Mimarlık ile Tanışma

Yayın tarihi: 02.08.2006
Mimarlık ile Tanışma

Mimarlık ile Tanışma

Itsuko Hasegawa

 

Köyde büyüdüğüm için üniversite öğrencisi oluncaya kadar ne mimar ne de mimarlık ofisi görmüştüm.O güne kadar mimarlık hakkında hiçbir şey bilmiyordum.

 

Arkadaşlarımdan biri “sen matematik, fizik, kimya konusunda iyisin, ayrıca sanata ilgin var o zaman mimar ol” demişti. Ben de böylece mimarlık öğrencisi olmuştum.

 

Annem benim üniversiteye gitmemi istemiyor, evde çeşitli hobilerle meşgul olmamı istiyordu. Aslında istediği onun gibi yaşamamdı. Bayan için dışarıda çalışmaktansa evinde çeşitli hobilerle meşgul olması daha mutluluk verici diye düşünüyordu. Ondan dolayı çocukluğumdan itibaren beni dans, hat, ikebana, resim vb öğrenmem için kurslara gönderdi. Kendisi de çocuklarla birlikte dağlara çıkıp, dağ çiçeği desenleri yapardı. Hatta bu çalışmalarından yola çıkıp özgün kimono tasarımları yaparak bir koleksiyon bile oluşturmuştu. Neşeli ve mutlu bir hayatı vardı. Ben de o günlerde annem ile beraber resim yapmaya çalışıyordum.

 

Üniversiteye gitmek istediğimde annem izin vermedi. Ama nedense yata binmek için üniversiteye gitmek istediğimi söyleyince, izin verdi.

 

Dudaklarımın arasından en sık çıkan cümle “Yakizu’nun denizini çok severim” idi. Okyanusa açılan Yakuzi limanının fenerinin altında oturunca nedense kendimi iyi hissediyordum. Güzel şeyler aklımdan gelip geçiyor. Hatırlayabildiğim en eski manzara Yakizu’nun denizidir. Bir yaz günü, denizin ortasından büyük bir kelebek geçti sanmıştım. Annem, “kelebek değil, o ‘yat’tır” demişti. O günden beri yat kelimesinin benim için özel bir yeri vardır. Lisedeyken, yat fotoğrafı koleksiyonu yaptım. Kitaplarda yat yarışmaları kurallarını öğrenmeye çalıştım. Tersaneye gidip yapılışlarını öğrenmeye çalıştım. Yatlarla içiçe yaşamak için gemi mühendisi olmak istemiştim. Araştırınca, ne yazık ki kızlara okuma hakkı verilmediğini öğrenmiştim ve çok üzülmüştüm.

 

Üniversiteyi kazanınca ilk işim bir yat kulübüne kaydolmaktı. Mimarlık dersleri sıkıcıydı, fakat yata binmek eğlenceliydi; yata binmek için okula gitmiştim. Spora karşı hiç de yetenekli değildim, öte taraftan rüzgar ve dalgaların hareketlerini çok iyi hissedebilirdim. Bu nedenle yatta başarılı olabilirdim.

 

Şu anda mimarlıkta “yeni doğa”, adı altında yeni bir tasarım kavramı üzerinde çalışıyorum. Çalışırken hep çocuklukta gördüğüm deniz, dağ manzaraları aklıma geliyor. Bilginin önüne geçen duyguları, mantıkla çözülmeyen karar mekanizmasının varlığını hissediyorum.

 

Meslek olarak mimarlığı, hocalarla tanışmamla birlikte ciddi şekilde düşünmeye başladım. Kikutake’nin ofisinde, Kyoto Uluslararası Kongre Binası yarışmasına yardımcı olarak katılarak ilk defa “mimarlık nedir?” diye kendi kendime soru sordum. O gün mimari eserin mühendislik ürünü olmadığını, bilgi ve düşünceyi ifade etmenin bir parçası olduğunu öğrendim. O gün yatları bıraktım ve mimarlık kitapları okumaya başladım. Mimarlığın zevklerini de o günlerde tattım. Mimarlığın temel sorunlarını araştırmak üzere, Kikutake’nin ofisinden ayrılıp, Shinohara’nın yanında tekrar okumaya başladım.

 

Mimarlığı öğrenmek için “yılda bir ev” tasarlamaya çalıştım. Çok zor şartlar altında, müşteriyle karşı karşıya gelip kendi tasarım anlayışımın ne kadar geçerli olduğunu görmek istemiştim.

 

Ekonomik koşulları kısıtlı olan küçük bir ev üzerinde çalışarak, mimarlığın gerçek güzelliğini ancak görebilirim diye düşünüyordum.

 

Bugün bulunduğum yere gelmem birçok kişinin ve şansımın yardımıyla oldu. 40 yaşını geçince ancak, galiba ben mimarlığa devam edebileceğim diye düşünmeye başladım. Şimdiyse daha iyi eserler yaratmak için daha ciddi çalışmalıyım diyerek kendimi sürekli motive ediyorum.

© 2019 Tüm hakları saklıdır.
Matbaacılar Sitesi No:115 Bağcılar, İstanbul
iletişim
Boyut Pedia Kategoriler