Erken
Cumhuriyet’in mutfak ve banyoları
Erken Cumhuriyet dönemi olarak
tanımladığımız 1923-1943 yılları arasındaki 20 yıllık süreçte yaşanan
gelişmeler toplum düzeninde köklü değişikliklere yol açmıştır. Cumhuriyetle
birlikte gelişen çağdaşlaşma ideolojisinin somut yansımaları konutlarda da
hissedilmeye başlamıştır.

Resim 1: Silifke,Hacı Hulisi Efendi Konağı, Mutfak.
Kaynak : Fotoğraf,H.Özözlü, Atatürk Evleri, Dünya Yayıncılık, İstanbul, 1999,
89
Bu süreç içinde geleneksel
yapıdan uzaklaşan yaşam biçimiyle toplum; yeni mekansal arayışlara yönelerek,
yenilikleri kademeli olarak hayata geçirmiştir. Konutlarda bu süreçte yaşanan
değişim, gerek yapısal gerekse mekansal boyutlarıyla günümüz yaşam biçiminin de
temelini oluşturmuştur. İlk on yıl, değişim çabalarının sürdüğü bir dönem
olarak mekansal çeşitliliğin hakim olduğu konutları ile dikkati çekerken;
ikinci on yıl yeni düzenin yerleşmeye başladığı modern konutlarıyla öne
çıkmaktadır. Değişimin daha çok kent merkezli olduğu dönem konutlarında
belirginleşen özellikler incelendiğinde mekan anlayışının 1923-1933 ve
1933-1943 yılları arasında farklılaştığı görülmektedir. Erken Cumhuriyet dönemi
konutlarında mekansal değişim genel olarak değerlendirildiğinde; batılılaşma ve
çağdaş Türkiye’yi yaratma ideolojisi sonucu, toplum geleneksel düzenden
uzaklaşarak modern mimari ile inşa edilen konforlu yapılara büyük bir istekle
yönelmiş, bununla birlikte, “modern yaşama” olgusunu ancak imkanları ölçüsünde
mekanlara yansıtabilmiştir. Konutların genelinde yaşanan değişim, kuşkusuz
mutfak ve banyolarda da doğrudan etkili olmuştur. Dönemin mutfak ve banyolarını
detaylı olarak incelemeden önce değişim sürecine ve sebeplerine kısaca değinmek
gereklidir. Dönemin konutları genel olarak Osmanlı’dan devraldığı geleneksel
geniş aile yapısı, alışkanlıkları ve mekan düzeni ile Cumhuriyeti
karşılamıştır. Osmanlı’nın batılılaşma çabalarına rağmen mekanlar, genelde
mesafeli ilişkilerin korunması geleneği sonucu gelişen, sabit elemanlarla
çözümlenmiş oda düzenini korumakta; odalar, farklı eylemlere (oturma, dinlenme,
yemek yeme, çalışma, yatma ve yıkanma) cevap verecek konumda, bağımsız eylem
alanları olarak kullanılmaktaydı.
Ancak kentlere göre değişiklikler gösteren konutlar ve mekan düzenleri toplumun
gelir ve kültür yapısına bağlı olarak farklılaşmaktaydı. Özellikle,
İmparatorluğun merkezi konumundaki İstanbul’da konutlar; kozmopolit yapısına
bağlı olarak çeşitlilik gösteriyor ve diğer kentlere örnek oluşturuyordu.
İstanbul’un saray çevresinden gelen aydınların yaşam biçimi, Avrupa örneği
doğrultusunda gelişerek mekanlarına yansıyordu. Cumhuriyet öncesinde özellikle
İzmir, Mersin, Trabzon gibi liman kentlerinde bu etkileşimin izleri daha
belirgindi. Bu merkezlerde ticaret burjuvazisi, azınlıklar ve üst kademe
bürokratların yaşadığı mekanlardaki değişim, Cumhuriyet’le birlikte orta ve
büyük ölçekli Anadolu kentlerinde, bürokrat ve memur kesimle birlikte,
prestijli meslek sahiplerinin yaşadığı mekanlarda da hissedilmeye başlandı.
Erken Cumhuriyet döneminde mekanlarda göze çarpan en önemli özellik geleneksel
yapı tipleriyle birlikte, modern yaşam düzeniyle örtüşen yeni konut tiplerinin
kullanımından doğan çeşitliliktir. Bu nedenle konut tipleri, mevcut iç mekan
düzeninin oluşmasını doğrudan etkileyen bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır.
Mutfaklar; geleneksel yapılardan modern konutlara geçişte, alışkanlıkların terk
edilmesini gerekli kılan bir düzeni beraberinde getirirken; aynı doğrultuda
“Banyo” tanımlı mekanlar ise modern konutlarla hayata geçmiştir. Bu nedenle
geleneksel düzenin konutları içerisinde banyolardan söz etmek zordur. Genel
olarak, temizlik amaçlı ıslak hacimler olarak tanımlayabileceğimiz özellikleri
ile irdelemek gerekmektedir.
Erken Cumhuriyet’in mutfak ve banyolarını değerlendirme aşamasında; dönem
yayınları ve o dönemi anlatan romanlarda tanımlanan mekanlar önemli ipuçları
vermektedir. Modern düzene geçişte yayınlarda yer alan mutfak ve banyo
tasarımlarına ilişkin önerilerin ve reklamların kullanıcıyı bilinçlendirme
misyonunu da üstlenerek, tercihleri yönlendirdiği görülmektedir. Yayınlara
ulaşamayan veya yayınların ulaşamadığı önemli bir kesim ise çevrenin etkisi ile
bu değişim çabalarına ortak olmuştur.
Mutfaklar
Mutfaklara geleneksel planlı
konutlarda oldukça geniş hacimler ayrılmıştır. Genelde giriş katlarında bahçe
veya avlu bağlantılı olarak planlanan mutfaklar - geniş aile düzeninin
ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde - çoğunlukla aileye yardımcı olan kişiler
tarafından kullanılan mekanlardır. Büyük ocakların kullanıldığı bu hacimlerde
yemekler kömür ateşinde pişirilirdi. Yemek hazırlıklarının yapıldığı dört ayaklı
dikdörtgen büyük masalar, genelde sedirlerle kombine edilerek yer almaktaydı.
Konutlarda odaların özelleşmeye başlaması ile birlikte günlük yemeklerin yendiği
mekanlar olarak da kullanılmaya başlayan mutfaklara, sandalyeler de katılmıştır.
Halide Edip Adıvar’ın “ Sinekli Bakkal” ında bahsedilen mutfak da “....Yemek
odası ... Yemek odası gene eski mutfak. ... Geniş, ferah. yerlere kırmızı tuğla
döşemişler, ocak öyle süslü olmuş ki ...Yalnız ortaya bir masa konulacak, muşamba
örtülecek.” cümleleriyle bu değişimi örneklemektedir. Mutfak gereçlerinin daha
çok raflarda ve/veya asılarak depolandığı görülmektedir. Buzdolabı öncesinde
yiyeceklerin saklanma sorunu, her gün yemek pişirme alışkanlığını doğurmuş, kısa
süreli saklama amacı ile “tel dolaplar” kullanılmıştır. Ocak çevresindeki bazı
hazırlık yüzeylerinin alt bölümlerinin kapak veya perdelerle örtülmesiyle oluşturulan
depolama alanlarına da rastlanmaktadır.(Resim1) Ayrıca, mutfakların çoğunda
veya bağlantılı olduğu avluda bir de toprak su küpleri bulunmaktaydı.
Genellikle ağzı tülle örtülü, tahta kapaklı, çapı geniş ve yüksek olan bu
küplerin en çok rastlananı “Enez küpleri” olduğu bilinmektedir. Konut
sahiplerinin kullanmadığı mekanlar olması nedeniyle genellikle ihmal edilen
geleneksel düzenin mutfak duvarlarında
daha çok çini kaplama; yer döşemesi olarak da yine çini, karo, mozaik veya
malta taşı gibi malzemelerin kullanıldığı görülmektedir.
Mutfaklar; geleneksel yapılardan
modern konutlara geçişte, alışkanlıkların terk edilmesini gerekli kılan bir
düzeni beraberinde getirirken; aynı doğrultuda “Banyo” tanımlı mekanlar ise
modern konutlarla hayata geçmiştir.
Su tesisatının henüz kullanılmadığı
bazı konutların mutfaklarında bahçe veya avluda yer alan; - yaz aylarında soğutma
işlevi de gören- kuyulardan su sağlanmakta; içme suyu ise sakalar tarafından dağıtılmaktadır.
1920’lerin Ankara’sında “Solfasol” suyu olarak bilinen su, adını, getirildiği
köyden almış ve dönemiyle özdeşleşmiştir. (Resim 2)

