Arama Motor:
'Her Şey' Hakkında Her Şey
ENVER PAŞA, (1881 İstanbul - 4 Ağustos 1992 Balcuvan/Tacikistan), İttihat ve Terakki liderlerinden, Osmanlı Harbiye Nâzırı. 1894’te Manastır Askerî Rüştiyesi’ni, 1897’de Soğukçeşme Askerî İdadîsi’ni, 1899’da Harp Okulu’nu ve 1902’de Harp Akademisi’ni bitirdikten sonra kurmay yüzbaşı rütbesiyle merkezi Selânik’te bulunan Üçüncü Ordu’ya atandı (1903). Makedonya’nın çeşitli bölgelerinde eşkıya takibiyle görevlendirildi. Selânik’teki gizli siyasî akımlara karıştı. Bu arada merkezi Paris’te bulunan Jön Türkler hareketinin bir kolu olan Selânik’teki Osmanlı Hürriyet Cemiyeti’ne (sonradan İttihat ve Terakki Cemiyeti) girdi. 29 Mayıs 1908’de Selânik Merkez Komutanı olan eniştesi Albay Nâzım Bey’in öldürülmesinden sorumlu tutulunca, kendine bağlı birliklerle dağa çıkıp II.Abdülhamid’e karşı ayaklandı. Bir süre sonra Resneli Niyazi ve Ohrili Eyüp Sabri’nin (Akgöl) de kendisine katılması ve ayaklanmanın giderek yayılması üzerine II.Abdülhamid, Meşrutiyet’i yeniden ilân etmek zorunda kaldı. Bu hareketi üzerine “Hürriyet Kahramanı” ilân edildi. 1909’da Berlin askerî ataşeliği sırasında Alman İmparatoru II.Wilhelm kendisine büyük iltifat gösterdi. Meşrutiyet yönetimine karşı bir hareket olan “31 Mart Olayı”nın çıkması üzerine yurda dönerek Yeşilköy’de Hareket Ordusu’na katıldı. 1911’de Trablusgarp Savaşı’nda, Bingazi Cephesi Komutanı olarak İtalyanlara karşı gösterdiği başarı sonrası rütbesi yarbaylığa yükseltildi (1912). Balkan Savaşı’nın başlaması üzerine, gönüllü subay arkadaşlarıyla birlikte yurda döndü ve Bulgarların Çatalca’da durdurulmasında önemli rol oynadı. Osmanlı Devleti’nin Balkanlar’daki egemenliğini sona erdiren Londra Konferansı’ndan sonra, bir grup subayla birlikte “Babıâli Baskını”nı düzenledi; Sadrazam Kâmil Paşa istifa ettirilerek yerine İttihat ve Terakki yanlısı Mahmut Şevket Paşa getirildi (23 Ocak 1913). Bu olay sonrası İttihat ve Terakki, iktidarda söz sahibi oldu. II. Balkan Savaşı’nda, çeşitli cephelerde savaştı. Hiçbir direnişle karşılaşmadan Edirne’ye girmesi (23 Temmuz 1913) üzerine “Hürriyet Kahramanı” unvanına bir de “Edirne Fatihi” unvanını ekledi. İttihat ve Terakki Fırkası’nın desteğiyle askerlik alanında olduğu kadar siyasî alanda da hızla yükselmeye başladı. 18 Aralık 1913’te albay, 5 Ocak 1914’te mirliva (general) oldu. Bir süre sonra istifa etmek zorunda kalan Ahmed İzzet Paşa’nın yerine Harbiye Nâzırlığı’na getirildi. Bu görevi sırasında ordunun gençleştirilmesine ve yeni silâhlarla donatılmasına çalıştı. Ordudaki önemli görevlere kendine yakın arkadaşlarını ve genç subayları getirdi ve birçok Alman subayını Osmanlı ordusunda danışman olarak görevlendirdi. Cemal Paşa’nın Paris’te, Talât Bey’in Bükreş’te İtilâf Devletleri grubuna katılmak amacıyla yaptıkları görüşmeler olumlu sonuçlanmayınca, Almanya ile işbirliği siyaseti doğrultusunda gizli Türk-Alman İttifak Antlaşması’nın imzalanmasında önemli rol oynadı (2 Ağustos 1914). Osmanlı Devleti’nin I.Dünya Savaşı’na girmesi üzerine, Harbiye Nâzırlığı görevinin yanı sıra “Başkomutan Vekili” sıfatıyla, Başkomutanlığı da üstlendi. Üçüncü Ordu’nun, Doğu Cephesi’nde Rus kuvvetlerine karşı giriştiği