Armadi
Art Genel Müdürü Eyüp Türkoğlu:
Dünyayı
inim inim inletiriz

Türkiye’de özellikle mobilya sektörünün teşvike ihtiyacı var. Biz bu teşvike
ulaşabilsek, devlet teşvikleriyle desteklenen fabrikaları kurabilme ekonomisine
sahip olabilsek, dünyadaki bir çok rakibimizi geride bırakabiliriz.
Banyo ve mutfak sektörü söz konusu olduğunda Türkiye’nin
bulunduğu noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Dünya pazarındaki yerimiz nedir?
Türkiye bir çok konuda olduğu gibi banyo ve mutfak
sektöründe de en son trendleri yakalamış durumda. Dünyadaki diğer ülkelerdeki –
özellikle Avrupa’daki – kadar üretim yoğunluğu henüz olmamasına rağmen,
Avrupa’daki üretim kalitesine ulaşmış olan üreticiler var. Avrupa’da - örneğin
Almanya’da- öyle fabrikalar var ki, günlük mutfak üretimi 1250-1500 adet. Her
gün mutfak üreten fabrikalar var. Türkiye’de en büyük fabrikanın zannetmiyorum
ki günlük üretimi 50’leri geçebilsin. Bu manada baktığımızda dünyadaki üretim
miktarının oldukça altında Türkiye. İtalya’da da bu yoğunlukta üretim yapan pek
çok firma var. Türkiye de hızla bu konuda ilerliyor. Banyo konusunda üretim,
mutfaktakinden biraz daha geç başladı Türkiye’de dünyadaki diğer ülkelere
nazaran. Son beş yıl içerisinde ümit edilenden çok daha fazla firma banyo
konusunda üretime geçti. İlk başta mutfak üretimi esas alınırken, banyo üretimi
de onun yanında ek bir faaliyet olarak görülüyordu. Zaman içerisinde banyonun
mutfaktan da ciddi bir uzmanlık konusu olduğu anlaşıldı. Ve sadece banyo
firmaları üretim yapmaya başladı.
Türkiye’nin dünya pazarında bulunduğu nokta, tabi ki henüz
oldukça gerilerde. Yaklaşık İspanya’da ayda 30.000 banyo dolabı üreten firma
var. İnanılmaz bir rakam! Biz Armadi Art olarak butik tarzda üretim yapıyoruz.
Yaptığımız üretim ayda 250. Ayda 250 iyi bir rakam butik tarzdaki bir üretim
için. Fabrikasyon bir ortam ama butik müşteriye hizmet veren bir üretim şekli
bizimki. Bant usulü değil. Şöyle düşünün Beymen’in bir fabrikası var, ama özel
elbise dikiyor. Hazır takım almıyorsunuz. Böyle olunca 250 tane terzi istihdam
etmesi lazım, o kadar üretim çıkarması için. Kısacası daha henüz dünyadaki
yerimiz biraz geri. Türkiye henüz, yerleşik toplum düzenine geçip de, o
toplumda bir takım konforlarını elde etmeye daha son 15-20 senedir başlamış
vaziyette. İnsanlar yaşamsal standartlarını yükseltmeye başladıkça, bir takım
fantezilere doğru yönelmeye başlarlar. Türk insanı bundan ancak 15 sene önce
mutfağa yöneldi. Mutfak kültürünü alıp, oradaki ihtiyaçlarını giderdikten
sonra, yavaş yavaş banyo kültürüne doğru ilerledi. Ülkenin tüketimi yeni olduğu
için, üretimi de tüketime paralel olarak ilerliyor.

Rekabette Türkiye’deki üreticinin sorunlarına değinelim
mi biraz da?
Dünyada kocaman kocaman oturmuş, rakip firmalar var.
