
İSLAM, Hz. Muhammed’in
getirdiği din. Sözcüğün anlamı boyun eğme, teslim olmadır. Bu dini benimseyen
kişi, Allah’a içtenlikle bağlanıp teslim olmuş demektir. İslam dininin kurucusu
Hz. Muhammed’e ilk vahiy 610 yıllarında geldi. Allah’ın, kendisini insanlara
doğru yolu göstermekle görevlendirdiğine gönülden inanan Hz. Muhammed, çok
tanrılı Mekkelileri, tek tanrılı İslam dinine çağırmaya ve kendisine zaman
zaman gelen vahiyleri bildirmeye başladı. Ona inanıp ilk Müslüman olan da eşi
Hatice oldu. İkinci Müslüman’ın ise arkadaşı Ebubekir olduğu sanılıyor.
Müslümanlık, başlangıçta dinsel-ahlaksal bir kuruluş niteliğindeydi. Yeni doğan
kız çocuklarını gömmemeyi, Allah’a inanmayı ve tapınmayı, iyilik yapmayı,
kötülükten kaçınmayı öğütlüyordu. Yaptırım olarak da ölümden sonra gidilecek
cennet ile cehennemi ortaya koyuyordu. Çok tanrılı Mekkelilerin, İslamdan önce
de ulu saydıkları Allah (Al-Lata) adlı bir tanrıları vardı. Mekkeliler,
yabancısı olmadıkları Yahudi ve Hristiyan dinleriyle ortak yönleri olan ve bu
dinlere saygı gösteren yeni dine karşı, önceleri önemli bir tepki
göstermediler. İslam dini yavaş yavaş yayıldı, Medine’de birçok kişi Müslüman
oldu. Gücü artan peygamber, Arapların öbür tanrılarını yadsımaya, toplumsal
yapıda düzenlemeler yapma girişiminde bulunmaya kalkışınca, işleri yolunda olan
kimseler, durumlarının bozulacağı kaygısıyla direnişe geçtiler. Çoğunluğu
güçsüz ve önemsiz kişilerden oluşan Müslümanlara saldırılar başladı. Baskılar
korkulu bir nitelik alınca Müslümanlar göç etmek zorunda kaldılar. 622’de Hz.
Muhammed de Medine’ye göçtü. Bu göç, sonraları hicrî tarihin başlangıcı
sayıldı. Medine’de kısa süre içinde güçlenen Hz. Muhammed, Mekkelilere karşı
savaşmaya başladı. Mekke’de inen Kur’an ayetlerinde dinde zorlama olmadığı
söylenirken, Medine’de inen ayetlerde fetihlere, kutsal savaşlara yer verilir.
Peygamber’in amacı, Arapları İslam dini içinde toplayıp bir birlik
oluşturmaktı. Göçebe Arapları da bu birliğe katmaya çalışıyordu. Bu din
çevresinde kısa sürede büyük ve güçlü bir devlet oluştu. Yeni İslam Devleti
Mekke’ye ve Arap Yarımadası’nın büyük bir kesimine egemen oldu. Hz. Muhammed
yaşamının son yıllarında Roma ve İran egemenlikleri altında bulunan Arapları da
kurtarmak için bu ülkelere karşı savaş açma girişiminde bulundu. Ancak bir sonuç
alamadan öldü (632). Hz. Muhammed’in yerine İslam Devleti’nin başına seçilen
emirlere “halife” dendi. İlk dört halife (hulafa-i raşidin) onun izinde
yürüdüler ve başlattığı işleri sonuçlandırdılar. Müslümanlık, daha doğduğu
yüzyıl içinde Hint ve Atlas Okyanuslarına, Anadolu sınırlarına, Hazar
kıyılarına değin yayıldı. Günümüzde ise yeryüzünün hemen bütün yörelerine
yayılmış bulunan Müslümanlar’ın sayısı 600 milyonu aşar. En yoğun bulundukları
ülkeler, Orta Doğu ile Kuzey Afrika, Endonezya ve Pakistan’dır. Türkçe konuşan
halkların tümüne yakın bir çoğunluğu Müslüman’dır. İlk üç halife (Ebubekir,
