Tasarımı
tasarım yapan iletişimidir
Tasarımınızı kitlelere satmanız
şart. Genel beğeni düzeyini yakalamak, tekniğe getirdiğiniz yeniliklerle,
kullanım alanlarındaki çok yönlü yenilikçi yaklaşımlarınızla rakiplerinizin
önünde olmalısınız. Bu da çok iyi araştırmayı, çok yönlü düşünmeyi, öngörmeyi
gerektirirken, ciddi sorumluluk yüklüyor.

Oya Akman Şenocak kimdir?
1977 yılında MSÜ (Devlet Güzel
Sanatlar Akademisi) Endüstri Ürünleri Tasarımı ve İç Mimarlık Bölümü’nden
yüksek lisans derecesiyle mezun oldu. 1992’de aynı üniversitede Endüstri Tasarımı
doktorasını tamamlayan Şenocak, Kanada, Montreal’de Escape Verre’de cam el
üretim teknikleri üzerine dersler aldı.1977- 83 yılları arasında seramik,
plastik ve tekstil endüstrilerinde tasarımcı olarak çalıştı. Birçok ödülün
sahibi Şenocak’ın tasarımları arasında, Frankfurt Fuarı Ambiente’de Design Plus
2003 Ödülü alan ve devamında sürekli segilenmek üzere Farankfurt Museum of
Applied Arts’a alınan Bubble bardak ve New York’ta Corning Museum of Glass arşivine
giren ZigZag ve Inclination viski bardağı da yer alıyor. 1999 yılında ICSID
(Uluslararası Endüstriyel Tasarımcılar Konseyi) tarafından Tasarım Üretimi ve
Tasarım Eğitimi kategorilerinde Türkiye’den tasarım uzmanı olarak ISCID
uzmanlar listesine dahil edilen ve 1983 yılından beri Şişecam’ın çeşitli
gruplarına ve endüstrinin çeşitli kollarına tasarım yapan Şenocak aynı zamanda İTÜ
Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü’nde öğretim görevlisi olarak görev yapmakta.
Oya Akman’ı bugünkü konumuna getiren tasarım yolculuğu nasıl başladı? Eğitim
sürecinizden biraz bahseder misiniz?
Tasarım yolculuğumun çok küçük yaşlarda başladığını söyleyebilirim. Dedemin
verdiği bir büyüteç ile her şeyi detaylı incelemeye başlayıp çizdiğimi hatırlıyorum.
Daha sonra lisede Fen bölümünde resim dersinde teknik resim öğrendik. Bunlar doğadaki
geometrik çözümlemeleri iyi değerlendirmemi getirdi. Devlet Güzel Sanatlar
Akademisi yıllarında hem okudum hem çalıştım, detaylı öğrenmek adına. Endüstri
Tasarımı Bölümü’nün ilk öğrencileriydik. 1978 yılında profesyonel tasarım hayatım
resmen başladı. Dışarıdan doktora yaptım.
Endüstriyel tasarım
alanında uzun süre çalışmış biri olarak pek çok malzemeyle çalışma imkânı
bulmuşsunuzdur, ancak cam bunlar arasından sıyrılıp ilk sıraya geçmiş… Cam ile
olan bu bağ nasıl kuruldu, neden camı seçtiniz?
İlk çalıştığım konu mobilya tasarımı
idi. Sonra aydınlatma ve seramik geldi, bunu tekstil, plastik ve cam izledi.
Cam bilinen bir konu değildi ve yapacak çok şey olduğunu düşündüm. Araştırmayı
seven biri olarak yenilikçi yaklaşımlarla farklı konulara girmeyi planladım. Diğer
malzemelerden hiç kopmadım. Bunlar cam aksesuarları ve masa üzeri aksesuarları
olarak hep çalışmalarımda yer aldı.
Tasarım sürecinizden biraz
bahseder misiniz? Tasarım aşamasından üretime kadar olan süreç sizin için nasıl
geçiyor?
Tabi ki çok iyi bir küresel pazar araştırması
yapıyorum. Seçtiğim konuda yenilikçi bir bakış açısı geliştiriyorum. Bu hem
üretim tekniğini, hem de formda yer alacak yeni yaklaşımları, kullanım farklılıklarını
kapsıyor.

