Arama Motor:
'Her Şey' Hakkında Her Şey
HİLÂFETİN KALDIRILMASI, 3 Mart 1924’te TBMM’nin çıkardığı 431 sayılı “Hilâfetin İlgası ve Hanedan-ı Osmanî’nin Türkiye Cumhuriyeti Memaliki Haricine Çıkarılmasına Dair Kanun” sonucu halifeliğe son verilmesi olayı. Hilâfet makamı siyasî olarak avantaj sağlamak ve Müslüman halk üzerinde hâkimiyet kurmak için Kurtuluş Savaşı sırasında Osmanlı Sarayı tarafından kullanılmıştı. Millî Mücadele’nin zaferle sonuçlanmasından sonra Lozan Barış Görüşmeleri’ne katılacak heyetin tespiti konusunda Ankara ve İstanbul’da iki ayrı hükûmet bulunmasından dolayı bir iki başlılık vardı. İngilizler başlangıçta iki merkezden de temsilci çağırdı. Ancak bu iki başlılıktan rahatsız olan TBMM, 1 Kasım 1922’de çıkardığı kanunla hilâfet ve saltanatın ayrılarak saltanatın kaldırılmasına karar verdi. Hilâfet sadece dinî boyutu olan bir kurum olarak kabul edildi. TBMM’nin bu kararını kabul etmeyen ve can güvenliğini düşünen VI.Mehmed Vahdeddin, 16-17 Kasım 1922 gecesi İstanbul’dan kaçarak İngilizlere sığındı. Bunun üzerine veliaht Abdülmecid Efendi ile görüşülerek, kendisinden saltanat iddiasında bulunmayacağına dair belge alındı ve TBMM’de 19 Kasım 1922’de yapılan oturumda Abdülmecid Efendi’nin halife tayin edilmesine karar verildi. Meclis, aynı gün Abdülmecid Efendi’nin nasıl davranması gerektiğine dair çerçeve hazırladı. Buna göre, halife, sadece “halife-i müslimin” sıfatını kullanacak, başka sıfatlar kullanmayacaktı. Ayrıca, İslam dünyasına duyurmak için bir beyanname hazırlayarak Ankara Hükûmeti’ne gönderecekti. Bu beyannamede halife seçilmesinden dolayı duyduğu memnuniyeti dile getirecek, Vahdeddin’in davranışı tenkit edilecek, Türk Devleti ve TBMM’nin İslam âlemi için hayırlı olduğu belirtilecek, hükûmetin hizmetlerinden takdirle bahsedilecekti. Birkaç gün sonra Abdülmecid Efendi, hükûmetin istediği bildiriyi yayımlayarak gösterişli bir şekilde halifeliği üstlendi. Meclis’te hilâfet makamının devam etmesi gerektiğini savunanlardan milletvekili Hoca Şükrü Efendi, hilâfetin önemine dair bir risale yayımladı. 24 Temmuz 1923’te Lozan Antlaşması’nın imzalanması, 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet’in ilan edilmesinden sonra Meclis gündeminin en önemli maddesi, hilâfetin kaldırılması meselesi oldu. İstanbul Baro Başkanı Lütfi Fikri Bey ve Tanin gazetesi başyazarı Hüseyin Cahit, hilâfetin devam etmesi gerektiğine ilişkin yazılar yazdılar. Aralarında Rauf Bey (Orbay), Kazım Karabekir, Ali Fuat Paşa (Cebesoy), Refet Paşa (Bele), Adnan Adıvar’ın da bulunduğu bazı milletvekillerinin Abdülmecid Efendi’yi İstanbul’da ziyaret etmeleri kamuoyunu etkiledi. Ankara Hükûmeti bu gelişmelerden rahatsız oldu ve 22 Kasım 1923’teki Cumhuriyet Halk Fırkası toplantısında hilâfetin bu durumu eleştirildi. Parti Başkanı İsmet Paşa (İnönü), net bir şekilde hilâfet karşıtı bir tavır aldı. Bu sırada Londra’da bulunan Seyyid Emir Ali ve Ağa Han, Hindistan Müslümanları adına bir mektup göndererek hilâfet makamının korunmasını istediler. Başbakanın yanı sıra İstanbul basınına da gönderilen bu mektubun gazetelerde yayımlanması, Ankara’da büyük tepki yarattı. Bunun üzerine İstanbul’da İstiklâl Mahkemesi kurulmasına karar verilerek mektubu yayımlayan Tanin, İkdam ve Tevhid-i Efkâr gazetelerinin sahipleri ve sorumlu müdürleri Hıyanet-i Vataniye Kanunu çerçevesinde yargılandılar. Halifenin, cuma alayları düzenleyip çeşitli yabancı temsilcilerle görüşmesi, bir padişah gibi davranarak siyasî eylemlerde bulunması, bu fikri daha da güçlendirdi. Yurt gezisine çıkan Mustafa Kemal, İzmir’de bulunduğu sırada İzmir basınından, hilâfetin kaldırılması konusunda destek istedi. Hüseyin Cahit ve Velid Ebüzziya gibi İstanbul basınının önemli kalemleri, hilâfet yanlısı yazılarını sürdürdüler. Bu atmosfer içinde 25 Şubat 1924’te bütçe görüşmeleri sırasında hilâfet makamının ödeneği konusunda sert tartışmalar yaşandı. 3 Mart 1924 günü Halk Fırkası Grubu Şanlıurfa Milletvekili Şeyh Saffet Efendi önderliğinde 53 milletvekili, hilâfetin kaldırılmasına ilişkin 12 maddeden oluşan kanun teklifini Meclis’e sundu. Aynı gün çıkan 431 sayılı “Hilâfetin İlgası ve Hanedan-ı Osmanî’nin Türkiye Cumhuriyeti Memaliki Haricine Çıkarılmasına Dair Kanun”la hilâfetin kaldırılması ve Osmanlı hanedanının yurt dışına çıkarılması kararlaştırıldı. Aynı gün akşamı karar İstanbul valiliğine bildirildi ve aynı gece Halife Abdülmecid Efendi, vali ve emniyet müdürü gözetiminde on kişilik ailesiyle birlikte Çatalca’dan trene bindirildi. Diğer hanedan üyelerine ise, yurt dışına çıkmaları için on günlük süre tanındı. Osmanlı Devleti’ne padişahlık etmiş kişilerin taşınır taşınmaz mallarının bir yıl içinde tasfiye edilmesi, bu yapılmazsa hükûmetin, ilgili kişilerin mallarını satarak bedellerini onlara yollaması hükme bağlandı. Hilâfetin kaldırılması ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin en önemli devrimlerinden biri olan lâiklik ilkesinin hayata geçirilmesinde kayda değer bir adım daha atıldı ve yeni rejimin dinî bir yapıda olmasının en büyük engellerinden biri ortadan kalkmış oldu. Hem dinî hem de siyasî özellikleri olan bir kurum olan hilâfetin kaldırılmasıyla millî egemenlik ilkesinin gerçekleşmesine katkı sağlandı. Tüm İslam dünyası için kritik bir boyut taşıyan bu karar, yeni rejimin dış politikasını belirlemesi açısından da oldukça önemlidir.
Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.