Akupunkturun İyileştirici Etkisi

Yayın tarihi: 26.07.2006

Akupunkturun iyileştirici etkisi

 

Akupunkturun iyileştirici etkisi üzerindeki araştırmalar henüz kesin bir sonuca ulaşmadı. Akupunkturun yaşamsal enerji akışını kontrol ederek mi, yoksa ağrı giderici kimyasal maddeler salgılayarak mı hastalıkları iyileştirdiği henüz bilinmiyor. Ancak ne şekilde olursa olsun yararlı olduğu kesin.

 

Batılıların akupunkturu öğrenmelerinden bu yana, bilim adamları doğu mistisizminin yerine somut olayları oturtmaya çalışıyor. Ancak akupunkturun yararları konusunda bugüne dek yapılan klinik deneyler ne yazık ki somut bir sonuç vermekten çok uzak. Akupunkturun yararlı olduğu konusunda kimse kuşku duymuyor, ancak bu yararları ortaya çıkartacak mekanizma konusunda görüş birliği söz konusu değil. Bu mekanizmanın saptanması durumunda, akupunkturun denenmesi ve yaygın bir şekilde kullanılması mümkün olacak.

İlk başlarda doktorlar akupunkturun ''giriş kontrolu'' adı verilen bir kuram çerçevesinde yararlı olduğunu düşünüyorlardı. Bu inanışa göre; iğneler orta şiddetteki ağrı dürtülerini nakleden sinir liflerini uyarır.

Bu da bilinmeyen bir nedene bağlı olarak ağrı merkezinden gelen şiddetli ağrı sinyallerini keser veya bloke eder.

Ne var ki bu görüş iğneleri çıkarttıktan sonra ağrının niçin kesildiğini açıklamakta yetersiz kalıyor.

Akupunkturu sağlam bir temele oturtma çabaları ilk kez 1976 yılında başladı. Ontario'da Toronto Üniversitesi'nden Bruce Pomeranz adında bir sinirbilimci, akupunkturun bir analjezik gibi etki ettiğini ortaya çıkarttı.

Pomeranz'a göre iğneler doğal bir ağrı kesici olan endorfin salgısını tetikliyordu.

 

Farelerin akupunktur ile ağrılara daha kolay dayandığını ortaya çıkartan Pomeranz, analjezik etkiyi nalokson adlı kimyasal bir madde ile -fareye enjekte ederek- bloke edebileceğini keşfetti. Nalokson endorfinin sinir hücrelerine bağlanmasını önleyen bir madde. İğne, kasa saplandığı zaman küçük sinir liflerini uyarır. Uyarılan sinir lifleri de orta-beyin ve hipotalamusa dürtü gönderir. Beynin bu bölgelerinde bulunan endorfinler ve endorfin benzeri maddeler ağrıyı kesmek üzere salgılanmaya başlar. 25 yıl sonra dünyanın dört bir yanında gerçekleştirilen ve sayıları 2000'i bulan deneyler endorfin kuramını destekler nitelikteydi.

Son yıllarda yapılan yeni bir çalışma, iğneyi nasıl sapladığınıza bağlı olarak, salgılanmakta olan morfine benzer maddelerin türünün de değiştiğini ortaya koydu. Geleneksel Çin Akupunkturu’nda, iğneler yerlerine saplı iken, bükerek veya minik darbeler vurarak farklı bir etkileşim içine girebileceğine inanılır.

Bugün, iğnelerin üzerinden alternatif akım gönderme yoluyla uygulanan ''elektroakupunktur'' denilen teknik, Geleneksel Çin Akupunkturu’na benzer bir etki yaratır.  Elektroakupunktur uygulamasında; alternatif akımın frekansı ile oynayarak, salgılanan uyuşturucunun türü değiştirilebilir. Örneğin alçak-frekans (2 Hertz) akımı, omuriliğin enkefalin ve orta beynin B-endorfin salgılamasını tetikler. Yüksek-frekans (100 Hertz) akımı, omuriliğin dinorfin salgılamasını sağlar.

Batıda akupunkturdan medet uman milyonlarca insan, konvansiyonel tıbbın geçiremediği ağrılarından bu yolla kurtulmayı umut etmektedir. Bu ağrıların başında sırt ağrıları, baş ağrıları ve osteoartritler gelmektedir. Ancak doğuda akupunktur daha yaygın bir şekilde kullanılmaktadır.

Pekin Üniversitesi'nden Sinirbilim Araştırma Bölümü şefi Han Ji-Şeng , akupunkturun endorfin salgısını tetikleme özelliğinden dolayı bağımlılık tedavisinde de kullanılabileceğine dikkat çekiyor.  Eroin bağımlılarının tedavisinde akupunkturun etkisini araştıran Han, işaret parmağı ile başparmak arasındaki derinin etli olan kısmına -Hoku noktası- iğnelerini saplayarak deneylerine başladı.

10 Hz'lik akımı 30 dakikalık sürelerde iki hafta boyunca her gün uyguladı. Eroinden uzak kalındığı sürelerde ortaya çıkan tipik mide bulantısı ve kalp çarpıntısı gibi semptomlar dinorfin sayesinde daha az zarar verdi.

