Mimari Sahneye Kadınca Yaklaşım

Yayın tarihi: 02.08.2006
Mimari Sahneye Kadınca Yaklaşım

Mimari Sahneye Kadınca Yaklaşım

Itsuko Hasegawa

 

Deneyimlerim sonucunda Japonya’da çoğu insanın çevresini önemsediğini, günlük yaşamlarını etkileyen kamusal alanlarla ilgilendiğini ve bu mekanların tasarım aşamasında katılımcı olmak istediklerini anlıyorum. Mimarlar ve kent plancıları bu türden kaygıları yapılandırmakta yeterli değiller.Ben bireysel farklılıkları onaylayan yeni, esnek bir mimari sistemi ortaya koyma çabası içindeyim. Kamusal yapılara bakıldığında, tasarım resmi bir program dahilinde çizilen çerçeveyi izler. Bu tür bir program bireylerin ve kullanıcıların gerçek ihtiyaçlarına eğilmez ve onları soyutlama eğilimi içindedir. Böyle bir süreci takip eden bir tasarım sıradan ya da anıtsal ve gerçekliğe de duyarlı değildir.

 

Oysa kamu yapıları da kentin kendisi gibi, bireylerin farklılaşan ihtiyaçlarını karşılayabilen çok sayıda parçayı barındırabilmelidir. Sıklıkla kamu binası projeleri mimarların egolarını tatmin etmekte kullandıkları araçlardır ve bu yapıların toplumsal önemi onlara yüklenen sanatsal değerler tarafından pekiştirilir.

 

Bu yaklaşım bir anlamda Japon kentlerinin ele avuca sığmaz, kaotik yapısını kontrol eder gibidir, fakat bu kör güven kullanıcılar ile mal sahipleri arasında büyük çatlaklara yol açmaktadır.

 

Burada anlatılmak istenenlerin bir ucunda, rejyonalizm kökenli dar görüşlü talepler bulunmaktadır. Konut alanlarına ilişkin bir örnek vermek gerekirse, muhafazakar ve seçkin kimi kooperatif konutları vardır ki bunlar daha yeni bir yaşam üslubu adına tümüyle katı ve fiziksel bilinçsizlik içinde biçimlenmektedirler. Diğer uçta ise, insani değerleri önemsemeyen ve yaşamın anlamından uzak, mimarların tasarladığı evler yer almaktadır.

 

Japon kentlerinin mevcut karmaşası savaş sonrası demokrasinin sonucudur. Gerçek şu ki ekonominin yükselme sürecinde hükümetler tarafından yürütülen ve düşük tasarım kalitesine sahip büyük sivil yapılanma ve kentsel gelişim projeleri, ulusal birörnekliğin prototipleri içinde yerini bulamayan her şeyi dışlayarak ve sadece hiyerarşik karar-yapım süreçlerini izleyerek yol alır. Böylece Peter Cook’un “garbage” (çöp) adını verdiği kentsel çevreler ile karşı karşıya geliriz. 

 

1980’lerde Japonya’da merkez hükümet kentsel farklılık fikrini zorlamasına rağmen, daha sonra tümüyle merkeziyetçiliğe yöneldi ve yerel toplulukların merkez hükümete boyun eğmesi şeklinde daha da katılaştı. Yine de bazı topluluklar girişimci ruhu ile kendi gelişim planlarına başladılar, bir takım otoriteler ile işbirliği içine girdiler. Fujisawa’da vatandaşların katılımını aktif kılmaya çalışmamızın nedeni kentin bu ruha sahip olduğuna inandığımız içindi. Anladık ki bu tür bir iletişim toplumsalı inşa etmekte etkin bir araç olarak kullanılabilir. Hem mimarlar hem de vatandaşlar çağdaş uyuşmazlığı karşılıklı bir deneyime dönüştürebilir, birbirleri ile ilişkilenerek ortak bir geleceği oluşturmak için çeşitli materyalleri bir araya getirmenin mekaniklerini keşfedebilirler. Kısacası, kullanıcıların yapım aşamasında aktif kılınmasını kabul ederek, yeni bir süreci başlatmak zorundayız.

 

Fujisawa’daki Shonandai Kültür Merkezinde vatandaşlarla kurulan başarılı iletişime olanak veren bir diğer faktör de tasarımın rehberliğini yapan, “ikinci bir doğa olarak mimarlık” düşüncesinin bizim tarafımızdan da paylaşılıyor olmasıydı. Bizim kentlerimiz statik Avrupa kentlerinden farklıdır.İnsanoğlunun doğanın soyut formları olduğunu düşünüyoruz, bu nedenle mimari, topoğrafya, rüzgar, su gibi doğa fenomenleriyle ilişkisini muhafaza etmelidir. Mimarlık insanı zenginleştiren, maneviyatı muğlak, değişen mevsimleri, iklimleri barındıran bir araçtır. Bu benim şiirsel makine olarak adlandırdığım şeydir.

