22 Mayıs 2012 Salı
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Tüketici kredi almayı kesti

Blanco Öztiryakiler A.Ş. Genel Müdürü Dr. H. Nadir Erbil

 

Tüketici 2005 ve 2006’nın ilk yarısında belirli yerlere borçlandığı kredileri ödemek zorunda. Yılın ikinci yarısında, eğer dikkat edilirse, konut kredisinden çok  ihtiyaç kredisi başvurusu olmuştur. Borç sarmalına girdiyse tüketici, bundan sonraki yeni alımları beklemek iyimserlik olur.

 

Mutfak, son yıllarda tamamen evin merkezi haline gelmiş durumda. Tüketici beklentileri değişti. Bu değişim sektörü nasıl etkiliyor?

Mutfağa bakış açısının değişmesinde tüketicinin bilinçlenmesi rol oynuyor. Basılı ve görsel medyada özellikle gelişmiş ülkelerdeki mutfak anlayışının lanse edilmesi, Türkiye’ye gelen mutfak markalarının tasarım farklılıkları, iletişimin hızlanması, tüketicinin rahatlıkla istediği bilgiye ulaşabilmesi, gelişmiş ülkelerdeki mutfak sektöründeki gelişmeleri bire bir takip eden mimarların bu uygulamaları projelerinde yansıtmalarıyla projelerde mutfağa giderek daha fazla önem verilmesi gerektiği inancı oluştu. Tüm bu gelişmelerin etkisiyle birlikte mutfak sadece yemek hazırlanılan yer değil, hemen hemen ailenin zamanının tümüne yakınını geçirdiği bir yer haline dönüşüyor. Yemek yeme, sohbet etme, dinlenme, televizyon seyretme ve hatta zaman zaman çalışma gibi farklı fonksiyonları da içine alan bir mekana dönüşüyor mutfak. Bir değişim, bir evrim yaşanıyor mutfaklarda. Dolayısıyla hem mutfağın boyutsal, hem de fonksiyonel özellikleri öne çıkar oldu. Bu nedenle artık tüketici mutfağı seçerken tüm bu yenilikleri dikkate alarak davranıyor. Çok değişik imkanlar göz önüne alındığında hem mutfak tasarımının giderek çağdaşlaştığını, hem de mutfakta fonksiyonelliği oluşturan birimlerin öne çıkmaya başladığını görüyoruz. Mutfak dolapları, eviyeler, bataryalardan tutun da, tüm cihazlara kadar.

 

Ankastre donanımın bu değişimdeki payı nedir?

Önceleri solo ürünler beyaz eşya pazarının tamamını kapsarken, son 3-5 senedir ankastre cihazların payı geometrik olarak artmaya başladı. Ankastre cihazların pazar payının bu yılın sonu itibariyle  % 10’a ulaşacağını tahmin ediyorum. Bu, Türkiye’de gerek yerli, gerek yabancı mutfak üreticilerinin ya da satışıyla uğraşan firmaların artık ankastre cihazlara yöneldiğini gösterir. Bunu da gözle görülür şekilde fark etmek mümkün. Bu projelerde giderek ankastre cihazların talep edilir hale gelmesi nedeniyle de bizler gibi gerek üretici, gerekse ticaretini yapan firmalar artık ankastre set üzerinde yoğunlaşmış durumdalar. 1999 yılındaki deprem afetinden bu yana toplu konutlarda beklenilen teknik özellikler arasında sadece binanın sağlamlığı ve fonksiyonelliği değil, aynı zamanda içinde kullanılan ürünlerin kaliteli olması gerektiği konusunda fikirler benimsenmeye başladı. Son yıllarda özellikle TOKİ tarafından takip edilen  toplu konut projelerinde ankastre cihazlara olan talep % 90’ı bulmuş durumda. Önümüzdeki yıllarda artık solo cihazlardan ziyade ankastre ürünler gündeme gelecek. Yani mutfak sektöründeki değişim, artık mutfağın planlamasında kullanılan cihazlara uzanan bir yelpazede gerçekleşmiştir. Her türlü basılı, görsel ortamda yayımlanan makale, haber, röportaj ve reklamlar bu yönde yoğunlaşmış durumda. O nedenle de gerek tüketicinin böyle bilinçlenmesi, gerekse de özellikle yabancı markaların etkisiyle biz üreticiler de bu tür projelere yönelmiş durumdayız. Önümüzdeki yıllarda ankastre cihazların payı çok artacağa benziyor. Bugün Avrupa’da ankastre cihazların payı % 65 iken, bizde bu sene sonu itibariyle % 10’u bulacağını düşünüyorum. Bu kaçınılmaz bir gelişim. Bu bakımdan görüyoruz ki, yeni yatırımlarda, yeni ortaklıklarda Türkiye’de bu konu gündeme gelmiş durumda. Bu sebeple de çok yoğun bir rekabet var.

 

Rekabet gücünü belirleyen koşullar nelerdir? Markalaşmanın rekabetteki yerine değinebilir miyiz?

