10 Ocak 2009 Cumartesi
Bu sitede şu an itibariyle 52.890 metin bulunmaktadır.

Arama Motor:       

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

 

İSTANBUL’UN İŞGALİ, 16 Mart 1920’de İstanbul’un İtilaf Devletlerince ele geçirilmesi olayı. Mondros Ateşkes Antlaşması’nın (30 Ekim 1918) imzalanmasından kısa bir süre sonra, 60 gemiden oluşan İtilaf Devletleri donanması, İstanbul’a gelerek Boğaz’da demirledi. İtilaf Devletleri, şehrin önemli yerlerine asker çıkarmakla beraber, İstanbul’u resmen işgal girişiminde bulunmamışlardı. Boğaz’daki donanmayı bir tehdit unsuru olarak bulundurup, diledikleri koşullarla bir barış antlaşmasını Osmanlı Devleti’ne kabul ettirebilecekleri düşüncesiyle Osmanlı Meclis-i Mebusanı’nın toplanmasına karşı çıkmadılar. Ancak, Meclis-i Mebusan’ın Misak-ı Millî’yi kabul ve ilan etmesi (28 Ocak 1920) üzerine düşüncelerinde yanıldıklarını anladılar. Misak-ı Millî’nin kabul ve ilanı İtilaf Devletlerince hoş karşılanmadı. Meclis-i Mebusan’ın açılmasıyla hükûmetin ve padişahın yeniden yönetime egemen olacağını, Anadolu’daki millî hareketin ortadan kalkacağını veya hiç olmazsa zayıflayacağını ümit eden İtilaf Devletleri, bu beklentileri gerçekleşmeyince hükûmete kırk sekiz saatlik bir süre tanıyıp Kuvâ-yi Millîye yanlısı gördükleri Harbiye Nazırı Cemal Paşa ve Erkânı Harbiye Reisi Cevat Paşa’nın görevden alınmasını istediler. Bununla da yetinmeyip, Meclis-i Mebusan Başkanını tutuklama girişiminde bulundular ve mebuslardan Heyet-i Temsiliye üyesi olanların tutuklanıp hapsedilecekleri haberini yaymaya başladılar. Bu baskılar karşısında Ali Rıza Paşa Hükûmeti istifa etmek zorunda kaldı (3 Mart 1920). Yeni hükûmeti kurmakla Salih Paşa görevlendirildi. Padişah Vahdeddin’in isteğiyle, hükûmet üyelerinin çoğu Meclis-i Mebusan dışından seçilmişlerdi. Bu değişikliğe rağmen, İtilaf Devletleri yine de durumdan memnun kalmayıp İstanbul’u resmen işgal etmeye ve Meclis-i Mebusan’ı dağıtmaya karar verdiler. Bu arada, Akbaş Cephaneliği Baskını ve Rusya’nın gönderdiği silahların Anadolu’ya kaçırılması olayı, İstanbul’un işgal kararını çabuklaştırdı. 16 Mart 1920 sabahı çok sayıda İngiliz askeri karaya çıkarak resmî daireleri ve karakolları işgale başladı. Sabah saat 05’te başlayan işgal sırasında Şehzadebaşı Karakolu’nda bulunan 6 Türk askeri şehit edildi; 15 kadar askerimiz yaralandı. Daha sonra Meclis-i Mebusan baskınında Kuvâ-yi Millîye yanlısı mebuslar tutuklanıp Malta’ya sürgüne gönderildi. İngilizler, işgalin sebebini duvarlara astırdıkları bildirilerde şöyle açıklıyorlardı. “İtilaf Devletleri Osmanlı halkının saadetini sağlayacak bir barış hazırlamaya çalışırken, memleketten kaçmış bulunan İttihat ve Terakki büyüklerinin sözcüleri olan bazı kimseler, Teşkilat-ı Millîye perdesi altında bir tertip meydana getirdiler. Bunlar padişah ile İstanbul Hükûmeti’nin emirlerini hiçe sayarak harbin acı neticelerinden büsbütün takati tükenmiş olan halktan askerlik için para toplamak, türlü unsurlar arasında nifak çıkarmak, iane toplamak bahanesiyle ahaliyi soymak gibi işlere giriştiler. Bu suretle barış değil, âdeta yeni bir muharebe devrini açmaya teşebbüs ettiler. Bu duruma son vermek için bugün, İstanbul işgal edilmiştir: İşgal geçicidir. İtilaf Devletlerinin amacı, saltanat makamının nüfuzunu kırmak değil, aksine, Osmanlı idaresinde kalacak memleketlerde nüfuzunu kuvvetlendirmektir. Taşrada isyan çıktığı veya katliam yapıldığı takdirde İstanbul, Türklerden alınacaktır. Herkesin, saltanat makamı olan İstanbul’dan verilecek emirlere uyması gereklidir.” İşgal olayı, İstanbul’daki çoğu aydının Millî Mücadele gerçeğini anlamasına ve Anadolu’ya geçerek Mustafa