Tüm Zamanların Mimarı Olarak Alvaro Siza

Yayın tarihi: 02.08.2006
Tüm Zamanların Mimarı Olarak Alvaro Siza

Tüm Zamanların Mimarı Olarak Alvaro Siza

Defne Ülgüray*

 

Alvaro Siza mimarlığı, belki kendini ilk bakışta ele veren bir yol izlemez, ya da kendine hayran bırakmaz. Çünkü kullandığı dil, genellikle ne ilk defa karşımıza çıkan yepyeni bir teknolojiden yararlanmaktadır, ne de şehrin en çarpıcı mimari yapısı niteliğindedir. Aksine, karşımıza çıkan dil, bize fazla açılmayan, çevresinde bir hegemonya yaratmayı ve benmerkezci bir tavır takınmayı değil, alçakgönüllülüğü prensip edinmiştir. Mimarlık serüveninde zor olarak nitelendirilebilecek bu yolu tercih eden Siza, böylece stil ve kategorizasyon tartışmalarından da bir bakıma uzaklaşmış olur. Bazen mimari virtüözitesini kurban etmek pahasına oluşturduğu bu prensip, Siza’nın sofistike prestij yapılarında birinci tercih olma şansını azaltırken, mimarlığın daha çok hizmet adına önem taşıdığı yolda, onu “global mimar” kimliğiyle var etmeyi başarır.

 

Bu sayede 1970 ve 1980 yılları arasında Siza, Avrupa’da özellikle Almanya ve Hollanda’da yaşayan -çoğu Türk olmak üzere- göçmen aileler için yapılan konutların aranılan mimarı konumundadır.

 

Kendine herhangi bir mimari manifestoyu baz almaması ya da kişisel mimari kimliğini baskın bir biçimde öne çıkarmayışı, Siza’nın bölgesel değerler ve evrensel bütünlük arasındaki bağı, en büyük verisini topografyadan alarak rahatlıkla kurabilmesini sağlar. Bunun paralelinde, herhangi bir mimarlık yapıtının tasarım ya da inşaat aşamasında tam olarak bitirilemeyeceğini savunarak, belki de bilerek net olarak tanımlamadığı bazı mekanlarında ve binalarında son sözü kullanıcıya bırakır. Bu tavrı ile form-fonksiyonun lineer ilişkisini de reddederek, sadece ergonominin dominant unsur olarak değerlendirilişini, mimaride “karanlık dönemler” olarak nitelendirir.

 

Portekiz Porto’daki Carlos Ramos Pavyonu, mimarın tüm bu yöndeki prensiplerinin izlerini taşır. Mimarlık Fakültesi’nin bir bölümünü oluşturan duvarlarla çevrili bir bahçenin üç yapısından biri olan pavyon, alanın uzak bir köşesinde mevcut binalarla uyumlu ve eşitlikçi bir tavır içinde, öne çıkmamayı tercih ederek yer alır. Alvaro Siza, eğimsiz bir topografik yapısı olan arazide bulunan binada üç sergi salonunu açılı olarak bir araya getirerek bahçeyle bütünleşmeyi sağlamış, bir yandan da sergi salonlarının duruşlarıyla ortada sürprizli, bir yanı açık ve asimetrik bir avlu yaratarak saklı bir bahçe oluşturmuştur. Aynı zamanda binanın beyaz ve pürüzsüz yüzeyleri, kapı ve pencerelerin daha çok saçak gerilerine alınması ve kütle oyunları dışında başka yüzey süslemelerinden kaçınılması, Akdeniz mimarisinden esinlendiğini de düşündürür ki, bu da Siza’nın bölgesel değerlere olan bakış açısı göz önüne alınırsa olasıdır.

 

Ezici olmayan ölçekleriyle, her yüzeyin özenle ayrı kompozisyonlar yaratması ve dolayısıyla farklı algılamalar sağlanması, malzeme ve rengin tekdüze kullanımlarının yarattığı monotonluğu kırarak kendi içinde bir denge yaratmaktadır. Diğer yapılarında da aynı yaklaşımları tutarlı bir biçimde sürdürmesi, Siza’nın mimarlığını çoğu sınırlandırmalardan ve tartışmalardan uzaklaştırmakta. Bu çerçeve içinde, ilk bakışta belirli ve çok tanımlı, “otonom” denebilecek bir mimari dilinin olmayışı, aslında onun ustalığının kilit taşı olarak kabul edilebilir.

 

 

© 2019 Tüm hakları saklıdır.
Matbaacılar Sitesi No:115 Bağcılar, İstanbul
iletişim
Boyut Pedia Kategoriler