07 Ocak 2009 Çarşamba
Bu sitede şu an itibariyle 52.890 metin bulunmaktadır.

Arama Motor:       

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

İSLAM, Hz. Muhammed’in getirdiği din. Sözcüğün anlamı boyun eğme, teslim olmadır. Bu dini benimseyen kişi, Allah’a içtenlikle bağlanıp teslim olmuş demektir. İslam dininin kurucusu Hz. Muhammed’e ilk vahiy 610 yıllarında geldi. Allah’ın, kendisini insanlara doğru yolu göstermekle görevlendirdiğine gönülden inanan Hz. Muhammed, çok tanrılı Mekkelileri, tek tanrılı İslam dinine çağırmaya ve kendisine zaman zaman gelen vahiyleri bildirmeye başladı. Ona inanıp ilk Müslüman olan da eşi Hatice oldu. İkinci Müslüman’ın ise arkadaşı Ebubekir olduğu sanılıyor. Müslümanlık, başlangıçta dinsel-ahlaksal bir kuruluş niteliğindeydi. Yeni doğan kız çocuklarını gömmemeyi, Allah’a inanmayı ve tapınmayı, iyilik yapmayı, kötülükten kaçınmayı öğütlüyordu. Yaptırım olarak da ölümden sonra gidilecek cennet ile cehennemi ortaya koyuyordu. Çok tanrılı Mekkelilerin, İslamdan önce de ulu saydıkları Allah (Al-Lata) adlı bir tanrıları vardı. Mekkeliler, yabancısı olmadıkları Yahudi ve Hristiyan dinleriyle ortak yönleri olan ve bu dinlere saygı gösteren yeni dine karşı, önceleri önemli bir tepki göstermediler. İslam dini yavaş yavaş yayıldı, Medine’de birçok kişi Müslüman oldu. Gücü artan peygamber, Arapların öbür tanrılarını yadsımaya, toplumsal yapıda düzenlemeler yapma girişiminde bulunmaya kalkışınca, işleri yolunda olan kimseler, durumlarının bozulacağı kaygısıyla direnişe geçtiler. Çoğunluğu güçsüz ve önemsiz kişilerden oluşan Müslümanlara saldırılar başladı. Baskılar korkulu bir nitelik alınca Müslümanlar göç etmek zorunda kaldılar. 622’de Hz. Muhammed de Medine’ye göçtü. Bu göç, sonraları hicrî tarihin başlangıcı sayıldı. Medine’de kısa süre içinde güçlenen Hz. Muhammed, Mekkelilere karşı savaşmaya başladı. Mekke’de inen Kur’an ayetlerinde dinde zorlama olmadığı söylenirken, Medine’de inen ayetlerde fetihlere, kutsal savaşlara yer verilir. Peygamber’in amacı, Arapları İslam dini içinde toplayıp bir birlik oluşturmaktı. Göçebe Arapları da bu birliğe katmaya çalışıyordu. Bu din çevresinde kısa sürede büyük ve güçlü bir devlet oluştu. Yeni İslam Devleti Mekke’ye ve Arap Yarımadası’nın büyük bir kesimine egemen oldu. Hz. Muhammed yaşamının son yıllarında Roma ve İran egemenlikleri altında bulunan Arapları da kurtarmak için bu ülkelere karşı savaş açma girişiminde bulundu. Ancak bir sonuç alamadan öldü (632). Hz. Muhammed’in yerine İslam Devleti’nin başına seçilen emirlere “halife” dendi. İlk dört halife (hulafa-i raşidin) onun izinde yürüdüler ve başlattığı işleri sonuçlandırdılar. Müslümanlık, daha doğduğu yüzyıl içinde Hint ve Atlas Okyanuslarına, Anadolu sınırlarına, Hazar kıyılarına değin yayıldı. Günümüzde ise yeryüzünün hemen bütün yörelerine yayılmış bulunan Müslümanlar’ın sayısı 600 milyonu aşar. En yoğun bulundukları ülkeler, Orta Doğu ile Kuzey Afrika, Endonezya ve Pakistan’dır. Türkçe konuşan halkların tümüne yakın