22 Mayıs 2012 Salı
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Armadi Art Genel Müdürü Eyüp Türkoğlu:

Dünyayı inim inim inletiriz

 

Türkiye’de özellikle mobilya sektörünün teşvike ihtiyacı var. Biz bu teşvike ulaşabilsek, devlet teşvikleriyle desteklenen fabrikaları kurabilme ekonomisine sahip olabilsek, dünyadaki bir çok rakibimizi geride bırakabiliriz.                 

 

Banyo ve mutfak sektörü söz konusu olduğunda Türkiye’nin bulunduğu noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Dünya pazarındaki yerimiz nedir?

Türkiye bir çok konuda olduğu gibi banyo ve mutfak sektöründe de en son trendleri yakalamış durumda. Dünyadaki diğer ülkelerdeki – özellikle Avrupa’daki – kadar üretim yoğunluğu henüz olmamasına rağmen, Avrupa’daki üretim kalitesine ulaşmış olan üreticiler var. Avrupa’da - örneğin Almanya’da- öyle fabrikalar var ki, günlük mutfak üretimi 1250-1500 adet. Her gün mutfak üreten fabrikalar var. Türkiye’de en büyük fabrikanın zannetmiyorum ki günlük üretimi 50’leri geçebilsin. Bu manada baktığımızda dünyadaki üretim miktarının oldukça altında Türkiye. İtalya’da da bu yoğunlukta üretim yapan pek çok firma var. Türkiye de hızla bu konuda ilerliyor. Banyo konusunda üretim, mutfaktakinden biraz daha geç başladı Türkiye’de dünyadaki diğer ülkelere nazaran. Son beş yıl içerisinde ümit edilenden çok daha fazla firma banyo konusunda üretime geçti. İlk başta mutfak üretimi esas alınırken, banyo üretimi de onun yanında ek bir faaliyet olarak görülüyordu. Zaman içerisinde banyonun mutfaktan da ciddi bir uzmanlık konusu olduğu anlaşıldı. Ve sadece banyo firmaları üretim yapmaya başladı.

Türkiye’nin dünya pazarında bulunduğu nokta, tabi ki henüz oldukça gerilerde. Yaklaşık İspanya’da ayda 30.000 banyo dolabı üreten firma var. İnanılmaz bir rakam! Biz Armadi Art olarak butik tarzda üretim yapıyoruz. Yaptığımız üretim ayda 250. Ayda 250 iyi bir rakam butik tarzdaki bir üretim için. Fabrikasyon bir ortam ama butik müşteriye hizmet veren bir üretim şekli bizimki. Bant usulü değil. Şöyle düşünün Beymen’in bir fabrikası var, ama özel elbise dikiyor. Hazır takım almıyorsunuz. Böyle olunca 250 tane terzi istihdam etmesi lazım, o kadar üretim çıkarması için. Kısacası daha henüz dünyadaki yerimiz biraz geri. Türkiye henüz, yerleşik toplum düzenine geçip de, o toplumda bir takım konforlarını elde etmeye daha son 15-20 senedir başlamış vaziyette. İnsanlar yaşamsal standartlarını yükseltmeye başladıkça, bir takım fantezilere doğru yönelmeye başlarlar. Türk insanı bundan  ancak 15 sene önce mutfağa yöneldi. Mutfak kültürünü alıp, oradaki ihtiyaçlarını giderdikten sonra, yavaş yavaş banyo kültürüne doğru ilerledi. Ülkenin tüketimi yeni olduğu için, üretimi de tüketime paralel olarak ilerliyor.

 

 

Rekabette Türkiye’deki üreticinin sorunlarına değinelim mi biraz da?

