|
Tüketici
kredi almayı kesti
Blanco Öztiryakiler
A.Ş. Genel Müdürü Dr. H. Nadir Erbil

Tüketici 2005 ve 2006’nın ilk yarısında belirli yerlere borçlandığı
kredileri ödemek zorunda. Yılın ikinci yarısında, eğer dikkat edilirse, konut
kredisinden çok ihtiyaç kredisi başvurusu olmuştur. Borç sarmalına girdiyse
tüketici, bundan sonraki yeni alımları beklemek iyimserlik olur.
Mutfak, son yıllarda tamamen evin merkezi haline gelmiş
durumda. Tüketici beklentileri değişti. Bu değişim sektörü nasıl etkiliyor?
Mutfağa bakış açısının değişmesinde tüketicinin
bilinçlenmesi rol oynuyor. Basılı ve görsel medyada özellikle gelişmiş
ülkelerdeki mutfak anlayışının lanse edilmesi, Türkiye’ye gelen mutfak
markalarının tasarım farklılıkları, iletişimin hızlanması, tüketicinin
rahatlıkla istediği bilgiye ulaşabilmesi, gelişmiş ülkelerdeki mutfak
sektöründeki gelişmeleri bire bir takip eden mimarların bu uygulamaları
projelerinde yansıtmalarıyla projelerde mutfağa giderek daha fazla önem
verilmesi gerektiği inancı oluştu. Tüm bu gelişmelerin etkisiyle birlikte
mutfak sadece yemek hazırlanılan yer değil, hemen hemen ailenin zamanının
tümüne yakınını geçirdiği bir yer haline dönüşüyor. Yemek yeme, sohbet etme,
dinlenme, televizyon seyretme ve hatta zaman zaman çalışma gibi farklı fonksiyonları
da içine alan bir mekana dönüşüyor mutfak. Bir değişim, bir evrim yaşanıyor
mutfaklarda. Dolayısıyla hem mutfağın boyutsal, hem de fonksiyonel özellikleri
öne çıkar oldu. Bu nedenle artık tüketici mutfağı seçerken tüm bu yenilikleri
dikkate alarak davranıyor. Çok değişik imkanlar göz önüne alındığında hem
mutfak tasarımının giderek çağdaşlaştığını, hem de mutfakta fonksiyonelliği
oluşturan birimlerin öne çıkmaya başladığını görüyoruz. Mutfak dolapları,
eviyeler, bataryalardan tutun da, tüm cihazlara kadar.
Ankastre donanımın bu değişimdeki payı nedir?
Önceleri solo ürünler beyaz eşya pazarının tamamını
kapsarken, son 3-5 senedir ankastre cihazların payı geometrik olarak artmaya
başladı. Ankastre cihazların pazar payının bu yılın sonu itibariyle % 10’a
ulaşacağını tahmin ediyorum. Bu, Türkiye’de gerek yerli, gerek yabancı mutfak
üreticilerinin ya da satışıyla uğraşan firmaların artık ankastre cihazlara
yöneldiğini gösterir. Bunu da gözle görülür şekilde fark etmek mümkün. Bu
projelerde giderek ankastre cihazların talep edilir hale gelmesi nedeniyle de
bizler gibi gerek üretici, gerekse ticaretini yapan firmalar artık ankastre set
üzerinde yoğunlaşmış durumdalar. 1999 yılındaki deprem afetinden bu yana toplu
konutlarda beklenilen teknik özellikler arasında sadece binanın sağlamlığı ve
fonksiyonelliği değil, aynı zamanda içinde kullanılan ürünlerin kaliteli olması
gerektiği konusunda fikirler benimsenmeye başladı. Son yıllarda özellikle TOKİ
tarafından takip edilen toplu konut projelerinde ankastre cihazlara olan talep
% 90’ı bulmuş durumda. Önümüzdeki yıllarda artık solo cihazlardan ziyade
ankastre ürünler gündeme gelecek. Yani mutfak sektöründeki değişim, artık
mutfağın planlamasında kullanılan cihazlara uzanan bir yelpazede
gerçekleşmiştir. Her türlü basılı, görsel ortamda yayımlanan makale, haber,
röportaj ve reklamlar bu yönde yoğunlaşmış durumda. O nedenle de gerek
tüketicinin böyle bilinçlenmesi, gerekse de özellikle yabancı markaların
etkisiyle biz üreticiler de bu tür projelere yönelmiş durumdayız. Önümüzdeki
yıllarda ankastre cihazların payı çok artacağa benziyor. Bugün Avrupa’da
ankastre cihazların payı % 65 iken, bizde bu sene sonu itibariyle % 10’u
bulacağını düşünüyorum. Bu kaçınılmaz bir gelişim. Bu bakımdan görüyoruz ki,
yeni yatırımlarda, yeni ortaklıklarda Türkiye’de bu konu gündeme gelmiş
durumda. Bu sebeple de çok yoğun bir rekabet var.
Rekabet gücünü belirleyen koşullar nelerdir? Markalaşmanın
rekabetteki yerine değinebilir miyiz?