bir çoğunluğu Müslüman’dır. İlk üç halife (Ebubekir, Ömer, Osman) çağında Müslümanlık çevresinde gerçekleşen Arap birliği, dördüncü Halife Ali çağında, Peygamber’in ölümü üzerinden yirmi beş yıl geçmeden sarsıldı, iç savaşlar başladı. Ali ile Muaviye arasında yapılan Sıffin Savaşı’ndan sonra Müslümanlar üç kola ayrıldılar. Ali yanlıları (Şiîler), Muaviye yanlıları (Sünnîler) ve ikisine de karşı olan Haricîler. Bu kolların her biri, sonraları birer mezhep ya da tarikat niteliği aldı. Günümüzde İslamın dört ana mezhebi vardır. Bu dört mezhep de kendi içlerinde birtakım dallara ayrılırlar. Tek tanrılı olan İslam dininin temeli Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, kıyamet gününe, kadere, iyiliğin ve kötülüğün Allah’tan geldiğine hiçbir kuşku duymadan inanmaktır. Kadere ve iyilikle kötülüğün Allah’tan geldiğine inanmak, İslam din bilginleri için önemli bir sorun olmuştur. Kader, insanın nitelik ve eylemlerinin önceden Allah tarafından saptanmış olmasıdır. Kur’an’ın birçok yerinde, “Allah, dilediğine doğru yolu, dilediğine kötü yolu gösterir”, “Allah, dilediğini yüceltir, onurlandırır, dilediğini alçaltır” anlamlı ayetler vardır. Buna göre asıl irade Tanrı iradesidir. Buna “iradei külliye” denir. İnsan iradesi ise “iradei cüziye”dir. Bu irade Tanrı’nın yazdığı kaderi değiştirmeye yetmez. Oysa yine Kur’an’da, Tanrı buyruklarını yerine getirenlerin cennete, Tanrı buyruklarına uymayanların cehenneme gidecekleri, birçok kez yinelenerek anlatılır. Bu çelişki karşısında, kaderi benimseyip insanı iradeden yoksun sayan Cebrîlik, kaderi yadsıyıp insanı saltık iradeli bir varlık sayan Kaderilik, çelişkiyi birtakım yorumlarla ortaran kaldırmaya çalışarak Sünnî mezhepleri destekleyen Eşarilik ile Maturidilik gibi inanç sistemleri doğmuştur. İslam dini, insanın kişisel ve toplumsal bütün eylem ve davranışları, her türlü toplum sorunlarıyla ilgilenir, onlara yön vermek ister. İslam bu noktada öteki dinlerden ayrılır. Musevîlik ve Hristiyanlık geniş ölçüde “uhrevi” (ahirete ilişkin), İslam ise daha çok “dünyevî” bir dindir. Dolayısıyla bir din olduğu kadar, bir töre ve toplum düzeni, bir hukuk ve devlet sistemidir. Bu yönüyle zaman zaman ve yer yer, toplumsal ve siyasal eylemlerde bir araç olarak kullanılmış. İslam yasa ve kurallarının temel kaynakları olan Kur’an’ı ve hadisleri, siyasal amaçlarına göre yorumlayan, gerektiğinde kendi amaçlarını destekler nitelikte hadisler uyduran mezhepler ortaya çıkmıştır. Genellikle Arabistan’ın doğal koşullarına uygun yapıda olan, eski Arap kültür ve törelerinden birçok ögeler de içeren İslam dini, doğa koşulları değişik ülkelere; uygarlıkları, inançları, töreleri çok ayrı uluslar ve budunlar arasına yayılınca, yeni yorumları gerektiren birçok sorunla karşılaşmıştır. Üstelik bu ulusların ve budunların felsefesi, töreleri, gelenek ve görenekleri İslam dinini yer yer etkilemiş, böylece din, bölgelere göre biçimler alan mezheplere bölünmüştür. Birçok tarikatlara bölünen tasavvuf da aynı etkenlerle doğup gelişmiştir.