Ömer, Osman) çağında Müslümanlık çevresinde gerçekleşen Arap birliği, dördüncü
Halife Ali çağında, Peygamber’in ölümü üzerinden yirmi beş yıl geçmeden
sarsıldı, iç savaşlar başladı. Ali ile Muaviye arasında yapılan Sıffin
Savaşı’ndan sonra Müslümanlar üç kola ayrıldılar. Ali yanlıları (Şiîler),
Muaviye yanlıları (Sünnîler) ve ikisine de karşı olan Haricîler. Bu kolların
her biri, sonraları birer mezhep ya da tarikat niteliği aldı. Günümüzde İslamın
dört ana mezhebi vardır. Bu dört mezhep de kendi içlerinde birtakım dallara
ayrılırlar. Tek tanrılı olan İslam dininin temeli Allah’a, meleklerine,
kitaplarına, peygamberlerine, kıyamet gününe, kadere, iyiliğin ve kötülüğün
Allah’tan geldiğine hiçbir kuşku duymadan inanmaktır. Kadere ve iyilikle
kötülüğün Allah’tan geldiğine inanmak, İslam din bilginleri için önemli bir
sorun olmuştur. Kader, insanın nitelik ve eylemlerinin önceden Allah tarafından
saptanmış olmasıdır. Kur’an’ın birçok yerinde, “Allah, dilediğine doğru yolu,
dilediğine kötü yolu gösterir”, “Allah, dilediğini yüceltir, onurlandırır,
dilediğini alçaltır” anlamlı ayetler vardır. Buna göre asıl irade Tanrı
iradesidir. Buna “iradei külliye” denir. İnsan iradesi ise “iradei cüziye”dir.
Bu irade Tanrı’nın yazdığı kaderi değiştirmeye yetmez. Oysa yine Kur’an’da,
Tanrı buyruklarını yerine getirenlerin cennete, Tanrı buyruklarına uymayanların
cehenneme gidecekleri, birçok kez yinelenerek anlatılır. Bu çelişki karşısında,
kaderi benimseyip insanı iradeden yoksun sayan Cebrîlik, kaderi yadsıyıp insanı
saltık iradeli bir varlık sayan Kaderilik, çelişkiyi birtakım yorumlarla
ortaran kaldırmaya çalışarak Sünnî mezhepleri destekleyen Eşarilik ile
Maturidilik gibi inanç sistemleri doğmuştur. İslam dini, insanın kişisel ve
toplumsal bütün eylem ve davranışları, her türlü toplum sorunlarıyla ilgilenir,
onlara yön vermek ister. İslam bu noktada öteki dinlerden ayrılır. Musevîlik ve
Hristiyanlık geniş ölçüde “uhrevi” (ahirete ilişkin), İslam ise daha çok
“dünyevî” bir dindir. Dolayısıyla bir din olduğu kadar, bir töre ve toplum
düzeni, bir hukuk ve devlet sistemidir. Bu yönüyle zaman zaman ve yer yer,
toplumsal ve siyasal eylemlerde bir araç olarak kullanılmış. İslam yasa ve
kurallarının temel kaynakları olan Kur’an’ı ve hadisleri, siyasal amaçlarına
göre yorumlayan, gerektiğinde kendi amaçlarını destekler nitelikte hadisler
uyduran mezhepler ortaya çıkmıştır. Genellikle Arabistan’ın doğal koşullarına
uygun yapıda olan, eski Arap kültür ve törelerinden birçok ögeler de içeren
İslam dini, doğa koşulları değişik ülkelere; uygarlıkları, inançları, töreleri
çok ayrı uluslar ve budunlar arasına yayılınca, yeni yorumları gerektiren
birçok sorunla karşılaşmıştır. Üstelik bu ulusların ve budunların felsefesi,
töreleri, gelenek ve görenekleri İslam dinini yer yer etkilemiş, böylece din,
bölgelere göre biçimler alan mezheplere bölünmüştür. Birçok tarikatlara bölünen
tasavvuf da aynı etkenlerle doğup gelişmiştir.
