Canlanan Biçim

Yayın tarihi: 04.08.2006
Canlanan Biçim

Canlanan Biçim

GREG LYNN

ÖZETLEYEREK ÇEVİREN: NURAY TOGAY

 

Canlandırma sıklıkla devinim ile karıştırılır. Devinim, hareketleri ve olayı ima ederken, canlandırma bir formun evrimini ve onu biçimlendiren kuvvetleri ima eder; diriksellik (animalizm), büyüme, devinim, canlılık ve sanallık önerir.

 

Canlandırma kavramını mimarlar için probleme dönüştüren, mimarlık disiplininde statik değerleri sürdürmekteki kararlılıklarıdır. Kalıcılığa adanmışlığı nedeniyle mimarlık, hareketsizliği temel alan kavrayışın son formlarından biridir. Geleneksel rolü barınak sağlamak olan mimarlık; hareketi durdurmakla bir kültür oluşturması beklenen mimarlar. Bu zamansızlık arzusu saflık ve özerklikle bağlantılandırılır. Dural olmayan organizasyon modellerini mimarlıkla tanıştırma yoluyla bu yaklaşımlara meydan okumak, mimarlığın özünü tehdit etmeyecek, aksine onu ilerletecektir.

 

Geleneksel olarak mimari tasarımın soyut mekanı kartezyen koordinatların ideal, tarafsız mekanıdır. Diğer tasarım alanlarında tasarım mekanı yansız bir vakumdan ziyade kuvvet ve deneyimin ortamı olarak kavranır. Mesela denize ilişkin bir tasarımda, tasarımın soyut mekanı akış, türbülans, viskozite ve suyun direnci ile doldurulur, böylece bir teknenin formu suyun uyguladığı kuvvetler içinde kavranır.Teknenin formunun bu kuvvetlere katılmasıyla tasarlanmasına rağmen kalıcı bir biçimi vardır. Form, içine yerleştiği aktif bağlamda biçimlenir.

 

Fiziksel form statik koordinatlarla tanımlanırken, yapı kabuğunun hakikilik gücü onun biçimini oluşturur. Bir teknenin formu içinde tasarlandığı mekanın, suyun, akış ve kuvvet vektörleri ile yüklüdür.Yelkenli, yelkenin rüzgar karşısındaki performansını gözeterek tasarlanır. Yelkenli rüzgara, tekne suya büyük bir yüzey alanı sunar; ve yelkenli rüzgarı, tekne suyu ıslah etmek için tasarlanır. Bir gemi yönü değiştiği zaman biçimini değiştirmez, fakat yelkenin yüzeyine tüm bu yönler dahil edilmiştir. Bu yolla topoloji tek bir anı değil, bir çok vektörü kapsama olanağı verir ve bu yüzden kesintisiz tek bir yüzeyde zaman katmanlarını barındırabilir.

 

Benzer şekilde, mimarinin formları da dinamik bir kavrayışla, sanal hareket ve kuvvetlerle biçimlenebilir. Bu mimarlığı himaye altına sokmaz. Gerçek hareket farklı pozisyonların mekanik paradigmalarıdır; sanal hareket bu pozisyonların çok katlı doğasını oluşturmaya ve bir formun içinde sürekli kılmaya yöneliktir. Sanal terimi son zamanlarda öylesine aşındırıldı ki bilgisayar destekli tasarımın dijital ortamını ima etmeye başladı. Simülasyon kavramı ile yer değiştirebilir oldu. Simülasyon sanallıktan farklıdır. Simülasyon ile olası somut bir gelecek düşüncesi kastedilmez, o bu düşüncenin görsel vekilliğini yapar. Sanal gerçeklik mimari bir tasarımı tanımlayabilir, fakat gerçekliğin yerine geçen bir doğayı tanımlamakta kullanılır. Burada sanal terimi, gerçekleşecek bir olasılığın soyut şeması ile ilgilidir. Mimarlar binaların çizimlerini ürettiklerinden ve kendileri inşa etmediklerinden beri, mimarlık, sanal tanımlamaların üretimi ile ilişkilenmiştir.