İSLAM TARİHİ

 

İSLAM KÜLTÜR VE UYGARLIĞI

     

1) Devlet Yönetimi

-     Hz. Muhammed, İslam Devleti’nin hem din, hem de devlet başkanıydı. Devletin siyasî, askerî ve dinî işlerini kendisi yönetirdi.

-     Dört Halife Dönemi’nde, halifeler seçim yoluyla göreve geldiler.

-     Hz. Ömer zamanında ilk yönetim, askerî ve malî teşkilât kuruldu.

-     Emevîler zamanında halifelik saltanat hâline geldi ve bu durum Abbasîler zamanında da devam etti.

-     Abbasîler zamanında, halifeye devlet işlerinde yardımcı olmak üzere ilk kez “vezirlik” makamı kuruldu. Devlet işleri “divan” denilen bir mecliste görüşülmeye başlandı.

-     İslam Devleti’nin ilk başkenti Medine idi. Hz. Ali zamanında Kûfe, Emevîler zamanında Şam, Abbasîler zamanında Bağdat başkent oldu.

      Mekke, başkent olmamış, dinî bir merkez olarak kalmıştır.

     

2) Sosyal ve Ekonomik Yaşam

-     İslamiyet, bütün Müslümanları eşit kabul etmekle birlikte, Emevîler zamanında Araplar kendilerini diğer Müslüman milletlerden üstün gördüler.

-     Arap olmayan Müslümanlara “mevali” deniyordu.

-     Abbasîler zamanında, Araplar ile mevali arasındaki farklar ortadan kaldırılıp toplumsal eşitlik sağlandı.

-     Fetihler sonucu Müslümanlar, önemli kara ve deniz ticaret yollarına egemen oldular.

-     Ticaretin gelişmesiyle İslam Devleti’nde zenginlik arttı.

-     İlk devlet hazinesi Hz. Ömer zamanında kuruldu.

-     Başlıca devlet gelirleri şunlardı:

      Zekat: Müslümanlardan yıllık gelirin 1/40 oranında alınan vergi.

      Öşür: Müslümanların ürün üzerinden ödedikleri 1/10 oranındaki vergi.

      Haraç: Gayrimüslimlerden, toprak ve ürün geliri üzerinden alınan 1/5 oranındaki vergi.

      Cizye: Gayrimüslimlerden güvenliklerinin sağlanması ve askerlik yapmamalarının karşılığı olarak alınan vergi.

      Ganimet gelirleri

      Gümrük vergileri

      Hediyeler

     

3) Ordu

-     Hz. Muhammed zamanında eli silah tutan her erkek asker sayılır ve savaş zamanında orduya katılırdı.

-     Hz. Ömer zamanında ilk düzenli ordu oluşturuldu.

-     Hz. Osman zamanında ilk donanma oluşturuldu.

-     Emevîler zamanında ordu, Araplardan oluşuyordu.

-     Abbasîler zamanında önce İranlılar, daha sonra Türkler orduya alındılar.

     

4) Bilim

-     Hz. Muhammed döneminde camilerde eğitim yapılırken, Abbasîler zamanında medreseler açıldı.

-     Abbasîler, bilim alanındaki çalışmaları desteklediler.

-     Müslümanlar, İslamî bilimlerin (tefsir, hadis, fıkıh, kelâm) yanı sıra, dil, hukuk, felsefe, matematik, tıp, tarih, coğrafya, astronomi gibi bilimlere de önem verdiler.

     

5) Sanat

-     İslam sanatı, başlangıçta Bizans, daha sonra İran ve Türk sanatlarının etkisinde kalmıştır.

-     Mevcut sanatlar içinde en çok gelişme gösteren mimarî olmuştur.

-     Daha çok, camiler, köprüler, saraylar, medreseler inşa edilmiştir.

-     Yapılarda kemer ve kubbe kullanılmıştır.

-     Resim ve heykel sanatlarının yasaklanmış olması, minyatür ve hat sanatlarının gelişmesini sağlamıştır.

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2009 BOYUT YAYIN GRUBU
Matbacılar Sitesi 1.Cad. No:115 34204 Bağcılar - İstanbul  Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34
info@boyut.com.tr | www.turizmdebusabah.com | www.travelguide.gen.tr | www.industryguide.gen.tr | www.gastronomi.com.tr
www.artacademy.com.tr | www.okukullankolaypc.com | www.dvdfestivali.com | www.yaraticicocuk.com
| www.kitabicihannuma.com

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


33691 - unknown - 38.103.63.57