Zaha Hadid ve Dekonstrüktif Söylemin Eleştirisi

Yayın tarihi: 04.08.2006
Zaha Hadid ve Dekonstrüktif Söylemin Eleştirisi

Zaha Hadid ve Dekonstrüktif Söylemin Eleştirisi

Uğur Tanyeli

 

Mark Wigley ve Amerikan mimarlık camiasının “doyen”i Philip Johnson 1988’de New York’un ünlü Modern Sanatlar Müzesi’nde “Deconstructive Architecture” sergisini düzenleyeli beri, bir grup çağdaş ürün ve mimarı nitelemek için “dekonstrüktif” ve “dekonstrüktivist” sıfatlarını kullanmak iyice genelleşti. P. Eisenman, F. Gehry, R. Koolhaas, B. Tschumi gibi adları içeren Dekonstrüktivistler içinde tam bir grup tutarlılığından söz etmek zor. Zaha Hadid’se bu grubun birbirine oldukça gevşek biçimde bağlı üyeleri içinde bile iyice aykırı bir kişilik gibi duruyor. En azından, Hadid onların hepsinden daha “uç”ta. Öyle ki, mimari çizim ve tasarımın giderek manyere olan teknikleriyle çağdaş mimarlık dünyasındaki arayış ve değişimlere aşina olmayan biri, Hadid’in gerek çizimsel, gerekse de inşa edilmiş ürünlerini “delirium tremens” örnekleri sayabilir. Oysa, bunlar Hadid’in hezeyanları değil; tam tersine, bilinçli bir yönelimin örnekleridir.

 

Belki bunu söylemek için çok erken; ama, Hadid’in tarihsel rolü Dekonstrüktivizm’i tek başına tanımlayacak oranda örnekleyici bir mimarlık geliştirmiş oluşundan kaynaklanıyor. Bu tutumu nedeniyle hiçbir kuramsal metin yazmamış oluşuna karşın, Hadid’in “söz”ü alabildiğine önemli bir hale gelir. Öyle ki, şayet Postmodernizm Habermas’ın düşündüğü gibi “Modernlik projesinin dekonstrüksiyonu” diye yorumlanacaksa, bu “söz” dünya kültür tarihinin bugünkü büyük dönemecinde beliren kimi yönelimlerin yetkin bir açıklaması olarak da ele alınabilir.

 

Hadid’in yaptığı şey özetle, Modernist geleneğin konstrüktif mantığının yerine kendi “dekonstrüktif” mantığını yerleştirmek olmuştur. Bunun anlamı şudur: Modernist retorik önce öğelerine ayrıştırılmış, sonra da o öğeler Modernist estetiğin öngörmediği yeni ilkeler ve yeni bir sentaktik yapı içinde ve yeni bir bağlamda bir araya getirilmiştir. Dolayısıyla, Hadid’in bütün ürünleri, kendilerini var eden biçimler repertuarı açısından düpedüz Modern’dir. Ancak, Modernizm bir biçimler vokabüleri değil, bu vokabüleri ve biçimlendirme eylemini yönlendiren bir ana eksen çevresinde bir araya gelen kapsamlı bir düşünceler ailesidir. Hangi alanda ve hangi düşünsel yaklaşımla olursa olsun “modernlik projesi” denen ailenin ekseni “akılcılık”tır. Bundan ötürü, Modern’e başlangıç olarak 18. yüzyıldaki Aydınlanma Çağı’nın alınışı bir rastlantı değildir. Aklın her doğruyu bulabileceğine ya da akılla keşfedilmesi olanaklı bir “doğru’nun bulunduğuna duyulan inanç Modern Çağ’ın ana başlatıcı paradigmasını oluşturur.Dekonstrüktivist mantıksa önce söz konusu paradigmayı yadsır. Hadid’in projelerinin gözlemcide ayakta durup duramayacaklarına ilişkin ciddi kuşkuları uyandırması bundandır. Akıl, bu biçimler ve renkler dağdağasının nasıl inşa edilebileceğini sorgulamadan edemez. Oysa, gerçekte mühendislik teknolojisinin bugünkü gelişme düzeyi bunları gerçekleştirmeye pekala da yeterlidir.Demek ki, sorun bunların inşa edilemeyecek “irreel” projeler oluşundan kaynaklanmaz; yalnızca öyle gözükmektedirler. Hadid statik kurallarını ve aklı değil, statik açıdan dengeli bir yapının nasıl olacağına ilişkin apaçık ve besbelli gerçeklermiş gibi sunulan kimi önyargıları yadsımaktadır.

 