 

Sanallığın mimarlar tarafından göz ardı edilen tarafı, sanal itki ve farklı varyasyonlar ilkesidir. Genellikle kartezyen koordinatlarla tanımlanan mimari form, idealize edilmiş, hareketi durdurulmuş, belirli sayıda boyutu içeren bir mekan içinde kavranır. Oysa bugün nesne, yörüngesi diğer nesnelere, kuvvetlere, alanlara ve akışlara göre rölatif olan bir vektör gibidir; hareket ve kuvvetlerin aktif mekan içindeki formunu tanımlar. Statik koordinatların pasif mekanından, sürekli etkileşim içindeki aktif mekana bu geçiş, bağlamın kendi özel dinamiklerine bakmayı gerektirir. Bu nedenle çağdaş animasyon tekniklerine tasarımın bir anlatım aracı olarak değil imgenin tasarımı için gerekli olan bir araç olarak yaklaşmak gerekir.

 

Mimaride hareket genellikle sinema aracılığıyla, dural sinema karelerinin hızlandırılması ile elde edilen görüntü simülasyonu ile tartışılır. Hareketlendirilmiş resimle karşılaştırılan mimarlık, ilerleyen hareketin içindeki statik çerçevelerin rolünü üstlenir. Burada bir problem vardır: Kuvvet ve hareket, tasarımda optik teknikler aracılığı ile yeniden ileri sürülmek üzere, formdan bertaraf edilmiştir.

 

Fakat canlanan tasarım (animate design), an içindeki –gerçekte olduğu gibi- kuvvet ve hareketlerin sürekli mevcudiyeti ile tanımlanır. Kuvvet, bir formun parçaları arasındaki ilişkiyi, formun parçacıl değişimlerini ve hareketini göstermek için ilk koşuldur. Mesela bir formun biçimi ve hareketi “ters kinematik” olarak adlandırılan camlandırma yönteminde, daimi açılan vektörlerle tanımlanır. Bu tekniklerle mevcudiyet, kuvvet diyagramları ile farklılaştırılan bir mekan içinde gerçekleşmeden önce vektörel özellikler kazanır. Tasarımın bağlamı, tasarımın tarafsız soyut mekan yerine, formun biçiminde bilgi olarak depolanan kuvvetlerin formu yönlendiren aktif soyut mekanıdır artık. Mimarlık zaman mekan ilişkisi durdurulan sonlu bir çerçeveden çok dinamik akışlara daldırılmış bir katılımcı gibi modellenebilir. Ayrıca animasyon endüstrileri, otomobil tasarımı, havacılık, denizcilik tasarımı gibi diğer disiplinler, kuvvet ve hareket aracılığı ile formu modelleyen bu yaklaşımı kullanırlar.

 

Kuvvet ve hareketin paradoksal değişimini durdurarak modelleyen geleneksel mimari kavramsal bir alana oturtulabilir: (1) Kalıcılık, (2) Fayda, (3) Tipoloji, (4) Yöntem, (5) Düşeylik. Bununla beraber, durağanlık bu mimari kavrayışa sıkı sıkıya tutunan bir kavram değildir.

 

Birçok yapının gerçekte kısa süreli bir ömrü olmasına rağmen, uzun bir süre var olacakmış gibi inşa edilmesi gerekir düşüncesi, kalıcılık için örnek oluşturan baskın bir kültürel umuttur. Kalıcılığın tasarımından ziyade eskimenin, parçalanmanın, yıkılmanın, geriye dönüşümün ve keşfedilmek için zamana bırakılmanın tekniğidir esas olan. Statik modellerin diğer bir karakteristiği işlevsel sabitlikleridir. Genellikle binalar programları ile ilişkilendirilir; bölüntülerine, bağlantılarına, hatta programlarının esnekliğine göre ele alınır.

