|

İRAN, Batı Asya’da,
Orta Doğu ülkelerinden biri. 1.648.000 km2’lik alanıyla
geniş bir ülke olmasına rağmen nüfusu bu alana göre azdır. Türkmenistan,
Azerbaycan, Ermenistan, Afganistan, Pakistan, Irak ve Türkiye ile sınır
komşusudur. Kuzeyde Hazar, güneyde Umman Denizi ve Basra Körfezi’nde kıyısı
vardır (2.540 km). Kenarlarında genç ve yüksek dağlarla kuşatılır. Kuzeybatıdan
başlayan ve ülkeyi kuzey ve güney kenarlarından çeviren bu dağlar, kuzeyde
Elburz, Kopet ve Horasan (en yüksek doruk, Elburzlar üzerinde Demavend 5.671 metre); güneyde, birbirine paralel sıralar hâlinde Zagroslar’dır. Bu durum nedeniyle, ülkenin
en geniş kısmını meydana getiren iç platolar, deniz etkisinden yoksun, kurak ve
çok kuvvetli karasal iklime sahiptir (Isfahan’da maksimum ve minimum sıcaklık
değerleri 41°C ve -20°C’dir). Bazı kesimleri gerçek bir çöl olan (Lut, Kebir
çölleri) iç plato, son derece az yağış alır ve akarsular bakımından fakirdir.
Kaynaklarını kenar dağlardan alan suların çoğu kapalı havzalarda, tuzlu
bataklıklarda sona erer. Ancak bazı sular (Karun, Ab-ı Diz gibi) açık denize
ulaşabilir. İç kısımlardaki suların dağlardan ovalara indikleri yerlerde, vaha
niteliği taşımakla birlikte, İran’ın birçok tarihî kentleri yer almaktadır. Bu
kentler, geçen yüzyıllarda kervan yollarının uğrak yerleri olarak zenginleşmiş
birer ticaret merkezi idi (Tahran, Hemedan, Isfahan, Meşhet, Şiraz, Kirmanşah
vb. gibi). Su, bütün tarihi boyunca İran’ın bir numaralı sorunu olmuştur.
Yeryüzünün en eski devletlerinden biri olan İran, ilk çağlarda güçlü ve uygar
bir imparatorluktu. Yüzyıllar boyunca çeşitli istilalara uğradı; İran tahtı
çeşitli sülaleler arasında el değiştirdi. Fakat bugünkü sınırları içinde daima
bu varlığını sürdürdü. Modern İran tarihi 1921’de başlar. Ülke 19. yüzyılın ikinci
yarısından itibaren yabancı devletlerin siyasal ve ekonomik bakımlardan nüfuzu
altına girmişti (özellikle İngiltere ve Rusya’nın), 1901’de, W. Knox d’Arcy
adında bir İngiliz, bütün İran’ı kapsamak üzere petrol arama hakkını elde etti.
Yabancı etkiler karşısında, 20. yüzyılın ilk yıllarında milliyetçi ve liberal
bir hareket başladı. Sonuçta, Pehlevi Hanedanı’nın kurucusu olan Rıza Şah, bir
hükûmet darbesiyle (1921) Kaçar Sülalesi’nin yönetimine son vererek 1925’te
İran tahtına resmen geçti. II. Dünya Savaşı’nın ilk yıllarında, Alman
ordularının Avrupa’da en başarılı oldukları sırada, İran’ın tarafsızlığı ve
bütünlüğü tehlikeye düşmüştü. Müttefikler, Sovyetler Birliği’ne İran üzerinden
yardım etmeyi, savaşın o sıradaki gelişmeleri içinde zorunlu görüyorlardı. Bu
yüzden, İran’ın karşı koymasına rağmen, İngiliz ve Sovyet orduları ülkeye
girdiler. Bu işgal ABD tarafından da uygun görüldü. Rıza Şah, oğlu lehine
tahttan feragat etti. Bununla birlikte, Müttefikler 1942’de İran ile
imzaladıkları bir antlaşmaya göre, ülkenin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne
dokunmamayı ve savaş sonunda memleketten çıkmayı kabul ettiler. 1950’den sonra,
İran başka önemli bir bunalıma sahne oldu. Millî Cephe Partisi Başkanı Dr.
Musaddık, 1951’de iktidara gelince, İran petrollerini millîleştirdi. Fakat o
tarihlerde 30 milyon tonun üstünde bir üretim düzeyine ulaşmış olan petrol
işletmesi, sermaye ve personel yetersizliği ve İngilizlerin aldıkları karşı
önlemler sonucu felce uğradı. Bu olay İran’ı yalnızca ekonomik bakımdan değil,
siyasal bakımdan da bir bunalıma sürükledi. Hatta bir iç savaşın eşiğinden
güçlükle dönülebildi. Petrol bunalımı 1954’te yeni bir anlaşma ile sona erdi.
