Âbide-i Hürriyet ve Çevre Düzeni

Yayın tarihi: 25.07.2006

 

Âbide-i Hürriyet ve Çevre Düzeni

HÜRRİYET-İ EBEDİYE TEPESİ, ŞİŞLİ

MİMAR MUZAFFER BEY 1909-1911

 

Şişli’nin kuzeybatısında, Kağıthane vadisine bakan tepede konumlanan ve 31 Mart Olayları’nda yaşamlarını yitiren askerlerin defnedildiği bu anıt-mezar; 2. Meşrutiyet döneminin İstanbul’daki ilk mimari ürünü olmakla birlikte, Osmanlı başkentinde inşa edilmiş “ilk ulusal anıt” olma özelliğini de taşıyor.

 

Âbide’yi var eden süreç, Hürriyet Şehitleri için yapılan cenaze töreni kapsamında, cenazenin düzenlendiği alana “Hürriyet-i Ebediye Tepesi” adının verileceği ve burada hem şehitlerin hem de Osmanlı Meşrutiyetinin anısını “Âbide-i Hürriyet” adıyla cisimleştirecek bir anıt inşa edileceğinin duyurulmasıyla başlamış. Hemen ardından, Âbide’nin yapımından sorumlu olmak üzere Sultan 5. Mehmet Reşad’ın himayesinde çalışacak bir Âbide-i Hürriyet Komisyonu oluşturularak Âbide’nin projelerini elde etmek için bir yarışma düzenlendiği biliniyor. Dönemin yayınları, yarışmaya “çok sayıda mimarın katıldığını” aktarsa da, sadece beşinin adını öğrenebiliyoruz. Bunlar, dönemin ser-mimarı Vedat Bey (Tek); Kemalettin Bey, dönemin San’ayi-i Nefise Mektebi müdürü Alexandre Vallaury; Rum mimar Konstantinos Kiriakidis ve Sirkeci Büyük Postane’nin yapımında Vedat Bey’le birlikte çalışan mimar Muzaffer Bey. Yine dönem yayınlarından “beş gün zarfında” tamamlandığını öğrendiğimiz, ama yazık ki ayrıntılarını bilemediğimiz bu yarışma süreci sonunda Muzaffer Bey’in projesinin birinciliğe seçilmesiyle, Âbide’nin yapımına başlanmış. Âbide için “on, on beş lirayı mütecaviz bir meblağ” harcandığı ve bu miktarın “iane-i milli suretiyle”, yani halkın gönüllü bağışlarıyla elde edildiği dışında, yapım sürecine ilişkin bilebildiklerimiz de yine yazık ki çok değil.

 

Genel hatlarıyla betimlenecek olursa Âbide, köşeleri pahlanmış üçgen bir zemin, buradan merdivenlerle ulaşılan bir üst platformun merkezindeki bezemeli bir altıgen kaide ve bu kaidenin üzerinden yükselen bir top namlusu biçiminde tasarlanmış. Namlunun ön yüzünde, bir can simidi, gemi çıpası, süngülü tüfekler ve dalgalanan bayrak motiflerinden oluşan bronz bir plaka yer alıyor. Kaidenin merdivenleri karşılayan cephelerine, her biri bir şehit askerin adını taşıyan altıgen mühürler işlenmiş. Diğer üç cepheden doğu (ön) yüzde Sultan 5. Mehmed’in tuğrası, kuzey yüzde “Tarih-i istirdad-ı

Hürriyet - 10 temmuz 1324” ve güney yüzde “Timsal-i Meşrutiyet - 11 Temmuz 1325” kitabeleri okunuyor. Kitabelerin bulunduğu cephelerin alt bölümlerine, Âbide’nin altındaki bodrum mekanına ışık sağlayan bezemeli mermer ızgaralar yerleştirilmiş. Sözkonusu bodrum mekanı ise, yapının temel duvarlarının arası boş bırakılarak oluşturulmuş, içerden vitray bir kubbeyle örtülü üçgen planlı bir dinsel mekan. Şehit askerlerin lahitlerinin burada olması ve sol (batı) köşede bir mihrap bulunması nedeniyle bir türbe odası veya mescit niteliğindeki bu mekana, Âbide’nin ön (doğu) cephesinde, alnında “Makber-i şuheda-ı hürriyet” yazılı mermer bir kapının açıldığı tonoz örtülü bir merdivenle giriliyor. Bu tonoz girişin dış yüzeyine yerleştirilen basamaklarla, giriş kapısı sırtının bir tür kürsü ve/ya minber olarak da kullanılması sağlanmış.

 

Görüldüğü gibi, bir anıt olmakla birlikte hem bir türbe, hem bir mescit, hem de bir açık hava namazgahı işlevlerini kendinde toplayan Âbide; Mimar Vedad’ın (Tek) Sirkeci Büyük Postane binasının ardından, o yıllarda “şark usul-u mimarisi” olarak adlandırılan yeni mimari tavrın ikinci ürünü olarak  tanımlanarak yoğun bir medya ilgisi görmüş; bu ilgi kapsamında 1908 Devrimi ile 2. Meşrutiyet dönemini simgeleyen bir kült nesne olarak dönemin politik ikonografisinde önemli bir yer tutmuştu.

2. Meşrutiyet İlanı’nın üçüncü yıldönümü olan 24 Temmuz 1911’de, büyük bir törenle açılan Âbide’nin bulunduğu Hürriyet-i Ebediye Tepesi, Meşrutiyet kadrosunun “ulusal bayram” ilan ettiği 24 Temmuz kutlamalarında merkezi rol üstlenmekle birlikte, ilerleyen yıllarda  Mimar Kemalettin’in tasarımı olan Mahmud Şevket Paşa  Türbesi yanısıra, Mithat ve Talad Paşalar ile Midhad Şükrü Bleda, Eyüb Sabri Akgöl gibi İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin önde gelen isimlerinin buraya defnedilmesiyle, bir  “Jön Türk” mezarlığı niteliği kazandı.

 

Günümüzde, bu alan Çağlayan Köprülü Kavşağı, Şişli-Kağıthane Caddesi ile Birinci Çevre Yolu arasında kalarak özgün kentsel bağlantılarıyla topoğrafik niteliklerini büyük ölçüde yitirmiştir.

 

Istanbul 1900-1950 » Konu Başlıkları

© 2018 Tüm hakları saklıdır.
Matbaacılar Sitesi No:115 Bağcılar, İstanbul
iletişim
Boyut Pedia Kategoriler