Tasarımlarınızı hayata geçirirken hepsinde ortak olarak bulunan ya da
tasarımın olmazsa olmazı dediğiniz bir taraf, bir özellik var mı?
Ben yalınlıktan yanayım, kısa ve öz konuşmak varken laf kalabalığından sıkılırım.
Tasarımlarımın da en yalın şekilde tekniğini, kullanımını, kısaca kendini
anlatmasından yanayım. İşlevsellikten de ödün vermem söz konusu değil. Tasarımlarımda
espriyi de yine kullanım veya fiziksel çözümlemelerinde yakalamaya çalışıyorum.
Endüstriyel üretim
alanında var olmak tasarımı nasıl etkiliyor? Üretim alanında ortaya çıkan
“talep”, tasarım aşamasında yaratıcılık sürecini etkiliyor mu?
Tasarımınızı kitlelere satmanız şart.
Genel beğeni düzeyini yakalamak, tekniğe getirdiğiniz yeniliklerle, kullanım
alanlarındaki çok yönlü yenilikçi yaklaşımlarınızla rakiplerinizin önünde
bulunmanız zorunlu. Bu da çok iyi araştırmayı, çok yönlü düşünmeyi, öngörmeyi
gerektirirken, ciddi sorumluluk yüklüyor.
Endüstriyel tasarımda
işlevsellik, görsellikle birlikte önemli bir özellik olarak kabul ediliyor.
Ancak zaman zaman, farklı olmak adına işlevselliğin göz ardı edildiği
tasarımlarla da karşılaşıyoruz. Sizce tasarım ve işlevsellik arasındaki ilişki
nasıl olmalı?
İşlevsel olmayan bir tasarım, bence
yanlış bir tasarımdır. Tasarım belli bir işlevi karşılamak zorunda. Yoksa o
heykeldir, bir sanat objesidir eğer sanatsal bir değeri varsa. Tasarım işlevsel,
şık, kuvvetli iletişimi olan, yenilikçi, hayatımıza konfor katan, kimlikli bir
ürün ortaya koymak için yapılır.
Malzeme olarak camın
diğerlerinden daha farklı olduğunu söylemek mümkün; kırılgan, naif, işleniş
tekniğine göre belki duygusal bir bağ kurmaya daha açık bir malzeme. Buradan
yola çıkarsak sizin için camla çalışmak nasıl bir şey ifade ediyor?
Aslına bakarsanız, cam çok zor ve ağır
bir teknolojidir. Nano cam, Biocam gibi bilimsel çalışmalarla da protezlerden
tekerleklere kadar geniş bir ürün yelpazesini kapsıyor. Çok ciddi bir konu ve
süregelen çok önemli araştırmalarla gelecekte inanılmaz boyutlara ulaşacağına
inanıyorum. Bu yönden bakarsak, bilimsel teknolojik yenilikçilik önem kazanıyor.
Diğer yönüyle de keyif veren terapi gibi bir uğraş olarak algılanabilir. Ama
bir tasarımcı olarak ilkiyle daha çok ilgileniyorum. Çünkü bu gelişmeler
sonucunda bambaşka yaklaşımlarla çıkan ürünler gerçek farklılığı ortaya koyacaktır.
Uluslararası alanda pek
çok fuara katılmış, tasarım yarışmalarından ödüller kazanmış bir tasarımcı
olarak, Türkiye’de tasarıma nasıl bakıyorsunuz?
Tasarımcılarımız çok iyi, tasarım eğitimimiz
de öyle. Biraz pazarlama eksiğimiz var diye düşünüyorum. Yurt dışında tanıtım
aktiviteleri düzenlenmeli, olanlara katılmak gerekli. Milano Design Week,
Ambiente gibi yerlerde tasarımcılarımıza, tasarım gruplarına, destek verilmeli.
Tanıtım konusunda iyi bir program izlenmeli. Tabi ki sanayinin de tasarımcılarımıza
güvenmesi lazım. Bu çerçevede tasarımcılarımızda kendilerini sürekli geliştirmeli
ve yenilemeliler.

“Ayaklı bardaklardan daire deliğe peçete koyabiliyorsunuz. Elinizde parmağınızı
geçirerek değişik bir tutuş sistemi oluşturabiliyorsunuz. Anadolu’da içki, içi
sırlı dışı sırsız toprak kaplarda sunulurdu. Bu tasarımlar da onlara gönderme
olabilir”