Su
varlığımızı tüketiyoruz
Su havzalarımızda doğanın da
ihtiyacını gözeten entegre su yönetimini gerçekleştirmemiz ve suyun döngüsünü
gözetmemiz gerek. Bunun için acilen bir su çerçeve yasasının hazırlanması ve bu
yasa kapsamında suyun akılcı yönetimi şart. Aksi takdirde su ve gıda
güvenliğimiz tehlikeye girecek. Suyun bizim için olan yaşamsallığı ve bu hayati
kaynağın şimdiye kadar nasıl kullanıldığından bahsedelim ilk olarak isterseniz.
Ekolojik sistemin bir parçası olan suyu sosyal adalet ve adil erişim ekseninde
değerlendirir misiniz?
Suyu hep kaynak olarak
gördük. Bu yanlış! Su bir kaynak değil, bir doğal varlık. Nasıl insan yaşamına
paha biçemezsek, suya da paha biçemeyiz. Yaşam suyun varlığına bağlı. İnsan
birkaç günün ötesinde susuz yaşayamaz. Nasıl havasız kaldığımızda ölürsek susuz
kaldığımızda da ölürüz. Bir zamanlar çölde susuz mahsur kalmış bir karı-koca
Fransız maceracının geride bıraktığı günlüğü okumuştum. En sonunda erkek kadına
kanını içirerek ölmüş ve kadın da bir iki gün daha hayatta kalarak ve geride
acıklı günlükleri bırakarak eşini takip etmişti. Bugün biz de ülkemizi çöl
haline getirmek için elimizden geleni yapıyor ve su varlığımızı tüketiyoruz. Bu
acıklı duruma düşmemek için suyu bir varlık olarak görüp gerekli tedbirleri
almamız ve korumamız gerekiyor. Su varlığını bunun için hem miktar hem de
kalite olarak korumamız gerek. Unutmamak gerek; suda insanların olduğu kadar
diğer canlıların da hakkı vardır. Hava gibi alınıp satılamaz. Ağaçlar hava
solumadan ve suyla beslenmeden kurur gider, dereden su içemeyen yaban hayatı
ölür, kuruyan derede balıklar ve kurbağalar da yaşayamaz. Yok olan doğa ile
beraber biz de yok oluruz. Her ne kadar fark etmeyi reddedip bunu görmemeye
çalışsak da, gerçekler acıklı bir biçimde bize doğanın parçası olduğumuzu
gösterir. Yine farkında olmadığımız bir başka gerçek de; bugün ödediğimiz su
faturasının ve şişede aldığımız suya verdiğimiz paranın, onun değeri veya
fiyatı olmadığı. Bu para gerçekte ödediğimiz suyun bize ulaştırılma hizmetinin
ücretidir. Nasıl bugün insanlık köleliği ortadan kaldırdıysa aynı şekilde suyu
köleleştirmeye çalışanlara, tekeline almaya çalışanlara da karşı koymak bir
insanlık görevidir.
Bundan sonra mevcut kalan
suyumuzun maksimum tasarrufla kullanılması adına mevcut sistemin değiştirilmesi
mümkün mü? Bir çevre gönüllüsü ve TEMA Vakfı Genel Müdürü olarak alınması
gereken acil tedbirlerin neler olduğunu düşünüyorsunuz?
Mevcut sistemin değiştirilmesi mümkün
ve zorunlu. Su aldığımız her yerde önce doğanın ihtiyacını gözetmemiz gerek.
Örneğin bir kuyu kazıp suyu çekiyorsak buradaki yeraltı suyunun kendini
yenileme kapasitesini hesaplamamız ve ona göre almamız gerek.Daha fazlasını
çekersek bu su tükenmekle kalmaz, aynı zamanda içinde yer aldığı katmanlar bir
süre sonra suyu tutamaz hale gelebilir. Bugün Konya Ovası’nda su kuyularında
seviyeler 40 metre kadar düştü ve düşmeye devam ediyor. Kaçak kuyular açılıyor
ve denetim dışı su çalınıyor. Çalınan su ile beraber ruhsatlı olarak açılan
kuyularda başkalarının hakkı gözetilmiyor. Sonunda hepimiz kaybediyoruz.
İstanbul’un su ihtiyacı için Istırancalar gibi doğal alanlardan, İğneada
Longozlarını (su basar ormanları) besleyen kaynaklardan su çalmak üzere
projeler hayata geçmek üzere. İstanbul’un suyunu sağlamak üzere bir doğa
katliamı söz konusu. Ormanlarımız susuzluktan kavrulduğunda, yanıp gittiğinde
bu su da kalmayacak. İstanbul’a su sağlayacağız diye doğal alanlarımızı yok
eder, tarımsal alanlarımıza su sağlayan bu orman ekosistemlerini kurutursak,
bir süre sonra gıda güvenliğimizin tehlikeye girmesi gibi sorunlarla da karşı
karşıya kalacağız. Koca koca barajlar yaptık ve doğanın suyunu depoladık.
Gerekli zamanda ve miktarda suyu bu barajlardan doğaya bırakmadık. Sonunda İç
Anadolu sulak alanlarını kuruttuk. Nesli dünyada tehlike altında olan su kuşlarının
yaşam alanlarını yok ettik, köylünün kamıştan, balıktan elde ettiği geliri
elinden aldık, toz bulutları ürünlerini kapladı ve değişen iklimle beraber
kuraklık geldi, meralar kurudu. Köylü kente göç etti ve kent daha fazla su için
borularını doğanın kalbine uzattı ve ona hayat veren kanı emmeye başladı… Bu
yanlış politikalar yerine bizim biran önce arzı değil, talebi yönetmemiz
gerekli. Su havzalarımızda doğanın da ihtiyacını gözeten entegre su yönetimini
gerçekleştirmemiz ve suyun döngüsünü gözetmemiz gerek. Bunun için acilen bir su
çerçeve yasasının hazırlanması ve bu yasa kapsamında suyun akılcı yönetimi
şart. Bunu acilen gerçekleştirmezsek su ve gıda güvenliğimiz tehlikeye girecek.
