Zehirlenme
belirtileri
Zehirlenme olaylarında hastanın hekime getirildiğindeki
klinik belirtiler, muayene bulguları, hastanın kendisinden veya yakınlarından
alınan bilgiler ve laboratuvar incelemeleri ile tanıya gidilir.
Ortaya çıkan hastalık belirtileri tek başına tanı konulması için yeterli
olmayabilir. Birçok zehirlenmede ortak belirtiler görülebildiği gibi bu
belirtiler kişiden kişiye farklılıklar da gösterir. Kesin tanı ancak
laboratuvar sonuçları ile konur. Akut zehirlenme vakalarında ise laboratuvar
sonuçlarını beklemeye fırsat yoktur, hastanın tedavisine zaman kaybetmeden
başlanmalıdır.

Akut zehirlenmelerde, hastanın tedavisine zaman
kaybetmeden başlamak gerekir.
Sindirim sistemi belirtileri
Zehirlenme vakalarının çoğunda bulantı ve kusma görülür. Bu
nedenle sadece bulantı ve kusmanın varlığı, başka belirtiler ve bilgiler yoksa
tanı koymak için yeterli değildir. Ancak zehirlenme şüphesi düşünülerek bu
yönde araştırma yapılmasını sağlar.
Oksijensizlik (Hipoksi)
Zehirlenmelerden ölüm olaylarının çoğundan hastanın
oksijensiz kalması sorumludur. Oksijen bilindiği gibi canlı organizma için
mutlaka elzem olan ve sürekli tüketilen bir maddedir. Vücuttaki tüm hücreler
etkinliklerini ancak oksijen varlığında yerine getirebilirler. Oksijen havada
%21 oranında bulunur. Solunum havası ile akciğerlere alınan oksijen buradan
kanına geçer ve kanın alyuvarları ile taşınır. Dokularda hücre düzeyinde
oksijen bırakılır ve hücrenin metabolizması bu şekilde sürdürülür.
Vücudun oksijensiz kalmaya tahammülü dakikalar ile
sınırlıdır. Oksijensizliğe en hassas organ ise beyindir. Beyine oksijen
gitmesinin tam ortadan kalktığı durumlarda (örneğin kalp durmasında) beyin
hücrelerinin hayatta kalma süresi yaklaşık 5 dakikadır. Bundan sonra ağır
hasarlar oluşur veya beyin fonksiyonları tümüyle kaybolarak ölüme yol açar.
Hipoksik hastanın rengi morumsudur.
Ancak hastada kansızlık hastalığı varsa (anemi) morarma
görülmez. Bazı ilaç zehirlenmelerinde (örneğin karbonmonoksit) cilt rengi
değişmez veya pembe-kırmızı bir hal alır. Hipokside hastanın kalp atışları önce
hızlanır, sonra yavaşlar. Bunu kalp durması takip eder. Zehirlenme olgularında
hipoksinin oluş mekanizmaları değişiktir.
1-Solunan havadaki oksijen konsantrasyonunun düşük olması:
Zehirli gazlar, yoğun duman gibi durumlarda havanın yerini gaz aldığından
oksijen miktarı azalır. Gazın çok miktarda olması, bizzat kendisi zehirli
olmasa bile oksijensizlik dolayısı ile etki gösterir. Bu da hastanın oksijensiz
kalmasına neden olur.
2-Solunum merkezinin baskılanması: Merkezi sinir sisteminde
bulunan solunum merkezi birçok maddenin etkisi ile baskılanır. Buna solunum
depresyonu adı verilir. Morfin ve türevi ilaçlar, barbitürat ve uyku ilaçları
bu türde oksijensizlik yaratan başlıca ilaçlardandır.
3-Solunum kaslarının felci: Solunum oluşabilmesi yani
havanın akciğerlere girebilmesi için göğüsün genişlemesi gerekir. Bu da
periyodik olarak bir dizi kasın kasılması ile oluşur. Bazı, zehirler solunum
kaslarının felcine neden olarak hastanın nefes almasını imkansız hale
getirirler. Nefes alamayan hastada kısa sürede hipoksi gelişir.
4-Hücresel solunumun engellenmesi: Oksijen akciğerlerden
alınıp kanla dokulara taşınır. Dokulara ulaşan oksijen hücrelere girer, burada
tüketilir. Syanür gibi bazı zehirler oksijenin hücrelerde kullanımını
engelleyerek etki ederler.
5-Oksijenin kana karışmasında zorlaşma: Solunum yollarında
oluşabilecek ileri derece şişmeler havanın akciğerlere geçişini engellerler.
Bazı zehirlenmelerde görülen alerji-anaflaktik reaksiyonlar sonucu boğaz ve
yutak bölgesinin veya dilin şişerek hava yollarını tıkaması böyledir.
Diğer taraftan tahriş edici gazların solunması ile küçük
solunum yollarında daralma ve tıkanmalar oluşabilir. Bazı durumlarda ise
akciğerlerin zehirin etkisi ile sıvı ile dolması sonucu havalanma ortadan
kalkar.
6-Oksijenin taşınmasının engellenmesi: Oksijen kanda
alyuvarların içindeki hemoglobin molekülüne bağlanarak taşınır. Karbonmonoksit
zehirlenmesinde zehirli gaz molekülü hemoglobin ile birleştiğinden oksijen
akciğerlerden dokulara taşınamaz.

