiye’nin politik tercihleriyle birlikte mimari yönelimini de başka mecralara sokar. Önce merkezi yönetim, sonraki elli yıl boyunca giderek azaltacağı mimari rolünü küçültür. Artık Türkiye’nin en büyük ve ilginç yapıları devlet tarafından yaptırılmamaktadır. Devlet eski iş dağıtım mekanizmalarını da değiştirir. Yabancı mimarlar yavaş yavaş sahneden silinirler. Kamu yapıları 1970’lere dek artan oranda yarışma mekanizmasıyla tasarlanacaktır. Bu mekanizma ise, önceleri yaratıcı bir rekabet tanımlasa da, 1960’lardan itibaren fosilleşir. Hep aynı tür tasarımların sürekli yinelendiği planlamanın 1/200 ölçeğini aşamayıp yapı detaylarının içeriksiz bir standarda oturtulduğu bir mimari ortama (yarışma mimarisine) doğru evrilir. Bu yıllarda çok sayıda, ama çoğu uzun uzun irdelenmeyi gerektirmeyecek nitelikte yapı yapılacaktır.

 

1980’ler kamunun yapı üretim alanından iyice çekilmesini getirir. Devlet az ve ucuz yapı yaptırmakta, yarışma hiç açmamaktadır. Ankara mimarlık sahnesinin ekonomik bir bunalım yaşamaya başlamasıdır bu. Yeni ekonomik düzen özel sektör ağırlıklı olduğu gibi, dünya ekonomi odaklarına çok daha iyi eklemlenen İstanbul’un da yararına çalışmaktadır. Ankara, 1920’lerden 1980’lere dek ülkenin mimari devinimini denetleyebilmişken, ağırlık İstanbul’a kaymıştır. Ancak, 2000’ler kimi erken göstergelerine bakılırsa, Ankara’nın da piyasa ekonomisi gerçeklerine alıştığını düşündürmektedir. Bu kentte de mimari hedefini artık kamuya ucuz hizmet vermekle sınırlı görmeyen gerçek bir “serbest” mimari üretim sektörü doğmuştur. Ankara, bir zamanlar, 16.-19. yüzyıl aralığında olduğu gibi, yeniden devlet kaynaklarını kestirmeden kullanmakla tariflenmeyen “sivil” bir mimarlık üretmeye koyulmuştur belki de.

 

 

Ankara 1910-2003 » Konu Başlıkları

© 2018 Tüm hakları saklıdır.
Matbaacılar Sitesi No:115 Bağcılar, İstanbul
iletişim
Boyut Pedia Kategoriler