Bir konuda rekabet sadece fiyatla olmaz. Ama fiyat da bir
parçasıdır. Rekabet deyince Türkiye’de özellikle tüketicinin ilk baktığı şey
maalesef rakam oluyor. Fiyat / kalite oranını dikkate almak ise henüz bizde
yaygınlaşmadı ancak, giderek bilinçleniyor tabii. Arayan tüketicinin, “Ben
şöyle bir eviye, şöyle bir armatür kullanmak istiyorum” demesi gösteriyor ki
artık bilinçli bir tüketici toplumu oluşuyor. “Ne kadar kullanabilirim?
Fonksiyonel mi? Kullanışlı mı? İstediğim amaçlara uygun mu?” sorularını
soruyor. Bunları dikkate alarak ürüne bakıyor, markaya bakıyor. Şimdi tabiî ki
marka da çok önemli. Tüketici güveneceği markaya yöneliyor. Çünkü piyasada
rekabetten dolayı bilinen, bilinmeyen çok sayıda ürün, şirket piyasaya girdi ve
girmeye devam ediyor. Sonuçta tüketicinin karşısında o kadar çok alternatif var
ki, hangisini alacak, hangisine güvenecek? Cihazları tanıyorsa, fonksiyonellik,
dayanıklılık gibi teknik özellikleri karşılaştırarak seçim yapabilir. Bu
düşünceyle ürün arayışında olan bir tüketici, tabi ki fiyat/kalite,
fiyat/maliyet analizlerini yapıyor. Ama bilgisi yoksa o konuda, yapabileceği
tek şey, birilerine danışmak. Ya da, bilinen bir marka varsa o markayı satın
almak. Önemli olan sadece markanın güçlü olması değil, markayı sunan kuruluşun
da güçlü olup olmadığı. Öbür taraftan, “Ben bunu satın aldım ama, yarın bir
arıza olduğunda kime başvuracağım?” kaygıları ortaya çıkıyor. Yurt çapında
geniş bir satış sonrası servis ağınız varsa ve markanız, şirketiniz
tanınıyorsa, rekabet koşullarında fiyat artık tek kriter olmuyor. Fiyatın
yüksek olması maliyetle çok ilişkili. Hammadde fiyatları belli, işçilik belli,
Türkiye’deki ekonomik koşullar belli. Bunları üst üste koyduğunuzda,
maliyetiniz ortaya çıkıyor. Bunun üzerine kar marjını koyduğunuzda -zaten
yüksek kar marjıyla çalışma olanağınız yok bu piyasada- fiyatınızı otomatik
olarak piyasa koşulları belirliyor. Bunun altına düşmeniz mümkün değil. Ama
sizin güvence vermiş olduğunuz marka-ürün kalitesi-satış sonrası servisten
oluşan bir sacayağı var ki, bunu iyi empoze ettiğiniz, müşteriyi ikna ettiğiniz
zaman, artık fiyat ikinci, üçüncü plana düşüyor. Gerekirse bedelini ödüyor ama
güvenle alıyor.
Blanco Öztiryakiler olarak kaliteden taviz vermeden,
gerekirse kar marjını minimumda hatta zaman zaman maliyetle başa baş tutarak
BLANCO ve PERA markası adı altında sattığımız ürünlerin her zaman arkasında
olduğumuzu belirtiyoruz. Piyasada ne olursa olsun fiyatı düşük tutmak uğruna
kalitesiz ürünlerin piyasaya sürüldüğü de bir gerçek. Zaman içerisinde zaten
tüketici kullandıkça, sıkıntılarını gördükçe, değişime başvuruyor.

Ya yurtdışından giriş yapan mallar?
Uzakdoğu’nun, özellikle Çin’in Türkiye pazarında giderek
artan etkisini de göz ardı etmemek lazım. Geçen yıllarda armatür konusunda Çin
ürünlerinin Türkiye’yi kaplamış olduğunu herkes biliyor. Cihazlar konusunda da
bu anlamda bir tehdit var. Bu da gösteriyor ki, rekabet sadece güçlü markaların
rekabeti değil. Çinli firmaların ve onların ürünlerinin doğrudan doğruya
Türkiye’ye girerek, rekabeti etkileyecek -özellikle fiyat bazında- büyük bir
etken olacağını zannediyorum.
A.B. kriterleri dikkate alındığında ithalatta ancak kalite,
standartlar vb. temel koşullarla belki önlemler alabilirsiniz ama hiçbir zaman
herhangi bir ülkeden ithalatı yasaklayamazsınız. Bu temel prensiplere aykırı.
Tek yapılabilecek şey, sıkı bir kalite kontrolle gelen ürünün standartlara
uygunluğunu denetlemektir. Zaten standartlara uygunsa, ister Çin’den, ister
Amerika’dan gelir. Kimse engelleyemez. Standarda uygunsa gelecektir. Yalnız
bildiğimiz bir şey var ki, Çin’de yabancı sermaye artışı inanılmaz bir hızla
artıyor. Yabancı sermayenin büyük bir bölümü Amerikan firmaları. Çin’e yabancı
sermaye olarak Avrupalı, Amerikalı firmaların girmesi buradaki kalitenin
artacağına işarettir. Ayrıca yabancı sermaye oradaki hayat standardını da arttıracaktır.