 

Farklılıkların altında yatan kapalı statik düzene bağlı tipolojik sabitlik, Colin Rowe tarafından tanıtılmıştır. Uygun ve ideal prototipin bu konsepti esnek karakterli çoklu-tip (multi-type) modelinin sayısal olarak kontrol edilmesiyle sınıflandırılabilir. Bu çoklu-tip ya da eylemlilik kabuğu (performance-envelope) sabit-tipten çok da farklı değildir, tabii çoklu-tipin olasılıklar arasındaki ilişkileri gözeten modelleri düşünülmezse. Birbirinden bağımsız olan değişkenler birbirlerine göre özellikleri, konumu, açısı, yönü ya da hızı, birbirleriyle olan etkileşimleri tanımlanarak bağıntılandırılabilir. Potansiyel kabuk kavramına ilişkin bu ele alış sabit-tip düşüncesinden radikal bir şekilde ayrıdır.

 

Sonuçta statik modeller yerçekimi kavramını basit, değişmez bir düşey kuvvet olarak yozlaştırmaktadırlar. Mimarlık dünyanın düz olduğu görüşünü savunanların son sığınağı olarak kalmıştır. Mimarlar, strüktürlerin kuvvet ve yerçekimi ile olan çokluklu ilişkisini basite indirgeyerek ele almakta ve binaların yine de ayakta kaldığı gerçeğini savunmaktadırlar. Gerçekte binalara etkiyen çok sayıda yapısal yük bulunmaktadır. Rüzgar yükleri, kaldırma, kesme kuvvetleri, depremler değişik yönlerden etkiyen ve düşey olmayan yüklerden sadece bir kaçıdır. Bu hareketli yüklerden herhangi biri binanın düşey ölü yüklerinin üzerinde bir etkiyi her zaman kolayca gösterebilir. Bu, basit bir düşünce biçimi de olsa ana problem her zaman için bu yüklerin toprağa iletilmesi, yani düşey transferdir. Tabii ki mimar ve mühendisler diğer yapısal faktörleri göz ardı etmeyeceklerdir, ancak her zaman öncelikli olan yapının düşey olarak ayakta kalmasıdır. Zeminin ve düşeyliğin karmaşık vektörler ve hareketler altında yeniden kavramsallaştırılması, belki ihtiyaçları değiştirmeyecek, ancak yapılara “basit düşeylik anlayışının” ötesinde zengin olanaklar sunacaktır.

 

Bu alan sadece teknik bir mimari sorun değildir. Aynı zamanda hareketin kültürel diyagramlarını ifade eder. Mimarlar arasındaki yaygın görüşe rağmen, yerçekimi teorileri hakkındaki çağdaş tartışmalar, geçmişte yapılan mimarlık tartışmalarını tekrar bugüne taşır. Yerçekimi teorilerinin tarihi son derece büyüleyici ve ince ayırımlarla doludur. Isaac Newton’dan beri yerçekimi, kütlelerin karşılıklı çekme kuvveti olarak kabul edilmektedir. Sabit bir kütlede sabitlik, durallıktan çok yörüngeler aracılığı ile sağlanır. Dinamik ve kararlı, yörüngesel ve dural arasındaki fark önemlidir. Tek bir durum içinde konumunu sabitleme hali yani durallık, yeryüzündeki bir noktanın değişmeyen, daimi surette uyguladığı kuvvet aracılığı ile düzenlenmiş bir sistemi öngörür. Bu mutlak mekana giriştir. Mutlak mekan kendi doğası gereği, dışsal bağlantıları olmayan, kendi içinde özdeş ve hareketsizdir. Yerçekimi aslında çok daha karmaşık durumlara neden olur: Karşılıklı çekme kuvvetlerinden bir devinim doğar, sabitlik ritim içinde bir devinim düzenler. Devinim, yerçekiminin basit statik modelinde daha en başta saf dışı bırakılırken, yerçekiminin karmaşık, kararlı modelinde devinimin kendisi düzenleyici ilke olarak kabul edilir. Bu durumda dural olanın karakteristikleri uygunluk, zamansızlık ve ihtiyat iken, denge halini çokkatlılık, değişim ve gelişim tanımlar.