Bunların üretim maliyetleri ve üretim yaptıkları ülkelerin yaşam standartları
yüksek olduğu için, insanların özveriyle çalışmaları o oranda biraz pahalı. O
ülkelere dönüp baktığınızda Türkiye yeni tırmanan bir ülke olduğu için, diğer
dış ülkelerdeki rakiplerine nazaran şu anda ekonomik.Türkiye’deki işçilik
maliyetlerine rağmen. Aslında işçilik ucuz ama Türkiye’de üreticiyi zorlayan
bazı vergiler var. Elektriği, yakıtı çok pahalı alıyorsunuz; hammaddeleri bile
çok pahalı alıyorsunuz. Dünya oranına baktığımızda Türkiye’de hammaddelerin
daha pahalı olduğunu görüyorsunuz. Türkiye’de hammadde üreten firmalar ürettiği
anda malını satabiliyor. Çok enflasyonist bir ülke Türkiye. Sadece parasal
olarak enflasyonist değil, mal açısından da enflasyonist bir ülke. Üretim
tüketim açısından enteresan bir denge var. Yetişmiyor. Tabii böyle olunca yani
rekabet ortamı olmadığı için insanlar maliyetlerini çok aşağı çekemiyorlar.
Yani bir ürün 10 YTL ise ve adam fabrikasının ürettiği tüm malı satıyorsa, o
zaman neden fiyatını 9 YTL’ye indirsin ki? Ama bir takım rakipler çıktığında
mecburen rakiplerine karşı ayakta durmak için maliyetlerini aşağıya çekmeye
başlayacak. Hammadde, enerji vb. açısından pek de ucuz bir ülke değiliz. Ama bu
manada bitmiş ürün haline getiren fabrikalar biraz daha maliyetlerini aşağıya
çekmeye çalışıyor dünya pazarına nazaran. Onun için bence önümüzdeki gelecek
keyifli. Dünyada hangi ülkenin temsilcisiyle konuşsam, önce adamlar inanmıyor
Türkiye’de böyle bir kalitenin üretildiğine. Dışarıda hala bir üçüncü dünya
ülkesi olarak tanıtıldığımız için, hayat görüşümüz de, ürün kalitemiz de bu
eksende yorumlanıyor. İnsanlar gelip gördüklerinde hakikaten kaliteyi çok
yüksek buluyorlar. Fiyata baktıklarında ise İtalyanlarla mukayese ediyorlar.
İtalyanların ürünlerinin fiyatı, bizim mallarımızın iki katı. Kaliteye bakıyor,
İtalyan’ın kalitesinden hiçbir eksikliği yok. Hatta bazı İtalyan firmalarına
nazaran hakikaten artı değerlerimiz bile var. İtalya’da onlarca hatta yüzlerce
firma var banyo mobilyası üreten. Biz bu yüzlerce firmanın arasında, mübağalasız,
ilk 20’nin içerisindeyiz Armadi Art markası olarak. Ben her sene defalarca yurt
dışındaki fuarlara gidiyorum. Bizim banyo mobilyasına entegre ettiğimiz bazı
özellikler onlarda yok. Amortisörlü çekmeceler, kapaklar, aynalarda buğu
yapmayan sistemler İtalya’da her markada yok. Orada da korkunç bir rekabet
ortamı var. Örneğin gövdesini suntalamdan yapıyor adam, maliyeti ucuzlatmak
için. Onlarla tabii biz aynı kategoride değiliz. Aynı kategoride olduğumuz
yaklaşık 20-30 firma var. Fiyatlarına baktığımız zaman, bizimki onlarınkine
göre çok ucuz. Bizim dış pazarda Armadi Art olarak şöyle bir sıkıntımız var:
Kaliteniz ne olursa olsun, mal Türk malı dediğiniz anda, korkunç bir şekilde
puanınız düşüyor. Ne üretirseniz üretin, dünya pazarında İtalyan malı dediğiniz
anda otomatikman daha kaliteli mal olarak addediliyor. Dolayısıyla böyle bir
ortamda kendinizi ispat edene kadar çok zorlanıyorsunuz. Siz kendinizi oradaki
distribütörlere ispat etmiş olsanız da çok fazla şey ifade etmiyor. Malın
perakende menşei sorulduğunda Türkiye dediğiniz anda yükseltmiş olduğunuz imaj
aşağıya düşüyor. Türkiye’nin kesinlikle ülke imajını yükseltip markalaşması
lazım. Aslında o yolda ilerliyor da. Türkiye’yi üretici götürüyor denir. Neden?
