|
İNKALAR, Güney
Amerika’da 15. yüzyılda İnka İmparatorluğu’nu kuran yerli halk. “İnka” sözcüğü,
yerli halkın dilinde kral ya da imparator anlamına gelir, fakat daha geniş
olarak onun halkı anlamına da kullanılırdı. Başlangıçta Merkezi And Dağlarında
yaşayan çok sayıdaki topluluklardan biri olan İnkalar, MS 1206’da Cuzco
Vadisi’nde küçük bir krallık kurdular. 1438’e kadar yavaş yavaş genişleyen
krallık, bu tarihte inka (imparator) olan Pachacuti döneminden başlayarak çok
büyüdü. En güçlü olduğu 1450 yıllarında ise şimdiki Peru ve Ekvador’un büyük
kısmı ile Şili, Bolivya ve Arjantin’in birer bölümünü kaplıyordu. 1532’de
İspanyol Francisco Pizzaro, yanında yalnızca 177 adamıyla Peru topraklarına
girip, hileyle İmparator Atahualpa’yı esir aldı. Atahualpa, büyük bir
kurtulmalık ödemesine karşın bir bahaneyle idam edildi. Bunun üzerine
imparatorluk valileri İspanyollara karşı direnişe geçtiler. Karışıklıklar,
başkaldırmalar, zaman zaman kazanılan başarılar 1569’a kadar sürdü. Bu tarihten
sonra ülke kesin olarak İspanyolların yönetimine girdi. İnka İmparatorluğu
teokratik, monarşik, merkeziyetçi bir devletti. Bununla birlikte imparatorlar
halkın refahını sağlamakla da görevliydi. Güneşin soyundan gelme bir tanrı
olduğuna inanılan imparatorun yalnızca gelenekler ve iyi niyet ilkesiyle
sınırlanmış sonsuz yetkisi vardı. İmparatorluk soydan geçiyordu. Madenler,
toprak ve üretilen bütün ürünlerin mülkiyeti devlete aitti. Halk, devlete olan
vergi yükümlülüğünü çalışarak yerine getirirdi. Bu yolla toprağın işlenmesinden
başka, yol ve binalar inşa edilir, askerlik hizmetleri görülürdü. Mal değişimi
takas yoluyla olurdu. İnkalar para kullanmadılar. Geniş bir soylular ve
papazlar sınıfı vardı. Zanaatkârlar devlet tarafından korunurdu. İdarî yönden
imparatorluğun en küçük birimi “ayllu” idi. Bu, on ailenin birleşmesinden
oluşmuş ve başında bir başkan bulunan köy birliğiydi. 40.000 ayllu’nun
birleşmesinden bir eyalet meydana gelir, başında imparator tarafından atanmış
bir vali bulunurdu. İmparator, düzeni ve birliği korumak için halk
topluluklarının (özellikle sorun çıkaranların) yerlerini değiştirip yeniden
iskân edebilirdi. Bu yeniden iskân, aynı zamanda imparatorluk toprakları
üzerinde nüfus yoğunluğunu dengeli bir şekilde dağıtmak için de kullanılırdı.
İnka İmparatorluğu’nun ekonomik temeli tarımdı. Tarım çok gelişmişti. Yaygın
bir sulama sistemi vardı. Yamaçlar büyük bir ustalıkla ve arazinin maksimum
kullanımını sağlayacak biçimde teraslanmıştı. Başlıca ürünler patates, tatlı
patates, mısır, pirinç ve sebzelerdi. Lamalar yalnızca yük taşımakta
kullanılır, topraklar insan gücüyle sürülürdü. İnkaların en sevilen, en önemli
tanrısı güneşti. Dinsel törenler günlerce sürerdi. Gelenekleri arasında hayvan
kurban etme vardı, fakat kesinlikle insan kurban etmezlerdi. Dünyanın geri
kalan kısmından tecrit edilmiş olarak gelişen İnka uygarlığı, bu tecritin
sonuçlarını taşır. Sanat ve mühendislikte çok ileri gitmişlerdi. Çok büyük
binalar yaptılar. Fakat duvarları ördükleri dev boyutlu taşları, herhangi bir
maddeyle birbirine bağlamaksızın üst üste yığdılar (bununla birlikte kimi
örnekler bütün doğal afetler ve istilalara karşın günümüze kadar ayakta
kalabilmiştir). Sarp And Dağları üzerinde, ülkenin her yanını birbirine
bağlayan yaygın bir yol şebekesi kurdular. Bu yollar üzerinde açıklığı 60
metreye varan asma köprüler yaptılar. İnkaların zengin bir sözlü edebiyatları
vardı, ama yazıları yoktu. Yazılı bir edebiyatları da olmadı. Yalnızca üzerine
düğümler atılmış ve kimi zaman değişik renklerde olabilen bir ip dizisini
kullanarak sayısal kayıtlar tuttular. Dokumacılıkta ve kuyumculukta çok
ileriydiler. İspanyol istilacıların yıllar süren yağma, talan ve yıkımları
yüzünden bugün İnka sanatından ve mimarlığından, geriye çok az örnek kalmıştır.
Mimarî kalıntıların en güzelleri Sacsahuaman Kalesi, Cuzco’dadır. Ayrıca
1911’de de And Dağları üzerinde oldukça dokunulmamış bir şekilde Machu Picchu
kentinin kalıntıları bulunmuştur. Bu kent, teraslar hâlinde inşa edilmiş ve
granitten yapılmış büyük bir tapınağı vardır.
|
|