Resim 2: Saka Çocuk 1929 Kaynak : Fotoğraf, M.O.Williams .N.G.S İmage
Collection, “İmparatorluktan Cumhuriyete İstanbul” İş Bankası Yayınları, İstanbul,
2000, 7.
Modern konut mutfaklarının
eski alışkanlıkların etkisiyle, standart bir plana oturtulamadığı görülmektedir.
Apartmanların çoğunda havalandırmanın yetersiz olduğu dar alanlar mutfağa ayrılmış,
villa tipi evlerde de aynı anlayışla ihmal edilmiştir. Plan özellikleri içinde
de değinildiği gibi sadece servis girişi ve yemek bölümü ile ilişkisi düşünülen
mutfak, konut sahibinin kullanmadığı bir hacim olarak değerlendirmiştir. Kimi
mutfaklarda yapıyla çözülmüş daha çok “davlumbaz” olarak bilinen, bacaya bağlı
bölümler ocak üstünde yer alırken, pencere camına yerleştirilen tipte
“aspiratör”ler de havalandırma sorununa ek çözüm olarak sunulmuştur. Mutfağı
yeterli kullanım özelliklerine sahip, nadir konutların projeleri tanıtılırken,
“ev sahibinin yardımcısına kullandıramayacağı kadar konforlu” tanımı ile kullanıcıya
sunulmuştur. Ayrıca Yedigün dergisinin “Ev ve Eşya” köşelerinden birinde konu
edilen mutfak “ev kadınının salonu” olarak anlatılmıştır. (Resim 3)