 

Mimarlığa mutlaklığı ile katılan yerçekimi kuvveti modelinden, uzamdaki kütlerle daimi ve bütünleyici yerçekimi kurgusuna geçiş, tarafsız ve zamansız mutlak mekan anlayışından, sürekli dinamik bir mekana geçişi sağlayacaktır. Eğer mimarlık yerçekiminin bu çok karmaşık yapısını kavrayabilirse, onun tasarım teknolojileri aynı zamanda zaman ve hareket faktörlerini de içermeye başlayacaktır.

 

Gerçekte mimarlık matematik bilimlerine öylesine bağlıdır ki, tasarım süreci akış ve hareketi kullanmayı engeller. Bu yaklaşım, matematik bilimlerinin esasını teşkil eden geometrileri kullanan mimarları gerektirir. Bu mimarların çizmek için kullandıkları araçlar, pergeller, üçgenler, cetveller basit cebire dayalıdır. Basit CAD yazılımı içinde bile topolojik yüzeylerin olanaklılığı mimarlar için, hesaplama kullanarak eskiz yapma, çizme ve kuvvet-zamanın basit modellerini yaratma fırsatı sunar.

 

Çağdaş mimarlık teori ve tasarımını reddetme, bu araçların ortaya çıkışını anlama çabasıdır. Özlerinin belirsizliğinden dolayı mimari tanımlarından sürekli kaçınılan kuvvet, hareket ve zaman konuları, kesinlik ve durağanlığın geleneksel araçları yerinden çıkartılmak yoluyla şimdi sınanabilir olmuşlardır.

 

Mimaride kuvvet ve hareket konularının geçmişte deneyim dışı olması nedeniyle, bu konular mimarlık tarihi içinden değil, teknolojik rejimlerin araçları içinden geliştirilebilir. Mimari olmayan rejimleri deneyimleme yoluyla mimarlar tasarımda hareket ve zamanla nasıl yüzleşeceklerini keşfedebilirler.Bilgisayarlar, mimarlara hem tanımlama hem de görselleştirmede yararlı bir araç olduğunu kanıtladı; öte yandan zamana ve harekete dayalı teknikleri mimarinin içine dahil etmek basit görsel bir fenomen değildir.

 

Bilgisayarda oluşturulan imgelerin görsel kaliteleri önemli olabilir, fakat geometriyi stil bağlamında ele almak yanlış düşüncelere götürebilir. Stilistik kategorilerin bulunuşu, modern mimarinin kullandığı biçimlerin aynılığı nedeniyle uçaklara ve gemilere benzetilmesi gibi, yeniden üretim riski taşır. Örneğin, jeodezik kubbelerde çoğunlukla üçgenlenmiş yüzeyler kullanması gibi, bazı bilgisayar yazılımlarında da vektör yüzeyleri sabit noktalara çevrilirken üçgensel poligon ağ yüzeyler oluşturulur; ancak topolojik yüzeyler kullanılarak gerçekleştirilen mimarlığın, sırf üçgensel yüzeylerin kullanımı nedeniyle Buckminster Fuller’a benzetilmesi çok sığ bir değerlendirme olur.

 

Yine de bilgisayar animasyonunun görsel ve formal sonuçları farklıdır. En belirgin estetik sonuç, kartezyen koordinatlarla tanımlanan hacimleri U ve V vektör koordinatları ile tanımlanan topolojik yüzeylere değiştirerek elde edilebilir. Bu özel modellerin bir diğer estetik yan ürünü bozma ve nakletme tekniklerinin üstünlüğüdür. Bunlar sadece biçim değil, aynı zamanda topolojik ortamın matematiksel ifadesidir.

 

Tasarım için bir ortam olarak bu aracın sınırları ve olanaklılıkları, sistematik bir önsezi ile yaklaşmadan önce kavramsal olarak net bir şekilde anlaşılmak zorundadır.

Mimarlık ve Sanallık » Konu Başlıkları

© 2019 Tüm hakları saklıdır.
Matbaacılar Sitesi No:115 Bağcılar, İstanbul
iletişim
Boyut Pedia Kategoriler