Buna göre, ülkenin millî bir ortaklığı olan “İran Millî Petrol Ortaklığı”,
petrol yataklarının ve bütün kuruluşların sahibi kabul edildi ve uluslararası
bir konsorsiyum kuruldu. “İranian Oil Exploration Producing Company” adını
taşıyan bu uluslararası ortaklığın %54 hissesi yine İngiltere’ye aitti (British
Petroleum %40, Royal Dutch-Schell %14). %40’ı çeşitli Amerikan ortaklıklarına
ve %6’sı da Fransız petrol ortaklığına verilmişti. İç huzursuzluklar 1964’ten
itibaren giderek arttı. Özellikle 1976’dan sonra, ekonomik güçlükler ve Şah’a
karşı ülkenin hemen her yanında başgösteren ayaklanmalar, kanlı çarpışmalar,
çok sayıda tutuklamalar, sık sık hükûmet değişiklikleri, neticede Şah’ın
1979’da İran’ı terk etmesine yol açtı. Bir süre sonra da, İran’da çoğunluğun
desteğine sahip olan Ayetullah Humeyni, sürgünde bulunduğu Fransa’dan İran’a
döndü. Humeyni’nin dönüşünü izleyen aylar, İran’da yeni rejimi yerleştirmek
(İran İslam Cumhuriyeti) isteyenlerle buna karşı olan güçler arasında son
derece kanlı olaylarla geçti. Bu olayların nispeten durulduğu bir sırada, 1980
başlarında Irak’ın saldırısıyla bu kez Irak-İran Savaşı başladı. Uzun yıllar
çıkmaza giren ve iki taraf açısından büyük kayıplara yol açan savaş, Ağustos
1988’de varılan ateşkesle durdu. Bu arada iç siyasette, Humeyni sonrası
yönetimi ele geçirmek isteyen grupların çekişmeleri öne çıktı. İran’ın dinî
lideri Ayetullah Humeyni’nin 4 Haziran 1989’da ölmesi üzerine dinî liderliğe
Cumhurbaşkanı Ali Hamaney seçildi. Temmuz 1989’da yapılan seçimlerde
Rafsancani, oyların %90’ını alarak cumhurbaşkanı seçildi. Ağustos 1990’da
Irak’ın Kuveyt’e saldırması, İran’a beklenmedik bir diplomatik zafer
kazandırdı. Bağdat, İran’ın yansız kalmasını sağlamak için savaş dönemindeki
tüm taleplerinden vazgeçti; Irak’ın başlıca isteği olan ve savaştan beri sağ
kıyısı Irak işgali altında bulunan Şattülarap, İran’a kaldı. 1997’de reformcu
akımın temsilcisi Muhammed Hatemî cumhurbaşkanı seçildi. Şubat 2004’te
gerçekleştirilen seçimlerde muhafazakâr adayların reformculara karşı büyük
başarı elde etmeleri ve mecliste çoğunluğu sağlamaları, ulusal sanayii
güçlendirecek yabancı yatırımlara olumlu bakmakta ve bu yönde reformlar
gerçekleştirmekte olan Hatemi liderliğindeki yedi yıllık yönetimin bitişini de
beraberinde getirmiş ve 24 Haziran 2005’te yapılan cumhurbaşkanlığı seçimleri
sonucu, sekiz yıllık Hatemi dönemi sona ererken, cumhurbaşkanlığına aday ılımlı
lider Rafsancani karşısında muhafazakâr lider Mahmud Ahmedinecad, cumhurbaşkanı
seçildi. İran ekonomisinin en önemli gelir kaynağı petroldür. 5,1 milyon ton
olarak tahmin edilen yataklarıyla dünya petrol rezervlerinin %5’ini barındıran
İran, dünyanın altıncı zengin petrol ülkesidir. 1980’de başlayan İran-Irak
Savaşı petrol üretimini olumsuz etkiledi. 1980’lerin ortasında 107 milyon ton
olan yıllık petrol üretimi, 1976’daki düzeyin üçte birine kadar düştü. Petrolün
sağladığı büyük gelirle ülkenin ekonomik kalkınmasına, modern endüstrinin,
özellikle tarım sektörünün geliştirilmesine çalışılmaktadır.
İRAN
Resmî adı : İran
İslâm Cumhuriyeti
Yüzölçümü : 1.648.000
km2
Nüfus : 70.675.000
(2005)
Başkent : Tahran
Resmî dil : Farsça
Din : %
89 Şii Müslüman, % 10 Sünnî Müslüman, % 1 diğer (Zerdüşti, Musevi, Hristiyan ve
Bahai dahil)
Para birimi : Riyal
|
|