Dünyada kocaman kocaman oturmuş, rakip firmalar var. Bunların üretim maliyetleri ve üretim yaptıkları ülkelerin yaşam standartları yüksek olduğu için, insanların özveriyle çalışmaları o oranda biraz pahalı. O ülkelere dönüp baktığınızda Türkiye yeni tırmanan bir ülke olduğu için, diğer dış ülkelerdeki rakiplerine nazaran şu anda ekonomik.Türkiye’deki işçilik maliyetlerine rağmen. Aslında işçilik ucuz ama Türkiye’de üreticiyi zorlayan bazı vergiler var. Elektriği, yakıtı çok pahalı alıyorsunuz; hammaddeleri bile çok pahalı alıyorsunuz. Dünya oranına baktığımızda Türkiye’de hammaddelerin daha pahalı olduğunu görüyorsunuz. Türkiye’de hammadde üreten firmalar ürettiği anda malını satabiliyor. Çok enflasyonist bir ülke Türkiye. Sadece parasal olarak enflasyonist değil, mal açısından da enflasyonist bir ülke. Üretim tüketim açısından enteresan bir denge var. Yetişmiyor. Tabii böyle olunca yani rekabet ortamı olmadığı için insanlar maliyetlerini çok aşağı çekemiyorlar. Yani bir ürün 10 YTL ise ve adam fabrikasının ürettiği tüm malı satıyorsa, o zaman neden fiyatını 9 YTL’ye indirsin ki? Ama bir takım rakipler çıktığında mecburen rakiplerine karşı ayakta durmak için maliyetlerini aşağıya çekmeye başlayacak. Hammadde, enerji vb. açısından pek de ucuz bir ülke değiliz. Ama bu manada bitmiş ürün haline getiren fabrikalar biraz daha maliyetlerini aşağıya çekmeye çalışıyor dünya pazarına nazaran. Onun için bence önümüzdeki gelecek keyifli. Dünyada hangi ülkenin temsilcisiyle konuşsam, önce adamlar inanmıyor Türkiye’de böyle bir kalitenin üretildiğine. Dışarıda hala bir üçüncü dünya ülkesi olarak tanıtıldığımız için, hayat görüşümüz de, ürün kalitemiz de bu eksende yorumlanıyor. İnsanlar gelip gördüklerinde hakikaten kaliteyi çok yüksek buluyorlar. Fiyata baktıklarında ise İtalyanlarla mukayese ediyorlar. İtalyanların ürünlerinin fiyatı, bizim mallarımızın iki katı. Kaliteye bakıyor, İtalyan’ın kalitesinden hiçbir eksikliği yok. Hatta bazı İtalyan firmalarına nazaran hakikaten artı değerlerimiz bile var. İtalya’da onlarca hatta yüzlerce firma var banyo mobilyası üreten. Biz bu yüzlerce firmanın arasında, mübağalasız, ilk 20’nin içerisindeyiz Armadi Art markası olarak. Ben her sene defalarca yurt dışındaki fuarlara gidiyorum. Bizim banyo mobilyasına entegre ettiğimiz bazı özellikler onlarda yok. Amortisörlü çekmeceler, kapaklar, aynalarda buğu yapmayan sistemler İtalya’da her markada yok. Orada da korkunç bir rekabet ortamı var. Örneğin gövdesini suntalamdan yapıyor adam, maliyeti ucuzlatmak için. Onlarla tabii biz aynı kategoride değiliz. Aynı kategoride olduğumuz yaklaşık 20-30 firma var. Fiyatlarına baktığımız zaman, bizimki onlarınkine göre çok ucuz. Bizim dış pazarda Armadi Art olarak şöyle bir sıkıntımız var: Kaliteniz ne olursa olsun, mal Türk malı dediğiniz anda, korkunç bir şekilde puanınız düşüyor. Ne üretirseniz üretin, dünya pazarında İtalyan malı dediğiniz anda otomatikman daha kaliteli mal olarak addediliyor. Dolayısıyla böyle bir ortamda kendinizi ispat edene kadar çok zorlanıyorsunuz. Siz kendinizi oradaki distribütörlere ispat etmiş olsanız da çok fazla şey ifade etmiyor. Malın perakende menşei sorulduğunda Türkiye dediğiniz anda yükseltmiş olduğunuz imaj aşağıya düşüyor. Türkiye’nin kesinlikle ülke imajını yükseltip markalaşması lazım. Aslında o yolda ilerliyor da. Türkiye’yi üretici götürüyor denir. Neden? Çünkü üretici ve iş adamları Türkiye’yi yönetenlerden daha ileri görüşlü ve daha ileride. Bu, yadsınamayacak bir gerçek. Üretici, şahsen marka olmaya çalışıyor bu durumda. Bizim yaptığımız gibi. Biz Amerika’ya ilk kez mal gönderdik bundan iki sene evvel. Kesinlikle dediler, üzerinde hiçbir Türk malı ibaresi olmamalı. Özel koliler, ambalajlar hazırlattık bunun için. Ben dedim ki, “Kardeşim bir parti ya da iki parti malı sana veririm. Ondan sonra ben markamı koyarım.” Gerçekten de birinci parti gönderimden sonra, “made in Turkey”, “handmade” ibarelerimizi koyduk. Uzun süre de öyle çalıştık Amerika’yla. Dünyanın Türkiye’ye bakışı böyle işte.