Çünkü üretici ve iş adamları Türkiye’yi yönetenlerden daha ileri görüşlü ve
daha ileride. Bu, yadsınamayacak bir gerçek. Üretici, şahsen marka olmaya
çalışıyor bu durumda. Bizim yaptığımız gibi. Biz Amerika’ya ilk kez mal
gönderdik bundan iki sene evvel. Kesinlikle dediler, üzerinde hiçbir Türk malı
ibaresi olmamalı. Özel koliler, ambalajlar hazırlattık bunun için. Ben dedim
ki, “Kardeşim bir parti ya da iki parti malı sana veririm. Ondan sonra ben
markamı koyarım.” Gerçekten de birinci parti gönderimden sonra, “made in
Turkey”, “handmade” ibarelerimizi koyduk. Uzun süre de öyle çalıştık
Amerika’yla. Dünyanın Türkiye’ye bakışı böyle işte.
Çin’in giderek kalitesini yükseltmesi Türkiye’deki
üretimi nasıl etkiler sizce?
Evet son zamanlarda Çin enteresan manevralar yapmaya
başladı. Dünyada geçmişte şöyle bir izlenim vardı: Türkiye, üçüncü dünya
ülkelerinden birisi. Çin de üçüncü dünya ülkelerinden bir tanesi. Fakat Türkiye
Avrupa’ya, Avrupa kültürüne biraz daha yakın. Fason üretim yaptıracaksanız,
kaliteli fason üretimi Türkiye’de yaptırırsınız. Açıkçası o zamanlar Çin’e
karşı kalite avantajımız vardı. Fakat Çin kalitesini inanılmaz bir şekilde
düzeltmeye başladı ki, bırakın Türkiye’yi, Avrupa’yı bile sollamaya başladı.
Nitekim dünyanın dört bir yanından dev markalar, uzmanlarını, teknik adamlarını
Çin’de istihdam etmeye başladılar. Ve o kaliteyi ayakta tutmak için orada
mühendislerini görevlendiriyorlar. Bir “know-how” akışı gerçekleşiyor. Çinli
hemen buna adapte oluyor. Türkiye açısından bu tabi biraz kaygı verici bir
gelişme.
Yerli üretim ve ithal ürünler açısından değerlendirirsek,
rekabet nasıl bir seyir izleyecek?
Banyo dolabı söz konusu olduğunda ithal ürünlerin neredeyse
% 99’a yakın bir oranda defteri kapanmıştır. İtalya’daki bazı markalar dünya
pazarında çok pahalı. Türkiye’ye bunlar neredeyse 1 tane, 2 tane getirildiği
için bir banyo dolabını 20.000-30.000 Euro’lara satıyorlar. Gerçi hala bunun
bir pazarı var. Türkiye’de olsa olsa 5000 aile vardır bu krema tabakaya dahil
olan. O ailelerin hepsi değil ama bazıları çıkıp, çok yüksek rakamlar vererek alabiliyorlar
banyo dolaplarını. Bunun haricinde kaliteli ithal banyo dolabı satışı 50’yi
geçmez.
Armadi Art, yurt içi ve yurt dışı rekabette hangi
noktada?
Bizde paket ürün satılmıyor. Butik çalışıldığı için müşteri
bundan memnuniyet duyuyor. O manada Türkiye içindeki rekabetimizde bir problem
yok. Zaten hala çok kıran kırana bir rekabet yok Türkiye’de biliyor musunuz?
Biraz önce söylediğim gibi Türkiye’de enflasyonist bir tüketim var. Kim ne
üretiyorsa üretsin satıyor. Dolayısıyla kimse de kimseyle rekabet etmiyor.
Kimsenin kalitesini yükseltmek ya da fiyatını düşürmek gibi bir kaygısı yok.
Rekabetin de olmadığı bir ortamda böyle bir sıkıntı yok. 2007’de de çok kıran
kırana bir rekabet öngörmüyorum.