Derrida’nın felsefesinde “ussal”ın yanına “çılgınca”nın yerleştirilmesine dayanan bir kavram ikizinin var edilişi bu Dekonstrüktif yadsımanın bir sonucudur ve Dekonstrüktivistler Postmodern Çağ’da bilginin niteliğini böylesi ikiz kavramlarla açıklamaktadırlar. En azından mimarlık epistemolojisinin çerçevesini çizen artık bu tür ikiz kavramlardır. Mimarlıktaki güncel gelişmeler çok geniş, hatta evrensel ölçekteki bir değişimin bileşenleri olduklarından ötürü de Hadid’in mimarlığı (“söz”ü) çağın ruhunu her şeyden daha iyi somutlaştırmaktadır. Descartes’ın “Yöntem Üzerine Konuşma”sının Feyerabend’in “Yönteme Karşı”sıyla hırpalandığı bir dönemde bir mimarın çıkıp “ussal-çılgınca” bir tavır geliştirmesi çok doğal gözüküyor. Feyerabend bilimsel yöntemin sürekli kendi kendini açıklayan bir yargılar sistemi olduğunu düşünüyorsa, Hadid de Modernizm’in ussal çerçevesinin gerçekte kolayca yanlışlanabilir ve gözden çıkarılabilir olduğunu gösteriyor. Onun hemen hemen hepsi yayınlanmış çalışma eskizleri projelerinde ne denli “çılgınca” çıkış noktalarından yola koyulduğunu belgeler. Çalışmaları daima soyut, anlamsız ve işlevsel olarak gerekçesiz Kandinsky’vari resimsi “çiziktirmeler”den başlar. Modernizm’in akılcı penceresinden bakılırsa, buradan başlayıp mimarlığa giden bir yol olmamalıdır. Salt ussal paradigmalar doğrultusunda ele alındığında resimsel bir kompozisyon mimarlığa dönüştürülemez. İki boyutlu bir estetik yaşantıyı “n” boyutlu bir yaşantı haline getirmek olanaksızdır; aradaki kategorik ayrım giderilemez. Oysa Hadid bunun başarılabileceğini sonuçta projeler ve sonra da yapılar ortaya koyarak kanıtlar.

 

Yukarıdaki kısa açıklama Hadid ve benzerlerinin yaklaşımına neden “Dekonstrüktivizm” adının verildiğini, yani, neden “Konstrüktivizm” terimini olumsuzlamaya dayanan bir “de” önekli terim yaratıldığını aydınlatıyor: Dekonstrüktivizm, konu üzerinde yazan önceki araştırmacıların da fark ettiği gibi, 1920’lerdeki Konstrüktivizm’in mirası üzerine oturmaktadır. Nitekim, Hadid de Konstrüktivistler’den yararlandığını bir konuşmasında belirtir. Ancak, bu akıma çok şey ve belki de tüm biçim dilini borçlu olan Hadid aynı zamanda 1920’lerden beri hemen hemen her Modernist yönelimin belkemiğini oluşturan Konstrüktivist düşünceyi en kesin biçimde hiçleştiren mimarlardan da biridir. O, adeta böyle bir düşünce hiç varolmamış, Lissitzky, Tatlin, Leonidov vd.’nin amaçları yalnızca yeni bir dil yaratmakmış gibi davranmayı yeğlemiştir. Konstrüktivistler‘in mimarlık-ötesi nitelikteki kaygılarından bağımsız düşünülmesi zor olan söylemlerini yalnız sanatta değil, toplumsal örgütlenmede de devrimci olan yönelimlerini bir yana bırakmış, ama onların mimari mirasından yararlanmakta tereddüt etmemiştir.

 

Konstrüktivistler mimari retoriğin denge, simetri, düzen, kompozisyon ve strüktüre ilişkin tüm olağan ve alışılagelmiş kurallarını yadsırken, kendi yeni siyasal, toplumsal ve kültürel önerilerinin zorunlu kıldığı şeyi gerçekleştiriyorlardı. “Modernist toplum projesi” Konstrüktivist Mimarlık’tan bağımsız düşünülmemişti. Yeni toplum eskisini var eden düzen bağıntılarınca biçimlendirilmeyeceğine göre, yeni sanat ve mimarlık da eskinin düzen bağıntılarını yadsıyacaktı. Bu nedenledir ki, mimarlık Konstrüktivistler’in tüm dünyaya ve tüm toplumsal etkinlik alanlarına yönettikleri kapsamlı bakışın sadece bir parçasıydı. Türkiye’de Atatürk çağının başlayışı bile onlar tarafından bu bakış çerçevesinde değerlendirilmiş ve örneğin, Polonyalı Mieczyslaw Szczuka “Kemal’in Konstrüktif Programı” diye bir kolaj yapabilmişti. Oysa, ne Hadid’in ne de diğer Konstrüktivistler’in böyle politik-toplumsal kaygıları ve sorumluluk duyguları yok. Onlar henüz tüketilmemiş biçim kaynakları ararken buldukları ilginç bir Modernist formülü sömürmektedirler.

 

O halde, “Umriss” dergisinin bir söyleşide Hadid’e yönelttiği “Siz yeni bir moda yarattığınıza ilişkin bir korku duymuyor musunuz?” biçimindeki soru hiç de haksızlık sayılmamalıdır. “Moda” sözcüğü böylesi durumlarda taşıdığı aşağılayıcı anlamlardan yalıtılırsa, Hadid’in ve belki de tüm Dekonstrüktivistler’in tavrını başka bir biçimde nitelemek zor olacaktır. Eğer, moda hızlı tüketimin hem nedeni hem de sonucu olan bir “değişiklik adına değişiklik” güdüsüyse, gerisinde kapsamlı düşünsel iddialar bulunmayan her biçim kombinasyonu moda olarak tanımlanabilir. Doğal olarak böyle bir yönelim ömürsüz olmak zorundadır; çünkü, büyük düşünce ailelerini yok etmek için sistematik bir soykırım gerekirken, ne denli güçlü olursa olsun “yalnız” bireyler kolayca bertaraf edilebilmektedirler.

 

© 2019 Tüm hakları saklıdır.
Matbaacılar Sitesi No:115 Bağcılar, İstanbul
iletişim
Boyut Pedia Kategoriler