|

ERMENİ SORUNU, 1877-1878 Osmanlı-Rus
Savaşı sonrası Osmanlı Devleti’nin zayıflamasını fırsat bilen Ermenilerin, bazı
ülkelerin de desteğini alarak ortaya çıkardığı sorun. Ermeniler, 19.yüzyıl
ortalarına kadar Osmanlı Devleti’ne bağlılıklarını sürdürmüşler, bu sebeple de
kendilerine “Millet-i Sadıka” (sadık millet) denilmiştir. O dönemde özellikle
büyük kentlerde yaşayan, ticaret, sanayi, kuyumculuk ve bankerlik yapan
Ermeniler, dış ticaretin büyük bölümünü ellerinde bulundurmakta, bu nedenle
Osmanlı toplumu içinde zengin bir sınıf oluşturmaktaydılar. Tanzimat
Fermanı’nın ilânından sonra, Protestanların koruyuculuğunu üstlenen İngiltere,
kiliseler ve okullar açarak Ermeniler arasında etkili olmaya çalıştı. 1856
Islâhat Fermanı ile memur ve asker olma hakkını alan Ermenilerden, maliye,
hariciye, dahiliye ve nafıa vekilliği yapanlar oldu. Ermeni sorunu ilk olarak
1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nda Doğu Anadolu’nun bazı kentlerini ele geçiren
Rusların, buralardaki Ermenileri kışkırtmasıyla başladı. Bilhassa, Ermeni
Patriği Nerses’in Ayastefanos ve Berlin Antlaşmalarına, Ermeni nüfusunun
bulunduğu yerlerde ıslâhat yapılmasıyla ilgili maddeyi koydurtması, Ermeni
sorununu ön plana çıkardı. Rusya ve İngiltere, kendi çıkarları doğrultusunda
Ermeni sorununu ele alıp değerlendirdiler. Rusya, kurulacak bir Ermenistan ile
güneye, Akdeniz’e ulaşmayı düşünürken; İngiltere, bağımsız bir Ermenistan ile
Rusya’nın Akdeniz’e ulaşmasını engellemek istiyordu. Kışkırtmalar sonucu
bağımsız bir devlet kurma düşüncesine kapılan Ermeniler, Rusların da desteğiyle
“ihtilâlci komitalar” kurdular. Bunların en önemlileri, 1887’de İsviçre’de
kurulan Hınçak ve 1890’da Tiflis’te kurulan Taşnak Komitalarıydı. Daha sonra
birleşen bu iki komita, tedhiş hareketlerine başlayıp ilk olarak Erzurum ve İstanbul
Kumkapı’da çeşitli olaylar çıkardı. Bunu Merzifon, Yozgat, Kayseri, Çorum, Van
ve diğer yörelerdeki Ermeni olayları izledi. 1896’da İstanbul’da Osmanlı
Bankası’nı basarak olaya Avrupa devletlerinin müdahalesini istediler. 1905’te
Padişah II.Abdülhamid’e suikast girişiminde bulundular. 1909’da Adana’da büyük
bir isyan çıkardılar. I.Dünya Savaşı’nın ilk yılları Rusların Doğu Anadolu’da
ilerlemesi, Ermenilere isyan fırsatını verdi. Hazırlıklarını savaş öncesinde
tamamlamış olan Ermeni çeteleri, Rusların yanında yer aldı. İlk isyan, 17
Ağustos 1914’te Zeytun’da (Süleymanlı) çıktı. Maraş’taki Ermeni askerleri de
silâhlarıyla birlikte bunlara katıldı ve Türk köylerini basarak halkı öldürmeye
başladılar. Nisan 1915’te Van’da ayaklanan Ermeniler, buradaki Türkleri
katlettiler. Bu durum karşısında Osmanlı Hükûmeti, Doğu Anadolu’daki
