Ortodoks Bir Mimari Değil, Zor,Üstelik Bir Kadın, İki Katı Zor

Yayın tarihi: 04.08.2006
Ortodoks Bir Mimari Değil

Ortodoks Bir Mimari Değil... Zor,Üstelik Bir Kadın... İki Katı Zor

Belkıs Uluoğlu

 

Bundan yaklaşık dokuz yıl kadar önce Hadid için söylediklerimi gözden geçirmek1, o günün “sıra dışı”sının bugünün “olabilir”ine nasıl da dönüşüverdiğini düşündürdü ve bugün Hadid’in mimarisinden çok, bir kadının mimarlık pratiği içerisindeki yerini ve ortodoks olmayan bir mimarın inşa edebilme imkanlarının kısıtlılığını tartışma isteğim baskın çıktı. Hadid ve onun gibi “Modernizm” (bu artık nasıl bir Modernizm’se…ama herhalde 20. yüzyıl başında tanımlanandan çok farklı olsa gerek) projesinin sürekliliğini ispat etme eğiliminde olanların oluşturduğu ortamın, yıldızı parlayan bir girişim olduğunun kanıtları bundan on yıl önce de ortadaydı. Ve, demiştik ki, “Hadid şöhretini kendi cesareti kadar, ‘zirve’ye birincilik veren, yani sıra dışılığı onaylayan ve ödüllendiren jüriye de borçludur. Biliyoruz ki, dünya sıra dışı insanlarla dolu; ancak deli değil de dahi kabul edilebilmek için nehrin doğru yakasında, doğru zamanda doğmak gerekiyor. Farklı bir mimari dil ile oluşturulan ürünün, o günün anlayışı içinde eriyip gitmemesi, ilginç bir deneme” denip unutulmaması için çeşitli kişilerce zikredilebilir olması ya da en azından bu yeni dilin farklılığını hazmedebilir bir ortamın olması gerekir. Son on-on beş yıldır böylesine ‘hazımlı’ bir ortamın varlığına tanık oluyoruz.”

 

Hazım süreci çoktan bitti, “yeni madde” öğütüldü…O gün için kullandığım “sıra dışı” deyimi yerine bugün “ortodoks olmayan” sözü Hadid’e daha uygun düşüyor; çünkü gerek artık yalnız olmayan bu mimari anlayış, gerekse onun kendi ürettiklerinin sayısının artışı, bizim onu giderek “alıştıklarımız” safında görmemizi kolaylaştırıyor. Denilebilir ki, bu yeni-geometrik düzen, düzlemsele değil, boşluğa göre kurgulanan strüktür, avlu-sokak-duvar-gibi öncekine/alıştığımıza değil de, otoyol-köprü-tv kulesi gibi modern gündelik yaşama ait arketiplerden hareket etme davranışı yerini sağlamlaştırmıştır; hatta yüzyıl başında beceremediğini işte şimdi becermiştir. Zaman zaman Hadid başlangıçta sıkı bir kopyacı mıydı acaba diye düşündüğüm oluyor; çünkü, Chernikov’un fabrika yapısı ile Hadid’in Zirve’si, Melnikov’un Paris Fuarı Sovyet Pavyonu ile onun Berlin’deki büro binası o kadar birbirine benzer imajlar sunuyorlar ki, hatta çizimlerinin doğası bile benziyor. Örnek ya da temel aldığı model, daha önce tüketilmemiş bir malzeme olduğundan (Rus Konstrüktivistleri) ve yakın bir geçmişe (20. yüzyılın ilk çeyreği) gittiğinden mi bu denli heyecanı yarattı acaba diyorum.

 

O gün için sıradışı olanla bugün bizim için sıradışı olan artık farklı; örneğin, bugünün sıra dışısı, geometrik düzenden çok topolojik ilişkilere dayanan, belki de biçim(siz)- değiştirebilen, canlımsı, hatta tam tersine sanal; strüktürel yerine membranımsı ya da hücresel gibi artıp eksilen, buluşçu detayların ve yeni malzemelerin can alıcı olduğu bir mimari olabilir, ya da çok daha başka bir şey…Bu açıdan bakınca Hadid çok da sıra dışı gelmiyor doğrusu. Örneğin, topolojik ilişkiler bir yere kadar önem kazanmış gibi görünüyor, ama yine de mimarisini geometrik düzenle tanımlama daha baskın. Yeni teknolojileri kullanma isteği az, yeni malzemelere olan ilgisi zayıf, detaylara ilgisi özensiz, ya da bize sunduğu görüntü böyle…Bu tür düşünceler ve belki de bu çok bağıran, hezeyanlı mimariye kendimi çok yakın hissetmediğim gibi nedenlerden olsa gerek, Hadid’in mimarisini konuşmak artık bana çok çekici gelmiyor; ama onu bugün için ilginç kılan başka yönleri var ve burada daha çok dikkat çekmek istediğim de bu tür konular.

