Sekiz Madde Alvaro Siza

Yayın tarihi: 02.08.2006
Sekiz Madde Alvaro Siza

Sekiz Madde Alvaro Siza

 

Mesleki çalışmalarımdan söz etmem isteniyor. Kısa cümlelerle, neredeyse rastgele yazdığım sekiz madde ile bunu açıklamaya çalışacağım.

 

1. Benim için tasarım süreci, araziye ayak bastığımda başlar (yapı programı ve işin koşulları o aşamada hemen her zaman belirsizdir).

 

Bazen de araziye gitmeden, arazi hakkındaki düşüncelerimden (bir tarif, bir fotoğraf, okuduğum bir yazı veya kulak misafiri olduğum bir konuşmadan) yola çıkarak tasarlamaya başlarım.

 

İlk eskizdeki düşüncelere işin sonuna kadar bağlı kalınacağını kastetmiyorum. Ama her şeyin bir başlama noktası vardır.

 

Arazi, olduğu haliyle ele alınacağı gibi, olabileceği veya olmak istediği halleriyle de ele alınabilir. Bunlar zıt durumlar olabilir, ama aralarında daima bir bağ vardır.

 

O ana kadar tasarladıklarımın (ve başkalarının da tasarladıklarının) çoğu, tasarımın ilk eskizlerinde belirmiştir. Öylesine ki, bunlarda araziye gönderme yapan pek az şey bulunur.

 

Hiç bir yer çöl değildir. Sakinlerden biri her zaman ben olabilirim.

 

Düzen, zıtlıkların bir araya getirilmesidir.

 

2. Tasarımlarımı cafelerde yaptığım, küçük işlerin mimarı olduğum söylenir (büyük ölçekli işler de yapmış biri olarak: Keşke böyle olmasaydı diyorum; çünkü bunlar en zorları).

Doğrudur, tasarımlarımı cafelerde yaparım. Ama Toulouse Lautrec gibi kabarelerde ya da bir Roma Ödülü adayı gibi harabelerin arasında değil.

 

Bir cafenin atmosferi insana esin vermez, ama dikkatini de dağıtmaz. Porto’da, anonim kalıp konsantre olabileceğiniz nadir yerlerindendir.

 

Bu tasarım yöntemini, toplantı masalarından, disiplinlerarası yaklaşımdan, telefondan, imar kurallarından, bilgisayarlardan veya prefabrik elemanlar kataloglarından kaçınmanın bir yolu olarak değil, çalışma koşullarının üstesinden gelmenin -evet, doğru deyim bu- yolu olarak görüyorum. (Bir çok cafenin müdavimi oldum, ama çayımla tostumun yanında özel bir ilgi görmeye başladığımı fark eder etmez hemen bir başka cafeye taşındım).

 

3. Son projelerimden bazılarını hazırlarken tasarladığım binalara yerleşecek kişilerden ve yöre sakinlerinden oluşan organize gruplarla uzun uzun tartıştım. Bu, benim için yeni bir şey değil. Başka koşullarda da böyle çalıştığım veya böyle çalışmayı tercih ettiğim olmuştur. Oysa 1947 Devrimi sonrasındaki Portekiz’de bu durum bir tercih meselesi değildi. Porto, Lizbon veya Aaarve gibi kentlerde konut edinme mücadelesi, konutun, mahallenin, hatta kooperatifin ölçeğini aşıyordu. Koca kenti etkisi altına alıyordu.

 

Kısa bir saptama: Bir akım bir kez bir yönteme dönüştü mü, dejenere olur ve arkasına saklanılabilecek bir mazeret, yabancılaştıran bir yatıştırıcı haline gelir. Arzuyu -hem bizim hem de başkalarının arzularını- yeniden tanımlama yürekliliğini yitirir.4. Hem eski hem yeni çalışmalarımın yörenin geleneksel mimarlığına dayandığı söyleniyor.

 

Bu binalar bile bende bir yapı ustasının duyacağı türden bir direnç uyandırıyor. Onun yoldan geçerken gördüklerini yargıladığındaki öfkeyi hissediyorum.

 

Gelenek, yeniliğe meydan okur. Tek tek eklenmiş yapı taşlarından oluşur.

 

Ben, hem tutucuyum hem de gelenekçiyim. Yani, çelişkiler, uzlaşmalar, melezleşme ve dönüşümler arasında hareket ederim.

 

5. Kimileri (aralarında yakın dostlarım da vardır), çalışmalarımı destekleyen bir kuram veya yöntemin olmadığını, yaptığım hiç bir işin yol gösterici veya öğretici olmadığını söylerler. Kendisini dalgalara bırakmış, ama her nasılsa batmayan bir tekne misali (bu benzetme de başkalarına ait).

 

Ben teknelerimin bordasını dalgaya vermem, en azından açık denizlerde bundan kaçınırım. Şimdiye dek, çok fazla hasar gördüler. Ben akıntıları, anaforları inceler, riske girmeden önce etrafımda güvenli bir koy olup olmadığını kontrol ederim.

 

Beni güvertede tek başıma yürürken görebilirsiniz. Tüm mürettebat ve araç gereç oradadır, ama kaptan bir hayalettir. Sadece kutup yıldızını görebildiğim anlarda asla dümene el sürmem. Ve kesin bir rota belirlemem. Rotalar belirsizdir.

 

6. Tasarladıklarımı kendi ellerimle inşa etmek istemem. Tek başıma tasarlamak da istemem. Bu, işi çok ruhsuz kılardı.Bedenin -elin, aklın ve her şeyin- sınırı tek bir insanın bedeninde bitmez. Hiç bir parça diğerinden bağımsız değildir.

 

7. Bitmemiş, inşasına ara verilmiş veya tasarladığımdan farklı biçimde uygulanmış işlerimin, bitmemişliğin estetiğini arayan sanat akımıyla veya açık yapıtlara duyduğum inançla hiç bir ilgisi yoktur. Onları o hale getiren, işi bitirme yolunda karşıma çıkan olanaksızlıklar veya üstesinden gelemediğim engellerdir.

 

8. Bir yapı ustası ile engebeli bir zemine nasıl 30x30’luk mozaik döşeyebileceğimizi tartışmıştık. Ben, yakınlardaki bir duvara göre diyagonal döşemeyi öneriyordum, o ise paralel döşemeyi. Ertesi gün şantiyeye gittiğimde bana “Haklıydın. Senin dediğin gibi yapmak daha kolay” demişti.

 

Onunla amacımız ortaktı: İnşaatı en pratik ve rasyonel biçimde tamamlamak istiyorduk. Parthenon’da, Chartres’da veya Casa Mila’da da durum böyleydi.

 

Ve bugün: Besbelli olan şeylerin büyülü yabancılığını, tuhaflığını yeniden keşfetmeliyiz.

 

 

 

 

 

© 2019 Tüm hakları saklıdır.
Matbaacılar Sitesi No:115 Bağcılar, İstanbul
iletişim
Boyut Pedia Kategoriler