 

Benim mimari tutumum dogmatik değil, tutarlı bir “adhoc”tur, öyle ki aynı zamanda çatışma halindeki kavramların çoğunu kapsar. Mimari anlayışım çok kutuplu, pop rasyonalizm üzerine kurulu ve katı bir ulusalcılık içermiyor. Bu anlamda organize edilmemiş bir bilince sahip.

 

Dijital ve Dijital Olmayan Mimari

Tokyo’da tasarladığımız binalarda, Japonların “nerede gökkuşağı varsa, orada bir pazar vardır” sözündeki gibi, eski kentlerin asli imgelerine göndermeler yapan, kaotik kent mekanı ile yüzleşen doğal bir mimari geliştirmeye çalıştık. Ben bu binaları gökkuşağının hakimiyetini sembolize etmek ve formlarının metamorfozlarını tanımlamak için Gökkuşağı Yılanları olarak adlandırıyorum. Bunlar STM Evi, uçan meyve polenlerinin karmaşık formunu yineleyen Meyve Müzesi gibi ışığın yuttuğu; atmosfer olaylarını, iklimleri yansıtmak için sürekli formları değişen, muğlak bir şekilde çerçevelenmiş yapılardır.

 

Shonandai Kültür Merkezi’nde belli belirsiz bir doğanın hafızasını yeniden yaratmayı ve insanoğlunun hafızasına benzeyen doğanın görünmeyen yapılarına doğru yolculuklar yapmayı denedik. Bina mimarisi yeni bir doğa düzenini yaratmanın aracıdır. En asli düzeyde yaşamın sürekliliğine saygı duyan bir aracın ifadesi olarak doğanın anısını taşır. Bu anlamda mimariye hem çağdaş teknolojinin hem de manevi değerlerin sorumluluğunu taşıyan ikinci bir doğa olarak yaklaşmaktayım.

 

Mimaride “yeni bilim” olarak adlandırılan dramatik gelişmelere kayıtsız kalamayız. Moleküler biyolojide DNA’nın keşfi söz konusu ikinci doğanın önünü açtı. “Fuzzy logic” ve parçacıklar teorisi doğanın rastlantısal süreçlerde işlediğini ve bunun insan doğasının da bir karakteristiği olduğunu kanıtladı. Bu yeni bilinç bana Tokyo’nun karmaşık yapısı karşısında yeni bir tür düzen olarak kaosu ifade etmenin yollarını kazandırdı.

 

Bilgisayarların dijital süreçleri her şeyi yeniden düşünme ve yeniden kurgulama imkanı tanır ve bu nedenle rutin, elle yapılan çizim işleminden çok daha gerçekçidir.

 

Bilgisayar kullanımı bizim küçük atölyemizin ortamını değiştirdi, ekibi daha özgür düşünmeye ve yeni ifade yollarını aramaya, bulmaya teşvik etti. Bilgisayarı amaçlarımızı gerçekleştirmekte önemli bir teknolojik araç olarak düşünebiliriz.

 

Dijital ortamda müzik, şiir ve mimari yapaylaşıyor gibi görünüyor. Bu durumu dengelemek için, dijital olmayan iletişim metotlarını kullanıyoruz. Ham yani işlenmemiş olanı hep geri çağırabilmek için, mimari mekanın dokunumsuz ve kokusuz bir uzamda insan yaşamına yaklaşamayacağını düşündüğümüz için bunun gerekli olduğu inancındayız. Modern çağın uzmanlaşma hastalığına ve üretime verdiği önceliğe, geleneksel yöntemlere başvurarak meydan okumaktansa, modern vicdanın meyvesi gibi düşünebileceğimiz bilgisayarı kullanmak çok daha akıllıca görünmektedir. Biz bilgisayarı bilgi depolamak, grafik sunumları hazırlamak ve bazı tasarımların kavramsal açılımlarını sınamak ve mimarinin mekansal ve fiziksel karakterini kurgulamak için kullanmaktayız.

 

Bilgisayar düşüncelerinizi basit parçalara ayrıştırmaya yönlendirir. Aynı zamanda tüketici toplumunun sıradanlığını kırmak ve yaşamı yükseltmek istediğinizde, tıpkı bilimkurgudaki gibi, yaşama bakışın en genel kavrayışları ile dijital mekanizmaları bir araya getirerek, hayal gücünüzü genişletir. Bugün tümümüze yöneltilen soru, bu yeni bilgi alanını kullanarak, hayal gücümüzü mimariye dökmekte, bizi kuşatan çevrenin niteliğinde değişiklikler yapabilmekte ne kadar etkili olabileceğimizdir.

 

© 2019 Tüm hakları saklıdır.
Matbaacılar Sitesi No:115 Bağcılar, İstanbul
iletişim
Boyut Pedia Kategoriler