Bir konuda rekabet sadece fiyatla olmaz. Ama fiyat da bir parçasıdır. Rekabet deyince Türkiye’de özellikle tüketicinin ilk baktığı şey maalesef rakam oluyor. Fiyat / kalite oranını dikkate almak ise henüz bizde yaygınlaşmadı ancak, giderek bilinçleniyor tabii. Arayan tüketicinin, “Ben şöyle bir eviye, şöyle bir armatür kullanmak istiyorum” demesi gösteriyor ki artık bilinçli bir tüketici toplumu oluşuyor. “Ne kadar kullanabilirim? Fonksiyonel mi? Kullanışlı mı? İstediğim amaçlara uygun mu?” sorularını soruyor. Bunları dikkate alarak ürüne bakıyor, markaya bakıyor. Şimdi tabiî ki marka da çok önemli. Tüketici güveneceği markaya yöneliyor. Çünkü piyasada rekabetten dolayı bilinen, bilinmeyen çok sayıda ürün, şirket piyasaya girdi ve girmeye devam ediyor. Sonuçta tüketicinin karşısında o kadar çok alternatif var ki, hangisini alacak, hangisine güvenecek? Cihazları tanıyorsa, fonksiyonellik, dayanıklılık gibi teknik özellikleri karşılaştırarak seçim yapabilir. Bu düşünceyle ürün arayışında olan bir tüketici, tabi ki fiyat/kalite, fiyat/maliyet analizlerini yapıyor. Ama bilgisi yoksa o konuda, yapabileceği tek şey, birilerine danışmak. Ya da, bilinen bir marka varsa o markayı satın almak. Önemli olan sadece markanın güçlü olması değil, markayı sunan kuruluşun da güçlü olup olmadığı. Öbür taraftan, “Ben bunu satın aldım ama, yarın bir arıza olduğunda kime başvuracağım?” kaygıları ortaya çıkıyor. Yurt çapında geniş bir satış sonrası servis ağınız varsa ve markanız, şirketiniz tanınıyorsa, rekabet koşullarında fiyat artık tek kriter olmuyor. Fiyatın yüksek olması maliyetle çok ilişkili. Hammadde fiyatları belli, işçilik belli, Türkiye’deki ekonomik koşullar belli. Bunları üst üste koyduğunuzda, maliyetiniz ortaya çıkıyor. Bunun üzerine kar marjını koyduğunuzda -zaten yüksek kar marjıyla çalışma olanağınız yok bu piyasada- fiyatınızı otomatik olarak piyasa koşulları belirliyor. Bunun altına düşmeniz mümkün değil. Ama sizin güvence vermiş olduğunuz marka-ürün kalitesi-satış sonrası servisten oluşan bir sacayağı var ki, bunu iyi empoze ettiğiniz, müşteriyi ikna ettiğiniz zaman, artık fiyat ikinci, üçüncü plana düşüyor. Gerekirse bedelini ödüyor ama güvenle alıyor.

Blanco Öztiryakiler olarak kaliteden taviz vermeden, gerekirse kar marjını minimumda hatta zaman zaman maliyetle başa baş tutarak BLANCO ve PERA markası adı altında sattığımız ürünlerin her zaman arkasında olduğumuzu belirtiyoruz. Piyasada ne olursa olsun fiyatı düşük tutmak uğruna kalitesiz ürünlerin piyasaya sürüldüğü de bir gerçek. Zaman içerisinde zaten tüketici kullandıkça, sıkıntılarını gördükçe, değişime başvuruyor.

 

 

Ya yurtdışından giriş yapan mallar?

Uzakdoğu’nun, özellikle Çin’in Türkiye pazarında giderek artan etkisini de göz ardı etmemek lazım. Geçen yıllarda armatür konusunda Çin ürünlerinin Türkiye’yi kaplamış olduğunu herkes biliyor. Cihazlar konusunda da bu anlamda bir tehdit var. Bu da gösteriyor ki, rekabet sadece güçlü markaların rekabeti değil. Çinli firmaların ve onların ürünlerinin doğrudan doğruya Türkiye’ye girerek, rekabeti etkileyecek -özellikle fiyat bazında- büyük bir etken olacağını zannediyorum.

A.B. kriterleri dikkate alındığında ithalatta ancak kalite, standartlar vb. temel koşullarla belki önlemler alabilirsiniz ama hiçbir zaman herhangi bir ülkeden ithalatı yasaklayamazsınız. Bu temel prensiplere aykırı. Tek yapılabilecek şey, sıkı bir kalite kontrolle gelen ürünün standartlara uygunluğunu denetlemektir. Zaten standartlara uygunsa, ister Çin’den, ister Amerika’dan gelir. Kimse engelleyemez. Standarda uygunsa gelecektir. Yalnız bildiğimiz bir şey var ki, Çin’de yabancı sermaye artışı inanılmaz bir hızla artıyor. Yabancı sermayenin büyük bir bölümü Amerikan firmaları. Çin’e yabancı sermaye olarak Avrupalı, Amerikalı firmaların girmesi buradaki kalitenin artacağına işarettir. Ayrıca yabancı sermaye oradaki hayat standardını da arttıracaktır. Standart seviyesinin artması demek, alım gücünün artması demek. Hayat seviyesinin artması demek, işçilik maliyetlerinin de artması demek. Bu da orta ve uzun vadede baktığımızda Çin mallarının hep ucuz olmayacağını gösterir.

