Amsterdam 1900-2000

Yayın tarihi: 08.08.2006
AMSTERDAM 1900–2000

AMSTERDAM 1900–2000

 

Amsterdam Avrupa’nın görece olarak küçük metropollerinden biri. 20. yüzyıla dek önemli bir mimarlık merkezi olduğu söylenemez. Ancak, bu daha çok anıtsal/kamusal mimarlık için geçerli bir yargıdır. Özel mekanın biçimlenişi bağlamında kentin dikkate değer bir tarihi vardır. Sözgelimi, 17. yüzyılda Hollanda Asya ticaretinin getirileriyle zenginleşip Altın Çağ’ını yaşarken, bu kentin de burjuva konutu sorunuyla yakından meşgul olduğu görülüyor. Hatta, yeni bir konfor standardının tanımlanmasında Amsterdam kentlilerinin devrimci bir rol oynadığı bile iddia edilebilir. Ne var ki, bu atılım etkileri Hollanda’nın sınırları dışında hissedilen bir gelişme olmaktan çok, yerel bir olgudur. Amsterdam’ın mimari açıdan önem kazanması için geç 19. yüzyılı beklemek gerekir. Bu erken dönemde özellikle tek bir kişinin rolü ön plana çıkar. Berlage, ülkenin uluslararası üne ve etkinliğe sahip ilk mimarıdır. Bugün bile Hollanda için Berlage bir tür milat tanımlar. Kimi Modern Mimarlık ilkeleri, örneğin, malzeme ve tekniğin rasyonel ve dürüst kullanımı ilk olarak onun yapılarında, hepsinden önce de Amsterdam Borsası’nda ortaya çıkmış ve uygulanmıştır. Berlage Amsterdam merkezli etkinliğiyle 1920’lerin sonuna dek ortamı belirlemiş, öte yandan da ABD’de beliren gelişmelerle Avrupa mimarlık çevrelerini tanıştırma konusunda öncü olmuştur. Wright’ın ve Sullivan’ın yapıtının önemini Avrupa’da ilk farkedenler bu nedenle Amsterdamlılar olmuştur. Wendingen dergisi, Wasmuth’un ünlü portfolyosundan sonra Wright’ın ürünlerini Avrupa’da yayımlayan ikinci yayındır.

 

1910’larda Hollanda sanat ve tasarım manzarasını etkileyen en önemli yönelim Theo Van Doesburg’un önderliğindeki De Stijl akımı olacaktır. Fakat, De Stijl çok az inşa edilmiş mimari yapıt ortaya koyabildiği gibi, Amsterdam’da da hiçbir ürün vermemiştir. Amsterdam’ı dünya çapında dikkate değer bir merkez kılan ilk akım Amsterdam Okulu adıyla anılacak olan Ekspresyonist yönelimdir. Hemen Birinci Dünya Savaşı’nın ardından çalışmaya başlayan akım yandaşları, kenti toplu konuttan büro binasına uzanan çeşitlilik ve ölçekte sayısız yapıyla donatırlar. Akımın De Klerk ve P. Kramer gibi en önemli adlarının bu kent dışında neredeyse hiç binaları yoktur. Amsterdam Okulu özellikle etkili biçimsel sonuçlar üretmekle ilgili, sanat yapıtıyla mimarlığı bütünleştirmeye eğilimli ve hemen hemen sadece ülkenin geleneksel malzemesi çıplak tuğlayı kullanan bir mimarlık geliştirirler. Bu mimarlık Birinci Dünya Savaşı sonrasında Alman Ekspresyonistleri’ni, örneğin, Mendelsohn’u yoğun biçimde etkileyecektir. İlginç olan, Amsterdam Okulu’nun bu başarılı etkinliğinin diğer önemli Hollanda kentlerini pek etkilememiş oluşudur. Minyatür boyutlardaki bu ülkenin çoğu önemli kenti Amsterdam Okulu’nun çabalarını görmezden gelmiş gibidir. Bunu ülkenin daha Ortaçağ’dan beri yerel özerkliği aşırı önemsemesine ve kentlerarası rekabetin ciddiyetine bağlamak mümkündür. Rotterdam, Delft, Groningen gibi kentler kendilerini Amsterdam’dan daha önemsiz görmeye hiç yanaşmamışlardır.

