Ürün
Tasarımında “Estetik-Kullanılabilirlik” Bir Çekişme mi?
Gündelik nesnelerin tasarlanmaya başlandığından, yani
endüstri tasarımının doğduğu yıllardan beri, kullanımla estetik kalitenin
ilişkisi kolay tanımlara hep direnir. Kullanışlılığın başat olduğunu söylemek
kolaydır da, her zaman gerçekçi değildir.

Bahar Şener n Kullanılabilirlik disiplini temelini bilişsel,
yani psikoloji, bilgisayar bilimleri, insan faktörleri, mühendislik gibi
analitik bilimlerin bileşimlerinden almaktadır. Disiplin, bilimsel temelli
olmasının yanında kullanıcı testlerine dayalı yapısıyla da ön plana
çıkmaktadır. Uluslararası Standardizasyon Organizasyonu’nun (ISO) tanımladığı
şekliyle kullanılabilirlik, bir ürünün, tanımlı kullanım ortamı ve
koşullarında, belirli bir kullanıcı kesimi tarafından ne ölçüde verimli, etkin
ve tatmin edici kullanım sağladığı ile ilgilenir. Bu tanım kullanılabilirliği
işlevselliğin bir üst basamağına taşımakta, yani ürün kullanımının, işlevin
yerine getirilebilmesinin ötesinde daha verimli, etkin ve tatmin edici düzeyde
gerçekleşmesine referans vermektedir. Ancak, disiplinin doğasındaki bilimsel
veri odaklı çalışma yöntemlerinin, kolayca açığa çıkmakta direnen, farklı
boyutlardaki kullanıcı-ürün etkileşimlerine yeterli derinlikte odaklanamama ihtimali
de sözkonusu olabilecektir: Estetik ve kullanılabilirlik, ya da estetik ve
kavrama arasındaki etkileşimler gibi.
Norman, Gündelik Nesnelerin Tasarımı adlı kitabında,
tasarımcıların estetik olsun diye ürünlerinde kullanılabilirlikten nasıl taviz
verdiklerinden yakınmaktadır. Benzer şekilde, İnsan-Bilgisayar-Etkileşimi (İBE)
disiplini estetiğin rolünü kabullenmekle birlikte, tasarımcıların kullanıcı
arayüzlerinde estetiği aşırı vurgulama yönündeki eğilimlerinin
kullanılabilirliği olumsuz yönde etkilediğini iddia etmektedir. İBE’ye
estetiğin katkısının, kullanıcıya ne kadar keyifli bir deneyim yaşattığı
anlamında değil, bilgi iletim sürecini ne kadar kolaylaştırdığı yönünde
ölçülerek bulunması savunulmaktadır. Estetik çoğunlukla keyifli deneyimle
ilişkilendirildiği için de İBE literatürü ve özellikle de kullanılabilirlik
disiplini estetiği küçümser ya da tamamen ihmal eder izlenimi uyandırır.
Gerçekte estetik, kullanılabilirliğin tamamen dışında bir konu gibi algılansa
da, bu iki kavram kabul etmek istediğimizden çok daha yakın bir etkileşim
içindedir.
Estetik-kullanılabilirlik etkisi (aesthetics-usability
effect), insanların daha estetik buldukları ürünleri, aynı zamanda (daha az
estetik bulduklarına göre) daha kolay kullanılır buldukları olgusunu tanımlamaktadır.
Burada estetik kavramı, kullanıcı albenisi, cazibesi taşıyan anlamında
kullanılmıştır. Bu etkileşim son yıllarda kullanılabilirlik ve ürün tasarımı
disiplinlerinin literatürlerinde de popülerlik kazanmış, özellikle de
kullanılabilirlik konusundaki iddialı görüşlerini ortaya atmaktan sakınmayan
başlıca isimlerden Donald Norman’ın ilk olarak Gündelik Nesnelerin Tasarımı
kitabındaki “kullanılabilir ama çirkin”, ardından da Duygusal Tasarım: Günlük
Nesnelere Karşı Neden Sevgi ya da Nefret Besleriz kitabında yer alan “albenili
şeyler daha işlevseldirler” (attractive things work better) argümanları
tartışmaları daha da hararetlendirmeyi başarmıştır.