 

Mücadeleci, ısrarcı, mimari anlayışından taviz vermeyen, işini satın alacak müşteriyi bulana kadar bekleyen yapısını takdir etmek gerek. Onun kağıttan -ya da ekrandan- binaya giden yolu biraz uzun ve sıkıntılı olmuşa benziyor. Bu yolun uzaması onun tembelliğinden olmasa gerek, çünkü popülaritesinin konferanslar, dersler, yayınlar, röportajlar aracılığıyla neredeyse kesintisiz devam ettiğini görüyoruz.1979’da yaptığı apartman projesi için 1982’de bir altın madalya almış, ama biz onu Hong Kong’daki yarışma projesi ile tanıdık. Sonra başka yarışmaların da galibi olmuş: Kürfurstendamm, Berlin (1986);. Sanat ve Medya Merkezi, Düsseldorf (1989),Cardiff Körfezi Opera Binası, Galler (1989). Sanırım eğer ilginç denebilecek fikirleriniz varsa, bu düşüncelere ilişkin somut örnekler bazında referansınız yoksa, ve bunları inşa etmek istiyorsanız, herhalde mimari icraata giden en yakın kapı yarışma aracılığıyla iş almaktır. Şüphesiz Hadid’in bazı referansları vardı, Gronningen’de video sanatı için sergi pavyonu (1990), Guggenheim Müzesi’ndeki Büyük Ütopya Sergisi (1992), gibi, ama bunlar eninde sonunda birer bina değillerdi. Belki biz günümüz mimarlık pratiğini çok farklı tanımlıyoruz, ama yine de sergi, sahne tasarımı gibi geçiciliğiyle tescilli icraatlar bunlar; öte yandan kalıcılığın yolu geleneksel anlamda bina ya da yapıdan geçiyor.

 

Hadid yarışma pratiğine hala devam ediyor; son zamanlarda birincilik kazandığı yarışmalar şöyle: 1.Kayakla atlama rampası, İnnsbruck, Avusturya, 2. Bilim Müzesi, Wolfsburg, Almanya, 3. Feribot Terminali, Salerno, İtalya. Şimdiye kadar inşa ettikleri çok değil ve çok hacimli projeler de değil ama işler artık kötü gitmiyor, hatta ilerliyor: Vitra İtfaiye İstasyonu, Weil am Rhein, Almanya’daki (1989-93) uygulamasından uzunca bir süre sonra yine aynı kuruluş için ve aynı yerde “Landesgartenschau” (Ulusal Çiçek Sergisi)’ne hizmet verecek olan Bahçe Pavyonu, 1999’da tamamlanmış durumda. Ohio, ABD’deki Cincinnati Çağdaş Sanat Merkezi inşaatı Aralık’ta başlıyorken, İtalya’daki Roma Çağdaş Sanatlar Müzesi ise inşa edilmeyi beklemekte. “Tasarımcı” Hadid, “mimar” Hadid olma yolunda. İnşa ettikçe insanın mimarisi nasıl daha rafine hale geliyor ve aynen bir insanın karakterinin oluşması-gelişmesi gibi mesleki kimliği de olgunlaşıyorsa, Hadid için de aynı şeylerin olacağını düşünüyorum.Ancak, bu yolculuk sırasında, onun çizdiği mimariden vereceği tavizler daha fazla olacaktır; ya büyük maketler gibi yapılar yapmak, ya da pratik içerisinde hem diğerlerinden hem de kendi çizdiklerinden çok daha farklı bir mimariye ulaşmak gibi bir yol ayrımında neler yapabileceğini merak ediyorum.

 