Hızla yaklaştığımız sonda çocuklarımızın acı çekmemesi için herkesin sorumluluk
alması ve önlemleri talep etmesi gerek. Bugün herkes şimdi kalemi eline alsın
ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne yazsın. Kurtuluş Savaşı’nda kazandığımız
geleceğimiz bugün elimizden alınıyor.
Tüketicideki tasarruf
bilincinin geliştirilmesi adına neler yapılabilir?
Tüketici tüketen olmaktan vazgeçmeli
ve sorumlu bir kullanıcı olmalı. Suyu tüketmek yerine saygı ile kullanmalı.
Bunun için TEMA Vakfı “Suyunu boşa harcama” kampanyası yaptı. Kampanyaya
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin katılması ile İstanbullular’da sorumluluk
bilinci gelişti. İstanbul’da yaşayan halk yüzde 10-12 su tasarrufu sağladı.
Ancak halen İstanbul’da şebekeden su kayıpları yüzde 30 civarında, Ankara’da
ise durum içler acısı, kayıp yüzde 58. Vatandaş üzerine düşeni yaparken şimdi
yerel yönetimlerin de üzerine düşeni yapması gerek. Avrupa yolunda ilerleyen
Türkiye, şebeke kayıplarını Avrupa’da en fazla yüzde 10 olan seviyelere
çekmeli. Bugün tasarruf bilincine sahip her vatandaş eline kağıdı kalemi alsın
ve yerel yönetimlere talebini yazsın. Küresel ısınmaya yol açan karbon
emisyonlarının yanı sıra su kaynaklarının giderek azalması, enerji kullanım
biçimlerine de yepyeni tanımlar getirmeye zorluyor bizi ve gözümüzü fosil
yakıtlardan “yenilenebilir enerjilere” çeviriyor.
Yenilenebilir enerjilerin
kullanımında Türkiye hangi noktada?
Küresel iklim değişikliği ve artan sıcaklıklar ülkemizin büyük bölümüne
kuraklık olarak yansıyacak. Kuzey doğuda ise artan yağışlarla seller gelecek.
Acilen bizim dağı taşı teraslamamız ve düşen kar ve yağmuru yeraltı suyuna
indirmemiz ve toprak erozyonunu önlememiz gerek. Küresel iklim değişikliğine
karşı gerekli uyum çalışmalarına bugün başlarsak susuz kalmamayı ve
topraklarımızı korumayı başarabiliriz. TEMA olarak “İklim Değişirse Değişsin,
Türkiye Çöl Olmasın” diyoruz. Bunu başarmak mümkün, bütün sektörlerde gerekli
tedbirler alınırsa... Yine diyoruz ki, “Değişen İklim Değil, Enerji Olsun”. Bu
çerçevede bütün yenilenebilir enerji kaynaklarımıza yatırım önceliği ve
ağırlığı verilmeli. Bakın, bir sanayi devi olan Almanya 2030’da enerjisinin
yüzde 70’ini yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlamayı aklına koymuş.
Yenilenebilir enerji kaynakları bakımından Almanya’dan çok daha zengin olan
Türkiye’nin hedefi çok daha ileride olmalı.
Türkiye’nin KYOTO
Anlaşması’na taraf olmasının yaptırımları ve kazancı ne olacaktır?
Türkiye Kyoto’ya taraf olursa
müzakere sürecinin içinde yer alacaktır ve dünyayı asıl kirleten ülkelerden
hesap sorabileceği bir platformda yer alacaktır. Temiz Kalkınma Mekanizması
fonlarından yararlanabilecek, enerji ve sanayi sektörünü dönüştürmek için
(Kyoto’yu imzalasa da imzalamasa da yapması gereken ancak şu anda yapmadığı)
politikaları hayata geçirmek için çalışmaya başlamak zorunda kalacaktır. Bugün,
daha geç olmadan herkes eline kalemi kağıdı alsın ve Başbakan’a yazsın:
“Kyoto’yu İmzala.”
İstanbul’un su ihtiyacı
için Istırancalar gibi doğal alanlardan, İğneada Longozlarını (su basar
ormanları) besleyen kaynaklardan su çalmak üzere projeler hayata geçmek üzere.
İstanbul’un suyunu sağlamak üzere bir doğa katliamı söz konusu.

Dr. Uygar Özesmi kimdir?
Doğa ve çevre koruma çalışmalarına 1980'de İç Anadolu Bölgesi sulak alanlarında
yaptığı bilimsel çalışmalarla başladı. ODTÜ’den mezun oldu ve Fulbright
Burslusu olarak A.B.D.’de Ohio State Üniversitesi’nde yüksek lisans yaptı.
Minnesota Universitesi'nde doktorasını yaptı ve aynı üniversitede dersler
verdi. 2000’de Erciyes Üniversitesi Cevre Mühendisliği Bölümü’nü kurdu. 2004
senesinde BM Kalkınma Programı’nda görev almak üzere New York'a yerleşti.
Küresel Cevre Fonları, Küçük Ölçekli Destek Programı’nda Çevre Uzmanı olarak
çalıştı. Şu anda TEMA Vakfı Genel Müdürü olarak görev yapmaktadır.