'Her Şey' Hakkında Her Şey
BÂKÎ, (asıl adı Mahmud Abdulbâkî’dir), (1526 İstanbul - 1600 İstanbul), dîvan şairi. Yoksul bir ailenin oğludur. Babası, Fatih Camii müezzinlerindendi. Çocukluğunda saraç çıraklığı yaptı, kendi çabasıyla medrese öğrenimi gördü. 19 yaşındayken İstanbul’un ünlü şairleri arasında yer aldı. Bu yıllarda hocası Karamanî Mehmed Efendi için yazdığı “Sümbül” redifli kasidesi, ününü daha da artırdı. Dönemin ünlü âlimlerinden Sahn-ı Seman Medresesi müderrislerinden Kadızâde Ahmet Şemseddin Efendi’nin derslerini izledi ve onun büyük desteğini gördü. İlkin dânişmend olarak görev verildi (1561). İki yıl sonra mülâzim oldu ve 1564 nisanında medreseye atanması için ferman çıktı. Bir süre Silivri’de Pîrî Paşa, İstanbul’da Murad Paşa Medresesi’nde görevlendirildi. Bu arada Kanunî’nin şiirlerine nazireler yazıp padişaha kasideler sundu. 1566’da Kanunî’nin ölümünden sonra Eyüp Müderrisliği’ne atandı (1571). Edirne, Mekke, Medine ve İstanbul’da kadılık yaptıktan sonra Anadolu ve Rumeli kazaskerliği görevlerinde bulundu (1586-1591). Çok istediği halde, ilmiyye mesleğinin son aşaması olan şeyhülislâmlık görevine atanmayışı, onu derinden etkiledi ve ölümüne dek münzevî bir hayat yaşadı. Dönemlerinde yaşadığı dört padişahın da (Kanunî Sultan Süleyman, II.Selim, III.Murad, III.Mehmed) yakın ilgisini gördü. İlk ürünlerini verdiği gençlik döneminde, yaşıtı öteki gençler gibi, Zâtî’nin söyleşilerine katılarak edebiyat derslerini bu çevreden aldı. Şiirin temel unsurunun sözcükler olduğunun bilincine varan, daha başlangıçta dize kurma tekniğinin üstesinden gelen sayılı şairlerden biri oldu. Dîvan şairlerinde çoğunlukla rastlanan dinsel duygulara ve tasavvufa bağlanmayıp iç ve dış dünya, şiirinin kaynağını oluşturdu. Yaşam, Bâkî için, usun bütün olanaklarıyla duyulması gereken geniş bir görünümdür, ulaşabildiği kadar almasını bilir; bu güzelliği yitirme korkusu, şiirinin ana kaynaklarından biri olur. Şiirlerinin en büyüğü sayılan “Kanunî Mersiyesi”nde, ölüm gerçeği karşısında insanî acıyı, değişmeyen yönleriyle yansıtmayı başarmıştır. Gazellerini İstanbul Türkçesi ile yazan Bâkî’nin, Türkçeyi aruz disiplini içinde ilk kez çok iyi kullanması, Ahmed Hamdi Tanpınar’ın deyişiyle “Dili, parmaklarının arasında biçim vereceği bir madde gibi görmesi” yüksek bir şiir kurmasının başlıca nedenleri arasındadır. Eserleri: Dîvan : Üç kez yayımlanmıştır. İlk kez 1859’da, taşbaskı olarak İstanbul’da yayımlanan eserin bu nüshası okunaksız ve eksik olup kötü bir kâğıda basılmıştır. Daha sonra 1911’de Almanya’da basılan nüshada genellikle Türkçe kelimeler yanlış okunmuştur. Üçüncü ve en son olarak 1935’te Sadeddin Nüzhet Ergun tarafından 25’ten çok yazmaya dayandırılanı ise, en doğru ve en iyi nüsha olarak kabul edilir. Dîvan’la ilgili 1982’de Fırat Üniversitesi’nde hazırlanan bir doktora tezinde eksiksiz bir nüshası yayımlanmıştır. Me’alimü’l Yakin fi Sireti Seyyidi’l Mürselin: “Hz. Muhammed’in huyunda gerçek bilgi” anlamına gelen eser, bir siyer kitabı olup Arap âlimlerinden Kastalanî’nin aynı adlı eserinden tercüme edilmiştir. İki cilt olarak basımı yapılan eser, tercüme eser görünümünden çok, telif eser görünümündedir. Bir nüshası Nuruosmaniye Kütüphanesi’ndedir. Feza’ilü’l-Cihad : Sokullu Mehmed Paşa’ya sunulmuş olup Arapça bir eserden tercümedir. Önsözde ağır bir dil kullanılmasına karşın çeviri bölümü yalın bir dille kaleme alınmıştır. Yazma