Hadid deyince zihnime doluşan başka düşünceler de oldu, bunlar daha çok onun bir kadın olarak erkek-egemen bir meslek ortamında kendini varetme macerasına ilişkin düşüncelerdi. Kimi kadın-egemen akademik ortamda erkekler ne hissediyorlar bir düşünürlerse, ne demek istediğimi daha iyi anlayabilirler belki de…Bazı mesleki alanlar ya da uzmanlıklar kadın yoksunu; matematik, felsefe,…bunlar ilk aklıma gelenler. Bunlar gibi inşa etmek de pek kadınca bir uğraş olarak yorumlanmamış anlaşılan. Kadınlar mı bu alanlara ya da uğraşılara ilgisiz (çünkü fizik, tıp, hele hele siyaset! gibi alanlarda varlar), yoksa örnek kıtlığı sebebiyle kadınlara mı itimat yok bilemiyorum, ama Zaha Hadid çemberi kıranlardan. Neden kadın kimliğiyle Hadid’i düşündüm? Kesinlikle feministçe davranmak ya da kadınca düşünmek ve duymakla ilgili olarak değil, çünkü mesleki bir değerlendirme yaparken insanlara kadın-erkek- veya üçüncü cins (örneğin, N. P. Birkby), beyaz-sarı-siyah (örneğin, N. M. Sklarek), ya da Müslüman-Hıristiyan-Musevi gibi sınıflandırıcı pencerelerden bakarak, mesleğin icrasını (kanaatimce) doğrudan belirlemeyen etkenlerle uğraşmak istemedim. Çünkü ben, bu tür tanımlamaların güç ilişkileri içerisinde değerlendirildiklerinde farklı yerlerde durabileceklerine, farklı ilişkiler ve dengeler oluşturabileceklerine ve marjinalin savunusu yapılırken onun egemene dönüştürülebileceğine inananlardanım. Hadid’e kadın kimliğiyle bakmamı gerektiren, onun, inşa edebilmek için verdiği mücadelenin salt ortodoks mimarlık ortamıyla uyumlu olmayabilecek fikirleri nedeniyle olmadığını (Libeskind ya da Gehry gibileri inşa ediyorsa, neden Hadid olmasın?), bunun yanı sıra, kadın olmasının onun artı bir mücadele vermesini gerekli kıldığını düşündürtmesiydi. Lübnan doğumlu olması, bu mücadelede, ona dezavantaj değil, tam tersine avantaj sunmuş görünüyor. Hem kadın, hem mimar, hem alelade bir “icraatçı” değil, söylemek istedikleri olan bir kadın mimar, üstelik eğitimci de ve eğitimciliği akademisyen birikiminden değil pratisyen birikiminden dolayı…Eh, böyle bir militanın da Zürih ya da Viyana’dan değil de Bağdat’dan çıkması beni çok şaşırtmadı doğrusu.Marjinallik bazen avantaj olabiliyor, periferiden değil de merkezin içinden konuşmak kaydıyla.

 

Hadid vesilesiyle, 20. yüzyılın önde gelen ya da isim yapmış kadın mimarlarının varlık alanlarının ne olduğu gibi bir soru aklımıza gelebilir. Akla gelebilecek isimler bu açıdan gözden geçirildiğinde, bunlardan yüzyılın ilk yarısında doğmuş olanların çoğunun planlama, programlama, yönetim gibi uzmanlıklarda etkin oldukları, belki de tek ilgi duydukları ya da kabul edildikleri (hangisi, araştırmadan bilmek mümkün değil) alanın da konut mimarisi olduğu görülüyor. Bazı istisnalar hariç tabii, örneğin N. M. Sklarek geleneksel anlamda bina inşa eden bir mimar; SOM’de başlayan meslek hayatı, ortağı olduğu bir başka şirkette baş tasarımcılıkla devam ediyor. Sklarek’in bu başarısını, kendi mesleki alanında siyahlar adına bir mücadele sürdürmek gibi başka meseleler de kamçılamış mıdır acaba diye düşünmekten kendimi alamadım doğrusu. Daha sonra, “showroom”/sahne-sergi tasarımı gibi daha çok iç mekanlara yönelik bir mimarlık alanında faaliyet gösteren, müze, vb. gibi ağır işçiliğinden çok makyajı önemli görülen yapılar, ya da yapı dönüştürme projeleri gerçekleştiren (örneğin, G. Aulenti) veya peyzaj gibi yine kentsel anlamda projelerle uğraşan (örneğin, M. Aubock) bir grup var. Bu ikinci gruba eşleriyle veya bir erkek ortakla mimarlık yapanlar da (D. Scott-Brown gibi) dahil edilebilir. En genç kuşakta -ki bunlar orta yaş grubu oluyor- mobilya ya da endüstri ürünleri tasarımcıları (L. Spear gibi), kent mobilyası, anıt-heykel gibi sanat nesnesi olma yönü ağır basan yapıtlara yönelenler (örneğin, M. Lin) gibileri yanında, geleneksel mimarlık pratiği anlamında bina yapan kaç genç ya da orta yaş mimar var derseniz, fazla yok. Hele hele entelektüalizm ya da akademizm soslu (ama bu yine mimarlığın içinden konuşan bir entelektüalizm, yoksa Eisenman gibi yanında filozofuyla gezip birlikte mimarlık dışı anlamında bir boyutu da dahil edecek bir bakışla mimarisini tanımlama çabasında olan bir entelektüalizm değil) bir mimarlık pratiği yürüten kaç kadın ve ortodoks olmayan mimar var derseniz de, Hadid’den başka kimse şu anda aklıma gelmiyor.

 

 

 

© 2019 Tüm hakları saklıdır.
Matbaacılar Sitesi No:115 Bağcılar, İstanbul
iletişim
Boyut Pedia Kategoriler