Kullanılabilir ama çirkin!
Norman’ın “kullanılabilir ama çirkin” eleştirisi,
kullanılabilir ürünlerin aslında her zaman hoşa giden tasarımlar olmadıklarının
kritiğini yapar. Benzer şekilde, hoşa giden tasarımlar da her zaman
kullanılabilir ürünler olmayabilirler. Ancak neden bu niteliklerin bir ikilem
yaratması gereksin? Neden güzellikle akıl, hoşa gitme ile kullanılabilirlik
birarada olamasın? Norman bu sorulara dair görüşlerini kendi demlik
koleksiyonundan verdiği üç ürün örneği üzerinden açıklar. Bu demliklerinden
ilki “imkansız demlik / mazoşistler için kahve demliği”dir: Tutamak ile ağızlık
aynı yönde konumlandırıldığı için tamamen kullanılabilirlik dışıdır. İkinci
demlik “Nanna”yı Norman inanılmaz derece çirkin olması nedeniyle çekici bulur!
Üçüncüsü ise Alman Ronnefeldt firması tarafından üretilen “eğilen” demliktir.

Eğilen demlik, tasarım: Ronnefeldt (Fotoğraf: Ayman
Shamma).
İlk demlik bilinçli şekilde, kullanılması “imkansız” olarak
tasarlanmıştır. “Nanna” işlev açısından epey beceriksiz bir demlik ilk izlenimi
bırakmasına rağmen oldukça kullanılabilir bir üründür. Eğilen demlik ise çayın
demlenme ritüeline özen gösterilerek tasarlanmıştır. Bu ritüel öncelikle yaprak
çayların demliğin içindeki pervaza yerleştirilmesiyle başlar. Ardından demlik
geriye kaktırılır, yapraklar tamamen ıslanıp demlenene kadar bekletilir. Dem
koyulaştıkça demlik tamamen geriye yatırılır, istenilen deme ulaştığında ise
dik konuma geri getirilir ki çay acılaşmasın. Restoranlarda servisi
yapıldığında kapağının açık bırakılması ise garsona demlik içindeki suyun
yenilenmesi sinyalini verir.
Üç ayrı demlikten biri kullanılabilirliği (daha doğrusu
kullanışsız oluşu), ikincisi estetiği, diğeri ise pratik kullanımı
vurgulamaktadır. Norman’a hangi demliği kullandığı sorulduğunda ise cevabı
“hepsini” olur. Koleksiyonundaki her bir demlik farklı zamanlarda farklı çay
(ya da kahve) içme şekillerine hizmet vermektedir. Kimisini sabahki sıcak
içeceğini süratle hazırlayabilmek, kimisini de, oldukça uzun zaman alsa da,
özellikle misafirlerine servis (bir anlamda da gösteriş) yapmak için tercih
ettiğini belirtir. Her demliğin tasarımı önemlidir, ancak daha da önemli olan
ve kullanım tercihini belirleyen o anki kullanım amacı, kullanım mekanı ve
herşeyden önemlisi de kişinin ruh halidir. Ancak Norman koleksiyonundan
bahsederken, kahve ve çaya düşkünlüğünden daha ziyade, demlikleri mutfağındaki
pencere pervazında gururla sergilediğini, çünkü birarada görünümlerinin ona haz
verdiğini söyler. Ruh haline göre seçtiği demlik adeta daha kullanılabilir
olurken, bu demlikte hazırlanan çayın içimi ise adeta daha lezzetlidir!

Norman’ın pencere pervazından üç demlik (Fotoğraf: Ayman
Shamma).
