Estetik
buluşlar, farklı tasarımlar…

Özgün tasarımları ile
banyolarda yerini alan Arqua ürünleri, çizgisindeki incelik ile öne çıkarken şıklığı
ile de farkını hissettiriyor. Nicelikselden çok niteliksel üretim felsefesini
benimsediklerini belirten markanın Genel Müdürü Şefik Söylemezoğlu ile Arqua
üzerine söyleştik….

Martı Seramik artık marka ismi olarak Arqua ile karşımıza
çıkıyor. Bu serüven hakkında bilgi alabilir miyiz?
Martı Seramik, 1999 yılında kurulmuş 2001 yılında da bağlı
olduğu Kahyaoğlu Şirketler Grubuna katılmış küçük boy bir vitrifiye markası
idi. 2006 yılı başında üretim tesisimize yönelik yatırımlarımızı tamamlayarak
Kayseri’de serbest bölgeye taşıdık. Bu atılımdaki amacımız, grubun bu konudaki
vizyonunu tamamen ihracat ağırlıklı olarak belirlemesinden kaynaklıydı. Yeni
yerimizde üretimimiz devam ederken bu arada yeni bir doğum daha yaşadık; Arqua
olarak yeni bir marka yarattık. Vizyonumuzun ve misyonumuzun yansıması olacak,
sektörde hedeflediğimiz ve boşluk olduğunu düşündüğümüz noktaları tespit eden
ve yakalayan bir markayı ve bunun alt yapısını oluşturduk. Arqua’yı bir konsept
olarak geliştiriyoruz.
Sektörü ülkemiz açısından nasıl değerlendiriyorsunuz? Ve
bu konuda Arqua’nın alternatif bir konumlanışı var mı?
Türkiye’de vitrifiye üretimi Avrupa’dan çok daha farklı
yürüyor. Türkiye’de büyük miktarda üretim temel alınan bir kavram. Bu genelde
daha ekonomik segmentli ürünlerin üretiminde söz konusu oluyor. Üretimde
niceliğe önem verilirken nitelik ihmal edildiğinden; marka dediğimiz kavram
tüketici nezdinde oluşamıyor. Bu nedenle tekrardan marka yaratma çabası
içerisine girince, tüketiciye üretimsel mesajı doğru olarak aktarmak için çok
daha büyük ve yoğun frekanslı kampanyalara gerek duyuluyor. Halbuki Avrupa’da
böyle değil. Örneğin İtalya’daki seramik sektöründe dünya liderliğindeki bir
ülkeden bahsediyoruz, bizim ülkemizdeki gibi 1 milyon, 1,5 milyon, 2 milyon
üretim kapasiteli üreticisi çok az. Roma’ya 60 km mesafede bulunan Civita Castellano isimli kasabada sağlı sollu bir sürü vitrifiye fabrikası var
ve bunların içinde Azzurra gibi dünya çapında markalar da mevcut. Bu
fabrikaların kapasitesi sadece 250- 300 bin kadar. Bu firmalar nicelikten çok
nitelikli üretim yapıyorlar. Tasarıma ağırlık verirken katma değerli ürünler
yaratıyorlar. Elbette kendi pazarlarında ihtiyaçları olan ekonomik segment
ürünlerini de al-sat yöntemi ile diğer ülkelerden ve iyi olmasına rağmen bir
anlamda da maalesef Türkiye’den ve diğer ülkelerden tedarik ediyorlar. Bugün
Türkiye vitrifiye sektörünün gelmiş olduğu noktada en önemli ihtiyacı
markalaşma ve tasarıma vermemiz gereken değer. Bugün karo sektöründe moda
kavramı artık 6 ay gibi bir kavramla ölçülüyor. Bugün vitrifiye sektöründeki
trendlerin değişimi de yıl bazında oluyor. Demek ki tamamen tüketicilerin
ihtiyacına cevap veren nitelikte üretime geçerseniz, bu tasarımları
yapabilirseniz doğru bir buluşmayı doğru adreste sağlarsınız. İşte Arqua bu
birikimlerin sonucunda oluşan bir marka oldu. Nicelikten çok nitelikli üretim
yapmak istiyoruz. Bizim işçilik giderlerimizin yüzde 26’sını tasarım işçiliği
oluşturuyor. 12 kişilik tasarım ekibimiz sürekli olarak yeni trendler, yeni
modeller yakalamaya çalışıyor. Sadece trendleri takip edip uygulayan bir
tasarım grubundansa trend yaratacak bir ekip olmayı arzu ediyoruz. Sadece yerli
tasarımcılar ile de çalışmıyoruz. Aynı zamanda İtalya’da Maurizio Duranti gibi
büyük tasarımcılar ile fikir alışverişi ve teknik işbirliği içerisindeyiz.
