|
İZLENİMCİLİK, dinleyiciyi,
okuyucuyu ya da izleyiciyi, sanatçının deneyiminin yeniden yaratılması sürecine
katmayı amaçlayan; yöntem olarak eşyaların ve olayların nesnel niteliğinden çok
bunların sanatçı üzerinde bıraktıkları “izlenimleri” öne çıkarmayı benimseyen
resim, müzik ve edebiyat akımı; empresyonizm. 19. yüzyılın ikinci yarısında
Fransa’da Cézanne, Degas, Monet, Pissarro, Renoir, Sisley, Guillaumin, Morisot
ve F. Bazille gibi ressamlar tarafından oluşturulan akım, adını Monet’nin
“Impression: Soleil Levant” (İzlenim: Doğan Güneş, 1874) adlı tablosundan aldı.
Kullandıkları renkler ve taslağı andıran çizgilerle farklı bir üslup yakalayan
bu sanatçılar, “hızlı bir algılama yeteneği tarafından yakalanamayacak”
ayrıntıları yansıtmaktan kaçındılar. Bir manzaranın, herhangi bir düzenlemeye
gidilmeksizin yapıldığı ve ressamın çalıştığı anda nasılsa öyle yansıtıldığı
izlenimini vermeyi amaçladılar. Açık havada yapılan resimlerin, stüdyoda
tamamlanmasına karşı çıktılar. “An’ı yakalamak” fikrinden hareket ederek, kısa
sürede yapılmış birer taslak görüntüsü veren tablolar ortaya koydular.
İzlenimciliğin ögeleri, ilk olarak Edouard Monet tarafından ortaya kondu. Monet
bir tür parlak ve ışıklı boyama tarzı (peinture claire) geliştirdi. “Papağanlı
Kadın” adlı tablosunda iyice belirginleşen bu tarz; koyu gölgelerden ışıklı
yerlere doğru hareket eden akademik yaklaşıma taban tabana zıttı. Monet’nin
amacı, önce açık tonları boyamak, resim henüz ıslakken de yarım ve koyu tonları
uygulayarak yüksek perdeli bir etki yaratmaktı. 1860’ların sonlarına doğru,
Renoir ve Monet, renklerin kullanımına yeni bir yaklaşım getirdiler. Nesnelerin
renklerini kopya etmekten çok, gördüklerine en yakın rengi yakalamaya
çalıştılar. Bunu başarabilmek için de “kırılmış renk” adı verilen yöntemi
kullandılar. Nesneleri, renklerini, boyaları palet üzerinde karıştırarak
yakalamak yerine, uzaktan bakıldığında iç içe geçmiş gibi gözüken küçük renk
darbeleriyle boyadılar. Renoir’ın “Moulin de la Galette” (Galette Değirmeni) adlı toblosu, bu yöntemin en iyi örneklerinden biridir. İlk
sergilerini 1874’te Paris’te Fotoğrafçı Nadar’ın atölyesinde açan izlenimciler,
basından ve halktan olumsuz tepki gördüler. Daha sonra açtıkları sekiz sergi,
izlenimcilere bakış açısını, olumlu yönde değiştirdi. ABD’li sanatçı Mary
Cassatt, Gustave Caillebolte ve ilk resimleri izlenimci özellikler gösteren P.
Gaugin de, izlenimcilere katıldılar. 1880’lerin ortalarına gelindiğinde,
izlenimcilik bir sanat akımı olarak iyice benimsendi. İzlenimci ressamlar
arasında ise akıma karşı tepkiler gelişmeye başladı. Cézanne daha yapısal, daha
bütünsel resimler yaptı. Noktacılığı ortaya çıkaran Seurat, daha bilimsel bir
renk anlayışı ve daha klasik bir yapı aramaya başladı. 20. yüzyıl resim
sanatının yolunu açan izlenimcilerin birçok tablosu, birer başyapıt ve ilk
“modern” resimler olarak değerlendirilmektedir. İzlenimcilik terimi, müzik
alanında Debussy ve izleyicileri için kullanıldı. Debussy’nin amacı, Wagner ve
Beethoven’ın çoşumculuğunu yadsımaktı. Müzikteki izlenimciliğin temel
özellikleri, gariplik, belirsizlik ve fikirlerin açıkça ortaya konmaktan çok
konunun ipuçlarının verildiği bir atmosferdi. 18. ve 19. yüzyıl armonisinin
birçok kuralını bilinçli bir biçimde yıkan Debussy, Doğu müziğinden de
etkilenmiş ve bu müziğin birçok ögesini kullanmıştır. Debussy’ye benzer
teknikler kullanan M. Ravel de, bir izlenimci olarak değerlendirilmiştir.
İzlenimci müziğin kimi özellikleri, 20. yüzyılın ortalarında gelişen müzik
akımlarına aktarılmışsa da, izlenimcilik müzikal bir ifade tarzı olma
özelliğini yitirmiştir. 20. yüzyılın başlarında ise C. Griffes, C. Loeffler ve
J. Alden Carpenter gibi kimi ABD’li besteciler de yapıtlarında izlenimci
ögeleri kullandılar. Edebiyatta ise izlenimcilik terimi simgeci şairler,
imgecileri ve bilinç akımı tekniğini kullanan yazarları kapsamaktadır. Edebiyat
alanındaki izlenimcilerin amacı, duyumlar yoluyla çıkarsanan deneyimlerin
izlenimini herhangi bir analize ya da senteze tabi tutmadan, tek bir anın
yarattığı öznel duyguyu yansıtmaktır. Bu edebiyatçılar, yapıtlarında bir
düşünceyi temel almayı ve bütün ayrıntıları bu temele yönelik biçimde örmeyi
reddettiler. Edebiyatta, izlenimci olarak adlandırılan şair ve yazarların en
önemlileri, Rimbaud, Verlaine, Mallerme, Valéry, Hopkins, Eliot, Joyce ve
Virginia Woolf’tur. Sanat ve edebiyat eleştirisinde izlenimcilik, sanat
yapıtının kendisinden çok, söz konusu yapıtın eleştirmen üzerinde yarattığı
izlenimin öne çıkarılması biçiminde ifadesini bulur. İzlenimcilik Türk
edebiyatında da etkili olmuş; Cenap Şahabettin, Ahmet Haşim, Ahmet Muhip
Dıranas izlenimci ürünler vermişlerdir. Nurullah Ataç’ın eleştiri yazıları da,
bir bakıma izlenimci akıma bağlanabilir.
|
|