Standart seviyesinin artması demek, alım gücünün artması demek. Hayat
seviyesinin artması demek, işçilik maliyetlerinin de artması demek. Bu da orta
ve uzun vadede baktığımızda Çin mallarının hep ucuz olmayacağını gösterir.
2007’de pazara sunacağınız yenilikler ve kısa vadeli
hedeflerinizden bahseder misiniz? 2007’den neler bekliyorsunuz?
Özellikle PERA markası olarak çok sayıda ürün portföyümüze
girmiş durumda. 98 yılında sadece eviye ile başlamışken, bugünkü geldiğimiz
noktada PERA marka, eviye, armatür, ankastre ocak, ankastre fırın, davlumbaz ve
aspiratörler, yıl sonu itibariyle de mikrodalga fırın ve yılbaşından itibaren
de ankastre bulaşık makinesi ürün gamımıza girecek. 2006 Mart ayında yeni
yerimize taşındıktan sonra 250 metrekarelik yeni teşhir salonumuzda yaşayan
mutfağımız dahil tüm bu ürünleri sunmaya başladık. Bu yılın ortasında Ankara’da
ofis açtık. Bu ofisin faaliyetlerini giderek artıracağız. Markalarla olan
işbirliğimiz yine güçlü bir şekilde artarak devam edecek. Tabi ki önümüzdeki
yıl da, geçen yıl olduğu gibi toplu konut projelerini takip edeceğiz. Daha çok
inşaat sektörü ele alındığında önümüzdeki yılın çok parlak olacağına inanmak
biraz güç. Bu yıl biliyorsunuz Haziran’a kadar büyük bir patlama oldu inşaat
sektöründe. Toplu konut satışlarında inanılmaz derecede bir artış oldu. Bu
artışın nedenlerinden bir tanesi de bankaların sağlamış olduğu düşük faizli
kredilerdir. Yaklaşık 12-13 milyar YTL kredi seviyesinden Haziran 2006’ya kadar
60 küsur milyar YTL’ye ulaştı. Kredili borçlanmadan bahsediyorum. Diğer bir
deyimle sadece konut kredisi kullanımında % 60’ya yakın bir artış oldu altı
aylık bir süre içinde. Ama Haziran’dan bu yana rölatif olarak incelediğimizde –
yani enflasyon vs. gibi faktörleri irdelediğimizde- yüzde 1-2, bilemediniz 3
artış gerçekleşti reel anlamda. Yani yıl sonuna kadar, geçen yılla
karşılaştırıldığında, 65-70’i bulmaz artış. İlk 6 ayda % 60, yıl sonu
itibariyle % 70. Zaten yıl bitmek üzere. Bu şunu gösteriyor: Tüketici kredi
almayı kesti! Hem inşaat sektörü için, hem de otomotiv sektörü için. Bu
krediler geçen yıllardan kullanıldı. Geçen sene ve bu yılın ilk yarısında.
Ancak bu yıl Mayıs-Haziran aylarındaki dalgalanmadan sonra tüketici ekonomik
endişeleri nedeniyle kredi almayı kesti. İkinci dönem içinde alınan kredilerin
büyük çoğunluğu ihtiyaç kredisidir. O nedenle de önümüzdeki dönem içerisinde
bunun böyle ciddi bir biçimde yeniden patlamasını beklemek yanlış olur. Altı ay
sonra Cumhurbaşkanlığı seçimleri var, Kasım’da genel seçimler var. O nedenle,
2007’nin hem seçim yılı olması, hem Avrupa Birliği ile ilgili hususlar -Ege,
Kıbrıs, Güneydoğu vb.- göz önüne alındığında Türkiye, Irak, Suriye, İran’ın
içinde bulunduğu siyasi sorunlarla kaynayan bir kazanın tam ortasındadır. Hem
ekonomik, hem de siyasi faktörleri göz önüne aldığınızda, 2007’nin belki
2006’yı aratması gibi bir durum ortaya çıkabilir. Nitekim 2006, 2005’i arattı.
Özellikle son üç aydır piyasada büyük bir durgunluk var. O nedenle kredilerdeki
bu kesilme nedeniyle toplu konut projeleri de durdu. Müteahhitler sıkıntıya
girdi. Bazı güçlü müteahhitlerden bahsetmiyorum ama, piyasada genel bir sıkıntı
var. Nitekim tüketicinin alım gücü belli. İnsanlar belli yerlere kredi
borçlandıysa, bu kredileri ödemek zorunda. O nedenle, eğer dikkat edilirse,
çoğunlukla ihtiyaç kredisidir son zamanlarda borçlanılanlar. Borç sarmalına
girdiyse tüketici, bundan sonraki yeni alımları beklemek iyimserlik olur. Ama
yine de umudumuzu kesmeyelim.

|
|