Tasarımlarınızda Arqua farkını hissettiren bir çizgi var
mı?
Biz sloganımızda da ifade ettiğimiz gibi “Estetik buluşlar,
farklı tasarımlar” yapmaya yöneldik. Bununla beraber elbette fonksiyonellik
olmazsa olmaz, vazgeçilmez bir şey. Zevklerimiz o kadar çabuk değişiyor ki;
kıyafetlerimizden evimizdeki oturma odalarımıza, elektronik aletlerimize kadar.
Çok büyük bir değişimin ve devinimin içerisindeyiz. Türkiye’nin refah düzeyi
arttıkça bu değişim daha da hızlanıyor. Bugün Türkiye’de banyo yenileme pazarı
2,5 yıla düştü. Böyle bir ortamda bu değişiklik; aynısını tekrarlayarak değil,
daha güzelini yaratarak mümkün olabilir. Biz de tasarımlarımızda buna özen
gösteriyoruz. Yeni çizgilerde farklı enstrümanlar devreye girmeye başladı.
Eskiden bir banyo takımı dediğinizde lavabo, ayak, klozet, rezervuar gibi dört
beş parça akla gelirken şimdi artık banyolar banyo dolabı ile tanıştı. Banyo
dolabı küçük metrekareli evlerin birçok ihtiyacını gideren bir unsur oldu. Bu
da biz üreticileri tezgah üstü yeni çözümler üretmeye, mobilya ile birleşik
vitrifiye ürünleri yaratmaya, bununla da ilgili olarak çeşitli geometrik
dizaynlar sunmaya yöneltti. Bu konuda da güçlü bir ekiple güçlü bir koleksiyon
çıkardık.
Unicera’ya Arqua olarak ilk defa katıldınız. Fuarda hangi
ürünleriniz vardı ve sizin açınızdan nasıl geçti?
Bu sene Unicera fuarını geçen senelere göre daha başarılı
buldum. Bütün katılımcıları kutlamak lazım. Sunum yapmanın, iyi bir tanıtım
yapmanın fuarın vazgeçilmez bir unsuru olduğu ve Unicera fuarına iyi katılmanın
bu fuarı desteklemenin yanı sıra sadece Türkiye pazarına değil, bölgesel
anlamda ülkemize bir fuar kazandıracağının bilincine varılmış.
Unicera bizim ilk fuarımızdı; markamızın lansmanıydı ve
doğumuydu. Standımızın oldukça ilgi gördüğü fuarda Lagore takımımız ilk kez
görücüye çıktı. Bu takımımızı bu sene İspanya’daki vitrifiye ödülleri için aday
göstereceğiz.
Biz Unicera’dan 2007 üretimimizin tamamını kapatarak çıktık.
Bu sonucun ardından yeni bir yatırıma yöneldik; bu sene içerisinde üretim
kapasitemizi yüzde 50 artırmayı planlıyoruz. Bu nicelikten niteliğe değil ama
nitelikten niceliğe giden ve bizce doğru olan bir rota.

Türkiye’de beş yıllık kalkınma
planı çerçevesinde birebir büyüyeceği planlanan tek sektör seramik ve vitrifiye
sektörüdür. Bu önemli bir gösterge. Bu noktada doğru kararların alınması
gerekiyor.
Pazar konusunda sektörü nasıl değerlendiriyorsunuz ve siz
sektörde nasıl bir yerdesiniz?
Türkiye’de beş yıllık kalkınma planı çerçevesinde birebir
büyüyeceği planlanan tek sektör seramik ve vitrifiye sektörüdür. Bu önemli bir
gösterge. Bu noktada doğru kararların alınması gerekiyor. Üreticilerin
gerçekten markalaşma ve tasarım anlamında yatırıma girmeleri ve bir duruş
sergilemeleri lazım. Bunu yapmak zorundayız. Bu konuda Seramik Federasyonuna
çok rol düşüyor. Federasyonun bütün üreticileri kapsar ve bir araya getirir
durumda konumlanması gerekiyor. Bugüne kadar bu konuda eksik kaldığını en
azından hazırlıklarını tamamlamadığını düşünüyorum. Biz Arqua olarak bugün 300
bin üretim kapasitesi ile federasyonunun yanında yer almak istiyoruz. Bu sene
yapacağımız yatırımla 550 bin parçayı hedefliyoruz. Yeni bir fırın alıyoruz.