İSLAM TARİHİ
İSLAM KÜLTÜR VE UYGARLIĞI
1) Devlet Yönetimi
- Hz. Muhammed, İslam Devleti’nin
hem din, hem de devlet başkanıydı. Devletin siyasî, askerî ve dinî işlerini
kendisi yönetirdi.
- Dört Halife Dönemi’nde,
halifeler seçim yoluyla göreve geldiler.
- Hz. Ömer zamanında ilk yönetim,
askerî ve malî teşkilât kuruldu.
- Emevîler zamanında halifelik
saltanat hâline geldi ve bu durum Abbasîler zamanında da devam etti.
- Abbasîler zamanında, halifeye
devlet işlerinde yardımcı olmak üzere ilk kez “vezirlik” makamı kuruldu. Devlet
işleri “divan” denilen bir mecliste görüşülmeye başlandı.
- İslam Devleti’nin ilk başkenti
Medine idi. Hz. Ali zamanında Kûfe, Emevîler zamanında Şam, Abbasîler zamanında
Bağdat başkent oldu.
Mekke, başkent olmamış, dinî
bir merkez olarak kalmıştır.
2) Sosyal ve Ekonomik Yaşam
- İslamiyet, bütün Müslümanları
eşit kabul etmekle birlikte, Emevîler zamanında Araplar kendilerini diğer Müslüman
milletlerden üstün gördüler.
- Arap olmayan Müslümanlara “mevali”
deniyordu.
- Abbasîler zamanında, Araplar
ile mevali arasındaki farklar ortadan kaldırılıp toplumsal eşitlik sağlandı.
- Fetihler sonucu Müslümanlar, önemli
kara ve deniz ticaret yollarına egemen oldular.
- Ticaretin gelişmesiyle İslam
Devleti’nde zenginlik arttı.
- İlk devlet hazinesi Hz. Ömer
zamanında kuruldu.
- Başlıca devlet gelirleri şunlardı:
Zekat: Müslümanlardan yıllık
gelirin 1/40 oranında alınan vergi.
Öşür: Müslümanların ürün üzerinden
ödedikleri 1/10 oranındaki vergi.
Haraç: Gayrimüslimlerden,
toprak ve ürün geliri üzerinden alınan 1/5 oranındaki vergi.
Cizye: Gayrimüslimlerden güvenliklerinin
sağlanması ve askerlik yapmamalarının karşılığı olarak alınan vergi.
Ganimet gelirleri
Gümrük vergileri
Hediyeler
3) Ordu
- Hz. Muhammed zamanında eli
silah tutan her erkek asker sayılır ve savaş zamanında orduya katılırdı.
- Hz. Ömer zamanında ilk düzenli
ordu oluşturuldu.
- Hz. Osman zamanında ilk
donanma oluşturuldu.
- Emevîler zamanında ordu,
Araplardan oluşuyordu.
- Abbasîler zamanında önce İranlılar,
daha sonra Türkler orduya alındılar.
4) Bilim
- Hz. Muhammed döneminde
camilerde eğitim yapılırken, Abbasîler zamanında medreseler açıldı.
- Abbasîler, bilim alanındaki çalışmaları
desteklediler.
- Müslümanlar, İslamî
bilimlerin (tefsir, hadis, fıkıh, kelâm) yanı sıra, dil, hukuk, felsefe,
matematik, tıp, tarih, coğrafya, astronomi gibi bilimlere de önem verdiler.
5) Sanat
- İslam sanatı, başlangıçta
Bizans, daha sonra İran ve Türk sanatlarının etkisinde kalmıştır.
- Mevcut sanatlar içinde en çok
gelişme gösteren mimarî olmuştur.
- Daha çok, camiler, köprüler,
saraylar, medreseler inşa edilmiştir.
- Yapılarda kemer ve kubbe
kullanılmıştır.
- Resim ve heykel sanatlarının
yasaklanmış olması, minyatür ve hat sanatlarının gelişmesini sağlamıştır.