Sarıkamış Harekâtı’nın (Ocak 1915) bozgunla sonuçlanması üzerine, Üçüncü Ordu’nun komutanlığını Hafız Hakkı Paşa’ya devrederek İstanbul’a döndü. Almanya’nın isteği doğrultusunda düzenlenen Süveyş Kanal Harekâtı’nda da başarılı olamayınca durumu sarsıldı. Buna rağmen rütbesi “ferik”liğe (korgeneral) yükseltildi. Çanakkale Savaşları’nda kazanılan başarı, Irak’ta bir İngiliz ordusunun, başta Komutan General Townshend olmak üzere tutsak edilmesi üzerine konumu yeniden güçlendi ve 1917’de rütbesi “birinci ferik”liğe (orgeneral) yükseltildi. 1917 sonlarına doğru savaşın gidişi Osmanlı Devleti’nin aleyhine dönüp 1918 sonbaharında askerî durum kurtarılamaz boyutlara ulaşınca, Talât Paşa Hükûmeti istifa etmek zorunda kaldı (14 Ekim 1918). Mondros Ateşkes Antlaşması’nın imzalanmasından kısa bir süre önce, İttihat ve Terakki’nin önde gelenlerinden Talât Paşa ve Cemal Paşa’yla birlikte bir Alman denizaltısıyla ülkeden kaçtı. Önce Odesa’ya, oradan da Berlin’e gitti. Kimliğini gizleyerek Ali Bey adını kullandı. Arkadaşlarıyla birlikte İttihat ve Terakki’yi yeniden örgütlemeye çalıştı. Gizlice Moskova’ya gitmek isterken havada bozulan uçağın zorunlu iniş yaptığı Litvanya’da tutuklandı. Gerçek kimliğini kanıtladıktan sonra serbest bırakıldı ve yeniden Berlin’e döndü. 1920’de Moskova’ya gitmeyi başararak Sovyet Dışişleri Bakanı Çiçerin ve Bekir Sami Bey başkanlığında Moskova’ya gelen Ankara Hükûmeti temsilcileriyle görüştü. Bakû’de düzenlenen Doğu Halkları Kurultayı’na, İslâm İhtilâl Cemiyetleri İttihadı adına katıldı; kurultayda umduğu desteği bulamayınca Ekim 1920’de Berlin’e geri döndü. 26 Şubat 1921’de tekrar Moskova’ya gelip burada Ankara Hükûmeti büyükelçisi Ali Fuad Paşa (Cebesoy) ile görüştü. Anadolu’ya gelip Millî Mücadele’ye katılma konusunda, Mustafa Kemal Paşa’ya bir mektup yazdıysa da red cevabı aldı. Temmuz 1921’de Batum’a gelerek, burada bir İttihat ve Terakki Kongresi düzenledi. Amacı, Anadolu’ya bir kurtarıcı olarak gelmekti. Ancak, bu tarihlerde kazanılan Sakarya Zaferi, Mustafa Kemal Paşa’nın konumunu oldukça güçlendirmişti. Anadolu’ya gelme düşüncesi gerçekleşmeyince, Batum’dan Buhara’ya geçerek Orta Asya Müslümanlarını İngilizlere karşı birleştirmek ve bir “Turan Devleti” kurmayı amaçladı (Ekim 1921). Buhara’da Sovyet yanlısı Genç Buharalılar Partisi’nin bu harekete karşı çıkması üzerine Sovyetlere karşı olan Özbek Partisi’nin sürgündeki lideri Ahmed Zeki Velidi (Togan) ile bağlantı kurdu. Bunun üzerine Buhara’dan ayrılıp Afganistan sınırında Bolşeviklere karşı savaşan Basmacılara katıldı. Tacik ve Kırgızlardan meydana getirdiği kuvvetlerle Duşanbe’deki bir Sovyet garnizonunu ele geçirdi (14 Şubat 1922). Daha sonra 30.000 kişilik bir kuvvetle Horasan üzerine yürüdü. 28 Haziran 1922’de Kafiran Savaşı’nı kaybedip dağlara çekildi. Daha sonra az sayıda bir kuvvetle, Belcuvan üzerine giriştiği süvari hücumunda Çegan tepesi mevkiindeki çatışmada öldürüldü (4 Temmuz 1922). Vurulduğu yere yakın Âbıderya köyünde toprağa verildi. Naaşı, 1996’da İstanbul’a getirilerek eskiden Hürriyet-i Ebediye olarak bilinen Hürriyet Tepesi’ndeki anıt mezara kondu.
Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.