Resim 3:Mutfak Önerisi. Kaynak : Yedigün, (7), 1933
Mutfaklardaki önemli değişimlerden
biri havagazının yapılara girmesi ile kullanılmaya başlayan havagazı ocaklarının
yaygınlaşmasıdır. “Bugünün Saraylısı” adlı romanda Taksim civarındaki bir
apartman dairesinin mutfağında kullanılmaya başlanan havagazı; “...Elektriği
kendi evindeki tasarruf zihniyeti ile yakmadığı için mutfak karlı seher
vaktinin donuk loşluğunda. Fakat her tarafı beyaz çinilerle kaplı olduğundan
karanlık sayılmaz; ayrıca havagazının bir mücevher gibi gök yakut ile fır dolayı
işlenmiş ışıldak halkası ikisinin de yüzüne aksetmiş...” şeklinde, dolaylı bir
anlatımla vurgulanmıştır.
Bazı mutfakların ocak çevresinde; “Kiralık Konak” romanında adı geçen, Şişli’deki
bir apartman dairesinin mutfağında olduğu gibi, çini taklidi “frenk tuğlaları”nın
döşendiği örnekler de mevcuttur.
Bu dönem yayınlarında, yurt dışındaki mutfak örnekleri de dikkate alınmaya
başlanmıştır. , Modern yapıların, duvarların daha çok fayans kaplandığı
mutfaklarında yer döşemesi olarak karo mozaik, çini gibi malzemelerin yanı sıra
mermer de kullanılmıştır.(Resim 4)