nüshaları Millet ve Nuruosmaniye kütüphanelerindedir. Feza’il-i Mekke : Sokullu Mehmed Paşa’nın emriyle Arapçadan tercüme edilmiş mensur bir eserdir. Bâkî’nin kadılık göreviyle Mekke’de bulunduğu sıralarda 1579’da tamamlanmıştır. Mekke tarihinden ve Osmanlı padişahlarının orada yaptırdığı eserlerden söz eder. Güzel bir Türkçeyle yazılmıştır. Bir nüshası Köprülü Kütüphanesi’ndedir. Hadis-i Erbain Tercümesi : Eyyub Ensarî tarafından rivayet edilen hadislerden kırkının tercüme edilmesiyle meydana getirilmiştir. Bâkî, bu çevirisini Eyüp Medresesi müderrisiyken yapmış, ancak eser ele geçmemiştir. GAZEL Yârdan cevr ü cefâ lûtf u kerem gibi gelür Gayrıdan mihr ü vefa derd ü elem gibi gelür Firkat-i yâr katı zâr ü zebûn itdi beni Döymeyem mihnet ü hicrâna ölem gibi gelür Uydurup leşker-ı uşşâkını ol şâh-ı cihan Nâz-ıla salını salını alem gibi gelür Dil-i pür-hûn elem-i hecrün ile cûş ideli Ceşme-i çeşmün akan suları dem gibi gelür Bâkî’yâ kangı gönül şehrine gelse şeh-i ışk Bile endûh u belâ hayl ü haşem gibi gelür (Fe’ilâtün Fe’ilâtün Fe’ilâtün Fe’ilün) KAYNAK : Faruk Kadri Timurtaş, Bâkî Dîvânı’ndan Seçmeler, Ankara 1987, s.84. Sevgiliden eziyet ve cefa, lütuf ve ihsan gibi gelir. Yabancıdan sevgi ve vefâkârlık, dert ve elem gibi gelir. Sevgilinin ayrılığı beni pek zayıf ve güçsüz hâle getirdi, sıkıntı ve iç acısına dayanamayıp öleyim gibi gelir. O cihan padişahı, âşıklarının askerini düzenleyerek naz ile salına salına, bayrak gibi gelir. Kan dolu gönül, senin ayrılığının elemi ile coşup taşalıdan beri, göz çeşmesinin akan suları kan gibi gelir. Ey Bâkî! Aşk padişahı hangi gönül şehrine gelse, kaygı ve belâ, beraberinde atlı sürüsü ve hizmetkârlar gibi gelir.
BÂKÎ, (asıl adı Mahmud Abdulbâkî’dir), (1526 İstanbul - 1600 İstanbul), dîvan şairi. Yoksul bir ailenin oğludur. Babası, Fatih Camii müezzinlerindendi. Çocukluğunda saraç çıraklığı yaptı, kendi çabasıyla medrese öğrenimi gördü. 19 yaşındayken İstanbul’un ünlü şairleri arasında yer aldı. Bu yıllarda hocası Karamanî Mehmed Efendi için yazdığı “Sümbül” redifli kasidesi, ününü daha da artırdı. Dönemin ünlü âlimlerinden Sahn-ı Seman Medresesi müderrislerinden Kadızâde Ahmet Şemseddin Efendi’nin derslerini izledi ve onun büyük desteğini gördü. İlkin dânişmend olarak görev verildi (1561). İki yıl sonra mülâzim oldu ve 1564 nisanında medreseye atanması için ferman çıktı. Bir süre Silivri’de Pîrî Paşa, İstanbul’da Murad Paşa Medresesi’nde görevlendirildi. Bu arada Kanunî’nin şiirlerine nazireler yazıp padişaha kasideler sundu. 1566’da Kanunî’nin ölümünden sonra Eyüp Müderrisliği’ne atandı (1571). Edirne, Mekke, Medine ve İstanbul’da kadılık yaptıktan sonra Anadolu ve Rumeli kazaskerliği görevlerinde bulundu (1586-1591). Çok istediği halde, ilmiyye mesleğinin son aşaması olan şeyhülislâmlık görevine atanmayışı, onu derinden etkiledi ve ölümüne dek münzevî bir hayat yaşadı. Dönemlerinde yaşadığı dört padişahın da (Kanunî Sultan Süleyman, II.Selim, III.Murad, III.Mehmed) yakın ilgisini gördü. İlk ürünlerini verdiği gençlik döneminde, yaşıtı öteki gençler gibi, Zâtî’nin söyleşilerine katılarak edebiyat derslerini bu çevreden aldı. Şiirin temel unsurunun sözcükler olduğunun bilincine varan, daha başlangıçta dize kurma tekniğinin üstesinden gelen sayılı şairlerden biri oldu. Dîvan şairlerinde çoğunlukla rastlanan dinsel duygulara ve tasavvufa bağlanmayıp iç ve dış dünya, şiirinin kaynağını