Menopoz
östrojenler ve deri
Yıllar geçtikçe, menopoz yaşına ulaşıp uzun yıllar yaşayan
kadınların sayısı giderek artış göstermektedir. Postmenopozal yıllara has
sorunların giderilmesi için önemli adımlar atılmış ve oldukça başarılı sonuçlar
alınmakta olduğu da hepimiz tarafından bilinmektedir.
Ancak, vücudun en büyük organı olan deride menopoz sonrası
oluşan değişiklikler yeterince incelenmemiştir veya bu konuya yeterince
eğilinmemiştir.
Kadının dişi görünümünü zedeleyen, çekiciliğini kaybettiren
özellikler gözle görülebilir deri değişiklikleridir. Osteoporotik kemikler,
çeşitli desensus türleri, kalbi ile ilgili yakınmalar fiziki görünüm kadar
olumsuz ruhsal değişiklik nedeni olmaz.
Fiziki olarak çekici yaşlı kadınların kendilerini daha
sağlıklı hissettikleri, hayata olumlu şekilde bakmakta oldukları, daha neşeli,
daha az deprese olup yeni yaşam dönemine daha iyi uyum sağladıkları herhalde
dikkatinizden kaçmamıştır.
Menopoza girdikten sonra kadında gözle çok kolay görülebilen
deri değişikliklerini şöyle sıralıyabiliriz:
Elastoz: Kırışıklıklar, gevşek deri, lentigo, telenjiektazi,
aktinik keratozis.
Kuru hipoelastik deri ve pruritus.
Saçlarda kırılma, hirsutizm, alopesi, pubik kıllarda
seyrelme.
Tırnakların kolay kırılması. Diğerleri: Akne rosacea ve deri
kanserleri.
Oysa günümüz kadını kozmetik görünüme giderek daha fazla
önem vermektedir. Birçok kadın bu tür değişikliklerden üzüntü duyduklarını,
eski görünüme kavuşmak için ne tür çarelerin olduğunu sormaktan kendilerini
alamamaktadır.
Derinin Yapısı
Epidermis, dermis ve subkutiküler yağ dokusu denen 3
tabakadan oluşur. Bu tabakalardaki hücrelerin embriyolojik orijinleri de
farklıdır.
Epidermis: Dış yüzeydeki en ince tabakadır. Ektodermal
orijinli keratinositler ve nöral yarık (spisiyalize embryonik ektodermal doku)
ten kaynaklanan melanositlerden oluşur.
Dermis: Derinin esas yapısını oluşturan stromadır,
üzerindeki epidermise dermal papillalar vasıtasile sıkıca yapışır.
Epidermisten farklı olarak daha çok fibröz doku ve kan damarlarını içerir.
Kemik te dahil olmak üzere diğer bütün konnektif dokular gibi mesodermal
orijinlidir. Ektodermal orijinli bazı yapıları da içerir, örneğin ter bezleri,
kıl follikülleri.
Dermisteki fibröz doku kollagen (%97.5) ve elastin (%2.5)
den oluşur.
Kollagen, total vücut kitlesinin yaklaşık 1/3 ünü ve total
proteinin %20 sini oluşturur. Kollagen vücuttaki konnektif dokuların en major
yapı taşı olup, %88 kadarı dermis ile kemiklerde bulunur ve bu iki dokudaki
oranları birbirine neredeyse eşittir.
Kollagen fibrilleri dermisin ana kütlesini oluşturur ve
gerginliğinden sorumludur. Deri yüzeyine paralel seyreder. Fibroblastlar
tarafından üretilir.
Elastin lifler epidermis altında ağ yapacak şekilde ve ince
bir dağılım gösterir.
Dermis ve epidermis, subkütan yağ tabakasından yukarı doğru
gelen kan damarları le beslenir. Damarlar dermiste oldukça küçük arterioller
şeklinde bulunurken hemen epidemsin altındaki dermal papillalar içinde zengin
kapiller ağ şeklinde görülür. Menopoz sonrası görülen vazomotor bozukluklardan
bu kapiller ağ sorumludur.
Konnektif doku ekstrasellüler matriks ve sellüler
elemanlardan oluşur.
Ekstrasellüler makrikste 2 tür makromolekül bulunur:
kollagenler ve polysaccharide glycosaminoglycanlar (GAG). GAG’lar su
moleküllerinin hızla diffüzyonunu sağlar ve kompresif güçlere karşı turgordan
sorumludur.
Kollagen fibriller ise dokuların gerilmesine dirençten
sorumludur. Ana kollagen kütlesi oldukça stabil olmasına rağmen ileri yaşlarda
da olsa bir kısmı bütün dokularda devamlı olarak degrade olup yenilenir.
Kollagen metabolizması değişiklikleri idrarda kollagen
pyridinium cross-linkleri ölçülerek izlenebilir. Kollagenin kalite, tip ve
miktarı yaş ile ilgili olarak değişir. Menopozdan sonra kollagen yıkımı
(osteoklastik aktivite ) kollagen yeniden yapılanmasından (osteoblastik
aktivite ) dramatik bir şekilde hızlı seyreder. ÖRT ile bu durum tersine
döndürülebilir. kollagen yapımı arttırılabilir.