Nihai yatırımımız 2008 sonunda olacak. Bu yatırım bizi üretim kapasitesi
anlamında daha üst bir noktaya getirecek.
Arqua’nın ihracat hacmi nedir?
Arqua’nın üretiminin yüzde 70’ini ihracat oluşturuyor. Bu
ihracatın da yüzde 80’ini de Avrupa ülkelerine gerçekleştiriyoruz. En baştaki
ihracat pazarımız İtalya, İngiltere, Almanya ve Yunanistan. Yaptığımız şey
sadece o ülkelerin standardında ve kalitesinde üretim ve o ülke pazarlarının
arzu edeceği nitelikteki katma değeri yüksek tasarımlı ürünler yapmak.
Önümüzdeki dönem yeni ürünler var mı?
Bu sene Overa isimli bir serimiz devreye giriyor. Overa
bizim tezgah üstü lavabolarımıza verdiğimiz genel ad. Çok değişik geometrik
hatlara sahip; oval, eliptik ve kübik hatlara sahip ürünler bunlar. Tezgah üstü
lavabolar anlamında çok değişik açılımlar getirdik. Üretimimizde standart,
çanak veya kare lavabonun dışında daha değişik şekilleri de zorluyoruz. Bu da
tüketicinin beğenisine mazhar oluyor. Fuarda, Dubai’deki çok büyük bir İngiliz
projesine yeni yapmış olduğumuz bir takımdan 1200 takım bağladık. Bu bizim için
çok gurur vericiydi. Katma değeri yüksek üretim yapmanın getirisini de katma
değeri yüksek olarak alıyorsunuz.
Bu seneki yatırımlarımız ile Fire clay hattımız da devreye
girecek. O zaman çok daha büyük ebatlar, çok daha sert hatlar, daha minimalist
yaklaşımlar ürünlerimize yansıyacak. Zaten katalogumuzda hepsinin kalıplarını
hazırlayıp yer vererek kendimizi taahhüt altına aldık ve tüketiciye karşı bir
söz verdik. Bu da bizi kamçılayan, hızlandıran bir güç olacak.
Türkiye’ye getirdiğimiz bir takım yeni unsurlar da oldu. Biz
İtalya’da Arqua’nın İtalya ofisini kurduk. Seramik sektöründe çok tecrübeli
İtalyan danışmanlarımızla beraber yürüyoruz.
Son dönemde özellikle markalaşmış firmalar sosyal
sorumluluk projelerine önem vermeye başladılar. Sizin de bu yönde
girişimleriniz var mı?
Her markanın üretimi haricinde misyonu da olmalı. Markalar
kendine kültürel veya sanatsal alanda misyonlar belirleyip, topluma karşı kurumsal
ve sosyal vazifelerini bir geri dönüş olarak sağlamalı. Biz bu noktada kendi
sektörümüzle; seramik ve vitrifiye ile ilgili bir yaklaşım içine girdik.
Sektöre yetişmiş personel sağlamak, sanatçılar kazandırmak için bir çalışma
yürütüyoruz. Erciyes Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik Bölümü ile
işbirliği içerisindeyiz. Bu bölümün gerek laboratuar ihtiyaçlarını gerek çamur
ihtiyaçlarını karşılamakta olduğumuz gibi aynı zamanda Kayseri’de düzenlenmekte
olan Seramik Sempozyumu’nun da sponsorluğunu aldık. Birçok gelişmiş ülkede olan
sanayici- üniversite ilişkisinin altını bir kere daha çizdiğimizi ve bu konuda
güzel bir örnek teşkil ettiğimizi düşünüyorum.
Arqua dağıtımları nasıl gerçekleştiriliyor?
Biz Arqua’yı yapı marketlere sokmuyoruz. Çünkü Arqua’yı
konumladığımız noktada, tüketicimiz ile ilişki kurmak istediğimiz noktada yapı
marketleri yok. Biz bu noktada teşhirli bayilerimiz ile çalışmak istiyoruz. Şu
anda İstanbul, Ankara, İzmir, Kayseri, Antalya ve Karadeniz’de bölge
faaliyetlerimiz mevcut. Kendi kurumsal politikamız çerçevesinde bayilerimizin
tüm teşhirlerinin sağlanmasında, araçlarının giydirilmesinde elimizden gelen
tüm desteği veriyoruz. Çünkü yapmak istediğimiz şey Arqua’yı bir konsept haline
getirmek. Arqua, Arqua konsept ifadesini showroomlarında gösterecek. Arzu
ettiğimiz nokta showroomlarımızda genç birer mimarın da yer alması ve gelen
tüketiciye daha genel çözümler sunarak uzman bir çözüm merkezi oluşturmak.