Dış dünyaya baktığımızda, bizim maliyetlerimiz biraz daha
düşük, fiyatlarımız dolayısıyla daha ekonomik rakiplerimizin fiyatlarına
nazaran. Bu aslında avantaj tabii. Bizim en büyük sıkıntımız, finansal sorunlar
ve Türkiye içindeki bürokrasi. Çok daracık alanlarda üretim yapmaya
çalışıyorsunuz. Şu anda fabrikamız 3000 metrekare ve çok yetersiz. Fabrikanın
büyüklüğü, bir takım krediler bunlar çok önem arz ediyor. Siz bugün Almanya’da
bugün bir üreticiyseniz, gidip devlete “Bakın benim üretimim var, 20 senelik
tertemiz bir ticari geçmişim var ve 5 milyon dolara ihtiyacım var” demeniz
yeterli. Türkiye’de öyle bir faiz alıyorlar ki sizden, o faizle bütün bunların
altından kalkıp bunu geri ödeyebilme şansınız yok. En fazla 1 sene, 2 sene
sonra batarsınız. Avrupa’da adam 5 yılı ödemesiz, 20 ya da 30 yıl vadeli, yılda
% 1 faizle kredi veriyor sanayiciye. 5 yıl da hiç dokunmuyor.
Türkiye’de özellikle mobilya sektörünün teşvike ihtiyacı
var. Biz bu teşvike ulaşabilsek, fabrikamızı büyütebilsek, mübalağa etmiyorum,
dünyayı inim inim inletiriz. Ekibimle sürekli bu toplantıları yapıyoruz. Dış
dünya pazarlarını görüyoruz, kalitelerini biliyoruz. Biz o fabrikaları
kurabilme ekonomisine sahip olabilsek, gerçekten dünyadaki bir çok rakibimizi
geride bırakabiliriz.
2006 yılı sektör ve Armadi Art açısından nasıl geçti?
Bence 2006 yılı banyo ve mutfak sektörlerinde oldukça
hareketli ve iyi geçti. Her sene olduğu gibi Ocak-Şubat ayları sakin geçti.
Ondan sonra oldukça hareketlendi. Tabi inşaatların çok fazla olması bu sene, bu
sektörleri hızlı üretime sevk etti. Fakat ikinci yarıda bir duraklama oldu. İlk
6 ayda enflasyonun düşmesi ve banka gelirlerinin azalmasıyla, yatırım yapmak
isteyenler gayrimenkule saldırdı. Baktılar ki, paralar düşük faizde yok olup
gidecek, “hiç olmazsa gayrimenkule yatıralım” mantığıyla harekete geçtiler. Rakamlar
pik noktalara ulaştı. Parası olanlar piyasayı hareketlendirdi. Sonra bu durdu.
Şu anda inşaat piyasasında büyük bir duraklama var, bu pek telaffuz edilmese
de. Adamlar dairelerini satamıyorlar. Bu kıştan sonra beklenen mortgage
sisteminin gelmemesi durumunda ilkbaharda bir hareket olmazsa, bu insanlar da
fiyatlarını aşağı çekemezlerse, Türkiye’de çok ciddi bir sıkıntı yaşanabilir.
Bu ciddi sıkıntı, inşaat şirketlerinin paraları olmadıkları için altyapı
firmalarına borçlarını ödeyememesinden başlar, altyapı firmalarının maaşlarını
ödeyemedikleri için iflas etmeleriyle, binlerce, onbinlerce kişinin işsiz
kalmasıyla sonuçlanabilir. Sektör genelinde durum şimdilik böyle…
Armadi Art özelinde ise 2006’nın ikinci yarısını hakikaten
çok iyi geçirdik. Üretim miktarımız arttı. Kalitemiz istediğimiz boyuta ulaştı.
2007 planlarınızdan bahsedebilir miyiz?
2007’de fabrikamızı büyütmeyi planlıyoruz. Bunu
sağlayabilirsek önümüzdeki yıllarda rekabet gücümüzün dış pazarlarda daha da
artacağını söylemek mümkün. Ekonomik pazara girmek istiyoruz 2007’de. Ama o
kadar ucuz girmeyi düşünmüyoruz. Ucuz ürünle pahalı ürün talep eden iki kesim
arasında bir tabaka var dünya pazarında. Türkiye’de de bu tabaka var. Bu kesme
hitabeden banyo mobilyası üretmek gibi bir düşüncemiz var önümüzdeki yıl
içerisinde.