Subkutan yağ dokusu: Dermisin altında fibröz septumlarla
bölünmüş ısı izolasyonu ve besin deposu görevi yapan en alt tabakadır.
Deri ve Seks hormonları
Deri, seks hormonlarının hedef organlarından biridir. Vücut
kıllarının karakteristik dağılımı, deri altı yağ dokusu ve derisinin fizik
yapısı östrojen ve androjen arasındaki dengelere bağlıdır.
Radyoaktif H 3 ile işaretlenmiş östradiol kullanılarak
fare derisinde yapılan araştırmalarda deride spesifik östrojen aktivitesi
varlığı ortaya konulmuş, reseptörlerin epidermal nukleus, dermal fibrobalast ve
deri ekleri nukleuslarında yer aldığı gösterilmiştir. Daha sonraları P 29 ismi
ile anılan östradiol reseptör related proteinlerin epidermis, yağ bezleri ve
kıl folliküllerinde yer aldığı saptanmıştır.
Deride östrojen reseptörlerinin oluşu, östrojen azlığının
birçok organ gibi deriyi de olumsuz yönde etkilemesine neden olur. Meme ve
uyluk derisine göre yüz derisinde daha fazla östrojen reseptörü bulunmuştur.
Menopozdan sonra dermisteki atrofi, dermis dermal doku
kollagen içeriğinin azalması nedeniyle olur. Yaş ilerledikçe hydroxproline tip
1 kollagendeki glycosylated hydroxylysine ve immatür ve redüklenebilen
cross-links miktarı azalır. HRT ile bu azalma sadece durdurulmakla kalmaz,
tersine de döndürülebilir. Östrojenlerin dermal su, GAG leri ve kollagen
içeriğini arttırdığı gösterilmiştir. Örneğin gebelikte dolaşımdaki östrojen
düzeyi yüksektir. Gebelikte dermal bağ dokusu su oranında bu nedenle artış
olur. Bu artışın nedeni , östrojenin hyaluronik asit sentetaz enzimini uyarması
sonucu dermal bağ dokusunda yüksek moleküler ağırlıklı hyaluronik asitin
sentezlenmesidir. Hyaluronik asit düzeyi ile dermal su miktarı doğru
orantılıdır.
Postmenopozal dönemde deri ve Hormon replasman tedavisi
(HRT)
Epidermis: Östrojenlerin epidermisteki etkisi tam
olarak ortaya konulamamış ancak östrojen reseptörlerinin buradaki varlığı
bilinmektedir. Şimdiye kadar bu konuda yapılmış araştırmalardan elde edilen
sonuçlar şu şekildedir:
Östrojen tedavisi epidermiste bifazik etki yapmaktadır. İlk
3 ay sonunda epidermal kalınlık artar, 6 ay sonra ise azalır. Östrojenler
epidermiste inhibitör etkiye sahiptir
Dermis: Dermiste, özellikle fibroblastlarda östrojen
reseptörleri bulunur.
Östrojenler hyaluronik asit sentezi ve dermal su içeriğini
arttırır.
Postmenopozal dönemdeki ilk 15 sene içersinde kollagen
düzeyinde her sene %2 azalma olur .
Postmenopozal kemik kütle azalması ile deri kollagen
azalması paralellik gösterir .
Erken menopozal dönemde elastotik lif miktarında azalma olur
HRT ile deri kollagen içeriğin ve deri kalınlığında artma
sağlanır .
Uzun süreli kortikosteroid uygulanması osteoporotik
fraktürlere neden olurken deride incelme görülür. HRT ile bu olumsuzluk
giderilebilinir.
Deri ekleri:
Menopozda oluşan rölatif hiperandrojenizme rağmen, yağ
bezleri üretimi azalır, sekonder seks kıllarında azalma olur.
Sonuçlar
Deri, vücuttaki diğer organların sağlıklı olduğunun bir
göstergesidir. Derinin kalite, elastisite, parlaklık ve hidratasyonu açısından
sağlıklı olması, kişi için gurur kaynağı, övünme vesilesidir. Bu özellikler
kozmetik açıdan büyük önem taşırlar.
Menopoz sonrasındaki hipoöstrojenik ortam, yaşlanmanın
deride oluşturduğu bozukluğun daha da artmasına yol açar.
HRT ile deri kalınlığında artış görülür. Birkaç aylık östrojen
tedavisiyle kollagen düzeylerinin premenopozal dönemdeki seviyeye ulaşması
bunun en açık göstergesidir.
Menopozdan sonra HRT ile derinin mekanik özelliklerinin
düzeldiği ve östrojen yetersizliğinin neden olduğu bozuklukların giderildiği
ortaya konmuştur.
Her ne kadar bu düzelme klinik bir yarar sağlamamakta ise
de, kadında yaratabileceği psikolojik yararın gözardı edilmemesi gerekir.anlamına
gelmez, bu yüzden dikkatli kullanılmalıdır.