Estetik ve kullanılabilirlik
İlk etapta kulağa yabancı gelmekle birlilikte,
estetik-kullanılabilirlik etkisi temelde göze hoş görünen nesnelerin aynı
zamanda daha işlevsel ve daha kullanılabilir oldukları izlenimini
yarattıklarını savunmaktadır. Bu sav, değişik kullanıcı gruplarıyla yürütülen
bir dizi araştırmayla da desteklenmiş, kullanıcıların tasarımı kabullenmeleri,
ürünü kullanım şekilleri ve performansları üzerinde önemli etkisi olduğu ortaya
konmuştur. Bu kapsamda, estetik tasarımlar gerçekten daha kullanılabilir olup
olmadıklarından bağımsız olarak, kullanımları daha kolay görünmektedir ve daha
çok kullanılma potansiyeli taşırlar. Bunun yanında, daha kullanışlı ancak daha
az albenili tasarımlar da daha az kabul görebilmektedir ki bu da tartışmaya
değer bir konudur.
Arabanızı yıkayıp cilalayın, sizce şimdi daha iyi
çalışmıyor mu?
Norman’ın Duygusal Tasarım adlı kitabında yer alan anekdot
konuya çarpıcı bir açıklama getirmektedir. Bu örnekte İsrailli bilimadamı Noam
Tractinsky, albenili nesnelerin albenisiz olanlardan kesinlikle daha çok tercih
edileceğini mantıken kabullenmekle birlikte, neden daha iyi çalışacakları
iddiasına şüpheyle bakmaktadır. Kafaları benzer sorularla meşgul olan Japon
araştırmacılardan Masaaki Kurosu ve Kaori Kashimura, birbirine çok benzer iki
bankamatik tasarımı yapar. Her iki bankamatik de, gün boyunca -para çekme gibi-
basit bankacılık işlemleri yapabilme özelliğine sahiptir; formları, işlevleri
yerine getirme şekilleri ve düğme sayıları da tamamen aynıdır. Farklılaştıkları
nokta ise, bankamatiklerin birinde ekran ve düğmelerin göze hitap edecek
şekilde konumlandırılırken diğerinde buna kasıtlı olarak özen gösterilmemiş
olmasıdır. Sonuç, araştırmacıların, göze hitap eden tasarımın aynı zamanda
kullanımının da daha kolay bulunduğunu tespit etmeleri sürprizi olmuştur.

BMW MINI Cooper. Özellikleri hakkında kullanıcıların
farklı görüşleri olsa da, herhalde hiçbir arabanın bu kadar gülümsetemediğini
söylemek yanlış olmayacaktır. Arabaya bakmak öylesine keyiflidir ki hataları
kolayca gözardı edilebilmektedir.
Bu sürpriz sonuç Tractinsky’nin şüpheciliğini dindirmek
yerine daha da artırmış, deney sonuçlarında Japon kültürüne has beğeni
faktörlerinin etkisi olabileceği ihtimalini öne sürerek aynı çalışmanın bu
sefer de İsrail halkıyla tekrarlanmasını istemiştir. Çünkü Tractinsky İsrail
halkının görsel değerlerinin hassasiyetten çok hareket/iş merkezli olduğuna
inanmaktadır. Böylece aynı araştırma süreci daha sıkı kontroller altında
tekrarlanmış ve Tractinsky’nin beklediğinin tersine, öncekine benzer sonuçlar sadece
tekrar edilmekle kalınmamış, aynı zamanda estetik ve kullanılabilirliğin
umulduğundan da güçlü bir etkileşimde olduğu ortaya konmuştur.
Estetik-kullanım ilişkisi
Estetik, ürünlerin nasıl kullanılacağı konusunda da önemli
bir rol üstlenmiştir. Albenili ürünler, kullanıcıyla bağ kurmada karşıtlarına
göre daha etkileyici bir tavır sergiler ve olumlu etkileşimleri teşvik ederler.