Ermenilerin, savaş alanı olmayan bölgelere göç ettirilmelerine karar verdi (14
Mayıs 1915). Osmanlı Hükûmeti, I.Dünya Savaşı’nın ilk yıllarında Ermenilerin,
Doğu Cephesi’nde Ruslarla işbirliği yapmaları; savaşta, ülke sınırlarını
düşmana karşı savunmakta olan Türk ordusunun hareketini güçleştirmeleri; erzak
ve mühimmat naklini zorlaştırmaları; bir kısım Ermeninin Rus ordusuna
katılması; ülke içinde askerî birliklere ve sivil halka silâhlı saldırıda
bulunmaları; şehir ve kasabalara saldırarak öldürme ve yağmaya girişmeleri;
düşman kuvvetlerine erzak sağlamaları; Rus ordusuna öncülük etmeleri ve
müstahkem mevkileri düşmana göstermeleri gibi bazı tespitlerde bulundu. Suçları
sabit görülen Ermenilere karşı 27 Mayıs 1915’te, Osmanlı Hükûmeti “Tehcir
Kanunu”nu çıkardı. Bu kanuna göre, Van, Bitlis, Erzurum vilâyetleri; Adana,
Mersin ve Sis (Kozan) kent merkezleri dışında Adana, Mersin, Kozan ve
Cebelibereket sancakları; Maraş kenti hariç olmak üzere, Maraş sancağının diğer
yerleri; merkez kazaları hariç, Halep vilâyetinde, İskenderun, Beylan,
Cisrişagur ve Antakya kazaları, kasabaları ve köyleri, boşaltılması gereken
yerler olarak tespit eden Osmanlı Hükûmeti, Tehcir Kanunu’na göre, Ermenilerin
iskân edilecekleri yer olarak da, kuzey bölgeleri hariç, Musul sancağı; Zor
sancağı; Urfa’nın şehir merkezi hariç, güneyindeki kesimler; Halep sancağının
doğu ve güneydoğu kesimleri, Suriye vilâyeti doğusundaki bazı bölgeleri
belirledi. Tehcir (göç) uygulamaya konulurken, Osmanlı Hükûmeti, göçe tâbi
olanların, yolculuk sırasında can ve mal güvenliklerinin sağlanması; gittikleri
yerlerde yerleşmeleri kesinleşinceye dek kendilerine geçimlerini temin için
yardım yapılması; eski malî durumlarına uygun olarak kendilerine mal ve arazi
dağıtılması; hükûmet tarafından barınmalarının sağlanması; çiftçilere tohumluk,
zanaatkârlara meslekleriyle ilgili araç-gereç verilmesi; terk ettikleri
mallarından geriye kalanların kendilerine verilmesi, bu olmadığı takdirde
karşılığının para olarak ödenmesi; boşaltılan yerlerde Ermenilere ait
taşınmazların sayımının yapılarak bunların cins ve kıymetlerinin belirlenip hak
sahiplerine verilmesi; Ermenilere ait zeytinlik, bağ, bahçe, han, fabrika gibi
gelir getirecek taşınmaz malların ihaleyle satılarak veya kiralanarak, elde
edilen gelirlerin uygun bir şekilde ilk sahiplerine verilmesi gibi tedbirleri
alıp 1917’ye kadar uygulamaya çalıştı. Ekim 1917’de Rus İhtilâli çıkınca Kafkas
Cephesi’ndeki Rus orduları, işgal ettikleri doğu vilâyetlerinden çekilince,
Ermeniler, merkezi Erivan olmak üzere bir cumhuriyet kurdular. Nazarbekov
komutasında 50.000 kişilik bir Ermeni kuvveti, Rusların çekildikleri yerleri
ele geçirerek buralarda yaşayan Türklere karşı katliama giriştiler (Ocak 1918).
