Dekonstrüktivizm, Dün ve Yarın

Yayın tarihi: 04.08.2006
Dekonstrüktivizm: Dün ve Yarın

Dekonstrüktivizm: Dün ve Yarın

Aykut Köksal

 

Üç yıl önce New York Modern Sanatlar Müzesi’nde, aralarında Zaha M. Hadid’in de bulunduğu yedi mimar “Dekonstrüktivist Mimarlık” adını taşıyan bir sergide bir araya geliyordu. Serginin düzenleyicileri arasında tüm yüzyılın önde giden mimarı Philip Johnson da yer alıyordu. Ne ki, Philip Johnson sergi kataloguna yazdığı giriş yazısında yeni bir mimarlık hareketiyle karşı karşıya olmadığımızı, Dekonstrüktivizm’in doğrudan yüzyıl başının devrimci hareketi Konstrüktivizm’in biçim dünyasına bağlı olduğunu vurguluyordu.

 

Burada, Konstrüktivist hareketin Modernizm’in en keskin manifestolarını yayınladığını ve Rusya’dan Hollanda’ya dek başı çeken tüm Modernist savaşımcıları bünyesinde toplandığını anımsayalım.Gerçekten de Konstrüktivist mimarlık bir yandan estetik gerçekliğin tek doğrucusu doğrudan inşa gerçekliğin kendisidir savıyla işlevselciliğe bağlanırken, bir yandan da modern yaşamda makinenin önemini vurguluyor ve bir inşa modeli olarak makineyi öneriyordu. Buna koşut bir yaklaşımı Le Corbusier’de izlemek Konstrüktivist hareketin yüzyıl başındaki ağırlığını gösterir. “Vers une architecture” adlı yapıtında Le Corbusier, Yunan Dor tapınağıyla otomobilin evrimini karşılaştırmakta ve otomobilin Endüstri Çağı’nın üretim ruhunu yansıtan bir yetkinlik örneği olduğunu söylemektedir. Le Corbusier, giderek “ev bir barınma makinesidir” diyecektir.

 

Dekonstrüktivist mimarlıkla Konstrüktivist mimarlık arasındaki büyük benzerlik doğal olarak temel bir konuyu gündeme getiriyor: Modernizm’e geri dönüş mü? Modernizm’i içerdiği söylemle bütün olarak düşünürsek, kuşkusuz hayır. Modernist bildirimin bugün yinelenemezliği tartışılamaz bir gerçektir.Nitekim, Dekonstrüktivist hareketle Konstrüktivist hareket arasındaki en temel ayrım, Konstrüktivizm’in yoğun bir bildiri taşımasına karşın, Dekonstrüktivizm’in yeni bir söylem kurma gibi bir endişesinin olmamasıdır. Ancak, iki mimari arasındaki koşutluk bir başka değerlendirmeyi tartışma düzlemine sokuyor. Dışarıdan taşıma zorlayıcılığına karşın, Modernizm’in tekil dil bağlayıcılığı yüzyılın önemli bir bölümünde egemenliğini sürdürebilmiş, Modernizm sonrasının sınır tanımaz çoğulluğu ise beklenenden de erken bir tıkanmayla karşı karşıya gelmiştir. Başka bir deyişle kısıtlanmayanın tıkanması, kısıtlananın tıkanmasından da daha çabuk olmuştur. Bu noktada “gelecek tartışması” önem kazanıyor. Bugün en azından denetimsiz çoğulluğun varolabileceğini, ancak “denetimsiz çoğulluk” üzerine bir gelecek kurulamayacağını biliyoruz.

 

Dekonstrüktivizm’i Neo-Modernist bir hareket olarak tartışmaya başlamadan ya da Neo-Modernizm’in önümüzdeki günlerde mimarlık gündeminin ana konusu olup olmayacağına bakmadan önce, Modernist tıkanmayı yeniden değerlendirmede yarar var. Modernizm’in önerdiği dil tekilliğinin Endüstri Devrimi öncesinde doğal bir biçimde varolduğunu biliyoruz. Ve bu nedenle tüm tarımsal üretim dönemini “Doğal Dil Çağı” olarak adlandırıyoruz. Ne ki, kurmaca bir dilin “tekilliği” ile Doğal Dil’in “tekilliği” önemli bir ayrım taşıyor. Doğal Dil evrime uğrayabilirken, kurmaca bir dil daha başlangıçta belirlenmiş bir durallığa mahkum. Başka bir deyişle, Doğal Dil eşzamanlı kesitte değişmez, artzamanlı kesitteyse değişken. Bu yüzden varolabilme koşulları sürdükçe Doğal Dil tıkanmaya uğramıyor. İşte Modernizm’in temel sorunu burada: Önerdiği kurmaca dilin varolma koşulları sürüyor (belki de bu yüzden Neo-Modernist hareketler ortaya çıkabiliyor). Ne var ki, doğal bir Dil’in yaşam damarlarından yoksun olduğu için ancak anlamsal arka düzlemden yoksun geri dönüşlerle yeniden gündeme gelebiliyor.Dekonstrüktivist mimarların projenin öznesi olan yapının dışında kendi başlarına ayrı bir estetik gerçeklik düzlemi oluşturan ve anlaşılmaz diye nitelenen çizimler üretmeleri de bu yüzden. Zaha M. Hadid’in Daniel Libeskind’in, Coop Himmelblau’nun resimsel aktarımları anlamsal arkadüzlemin yerini tutacak yeni anlam katmanları yaratma çabası olarak ortaya çıkıyor. Yapıyı temsil etme yerine, öncelikle kendini temsil eden çizimler bunlar. Bu, “fiktif” bir söylem kurma çabası olarak da değerlendirilebilir, mimarlık ediminin farklı bir varoluş noktası olarak da. Ancak, hangi yeni anlam katmanıyla donanırsa donansın, Dekonstrüktivizm’in Postmodernist denetimsizlikten kaçan ve denetimi sorgulamadan Modernizm’de arayan bir hareket olarak görünüyor.

 

Kurmaca bir tekilliğin ya da kendiliğinden bir çoğulluğun getirdiği çözümsüzlük noktasında, mimarlığın bugüne dek yaşadığı en önemli dönemece girdiğini, giderek bu noktada temsil ettiği “sorunsal”la yine kültür yaşamının odak noktasında bulunduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

© 2019 Tüm hakları saklıdır.
Matbaacılar Sitesi No:115 Bağcılar, İstanbul
iletişim
Boyut Pedia Kategoriler