 

Son yıllarda yapılan yeni bir çalışma, iğneyi nasıl sapladığınıza bağlı

olarak, akupunktur sırasında salgılanmakta olan morfine benzer

maddelerin türünün de değiştiğini ortaya koydu.

 

Birkaç hafta sonra ortaya çıkan şiddetle arzulama evresi veya ömür boyu devam eden kronik evrede, Han bağımlılara 2 Hz'lik akım uyguladı. Bu da endorfinin salgılanmasına yol açtı. Morfin veya eroin ile benzer şekilde etki eden endorfin hastanın kendini daha iyi hissetmesini sağladı. Ne yazık ki başka araştırma merkezlerinde sürdürülen çalışmalar Han'ın bulgularını desteklemiyor. Ayrıca sigarayı bırakmak isteyen kişilerde bu tekniğin pek işe yaramadığı görüldü. Ancak Han iddialarından vazgeçeceği benzemiyor. Gerçekten de akupunktur genlerin kendilerini ifade etme tarzını da etkiliyor. Han, son yaptığı deneyde Parkinson hastalığını simüle etmek için bir ön müdahale ile dopamin nöronları kesilmiş fareleri akupunktur ile tedavi etmeye çalıştı. Birkaç kez uygulanan iğne seanslarından sonra haberci RNA'ların spesifik bir türünde artış tespit etti. Haberci RNA'ların bu spesifik türüne kayıtlı kodlar, dopamin nöronlarının rejenerasyonunu sağlayan büyüme faktörlerini içeriyordu.

Genler ayrıca akupunkturun niçin bazı insanlara -akupunkturun yararına inanmış olsalar dahi- fayda sağlamadığını da açıklar. Han ve diğerlerine göre, konvansiyonel ilaçlarda olduğu gibi, bazı insanlar doğal olarak tedaviye yanıt verirken, bazıları yalnızca genetik yapılarından dolayı yanıt vermez. Han, ayrıca alçak ve yüksek frekanslı elektroakupunktur tedavisi gören 10 hasta üzerinde uyuşturucu salgısını ölçtü. Yarısı 2 Hz. frekansa yanıt verirken, 9 tanesi 100 Hz. frekansa yanıt verdi. Başka bir deyişle bir insan aynı anda hem dinorfin hem de enkefalin üretmiyordu. Han, hiçbir şekilde yanıt vermeyen kişileri incelediğinde üç cins uyuşturucu reseptörünün bir tanesinde hasar olması olasılığı üzerinde durdu. Dolayısıyla bu reseptörler ilgili maddeyi salgılamakla birlikte tepki vermiyor olabilirdi.

Diğer bir olasılık da bazı kişilerin genlerinden dolayı uyuşturucu salgılarını bloke eden bir maddeden çok büyük miktarlarda üretiyor olması. Bu madde kolesistokinin 8 (CCK8-safra kesesinin kasılmasına sebep olan bir hormon) olarak biliniyor. Eğer uyuşturucu maddeler akupunkturun Yin'i ise, bu da Yang'ı olabilir. Her akupunktur seansından sonra CCK8, ağrı kesici etkileri bütünüyle ortaya kaldırıncaya kadar birikim yapar. Bunun sonucunda akupunktur  toleransı oluşur. Akupunkturu etkileyen bir diğer etmen de iğnelerin nereye saplandığı ile ilgilidir. Çin geleneksel uygulamasına göre meridyenler üzerinde her akupunktur noktasının yeri ayrıntılı ve kesin bir şekilde belirtilmiştir. Burada amaç, tedavi edilecek bölgeye ait noktaların doğru seçilmesidir. Son yıllarda yapılan beyin taramalarından edinilen bilgiler de spesifik aku-noktalarının spesifik hedefleri olduğu tezini doğrulamaktadır. Irvine'da bulunan California Üniversitesi'nden radyolog Zang- hee Cho , küçük ayak parmağının üzerindeki aku- noktasının uyarılmasıyla geleneksel bağlamda göz hastalıklarının iyileşeceğine inanıldığını, ancak aynı merkezin beynin görsel korteksteki faaliyeti düzenlediğini söylemektedir. Cho, daha önce görmeyi başaramadığı bir nöral haritayı yeni yeni keşfettiğini belirtiyor:''Sinir sisteminin nasıl çalıştığını anlamadan önce meridyenler akupunkturu anlamaya yönelik bir araçtı. Beyindeki talamus ve cingulate girus bölgeleri ağrıyı nasıl algıladığımızı belirler. Endorfinler omurilik düzeyinde ağrıları bloke eder. Dolayısıyla sinyallerin beyne ulaşmasını engellemiş olur. Benim yaptığım çalışma, akupunkturun beyinde ağrıyı algılama merkezini kapattığını gösteriyor.''

Bütün bu çalışmalar akupunkturun nasıl etki yarattığı ile ilgili ortaya aydınlatıcı bilgiler çıkartmakla birlikte,bir tamamlayıcı tıp yöntemi olan akupunktur  kendini klinik olarak ispat etmek durumunda. Plasebo etkisini ortaya çıkartmak amacıyla yürütülen çalışmalar, plaseboların da endorfin salgısını tetiklediğini ve nalokson ile bloke edildiğini gösteriyor.

© 2018 Tüm hakları saklıdır.
Matbaacılar Sitesi No:115 Bağcılar, İstanbul
iletişim
Boyut Pedia Kategoriler