oluşturdu. Yaşam, Bâkî için, usun bütün olanaklarıyla duyulması gereken geniş bir görünümdür, ulaşabildiği kadar almasını bilir; bu güzelliği yitirme korkusu, şiirinin ana kaynaklarından biri olur. Şiirlerinin en büyüğü sayılan “Kanunî Mersiyesi”nde, ölüm gerçeği karşısında insanî acıyı, değişmeyen yönleriyle yansıtmayı başarmıştır. Gazellerini İstanbul Türkçesi ile yazan Bâkî’nin, Türkçeyi aruz disiplini içinde ilk kez çok iyi kullanması, Ahmed Hamdi Tanpınar’ın deyişiyle “Dili, parmaklarının arasında biçim vereceği bir madde gibi görmesi” yüksek bir şiir kurmasının başlıca nedenleri arasındadır. Eserleri: Dîvan : Üç kez yayımlanmıştır. İlk kez 1859’da, taşbaskı olarak İstanbul’da yayımlanan eserin bu nüshası okunaksız ve eksik olup kötü bir kâğıda basılmıştır. Daha sonra 1911’de Almanya’da basılan nüshada genellikle Türkçe kelimeler yanlış okunmuştur. Üçüncü ve en son olarak 1935’te Sadeddin Nüzhet Ergun tarafından 25’ten çok yazmaya dayandırılanı ise, en doğru ve en iyi nüsha olarak kabul edilir. Dîvan’la ilgili 1982’de Fırat Üniversitesi’nde hazırlanan bir doktora tezinde eksiksiz bir nüshası yayımlanmıştır. Me’alimü’l Yakin fi Sireti Seyyidi’l Mürselin: “Hz. Muhammed’in huyunda gerçek bilgi” anlamına gelen eser, bir siyer kitabı olup Arap âlimlerinden Kastalanî’nin aynı adlı eserinden tercüme edilmiştir. İki cilt olarak basımı yapılan eser, tercüme eser görünümünden çok, telif eser görünümündedir. Bir nüshası Nuruosmaniye Kütüphanesi’ndedir. Feza’ilü’l-Cihad : Sokullu Mehmed Paşa’ya sunulmuş olup Arapça bir eserden tercümedir. Önsözde ağır bir dil kullanılmasına karşın çeviri bölümü yalın bir dille kaleme alınmıştır. Yazma nüshaları Millet ve Nuruosmaniye kütüphanelerindedir. Feza’il-i Mekke : Sokullu Mehmed Paşa’nın emriyle Arapçadan tercüme edilmiş mensur bir eserdir. Bâkî’nin kadılık göreviyle Mekke’de bulunduğu sıralarda 1579’da tamamlanmıştır. Mekke tarihinden ve Osmanlı padişahlarının orada yaptırdığı eserlerden söz eder. Güzel bir Türkçeyle yazılmıştır. Bir nüshası Köprülü Kütüphanesi’ndedir. Hadis-i Erbain Tercümesi : Eyyub Ensarî tarafından rivayet edilen hadislerden kırkının tercüme edilmesiyle meydana getirilmiştir. Bâkî, bu çevirisini Eyüp Medresesi müderrisiyken yapmış, ancak eser ele geçmemiştir.
GAZEL
Yârdan cevr ü cefâ lûtf u kerem gibi gelür
Gayrıdan mihr ü vefa derd ü elem gibi gelür
Firkat-i yâr katı zâr ü zebûn itdi beni
Döymeyem mihnet ü hicrâna ölem gibi gelür
Uydurup leşker-ı uşşâkını ol şâh-ı cihan
Nâz-ıla salını salını alem gibi gelür
Dil-i pür-hûn elem-i hecrün ile cûş ideli
Ceşme-i çeşmün akan suları dem gibi gelür
Bâkî’yâ kangı gönül şehrine gelse şeh-i ışk
Bile endûh u belâ hayl ü haşem gibi gelür
(Fe’ilâtün Fe’ilâtün Fe’ilâtün Fe’ilün)
KAYNAK : Faruk Kadri Timurtaş, Bâkî Dîvânı’ndan Seçmeler, Ankara 1987, s.84.
Sevgiliden eziyet ve cefa, lütuf ve ihsan gibi gelir. Yabancıdan sevgi ve vefâkârlık, dert ve elem gibi gelir.
Sevgilinin ayrılığı beni pek zayıf ve güçsüz hâle getirdi, sıkıntı ve iç acısına dayanamayıp öleyim gibi gelir.
O cihan padişahı, âşıklarının askerini düzenleyerek naz ile salına salına, bayrak gibi gelir.
Kan dolu gönül, senin ayrılığının elemi ile coşup taşalıdan beri, göz çeşmesinin akan suları kan gibi gelir.
Ey Bâkî! Aşk padişahı hangi gönül şehrine gelse, kaygı ve belâ, beraberinde atlı sürüsü ve hizmetkârlar gibi gelir.
Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.