22 Mayıs 2012 Salı
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Su varlığımızı tüketiyoruz
Su havzalarımızda doğanın da ihtiyacını gözeten entegre su yönetimini gerçekleştirmemiz ve suyun döngüsünü gözetmemiz gerek. Bunun için acilen bir su çerçeve yasasının hazırlanması ve bu yasa kapsamında suyun akılcı yönetimi şart. Aksi takdirde su ve gıda güvenliğimiz tehlikeye girecek. Suyun bizim için olan yaşamsallığı ve bu hayati kaynağın şimdiye kadar nasıl kullanıldığından bahsedelim ilk olarak isterseniz. Ekolojik sistemin bir parçası olan suyu sosyal adalet ve adil erişim ekseninde değerlendirir misiniz?

Suyu hep kaynak olarak gördük. Bu yanlış! Su bir kaynak değil, bir doğal varlık. Nasıl insan yaşamına paha biçemezsek, suya da paha biçemeyiz. Yaşam suyun varlığına bağlı. İnsan birkaç günün ötesinde susuz yaşayamaz. Nasıl havasız kaldığımızda ölürsek susuz kaldığımızda da ölürüz. Bir zamanlar çölde susuz mahsur kalmış bir karı-koca Fransız maceracının geride bıraktığı günlüğü okumuştum. En sonunda erkek kadına kanını içirerek ölmüş ve kadın da bir iki gün daha hayatta kalarak ve geride acıklı günlükleri bırakarak eşini takip etmişti. Bugün biz de ülkemizi çöl haline getirmek için elimizden geleni yapıyor ve su varlığımızı tüketiyoruz. Bu acıklı duruma düşmemek için suyu bir varlık olarak görüp gerekli tedbirleri almamız ve korumamız gerekiyor. Su varlığını bunun için hem miktar hem de kalite olarak korumamız gerek. Unutmamak gerek; suda insanların olduğu kadar diğer canlıların da hakkı vardır. Hava gibi alınıp satılamaz. Ağaçlar hava solumadan ve suyla beslenmeden kurur gider, dereden su içemeyen yaban hayatı ölür, kuruyan derede balıklar ve kurbağalar da yaşayamaz. Yok olan doğa ile beraber biz de yok oluruz. Her ne kadar fark etmeyi reddedip bunu görmemeye çalışsak da, gerçekler acıklı bir biçimde bize doğanın parçası olduğumuzu gösterir. Yine farkında olmadığımız bir başka gerçek de; bugün ödediğimiz su faturasının ve şişede aldığımız suya verdiğimiz paranın, onun değeri veya fiyatı olmadığı. Bu para gerçekte ödediğimiz suyun bize ulaştırılma hizmetinin ücretidir. Nasıl bugün insanlık köleliği ortadan kaldırdıysa aynı şekilde suyu köleleştirmeye çalışanlara, tekeline almaya çalışanlara da karşı koymak bir insanlık görevidir.

Bundan sonra mevcut kalan suyumuzun maksimum tasarrufla kullanılması adına mevcut sistemin değiştirilmesi mümkün mü? Bir çevre gönüllüsü ve TEMA Vakfı Genel Müdürü olarak alınması gereken acil tedbirlerin neler olduğunu düşünüyorsunuz?
Mevcut sistemin değiştirilmesi mümkün ve zorunlu. Su aldığımız her yerde önce doğanın ihtiyacını gözetmemiz gerek. Örneğin bir kuyu kazıp suyu çekiyorsak buradaki yeraltı suyunun kendini yenileme kapasitesini hesaplamamız ve ona göre almamız gerek.Daha fazlasını çekersek bu su tükenmekle kalmaz, aynı zamanda içinde yer aldığı katmanlar bir süre sonra suyu tutamaz hale gelebilir. Bugün Konya Ovası’nda su kuyularında seviyeler 40 metre kadar düştü ve düşmeye devam ediyor. Kaçak kuyular açılıyor ve denetim dışı su  çalınıyor. Çalınan su ile beraber ruhsatlı olarak açılan kuyularda başkalarının hakkı gözetilmiyor. Sonunda hepimiz kaybediyoruz. İstanbul’un su ihtiyacı için Istırancalar gibi doğal alanlardan, İğneada Longozlarını (su basar ormanları) besleyen kaynaklardan su çalmak üzere projeler hayata geçmek üzere. İstanbul’un suyunu sağlamak üzere bir doğa katliamı söz konusu. Ormanlarımız susuzluktan kavrulduğunda, yanıp gittiğinde bu su da kalmayacak. İstanbul’a su sağlayacağız diye doğal alanlarımızı yok eder, tarımsal alanlarımıza su sağlayan bu orman ekosistemlerini kurutursak, bir süre sonra gıda güvenliğimizin tehlikeye girmesi gibi sorunlarla da karşı karşıya kalacağız. Koca koca barajlar yaptık ve doğanın suyunu depoladık. Gerekli zamanda ve miktarda suyu bu barajlardan doğaya bırakmadık. Sonunda İç Anadolu sulak alanlarını kuruttuk. Nesli dünyada tehlike altında olan su kuşlarının yaşam alanlarını yok ettik, köylünün kamıştan, balıktan elde ettiği geliri elinden aldık, toz bulutları ürünlerini kapladı ve değişen iklimle beraber kuraklık geldi, meralar kurudu. Köylü kente göç etti ve kent daha fazla su için borularını doğanın kalbine uzattı ve ona hayat veren kanı emmeye başladı… Bu yanlış politikalar yerine bizim biran önce arzı değil, talebi yönetmemiz gerekli. Su havzalarımızda doğanın da ihtiyacını gözeten entegre su yönetimini gerçekleştirmemiz ve suyun döngüsünü gözetmemiz gerek. Bunun için acilen bir su çerçeve yasasının hazırlanması ve bu yasa kapsamında suyun akılcı yönetimi şart. Bunu acilen gerçekleştirmezsek su ve gıda güvenliğimiz tehlikeye girecek. Hızla yaklaştığımız sonda çocuklarımızın acı çekmemesi için herkesin sorumluluk alması ve önlemleri talep etmesi gerek. Bugün herkes şimdi kalemi eline alsın ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne yazsın. Kurtuluş Savaşı’nda kazandığımız geleceğimiz bugün elimizden alınıyor.