 

2007’de pazara sunacağınız yenilikler ve kısa vadeli hedeflerinizden bahseder misiniz? 2007’den neler bekliyorsunuz?

Özellikle PERA markası olarak çok sayıda ürün portföyümüze girmiş durumda. 98 yılında sadece eviye ile başlamışken, bugünkü geldiğimiz noktada PERA marka, eviye, armatür, ankastre ocak, ankastre fırın, davlumbaz ve aspiratörler, yıl sonu itibariyle de mikrodalga fırın ve yılbaşından itibaren de ankastre bulaşık makinesi ürün gamımıza girecek. 2006 Mart ayında yeni yerimize taşındıktan sonra 250 metrekarelik yeni teşhir salonumuzda yaşayan mutfağımız dahil tüm bu ürünleri sunmaya başladık. Bu yılın ortasında Ankara’da ofis açtık. Bu ofisin faaliyetlerini giderek artıracağız. Markalarla olan işbirliğimiz yine güçlü bir şekilde artarak devam edecek. Tabi ki önümüzdeki yıl da, geçen yıl olduğu gibi toplu konut projelerini takip edeceğiz. Daha çok inşaat sektörü ele alındığında önümüzdeki yılın çok parlak olacağına inanmak biraz güç. Bu yıl biliyorsunuz Haziran’a kadar büyük bir patlama oldu inşaat sektöründe. Toplu konut satışlarında inanılmaz derecede bir artış oldu. Bu artışın nedenlerinden bir tanesi de bankaların sağlamış olduğu düşük faizli kredilerdir. Yaklaşık 12-13 milyar YTL kredi seviyesinden Haziran 2006’ya kadar 60 küsur milyar YTL’ye ulaştı. Kredili borçlanmadan bahsediyorum. Diğer bir deyimle sadece konut kredisi kullanımında % 60’ya yakın bir artış oldu altı aylık bir süre içinde. Ama Haziran’dan bu yana rölatif olarak incelediğimizde – yani enflasyon vs. gibi faktörleri irdelediğimizde- yüzde 1-2, bilemediniz 3 artış gerçekleşti reel anlamda. Yani yıl sonuna kadar, geçen yılla karşılaştırıldığında, 65-70’i bulmaz artış. İlk 6 ayda % 60, yıl sonu itibariyle % 70. Zaten yıl bitmek üzere. Bu şunu gösteriyor: Tüketici kredi almayı kesti! Hem inşaat sektörü için, hem de otomotiv sektörü için. Bu krediler geçen yıllardan kullanıldı. Geçen sene ve bu yılın ilk yarısında. Ancak bu yıl Mayıs-Haziran aylarındaki dalgalanmadan sonra tüketici ekonomik endişeleri nedeniyle kredi almayı kesti. İkinci dönem içinde alınan kredilerin büyük çoğunluğu ihtiyaç kredisidir. O nedenle de önümüzdeki dönem içerisinde bunun böyle ciddi bir biçimde yeniden patlamasını beklemek yanlış olur. Altı ay sonra Cumhurbaşkanlığı seçimleri var, Kasım’da genel seçimler var. O nedenle, 2007’nin hem seçim yılı olması, hem Avrupa Birliği ile ilgili hususlar -Ege, Kıbrıs, Güneydoğu vb.- göz önüne alındığında Türkiye, Irak, Suriye, İran’ın içinde bulunduğu siyasi sorunlarla kaynayan bir kazanın tam ortasındadır. Hem ekonomik, hem de siyasi faktörleri göz önüne aldığınızda, 2007’nin belki 2006’yı aratması gibi bir durum ortaya çıkabilir. Nitekim 2006, 2005’i arattı. Özellikle son üç aydır piyasada büyük bir durgunluk var. O nedenle kredilerdeki bu kesilme nedeniyle toplu konut projeleri de durdu. Müteahhitler sıkıntıya girdi. Bazı güçlü müteahhitlerden bahsetmiyorum ama, piyasada genel bir sıkıntı var. Nitekim tüketicinin alım gücü belli. İnsanlar belli yerlere kredi borçlandıysa, bu kredileri ödemek zorunda. O nedenle, eğer dikkat edilirse, çoğunlukla ihtiyaç kredisidir son zamanlarda borçlanılanlar. Borç sarmalına girdiyse tüketici, bundan sonraki yeni alımları beklemek iyimserlik olur. Ama yine de umudumuzu kesmeyelim.

 

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


66602 - unknown - 38.107.179.236