Zehirlenmelerde görülen ölüm olaylarının en sık görülen
sebeplerinden biri oksijensizliktir.

Bazı, zehirler solunum kaslarının felcine neden olarak
hastanın nefes almasını imkansız hale getirirler.
Kan basıncının düşmesi
Birçok ilaç zehirleyici dozlarda alındığında damarlar
üzerine direkt etki ile tansiyon
düşmesine neden olur.
Kan basıncının düşmesi damarlar üzerinde genişletici etkiden
başka, kan basıncını kontrol eden merkezlerin devre dışı kalması veya aşırı su
kaybı sonucu da ortaya çıkabilir.
Tansiyonun ciddi boyutlarda düşmesi ve uzun süre devam
etmesi şok tablosunu ortaya çıkarır. Organ ve dokuların yeterince kanlanması
sağlanamadığından ciddi sonuçlarla karşı karşıya kalınır. Uzun süreli şok
ölümle sonuçlanır.
Tansiyon düşmesi tehlikeli bir belirtidir ve acil tedaviyi
gerektirir.
Nörolojik bozukluklar
Merkez sinir sisteminin etkilendiği zehirlenmelerde çok
sayıda belirtiler ortaya çıkar. En sık görülenler bilinç bulanıklığı, bilinç
kaybı ve komadır. Uyku ilaçları kısa sürede bilinç bozukluklarına yol açarlar.
Bunlardan başka çok sayıda etken bilinç kaybı nedeni olabilir. Bir başka
belirti sara (epilepsi) krizlerine benzer şekilde yaygın kasılmalardır.
Konvülsiyon adı verilen bu kasılmalar zehirlere bağlı olabildiği gibi
oksijensiz kalma neticesinde de ortaya çıkabilir. Bazı zehirlenmelerde çevresel
sinirler etkilenir. Örneğin tarım ilaçlarından organik fosfor bileşimleri ile
zehirlenmeler sonucu düşük ayak tabir edilen ve hastanın ayaklarını
kaldıramaması durumu zehirin buradaki sinirler üzerine oluşturduğu hasarın
neticesidir.
Gözler ve göz bebeklerinin durumu
Morfin ve türevleri, organik fosforlar tipik olarak göz
bebeklerinin daralmasına yol açarlar. Bazen göz bebeği 1-2 mm çapına kadar daralır. Aksine bazı zehirlenmelerde çap genişler. Göz bebeği çap değişikliklerinin
tanı konulmasında önemli yardımı olur. Çift görme (alkol, morfin vb), bulanık
görme (alkol, metil alkol, botulismus, lityum vb), göz küresinin titreşmesi
(nistagmus- barbitüratlar, bazı sara ilaçları, salisilatlar vb), renk görme
bozukluğu (bazı kalp ilaçları) gibi farklı bozukluklar tanıda yardımcı
olabilir.
Karaciğer bozuklukları
Karaciğer üzerine zehirli etki gösteren ilaçlar mevcut
karaciğer rahatsızlığını alevlendirir veya sağlam karaciğerde fonksiyon
bozukluklarına yol açar.
Mantar zehirlenmelerinde görülen hızlı seyreden karaciğer
yetmezliği tipik örnektir.
Böbrek bozuklukları
Uzun süre tansiyonun düşük kalması veya aşırı sıvı
kayıplarının yerine konmamasında ikincil olarak böbrek bozuklukları gelişir.
Etilen glikol, ağır metal zehirlenmeleri direkt etki ile böbreklerde hasara yol
açarlar. Böbrek bozuklukları geçici veya kalıcı olabilir.

Zehirlenmelerle oluşan akut böbrek yetmezliği nisbeten
seyrek görülür.
Çocuklarda zehirlenmeler
Araştırmalarda çocuklarda zehirlenmelerin başında kaza
sonucu ilaç alımı gelmektedir. Erişkinler için hazırlanmış ilaçlar vücut
ağırlığı daha düşük olan çocuklarda ve bebeklerde ciddi zehirlenmelere neden
olur. İlaçlardan başka çamaşır suyu, haşere ilacı gibi maddelerin alınması da
çocuklarda sık görülen zehirlenme türlerindendir. Çocuklu evlerde ilaçların ve
çeşitli amaçlarla kullanılan kimyasal maddelerin saklanmasına daha fazla özen
gösterilmelidir. Çocuklarda zehirlenme belirtileri bazen geç farkedilebilir.
Yaşlılarda zehirlenmeler
Yaşla ilişkili olarak vücut fonksiyonlarında ortaya çıkan
değişiklikler ilaçların metabolizmalarını ve atılımlarını değiştirir.
Bazı ilaçların yavaş metabolize edilmeleri yaşlılarda
bunların toksik etkilerini arttırır. Ayrıca yaşlılarda bulunması muhtemel yandaş
hastalıklarda zehirlenmelerin etkileri daha belirgin ortaya çıkar.
Organ fonksiyonların da mevcut bir azalma varsa, bu organlar
üzerine etkiler daha şiddetli görülür ve daha ciddi zehirlenmelere yol açar.

Çamaşır suyu, haşere ilacı gibi maddelerin alınması da
çocuklarda sık görülen zehirlenme türlerindendir,