Aynı zamanda da kullanıcıların ürünleri kullanırken karşılaştıkları problemlere
karşı daha toleranslı tepkiler vermelerini sağlarlar. Kullanıcıların bu tür
ürünlerle aralarında duygu bağı da kurmaları ve hatta bu ürünleri
kişileştirerek isim vermeleri (arabalarına ad takmaları gibi) oldukça doğal
karşılanmasına rağmen, aynı davranışı olumsuz etki yaratan ürünler için de
beklemek şaşırtıcı olacaktır. Bu şekilde ürünle kurulan olumlu bağ ile ürüne
olan düşkünlük, şefkat, sadakat, sabır gibi duygular, uzun vadeli
kullanılabilirliği ve ürünün başarısını etkileyen önemli faktörlerdir. Ürün ile
kullanıcı arasında kurulan bağ, kullanıcıların ürünlerle ne kadar tatmin edici
şekilde etkileşebileceklerine dair sonuçları da beraberinde getirmektedir.
Olumlu bağ, yaratıcı düşünme ve problem çözme becerisini katalize edebilecek
bir ürün-kullanıcı etkileşimi sağlarken, olumsuz bağ, kısıtlı düşünme ve
sınırlı yaratıcılığa neden olur.
Bu ikilemin güzel bir açıklaması Isen tarafından
yapılmıştır. Isen’e göre, kendimizi iyi hissettiğimiz zamanlarda beyin
fırtınası yapmakta ve dolayısıyla farklı alternatifleri gözden geçirmekte daha
başarılı oluruz. Düşüncelerimizi belli bir problem üzerinde yoğunlaştırmamız
gereken zamanlarda ise daha şüpheci ve tedirgin bir yaklaşım izlediğimiz
bilinen bir gerçektir. Bu özellikle tehlikeli bir konumdan kaçış için etkin bir
strateji olsa da, yaratıcı olma ve yeni çözümler üretmeyi gerektirmez. Diğer
taraftan, rahat ve mutlu olduğumuz zamanlarda düşünme sürecimiz zenginleşir,
yaratıcılık ve hayal gücümüzü kullanma oranımız artar. Bu bağlamda, albenili
ürünlerin kullanımlarının daha kolay olması da basitçe, “kullanıcıların
karşılaştıkları problemlere yönelik zengin çözümler üretme biçimlerinin
tetiklenmesi” şeklinde açıklanabilir.
Olumsuz kullanıcı-ürün ilişkisi ise özellikle iş stresi
yüksek ortamlarda yorgunluğu artıracağı ve iş performansını düşürebileceği için
daha da önem kazanmaktadır. Eğer kullanımı sırasında istenilen sonuç
alınmamışsa, en doğal yaklaşım ürünün yeniden ve daha fazla çaba gösterilerek
denenmesi yönünde olacaktır. Ancak günümüzde, özellikle de teknolojik arayüz
bulunduran ürünlerde başarısızlıkla sonuçlanan bir işlemin tekrar edilmesinin
olumlu sonuç vermesi çok zayıf bir ihtimaldir, bunun yerine farklı çözüm
alternatiflerinin denenmesi daha doğru bir yaklaşım olacaktır. Aynı işlevi
üstüste defalarca tekrar etme eğilimi genellikle tedirgin, gergin ve hatta
kızgın kullanıcılara yönelik bir tavırdır. Ürünle yaşanan bu olumsuz deneyim,
kullanıcıların çözüm üretmek yerine problem yaratan detay üzerinde daha da
yoğunlaşmasına ve gerginliklerinin de artmasına neden olur. Bu tür algılamalar
ürün-kullanıcı ilişkisini olumsuz yönde etkileyip uzun süreli önyargılara yol
açabilmektedir. Uzun vadede, ürünle olumsuz etkileşim kurmalarından dolayı
gerginleşen kullanıcılar kullanım esnasında karşılaştıkları problemlere dair
şikayetlerde bulunurken, ürünle olumlu etkileşim kurabilen kullanıcılar,
muhtemelen kısa bir süre sonra, deneyimledikleri sorunları hatırlamayacaklardır
bile.
