Prof.
John Heskett;
‘Niçin
tüketiyoruz sorusunu sormakla başlamalı’
“Günümüz toplumlarında tüketim odaklı bir şartlanma var. Niçin tükettiğimiz
sorusunu sormuyoruz. İhtiyacımız olup olmadığını hiç sorgulamıyoruz. İnsanlar
tüketmek üzere cesaretlendiriliyorlar.”

Tasarım Kongresi kapsamında 22 Haziran’da Lütfi Kırdar
Kongre ve Sergi Sarayı’nda gerçekleşen Sanayi Programı’na katılan tasarım
yönetimi ve politikaları alanının uluslararası düzeydeki önemli isimlerinden
Prof. John Heskett ile kongredeki konuşmasının ardından bir söyleşi
gerçekleştirdik.
“Bir şey icat etme riskini ancak büyük şirketler
alabilir. Zira piyasadaki rekabeti göğüsleyecek kadar sermaye gücüne
sahiptirler. Orta ve küçük ölçekli şirketler ise ancak olan üzerinde küçük
değişiklikler yaparak rekabette ayakta kalmaya çalışırlar.”
Günlük yaşantımızda tasarımın önemi nedir?
Etrafınıza bir bakın ve bana söyleyin; gördükleriniz içinde
tasarımın dâhil olmadığı bir şey var mı? Masada duran çatal, bıçak, şu ileride
gördüğünüz binalar, kahve içtiğimiz bu fincan hepsi de tasarım ürünü. Anlatmak
istediğim kısaca tasarım yaptığımız, yaşadığımız, kullandığımız her şeyde.
Tasarım yaşamı nasıl algıladığımızla yakından ilintili. Tasarımın artı değer
oluşturmasına gelirsek tüm bu ürünlerde tasarımın ne kadar ağırlıklı olduğunu
göreceksiniz. Etrafımızda bulunan bu kadar eşyaya, araç gerece niçin
ihtiyacımın olduğu sorusunu sormalıyız. Elimizdeki her şeyle yaptığımız işleri
daha basit yapmanın yolları var mıdır diye sormalıyız. Günümüz toplumlarında tüketim
odaklı bir şartlanma var. Niçin tükettiğimiz sorusunu sormuyoruz. İhtiyacımız
olup olmadığını hiç sorgulamıyoruz. İnsanlar tüketmek üzere
cesaretlendiriliyorlar. Çünkü günümüz ekonomisi bu denge üzerine kurulmuş.
Ciddi olarak tehlikedeyiz. Doğanın çok önemli bir bölümünü yok ediyoruz. Mesela
Amerika’da Batı Virjinya eyaletinde kömür madeni açarken çıkan moloz ve pislik
tamamen o bölgede bırakıldı. Bu oradaki ormanlık alanda çok önemli hasar
meydana getirmenin yanı sıra çevresel kirlilik yarattı. İnsanlığın bulduğu kısa
dönem çözümlerden biri daha. Çevresel faktörlere önem vermeden kısa vadeli
çözümler aramanın bir sonucu. Torunlarım var benim ve korkarım onlara
bırakacağımız dünya çok da memnun olacakları bir dünya değil. Onlara nasıl bir
dünya bırakıyoruz? Bizi affedeceklerini hiç sanmıyorum. Hepimiz bu tüketim
çılgınlığına alet oluyoruz. İlkel çağlara dönelim demiyorum yanlış
anlaşılmasın. Çamaşır makinemi hiçbir şeyle değişmem mesela. Dediğim, tasarımın
daha az enerji ve sabun kullanımı ile en iyi sonuç elde edebilecek yönde
kullanılması.
Hem firmalar, hem endüstri, hem de ülkeler açısından
değerlendirirsek orijinalliğin küresel rekabette nasıl bir yeri var?
Yeni geliştirilen ürünler içindeki yeni bir şey icat etme
oranına bakarsanız çok düşük olduğu görülecektir. Onun yerine mevcut ürünlerde
küçük değişiklikler yapıldığını görüyoruz. Bazıları Japonların yeni şeyler
üretmediğini, bir buluş yapmadığını söylüyorlar. Oysa bakın kameraları nasıl
değerlendiriyorlar. Hatta sizin şu anda kullandığınız bu dijital ses kayıt
cihazı. Eski ses kayıt cihazlarına oranla dijitaldeki gelişim akıl almaz.
Kalite olarak daha önde, üstelik tüketimi azaltan faktörler içeriyor. Yani
kaset kullanmıyorsunuz. Doğayı da koruyan bir durum söz konusu. İşte bu
bağlamda düşünürsek dünyadaki büyük şirketlerin çoğu bu yolda ilerliyor. Bir
şey icat etme riskini ancak büyük şirketler alabilir. Zira piyasadaki rekabeti
göğüsleyecek kadar sermaye gücüne sahiptirler. Orta ve küçük ölçekli şirketler
ise ancak olan üzerinde küçük değişiklikler yaparak rekabette ayakta kalmaya
çalışırlar.
‘Toothpicks and Logos: Design in Everyday Life’ kitabı
tasarım dünyasında oldukça büyük ilgi gördü, yaratım sürecinden bahseder
misiniz?
Oxford Press bu projeyi teklif ettiğinde büyük bir serinin
parçası olarak basılması tasarlanmıştı. Hani şu, ‘Budizme giriş’ ya da ‘100
soruda Budizm’ serileri gibi çeşitli konuların işlendiği kısa el kitapçıkları.
Kısaca ‘Tasarıma Giriş’ kitabı yapmam istendi. Ne çok akademik ne de çok
popüler ortada bir kitap yazmamı istediler. Tasarımı sıradan insana
olabildiğince yalın anlatabileceğim bir kitap kurguladım. Akademik unsurları
mümkün olduğunca az kullandım. Tasarımın yaşamlarımızda nasıl bir yer
kapladığını anlatmayı amaçladım. Editörümün önerisi ile kitabın ‘Very Short Introduction’
serisinden bağımsız basılmasına karar verildi. Bu 2002’de idi. Son basımı geçen
senenin ortalarında tekrar ‘Very Short Introduction’ serisi içinde basıldı.
Okuyucu tarafından çok beğenildi. 14 bin kopya satıldığını biliyorum.
Türkiye ve dünyada tasarımın geleceği ile ilgili
düşünceleriniz nedir?
1988’de Türkiye’ye ilk kez gelmiştim. Bu süreçte arkadaşlar
edindim. Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nden iki öğrenci Chicago’da öğrencim
oldu. Biri benimle ‘Phd’ yaptı. Dolayısı ile Türkiye’de neler olduğuna dair
kontaklarım oldu. Türkiye’de tasarım alanında yaşanan gelişmelerin olumlu
olduğunu söyleyebilirim. Şu ana kadar yapılanın üzerine bir de tasarım alanında
çok sağlam taşlar konulursa çok daha başarılı olacağına inanıyorum. Eğitim ve
endüstri arasındaki bu bağ daha da güçlendirilir ve sonsuza kadar devam
ettirilebilirse olumlu etkileri olacağını söyleyebilirim. Bu Türk firmalarını
dünya pazarında rekabette öne geçirecektir.