 

Çin’in giderek kalitesini yükseltmesi Türkiye’deki üretimi nasıl etkiler sizce?

Evet son zamanlarda Çin enteresan manevralar yapmaya başladı. Dünyada geçmişte şöyle bir izlenim vardı: Türkiye, üçüncü dünya ülkelerinden birisi. Çin de üçüncü dünya ülkelerinden bir tanesi. Fakat Türkiye Avrupa’ya, Avrupa kültürüne  biraz daha yakın. Fason üretim yaptıracaksanız, kaliteli fason üretimi Türkiye’de yaptırırsınız. Açıkçası o zamanlar Çin’e karşı kalite avantajımız vardı. Fakat Çin kalitesini inanılmaz bir şekilde düzeltmeye başladı ki, bırakın Türkiye’yi, Avrupa’yı bile sollamaya başladı. Nitekim dünyanın dört bir yanından dev markalar, uzmanlarını, teknik adamlarını Çin’de istihdam etmeye başladılar. Ve o kaliteyi ayakta tutmak için orada mühendislerini görevlendiriyorlar. Bir “know-how” akışı gerçekleşiyor. Çinli hemen buna adapte oluyor. Türkiye açısından bu tabi biraz kaygı verici bir gelişme.

 

Yerli üretim ve ithal ürünler açısından değerlendirirsek, rekabet nasıl bir seyir izleyecek?

Banyo dolabı söz konusu olduğunda ithal ürünlerin neredeyse % 99’a yakın bir oranda  defteri kapanmıştır. İtalya’daki bazı markalar dünya pazarında çok pahalı. Türkiye’ye bunlar neredeyse 1 tane, 2 tane getirildiği için bir banyo dolabını 20.000-30.000 Euro’lara satıyorlar. Gerçi hala bunun bir pazarı var. Türkiye’de olsa olsa 5000 aile vardır bu krema tabakaya dahil olan. O ailelerin hepsi değil ama bazıları çıkıp, çok yüksek rakamlar vererek alabiliyorlar banyo dolaplarını. Bunun haricinde kaliteli ithal banyo dolabı satışı 50’yi geçmez.

 

Armadi Art, yurt içi ve yurt dışı rekabette hangi noktada?

Bizde paket ürün satılmıyor. Butik çalışıldığı için müşteri bundan memnuniyet duyuyor. O manada Türkiye içindeki rekabetimizde bir problem yok. Zaten hala çok kıran kırana bir rekabet yok Türkiye’de biliyor musunuz? Biraz önce söylediğim gibi Türkiye’de enflasyonist bir tüketim var. Kim ne üretiyorsa üretsin satıyor. Dolayısıyla kimse de kimseyle rekabet etmiyor. Kimsenin kalitesini yükseltmek ya da fiyatını düşürmek gibi bir kaygısı yok. Rekabetin de olmadığı bir ortamda böyle bir sıkıntı yok. 2007’de de çok kıran kırana bir rekabet öngörmüyorum.