Örneğin Nokia, cep telefonlarının yaygınlaşmasında yalnızca
temel iletişim işlevlerini yerine getirmenin yeterli olmayacağını fark eden ilk
firmalardan biri sayılabilir. Cep telefonlarının sıklıkla şarj edilmesi
gerekmektedir, kullanıldıkları mekana göre yine sıklıkla şebeke kesintileri ya
da yazılım problemleri yaşanabilmektedir, dolayısıyla cep telefonları
kesinlikle sorunsuz ürünler değillerdir. Ancak, göze ve hatta kulağa hitap eden
albenili ek özellikler (örneğin renkli telefon kapakları, kişiselleştirilebilir
melodiler) bu ürünlere dekoratif üstünlük kazandırmaktan çok daha öte,
kullanıcının ürünlerle olumlu bağ kurmasını, böylelikle de karşılaştığı
problemlere daha toleranslı bakmasını sağlayarak ürünlerin başarısını artırmayı
hedeflemektedir.
Bir başka örnek olarak da, başarısızca tasarlanmış ekran
kontrolleriyle karşımıza çıkan, dünyanın her yanından kullanıcıların nasıl
durdurulacağını bir türlü bulamadıkları, ekranlarında sürekli yanıp sönerek
beliren elektronik saate tahammül etmek zorunda oldukları video kaydetme
cihazları verilebilir. TiVo® firması ise, göze hitap eden, aynı zamanda akıllı
ve otomatik kaydetme özellikleri, menüler arasındaki kolay dolaşım mantığı,
keyifli görsel ve işitsel geribildirimleriyle sadece kullanıcıların favori
programlarını izleme ve kaydetme şekillerinde çığır açmakla kalmamış, ayrıca
ürünün kullanılabilirlik sürecine de yeni bir yaklaşım getirmiştir.
Sonuç
Estetik (albenisi olan) ürünler, göze hitap etmekle kalmayıp
aynı zamanda daha kullanışlı oldukları izlenimi yaratmakta, daha kolay kabul
görmekte ve kullanılmakta, yaratıcı düşünme ve problem çözme becerisini olumlu
yönde etkilemektedir. Estetik tasarımlar, aynı zamanda kullanıcıları üründe
karşılaşılan problemlere daha toleranslı davranmaya ve ürünle olumlu ilişkiler
kurmaya yönlendirmektedir. Ancak estetik, diğer kullanıcı gereksinimlerini
karşılayan fiyat, kalite, kullanım kolaylığı gibi değerlerle dengeli bir
beraberlik içinde olmalıdır. Dolayısıyla, üründe estetik hiçbir anlamda
kullanılabilirliği geçersiz kılmak üzere değil, bilakis, kullanılabilirliği
destekleyecek şekilde kurgulanmalıdır. Bu bakış açısıyla, kullanışlı olduğu
kadar kullanıcı beğenisi toplayan “estetik-kullanılabilir” tasarımların doğru
sentezini sunabilmek, ürün tasarımcılarına meydan okuyan bir sorumluluk olarak
ortaya çıkmaktadır. n Yrd.Doç.Dr. Bahar Şener, Orta Doğu Teknik Üniversitesi
Mimarlık Fakültesi Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü.
Kaynaklar:
Butler, J.; Holden, K.; Lidwell, W. (2003), Universal
Principles of Design, Rockport Publishers, Gloucester, Mass.
Erbuğ, Ç. (der.) (2004), Usability Testing: Methods,
Experiences, Achievements, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Yayınları, Ankara.
Norman, D. (1998), The Design of Everyday Things, MIT Press,
Londra.
Norman, D. (2004), Emotional Design: Why We Love (or Hate)
Everyday Things, Basic Books, New York.
Tractinsky, N. (1997), “Aesthetics and apparent usability:
empirically assessing cultural and methodological issues”, 1997 CHI -
Conference on Human Factors in Computer Systems, konferans kitapçığı, Hyatt
Regency Atlanta Hotel, Atlanta, Georgia, 22-27 Mart. Bkz.:
www.acm.org/sigchi/chi97/proceedings/paper/nt.htm.