Resim 4: Dönemin Amerikan Mutfağı, yeni yapılara örnek oluşturmuştur. Kaynak :
Yedigün, (148), c:6,1936, 6.
Bazı mutfakların ocak
çevresinde; “Kiralık Konak” romanında adı geçen, Şişli’deki bir apartman
dairesinin mutfağında olduğu gibi, çini taklidi “frenk tuğlaları”nın döşendiği
örnekler de mevcuttur. Su tesisatına sahip yeni konutların mutfaklarındaki bir
değişim de tel dolapların yerini alan “buzdolapları” olmuştur. (Resim 5) Ancak
mutfakları dar olan pek çok konutta buzdolabı, mutfak dışında, çoğunlukla holde
kullanılmış ve üstü örtülerek, mekandaki mobilyalarla bütünleştirilmeye çalışılmıştır.
Günümüzde de kullandığımız marka buzdolaplarının ilk örnekleri, “Erken
Cumhuriyet”in konutlarında çağdaşlık simgesine dönüşmüştür.
Temizlik amaçlı ıslak
hacimler ve banyolar
Temizlik amaçlı ıslak hacimler konut
tiplerine göre çeşitlilik göstermektedir. Geleneksel planlı konutlarda odaların
dolapları içinde yer alan “gusülhane” adı verilen çinko kaplı bölümlerin yanı sıra,
aynı zamanda “hamam” ve “alaturka tuvaletler” de kullanılmakta idi.
Hamamlar genelde, yer ve duvarları mermer kaplı olup, (çini olanlar da
mevcuttur) sıcak ve soğuk su muslukları olan mermer “kurna”ların yer aldığı
mekanlardır. Çoğunlukla “soğukluk” adı verilen bir ön girişi bulunan hamamın
bitişiğinde; içinde fırın benzeri ocakların ve
su depolarının bulunduğu bir hacim mevcuttur. Bu kapalı ocaklarda odun yakılmakta
ve bu yolla depolardan birindeki su ve hamamın ısınması sağlanmaktadır. Konut
tiplerine göre değişmekle birlikte; tavanlarında tepe penceresi olan
örneklerine de rastlanan hamamların tavanları, çoğunlukla alçı malzemeyle
bitirilmiştir. Konut mekanlarında yaşanan değişim süreci içinde hamamlar; eski
düzenin devamı niteliğindeki hacimler olarak karşımıza çıkmaktadır. Çağdaş yaşamın
içinde yer almayan ve modern konutların banyoları ile karşılaştırıldığında;
kullanımı zor gelen hamamlar, yapının bir parçası olması sebebiyle değiştirilmesi
oldukça zahmetli mekanlardı. “Kiralık Konak” romanında adı geçen, Cihangir’deki
bir konağın hamamı da modern yaşam biçimine uyumsuzluğu nedeniyle “ Koca evde
adamakıllı bir banyo odası bile yok, o hantal hamamı yakmak, ikide birde kazanını
sıvattırmak, ikide birde kurnalarını tamir ettirmek lazım geliyor.” şeklinde
bir yakınmaya konu edilmiş, Şişli’deki apartmanlara geçmek için var olan pek
çok sebepten biri olarak ortaya konmuştu.
Gedikpaşa’da yaşayan Ata Efendi ise evindeki hamamı yenilemeyi seçmişti :
“...Rüştü ertesi gün ustalar yollayacak hamam bölmesine bir banyo koyduracaktı.
– Bir de havagazı ile ısınan termosifon lazım. Derhal sıcak su verir; lastikli
duş tertibatı da vardır.”
“...Altıncı günü Ata Efendi – henüz çimento, kireç, alçı kokan, fakat pırıl pırıl
çinileri, muslukları ve beyaz lake boyalı su ısıtacağıyla evin bir köşesini
lüks hale sokan hamama uzun uzun baktıktan sonra – erkenden sokağa çıktı;..”
cümleleri ile “Bugünün Saraylısı” romanına konu olan hamamın bir banyoya dönüştürülmeye
çalışıldığı görülmektedir.
“Ankara” romanında adı geçen köşk ise 1926’da baştan başa modernize edilirken
banyo da dönemin tüm “asri” yenilikleri; “...Lakin, Murat Beyin banyosu bütün
dillerde destandı. Yatak odasının yanı başında bir büyük salon genişliğinde
olan bu banyo, yerden tavana kadar mavi çinilerle kaplı idi. Teknesi, aynı
renge çalar somaki mermerdendi. Aynı mermerden lavabonun bizote aynaları öyle
bir teknikle yapılmıştı ki, banyonun neresine gitseniz, hep kendinizi onun
içinde seyretmeniz mümkündü...”
“...Murat Bey, ...Berlin’den getirttiği türlü türlü friksiyon ve masaj
aletlerinin ve daha bir sürü hidroterapik icatların birini bırakıp birini alıyor,..
Bu, fıskiyeli havuzları andıran bir muntan bide idi...” satırlarındaki şekliyle
uygulanmıştı.
Dönemin modern apartman ve villalarındaki banyo ve tuvaletler; “Banyo Odası” ve
“Tuvalet Odası” olarak da adlandırılmaktadır. Tuvaletlerin “alaturka”dan,
“alafranga”ya geçiş yaptığı bu konutların banyolarında Lavabo, klozet, küvet
(çoğunlukla ayaklı) ve termosifonun (veya havagazlı şofben) yer aldığı;(Resim
6) bazılarında da ithal ürünlerin de kullanıldığı görülmektedir.(Resim 7) Yer
ve duvarlarda fayans ve çini-mozaik kaplamalarının haricinde mermer de kullanılmıştır.(Resim
8) Ayrıca bu dönem apartmanlarının bazılarında sürekli sıcak su sağlayan
merkezi sistem tesisatı da bulunmaktadır. Modern yapı içindeki, modern
banyonun nasıl olması gerektiğine dönemin tek mimarlık yayını olan Arkitekt
dergisinde, örnek bir proje üzerinde değinen Behçet Ünsal; “ Banyo odası değil,
hakikaten bir salon, beynovar öyle yarım vücut banyosu almak için değil, istediğiniz
gibi su içinde uzanabilirsiniz. Fakat, belki banyoya girip de hasta gibi tedavi
için yatmayı sevmezseniz ne de olsa kurnada yıkanmak daha temiz

Resim 6: Aparey ve tesisat malzemeleri reklamı. Kaynak : Arkitekt,(9), 1936,

Resim 7: Villeroy – Boch Reklamı. Kaynak : Arkitekt,(1), 1938

Resim 8: Salih Sabri Evi, Banyosu. Kaynak : Arkitekt, (2), 1936, 40.

Dönemin, özellikle ikinci yarısında yurt dışı yayınlarındaki örneklere benzer
plan ve projelerle halkın tercihleri yönlendirilmeye çalışılmıştır.
Plan-perspektifinin detaylı olarak verildiği bu konut örneğinde, mutfak ve
banyo merkezi konumda yer almış olmasına rağmen ayrılan hacimlerin oldukça
küçük olduğu görülmektedir. Konut ise çağdaşlık göstergesi olarak
"Amerikan Evi" tanımıyla verilmiştir.(Yedigün Dergisi)