Kemal’in yanında Millî Mücadele’ye katılmasına neden oldu. İstanbul’daki işgal kuvvetleri komutanları, Sadrazam Salih Paşa’dan, Kuvâ-yi Millîye’yi tanımadığını ilan etmesini istediler. Bunu kabul etmeyen Salih Paşa, 5 Nisan 1920’de görevinden istifa etti. Aynı gün yeniden sadrazamlığa getirilen Damat Ferit Paşa, Millî Mücadele hareketini ortadan kaldırmak için her yola başvurmaktan çekinmedi. Son toplantısını 18 Mart 1920 günü yapan Meclis-i Mebusan, bir daha toplanamadı ve 11 Nisan 1920’de padişah tarafından hukukî olarak dağıtıldı. Böylece Ankara’da yeni bir meclis toplamanın yolu da açılmış oldu. İstanbul’un işgalini, Manastırlı Hamdi Efendi adında yurtsever bir telgrafçı, Mustafa Kemal’e çektiği şu telgrafla duyurdu: “Ankara’da Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine, İstanbul, 16.3.1920 Bu sabah Şehzadebaşı’ndaki Muzıka Karakolu’nu basan İngilizler, oradaki askerlerle çarpışarak, sonunda, şimdi İstanbul’u işgal altına alıyorlar. Bilgilerinize sunulur. Manastırlı Hamdi” Mustafa Kemal, bu durumu bütün illere bildirdi. Ayrıca, işgal olayını bütün tarafsız ülkeler ve İstanbul’daki İtilaf Devletleri temsilcileri nezdinde protesto etti. Bu protestosunda Mustafa Kemal, “İstanbul’un işgali ile devletin hâkimiyetine indirilen darbe, biz Türklerden ziyade yirminci yüzyıl medeniyet ve insanlığının kutsal saydığı bütün esaslara, hürriyet, milliyet, vatan gibi, bugünün insan cemiyetlerine esas olan bütün ilkelere ve bu ilkeleri vücuda getiren insanlık vicdanına dokunur. Biz hakkımızı ve istiklalimizi korumak için giriştiğimiz kavganın kutsallığına ve hiçbir kuvvetin, bir milleti yaşamak hakkından mahrum edemeyeceğine inanmış bulunuyoruz. İstanbul’un işgali olayında doğacak bütün mesuliyete son bir defa olarak, dünyanın nazar-ı dikkatini çekeriz. Davamızın haklılığı ve kutsallığı, bu güç günlerde, Tanrı’dan sonra en büyük yardımcımızdır.” diyordu. Mustafa Kemal, amaca ulaşmada protestoların yeterli olmayacağını biliyordu. İstanbul’un işgali ile Türk milletini sindireceklerini sanan İtilaf Devletlerine kuvvetle karşı konulması gereğine inanan Mustafa Kemal, İstanbul’un işgaline karşı şu önlemleri aldı: İstanbul ile telgraf ve telefon görüşmeleri kesildi; Ankara’daki 200 kadar İngiliz askeri ile Fransız komutan, 22 Mart 1920 gece yarısı Ankara’dan ayrılmak zorunda bırakıldı; Eskişehir ve Afyon’daki İngiliz askerleri, kuvvet kullanılarak çıkarıldı; İstanbul’daki tutuklamalara karşılık olmak üzere Anadolu’da bulunan İtilaf Devletlerinin subayları tutuklandı; İstanbul’dan ve Adana’dan, Anadolu’ya yapılacak düşman askerlerinin sevkıyatını önlemek için, Geyve ve Ulukışla civarındaki demiryolları tahrip edildi; Anadolu’daki resmî kuruluşların her türlü para ve kıymetli eşyaları belirlenerek, İstanbul’a gönderilmeleri yasaklandı. Mustafa Kemal, “memleketin ve milletin yalvarmakla kurtulamayacağını, devlet işlerinin merhamet dilenmekle yürütülemeyeceğini” çevresindekilere bir kez daha göstererek “... Hayat, mücadele, çarpışma demektir. Hayatta başarı, mücadeleyle elde edilir. Bu da, her bakımdan kuvvete dayanır.” diyerek bir anlamda izlenecek yolu belirtti.

 

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2009 BOYUT YAYIN GRUBU
Matbacılar Sitesi 1.Cad. No:115 34204 Bağcılar - İstanbul  Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34
info@boyut.com.tr | www.turizmdebusabah.com | www.travelguide.gen.tr | www.industryguide.gen.tr | www.gastronomi.com.tr
www.artacademy.com.tr | www.okukullankolaypc.com | www.dvdfestivali.com | www.yaraticicocuk.com
| www.kitabicihannuma.com

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


33716 - unknown - 38.103.63.57