Banyo
gelecekte yatak odasının parçası olacak
Sieger Design’dan Michael
Sieger’la “çevrimiçi” sohbetimizde, firmanın köklü aile geleneğinden tasarım
vizyonuna, günümüz trendlerinin belirlenmesinden banyoların dönüşümü ve gelecek
projeksiyonlarına uzanan pek çok konuya değindik…

Michael Sieger Christian Sieger
Sieger Design’ın bir aile
işletmesi geleneğinden günümüze ulaştığını biliyoruz. Firmanın kısaca geçmişini
anlatır mısınız?
Sieger Design’ın bir aile işletmesi
olduğu doğru. Bugün ikinci kuşak olarak kardeşim Christian ve ben yönetici
ortaklar olarak çalışıyoruz. Babamız Dieter Sieger bir mimar olarak kazandığı
başarının üzerine inşa ettiği Sieger Design’ı 1964 yılında kurdu ve lüks yatların
iç tasarımlarını yaparak rüzgarı arkasına aldı. 1983 yılında gerçek yolunu
çizerek, hijyen ve sağlık sektörüne ürünler sunan bir endüstriyel ürün tasarımcısı
olarak çalışmaya başladı. O dönemde öncelikli olarak Alape, Duravit ve
Dornbracht için lavabo ve armatürler yaratıyordu. Bu başarılı işbirliği bugün
de sürmekte. Sieger Design ve müşterilerimiz elbirliğiyle banyoda devrim yarattılar
ve bu alanda hala en yaratıcı gücü oluşturmaktalar. 1996 yılına kadar ben ve
kardeşim şirkette giderek artan oranda rol almaya başladık ve ilk başarılı
koleksiyonumuzu 1992 yılında Ritzenhoff için çıkardık. Bu koleksiyon büyük bir
sükseyle karşılandı ve markayı dünya çapında tanınır kıldı. Sieger Design da
giderek “A’dan Z’ye hizmet veren” bir tasarım ajansına dönüştü. Ben tasarımcı,
kardeşim ise bir pazarlama uzmanı olarak mimari ve ürün tasarımı alanındaki
hizmetlerimizi geliştirdik ve bunların üzerine grafik tasarım, tasarım
yönetimi, pazarlama ve halkla ilişkiler konusundaki çalışmalarımızı ekledik. Kısa
sürede 40 kişilik bir ekip olduk. 2003 yılında babamız Dieter Sieger tümüyle
emekliye ayrıldı ve bu değişimle birlikte bir diğer tutkulu projeyi başlattık.
Hijyen sektörü ile aralarında mücevheratçı Jochen Pohl, uluslararası halı
üreticisi Maltzahn Carpets, WMF, Svarowski, Deutsche Bahn gibi dev isimleri
sayabileceğimiz yeni müşterilerimizle hala süren başarılı işbirliğimizin yanı sıra
2005 yılında kendi lüks markamız SIEGER’i kurduk. Bu genç marka kendini üst-sınıf
lüks ürünler segmentinde konumlamış durumda ve sadece servis gereçleri ve
nesnelerden oluşan porselen koleksiyonlar, mobilya, kağıt ürünleri ve ısmarlama
erkek giysi ve aksesuarları üreten Alman firmalarına hizmet vermekte. Biz
SIEGER’i bir yaşam-tarzı markası olarak görüyoruz ve bu yüzden yakın bir
zamanda ev tekstili ve cam ürünleri gibi segmentlere de odaklanacağız.
Hizmetleriniz ürün
tasarımından marka yönetimi ve kurum kimliğine kadar geniş bir yelpazeye
yayılıyor. Tüm bu iş alanlarına uyarladığınız genel tasarım anlayışınızı nasıl
tanımlayabilirsiniz?
Kapsamlı ve ayrıntıcı bir tasarım
yaklaşımımız olduğunu söyleyebilirim. Ürünü yaratma ve sunmanın her aşamasında
görüntüsü ile temel faydalarının aktarımlarını birbiriyle uyuşturmayı amaçlıyoruz.
Yeni bir ürün yaratırken işlevselliği temel çıkış noktası olarak alırız.
Bunlarla eş zamanlı olarak, arketip olarak adlandırdığımız ilk-örneklerden önkoşul,
akabinde bir dizi güncellikten tema çeşitlemeleri, mimariden ise yapısalcı
unsur olarak faydalanıyoruz Değer, zarafet ve zamansızlık kalite standartlarımızı
oluşturur. Modaya, trendlere ve zamanın ruhuna göndermeler yapan ince vurgular,
ayırt edilebilirlik sağlamak için de duygu ekleriz. İndirgeme bizim için
olmazsa olmazken; lüks, hikaye edilebilirlik ve şiirsellik her parçaya tanımlayıcı
içeriğini kazandırır. Bu tasarım yaklaşımının kapsamlılığı ve ayrıntıcılığı,
sizin tüm bu unsurları ürünün sadece kendisinde değil, ürünün sunumu,
ambalajlanması ve satış noktaların düzenlenmesi gibi diğer tüm iletişim
biçimleri ekseninde kavradığınız ve hissettiğiniz anlamına gelir.
“Tasarım”ı bir iş alanı
olarak nasıl tanımlarsınız?