Tüketicideki tasarruf bilincinin geliştirilmesi adına neler yapılabilir?
Tüketici tüketen olmaktan vazgeçmeli ve sorumlu bir kullanıcı olmalı. Suyu tüketmek yerine saygı ile kullanmalı. Bunun için TEMA Vakfı “Suyunu boşa harcama” kampanyası yaptı. Kampanyaya İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin katılması ile İstanbullular’da sorumluluk bilinci gelişti. İstanbul’da yaşayan halk yüzde 10-12 su tasarrufu sağladı. Ancak halen İstanbul’da şebekeden su kayıpları yüzde 30 civarında, Ankara’da ise durum içler acısı, kayıp yüzde 58. Vatandaş üzerine düşeni yaparken şimdi yerel yönetimlerin de üzerine düşeni yapması gerek. Avrupa yolunda ilerleyen Türkiye, şebeke kayıplarını Avrupa’da en fazla yüzde 10 olan seviyelere çekmeli. Bugün tasarruf bilincine sahip her vatandaş eline kağıdı kalemi alsın ve yerel yönetimlere talebini yazsın. Küresel ısınmaya yol açan karbon emisyonlarının yanı sıra su kaynaklarının giderek azalması, enerji kullanım biçimlerine de yepyeni tanımlar getirmeye zorluyor bizi ve gözümüzü fosil yakıtlardan “yenilenebilir enerjilere” çeviriyor.

Yenilenebilir enerjilerin kullanımında Türkiye hangi noktada?
Küresel iklim değişikliği ve artan sıcaklıklar ülkemizin büyük bölümüne kuraklık olarak yansıyacak. Kuzey doğuda ise artan yağışlarla seller gelecek. Acilen bizim dağı taşı teraslamamız ve düşen kar ve yağmuru yeraltı suyuna indirmemiz ve toprak erozyonunu önlememiz gerek. Küresel iklim değişikliğine karşı gerekli uyum çalışmalarına bugün başlarsak susuz kalmamayı ve topraklarımızı korumayı başarabiliriz. TEMA olarak “İklim Değişirse Değişsin, Türkiye Çöl Olmasın” diyoruz. Bunu başarmak mümkün, bütün sektörlerde gerekli tedbirler alınırsa... Yine diyoruz ki, “Değişen İklim Değil, Enerji Olsun”. Bu çerçevede bütün yenilenebilir enerji kaynaklarımıza yatırım önceliği ve ağırlığı verilmeli. Bakın, bir sanayi devi olan Almanya 2030’da enerjisinin yüzde 70’ini yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlamayı aklına koymuş. Yenilenebilir enerji kaynakları bakımından Almanya’dan çok daha zengin olan Türkiye’nin hedefi çok daha ileride olmalı.

Türkiye’nin KYOTO Anlaşması’na taraf olmasının yaptırımları ve kazancı ne olacaktır?
Türkiye Kyoto’ya taraf olursa müzakere sürecinin içinde yer alacaktır ve dünyayı asıl kirleten ülkelerden hesap sorabileceği bir platformda yer alacaktır. Temiz Kalkınma Mekanizması fonlarından yararlanabilecek, enerji ve sanayi sektörünü dönüştürmek için (Kyoto’yu imzalasa da imzalamasa da yapması gereken ancak şu anda yapmadığı) politikaları hayata geçirmek için çalışmaya başlamak zorunda kalacaktır. Bugün, daha geç olmadan herkes eline kalemi kağıdı alsın ve Başbakan’a yazsın: “Kyoto’yu İmzala.”

İstanbul’un su ihtiyacı için Istırancalar gibi doğal alanlardan, İğneada Longozlarını (su basar ormanları) besleyen kaynaklardan su çalmak üzere projeler hayata geçmek üzere. İstanbul’un suyunu sağlamak üzere bir doğa katliamı söz konusu.



Dr. Uygar Özesmi kimdir?

Doğa ve çevre koruma çalışmalarına 1980'de İç Anadolu Bölgesi sulak alanlarında yaptığı bilimsel çalışmalarla başladı. ODTÜ’den mezun oldu ve Fulbright Burslusu olarak A.B.D.’de Ohio State Üniversitesi’nde yüksek lisans yaptı. Minnesota Universitesi'nde doktorasını yaptı ve aynı üniversitede dersler verdi. 2000’de Erciyes Üniversitesi Cevre Mühendisliği Bölümü’nü kurdu. 2004 senesinde BM Kalkınma Programı’nda görev almak üzere New York'a yerleşti. Küresel Cevre Fonları, Küçük Ölçekli Destek Programı’nda Çevre Uzmanı olarak çalıştı. Şu anda  TEMA Vakfı Genel Müdürü olarak görev yapmaktadır.

 

 

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


70604 - unknown - 38.107.179.238