 

Ülkenin bu yapısal özelliğinin bir sonucu olarak, Modernist hareket gelip çattığında, örneğin, Rotterdam Amsterdam’dan daha aktif bir üretici odak olacaktır. Bu yönelim ülkeye Almanya ile olan yakın ilişkinin bir sonucu olarak taşınmış gibi gözükür. Adı bile Almanca’dan çeviriyle oluşturulmuştur. O yıllarda Almanca’da “Neues Bauen” diye adlandırılan Modernizm, Hollanda’da “Nieuw Bouwen” olacak, Almanca’da bir mimari ilke olarak “Neue Sachlichkeit” diye formüle edilen kavrama Hollandalılar “Nieuwe Zakelijheid” adını vereceklerdir. Bu ortak kökene karşın, yine de Amsterdam ve Rotterdam merkezli iki ayrı Hollanda Modernizmi’nden söz etmek olanaklıdır. Amsterdam’daki etkinliğin önderi “de 8” (Sekizler) grubudur. Rotterdam’dakilerden ayrı bir dergileri bile vardır. Ancak, Amsterdam Rotterdam kadar yoğun üretimde bulunan bir erken Modernist mimarlık merkezi sayılamaz. Kuşkusuz, Duiker’ın Açıkhava Okulu gibi birkaç gerçek Modernist başyapıta sahiptir. Ancak, Modernizm ile Amsterdam Okulu biri diğerini izleyen iki hareket olmaktan çok, eşzamanlı olarak manzarayı paylaşmış gibidirler.

 

Bu barış içinde birlikte yaşama durumu İkinci Dünya Savaşı ile biter. Savaş sonrasında tüm Avrupa gibi Hollanda da mimarlıkla ilgilenemeyecek kadar yoksullaşmıştır. Yalın sosyal konut siteleri dışında pek az yapı inşa edilebilecektir. Hollandalılar’ın mimari atılımı Aldo Van Eyck ve onun Team X’e katılımı ile birlikte 1950’lerin sonlarında başlar. Bir Amsterdamlı olan Van Eyck savaş öncesi Modernizmi’nin özellikle kentsel yaklaşımını kapsamlı bir eleştiri hedefi kılacak ve gelenekle tarihten yararlanmanın modern biçimleri üzerinde akıl yürütecektir. Giancarlo de Carlo ve Smitsonlar ile birlikte CIAM’ın yıkılışında azımsanmayacak bir rol oynamıştır. Onu dünya çapında önemli bir mimara dönüştürecek olan tartışmalı yapısı Yetimler Evi Amsterdam’dadır.

 

1970’ler Hollanda mimarlığının yeni bir kırılma noktasıdır. Hertzberger gibi önemli uluslararası figürler bu sırada ortaya çıkarlar. Ama, gerçek mimari patlama 1980’lerden başlayarak önce Koolhaas’ın, onun ardından da daha genç grupların (örneğin, UN Studio, MVRDV) ve genç kişiliklerin (örneğin Wiel Arets) belirişiyle yaşanır. Bunların çoğu Amsterdam’da üslenmişlerse de Amsterdamlı olmaktan çok artık dünya vatandaşıdırlar ve uluslararası sahnede aktif rol oynarlar. Amsterdam bugün cüssesine oranla müthiş ağırlıklı etkinlikte bulunan bir ülkenin şaşırtıcı zenginlikte mimari aktiviteye sahip kentidir.

 

Amsterdam 1900-2000 » Konu Başlıkları

© 2018 Tüm hakları saklıdır.
Matbaacılar Sitesi No:115 Bağcılar, İstanbul
iletişim
Boyut Pedia Kategoriler