Bu sorunun cevabının bir bölümünü ilk
iki soruda verdim sanırım. Günümüzde her iş (business) konsepti “iyi-tasarlanmış”
ya da “tasarım-yönelimli” olmalıdır. İletişiminiz ruhunu hedef kitlenize
aktaramıyorsa, onu ürünü almaya ikna etmeye çalışmanın hiçbir faydası
olmayacaktır. Kaldı ki en iyi ve yoğun kullanılmış iletişim kanalları bile uzun
vadede iyi tasarlanmış bir “ürün”ün yerini tutamaz. Dolayısıyla müşterileriniz
ve iş ortaklarınızın sizinle temas kurdukları her alanda temel mesaj ve felsefenizi
kullandığınız bütünsel bir yaklaşıma ihtiyacınız vardır. Bu şekilde size ilişkin,
kolayca kavranabilen büyük bir resim görecekler ve sadece anlık değil uzun
vadede tatmin olacaklardır. Bunu sağlayamazsanız, er ya da geç gerginlik ve
tedirginliğe kapılacak müşterilerinizin bazılarını kaybeder, kalanları da
elinizde tutmak için para ve zamanın yanı sıra (en kötüsü) cesaret ve
özgüveninizi kaybedersiniz.
Müşterilerinizi seçerken
göz önünde bulundurduğunuz kriterler nelerdir?
Uzun süreli ortaklıklarımızın hala başarıyla
sürmesinin belli sebepleri var. Dornbracht, Duravit ve Alape hepsi
yenilikçilik, değişim ve yaratıcılık kavramları ekseninde üretim felsefelerini
konumlandırmış markalar. Bugün yöneticilerin bile yeni yollara sapmak için
cesarete ihtiyaçları var. Bu bir müşteri ile elele çalışabilmek için çok önemli
bir kriter. “Bu (ya da şu) imkansız. Müşteriler böyle şeylere tepki vermezler…”
laflarını o kadar çok duydum ki… Oysa tarih, müşterilerin ihtiyaçları karşısında
sadece işlevselliği kollamayıp bunu estetik ve duygu ile harmanlamanın başarılı
bir yaklaşım olduğunu gösteriyor. Doğrudur, başarılı bir tasarımcı olarak bile
hiçbir zaman tümüyle özgür bir saltanatınız olamaz ama başarılı bir işbirliğinin
temelinde bir güven atmosferi ve taşları yerinden kıpırdatma isteği yatar.
Dormbracht’la işbirliğimiz örneğin, bu tarzdaki ilişkinin mükemmel bir örneğidir.
Banyo ve mutfaklar zaman
içinde büyük bir dönüşüm gösterdiler. Peki banyo ve mutfak ürünleri bu trendi
nasıl takip ediyorlar?
Bu tam bir “tavuk mu yumurtadan,
yumurta mı tavuktan” sorusu aslında. Tarihe göre değişimleri başlatan hep
mutfak ve banyo ürünlerinin tasarımı olmuş. Babam Dieter Sieger’in 80’lerin başında
bir gemi tasarımcısı olarak edindiği tecrübelerine biraz İtalyan kıvraklığı katıp,
bunları Duravit için tasarladığı lavabolara eklemeye başlaması bir tür
devrimdi. Bu ruh hızla yayıldı ve çok kısa sürede banyolar canlandı. Tarihte
banyo kültürü, Eski Roma’nın Caracalla ve Diokletian termal kaynaklarından
bugün pek çok kentin meşhur olmasını sağlayan kaplıcalara kadar her zaman çok
önemli olmuştur. Nitekim evlerin banyoları her zaman çok küçük olmuş, hijyenik
kılınmaya çalışılmış ve pek de kullanıcının kendini iyi, mutlu hissetmesine
yönelik düşünülmemiştir. Sieger Design’dan Domani ya da Lavarset ve onları
izleyen birkaç yenilikçi tasarımın ardından, önce biraz esnedi bu konsept,
sonra iyice büyüdü ve en sonunda bir rahatlama alanına dönüştü. O günden beri
Sieger Design ve diğerleri bunu en iyi şekilde değerlendirmeye çalışıyor;
sadece armatür, lavabo, küvet ya da diğer birimleri üretmiyor, banyo mobilyaları
ve hijyenik ürünlerin karakterleriyle uyumlu yüzey renkleri, ışıklandırmalar,
malzeme seçenekleri önererek farklı ambiyanslar yaratıyorlar. Bunun daha ileri
noktaları da olacak ve banyolar daha da açılarak temsili bir alana dönüşecek ya
da aile ilişkilerini daha da geliştirmek için, “Private Heaven” (Özel Cennet)
konseptinde önerdiğim gibi yatak odasının bir parçası haline gelecektir. Bu
yolda vardığımız noktalarda çok uzun kalmıyoruz. Ama bu gelişmelerin, yani
sizin sözünü ettiğiniz trendlerin gökten zembille inmediğini, tasarımcıların
yanı sıra, hijyen/sağlık donanımı üreticilerinin fikirlerinden doğduğunu düşünüyorum.
Sieger Design’ın Avrupa’da bu trendlerin belirlenmesinde önde gelen isimlerden
biri olmasından mutluluk duyuyorum. Müşterilerimiz başarılı gelişimlerini
sürdürme cesaretlerini korudukları ve gelecekte de yeni yollara girmek ve yeni
atılımlar yapmaktan korkmadıkları sürece bunu sürdürmeyi umuyoruz.

2nd Floor/Duravit Domani/Dornbracht
Hautec/Dornbracht