Bunun üzerine harekete geçen Türk ordusu, sırasıyla Erzurum, Trabzon ve Van’ı
kurtardıktan sonra, 1914 Osmanlı-Rus sınırını geçerek Güney Kafkasya’ya doğru
ilerlemeye başladı. Kars’ı ele geçiren Ordu Komutanı Yakup Şevki Paşa (11 Nisan
1918), kısa bir kuşatmadan sonra Gümrü’ye (15 Mayıs 1918) ve ardından Ağrı’ya
doğru çekilen Ermenileri kesin yenilgiye uğrattıktan sonra Ağrı’ya girdi (20
Mayıs 1918). Bunun üzerine Ermeniler barış istemek zorunda kaldı. 31 Mayıs
1918’de imzalanan Batum Antlaşması’na göre; 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nda
kaybedilen topraklar yeniden Osmanlı Devleti’nin egemenlik sınırları içine
alındı ve Mondros Ateşkes Antlaşması’nın imzalanmasından sonra Türk orduları
Kafkasya’dan çekilmek zorunda kalınca burada Ermenistan ve Gürcistan devletleri
kuruldu. Ermenistan yönetimini ele geçiren Taşnaklı yöneticiler, Batum’da bir
antlaşma imzalayarak Arpa Çayı ve Aras Irmağı’nı Türkiye ile sınır olarak kabul
etmek zorunda kaldılar. Mondros Mütarekesi’ne koydurduğu bir maddeye dayanarak
İngiltere, bu antlaşmayı geçersiz kılmak için uğraştı ve Karadeniz, Müttefik donanmasının
denetimine geçti. Başta İngiltere olmak üzere Müttefikler, Ankara Hükûmeti’ni,
1914 öncesi sınırlara çekilmeye zorladılar. Ancak, Denikin’in ordularını
safdışı bırakan (Kasım 1919) Sovyet Rusya, Ankara Hükûmeti’yle ilk antlaşmasını
yaptı. Bunu Mayıs’ta Ermenistan Taşnak yönetiminin yıkılışı izledi. Bu arada
Müttefikler, kurulan yeni Ermeni devletini tanımıyor, Anadolu yarımadasından
katılacak topraklarla daha geniş bir Ermenistan kurulması politikası
güdüyorlardı. Ancak ABD, sorumluluğunun daha büyük boyutlara varmasına
yanaşmayıp Ermeni politikasını askıya aldı (Haziran 1920). 10 Ağustos’ta
Müttefikler, Ermeni Cumhuriyeti’ni tanıyıp buna Sevr Antlaşması’nda yer
verdiler ve ABD Başkanı Woodrow Wilson’dan, Ermenistan-Türkiye sınırının
kesinleştirilmesini istediler. ABD Başkanı Wilson, 22 Kasım 1920’de yaptığı
açıklamayla; Trabzon, Erzincan, Erzurum, Muş ve Van’ı Ermenistan’a katan bir
sınır çizdi. Taşnak Partisi tarafından yönetilmekte ve İtilâf Devletleri’nden
yardım görmekte olan Ermenilerin, doğu bölgesinde yeniden saldırılara ve
katliamlara girişmesi üzerine TBMM, harekete geçilmesine karar verdi. 9 Haziran
1920’de Doğu Anadolu’da geçici seferberlik ilân edildi. Kâzım Karabekir Paşa,
Doğu Cephesi Komutanlığı’na getirildi. Böylece, yeni Türk devletinin ilk askerî
cephesi kurulmuş oldu. 28 Eylül 1920’de Ermenilere karşı harekete geçen Türk
kuvvetleri, 30 Ekim’de Kars’ı, 7 Kasım’da Batum’u ele geçirdiler. Ermenistan
ile 3 Aralık 1920’de Gümrü Antlaşması imzalandı. Bu antlaşma ile Kars,
Sarıkamış ve Oltu geri alındı ve bugünkü sınır çizildi. Sevr Antlaşması
koşullarının her iki tarafça tanınmadığının da belgesi olan bu antlaşmada
ayrıca, Ermenistan delegesi, Cumhuriyet yolundaki Türkiye’nin herhangi bir
yerinde Ermeni çoğunluğunun bulunmadığını da kabul ediyordu. Ermenistan
Cumhuriyeti, 30 Aralık 1922’de SSCB’ye katılarak Ermenistan Sovyet Sosyalist
Cumhuriyeti adını aldı ve 1991’de bağımsızlığını ilân etti.
|
|