Dış dünyaya baktığımızda, bizim maliyetlerimiz biraz daha düşük, fiyatlarımız dolayısıyla daha ekonomik rakiplerimizin fiyatlarına nazaran. Bu aslında avantaj tabii. Bizim en büyük sıkıntımız, finansal sorunlar ve Türkiye içindeki bürokrasi. Çok daracık alanlarda üretim yapmaya çalışıyorsunuz. Şu anda fabrikamız 3000 metrekare ve çok yetersiz. Fabrikanın büyüklüğü, bir takım krediler bunlar çok önem arz ediyor. Siz bugün Almanya’da bugün bir üreticiyseniz, gidip devlete “Bakın benim üretimim var, 20 senelik tertemiz bir ticari geçmişim var ve 5 milyon dolara ihtiyacım var” demeniz yeterli. Türkiye’de öyle bir faiz alıyorlar ki sizden, o faizle bütün bunların altından kalkıp bunu geri ödeyebilme şansınız yok. En fazla 1 sene, 2 sene sonra batarsınız. Avrupa’da adam 5 yılı ödemesiz, 20 ya da 30 yıl vadeli, yılda % 1 faizle kredi veriyor sanayiciye. 5 yıl da hiç dokunmuyor.

Türkiye’de özellikle mobilya sektörünün teşvike ihtiyacı var. Biz bu teşvike ulaşabilsek, fabrikamızı büyütebilsek, mübalağa etmiyorum, dünyayı inim inim inletiriz. Ekibimle sürekli bu toplantıları yapıyoruz. Dış dünya pazarlarını görüyoruz, kalitelerini biliyoruz. Biz o fabrikaları kurabilme ekonomisine sahip olabilsek, gerçekten dünyadaki bir çok rakibimizi geride bırakabiliriz.

 

2006 yılı sektör ve Armadi Art açısından nasıl geçti?

Bence 2006 yılı banyo ve mutfak sektörlerinde oldukça hareketli ve iyi geçti. Her sene olduğu gibi Ocak-Şubat ayları sakin geçti. Ondan sonra oldukça hareketlendi. Tabi inşaatların çok fazla olması bu sene, bu sektörleri hızlı üretime sevk etti. Fakat ikinci yarıda bir duraklama oldu. İlk 6 ayda enflasyonun düşmesi ve banka gelirlerinin azalmasıyla, yatırım yapmak isteyenler gayrimenkule saldırdı. Baktılar ki, paralar düşük faizde yok olup gidecek, “hiç olmazsa gayrimenkule yatıralım” mantığıyla harekete geçtiler. Rakamlar pik noktalara ulaştı. Parası olanlar piyasayı hareketlendirdi. Sonra bu durdu. Şu anda inşaat piyasasında büyük bir duraklama var, bu pek telaffuz edilmese de. Adamlar dairelerini satamıyorlar. Bu kıştan sonra beklenen mortgage sisteminin gelmemesi durumunda ilkbaharda bir hareket olmazsa, bu insanlar da fiyatlarını aşağı çekemezlerse, Türkiye’de çok ciddi bir sıkıntı yaşanabilir. Bu ciddi sıkıntı, inşaat şirketlerinin paraları olmadıkları için altyapı firmalarına borçlarını ödeyememesinden başlar, altyapı firmalarının maaşlarını ödeyemedikleri için iflas etmeleriyle, binlerce, onbinlerce kişinin işsiz kalmasıyla sonuçlanabilir. Sektör genelinde durum şimdilik böyle…

Armadi Art özelinde ise 2006’nın ikinci yarısını hakikaten çok iyi geçirdik. Üretim miktarımız arttı. Kalitemiz istediğimiz boyuta ulaştı.

 

2007 planlarınızdan bahsedebilir miyiz?

2007’de fabrikamızı büyütmeyi planlıyoruz. Bunu sağlayabilirsek önümüzdeki yıllarda rekabet gücümüzün dış pazarlarda daha da artacağını söylemek mümkün. Ekonomik pazara girmek istiyoruz 2007’de. Ama o kadar ucuz girmeyi düşünmüyoruz. Ucuz ürünle pahalı ürün talep eden iki kesim arasında bir tabaka var dünya pazarında. Türkiye’de de bu tabaka var. Bu kesme hitabeden banyo mobilyası üretmek gibi bir düşüncemiz var önümüzdeki yıl içerisinde.

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


66607 - unknown - 38.107.179.236