
FUZÛLÎ, (? -
1556 Kerbela), 16. yüzyıl Dîvan Edebiyatının Azerî Türkçesiyle yazan en güçlü
şairidir. Kerbela, Bağdat ve Hille’de geçen yaşamıyla ilgili bilgiler kesinlik
taşımamakla birlikte Bayat adlı Türkmen aşiretine bağlı bir aileden geldiği
bilinmektedir. Bir eserinin ön sözünde, esas adının Mehmed olduğunu belirtir.
Önce Bağdat ve yöresini işgal eden Şah İsmail’e, sonra aynı bölgeyi alan Kanunî
Sultan Süleyman’a kasideler sunarak, onların ilgi ve “himmet”lerini
kazanmıştır. Evkaftan günde dokuz akçe maaş bağlandığı, bu parayı alamadığı
zaman yazdığı “Şikâyetnâme”sinden anlaşılmaktadır. Küçük yaşta Arapça, Farsça
öğrenen Fuzûlî, bu dilde yazılmış edebî ürünleri incelemiş; ayrıca, tefsir,
hadis, hikmet, hendese, mantık okumuştur. Ruhla beden ilişkilerini inceleyen
“Sıhhat ve Maraz”, “Nereden geldik nereye gidiyoruz?” sorusuna yanıtlar arayan
“Matla’ül İ’tikad”, Kerbelâ olayını anlatan “Hadîkatü’s Süedâ”, İslam
toplumlarındaki iki tipin özelliklerini yansıtan “Rind ü Zâhid” adlı yapıtları
ve mektupları, bilgi düzeyinin yüksekliğini gösterir. Fuzûlî, çok yönlü duyum
dünyası içinde, çok yönlü bir şiir dünyası kurabildiği için şiirimize etkisi
büyük olmuş; tekke ve dîvan şairleri, halk ozanları, anlatım gücünün getirdiği
güzelliklerden yararlanmışlardır. Şiî mezhebine bağlı olduğu hâlde din dışı
konuları, aşk temalarını, biçimsel oyun gösterilerinin uzağında kalarak
işlemiştir. Şiirinin en belirgin özelliği, toplumsal değişimlerin ötesinde bir
gerçeklik olarak yaşayan lirizmdir. Çoğu dîvan şairinin gazelinde beyit, temel
öge hâline geldiği için, güzel beyitler gelişigüzel, rastlantıyla bulunmuş gibi
dururken, Fuzûlî’nin gazellerinde beyitler, hem biçim hem içerik yönünden
birbirinden kopmayan ögeler olarak göze çarpar. Hamdullah Hamdi’nin, Ali Şîr
Nevaî’nin, Acem şairi Genceli Nizamî’nin mesnevîlerinden daha kalıcı olduğu
kabul edilen “Leylâ vü Mecnun” mesnevîsi ve Türkçe Dîvan’ındaki şiirleri,
klasik şiirimizin en üstün örnekleri arasında sayılır. Fuzûlî, manzum ve mensur
olarak Türkçe, Farsça ve Arapça 13 dolayında eser vermiştir. Eserleri: Türkçe
Dîvan : Fuzûlî’nin en tanınmış eseridir. Mensur bir ön sözle başlar. 40 kaside,
302 gazel ve diğer nazım şekilleriyle yazılmış şiirler yer alır. Tebriz, Bakû,
Hive, Kahire, İstanbul ve Ankara’da yapılmış 50’den fazla baskısı vardır.
Bunlardan bir kısmı eski harflerle, iki kez de Bakû’de Kiril harfleriyle
basılmıştır. Farsça Dîvan : Türkçe Dîvandan daha hacimlidir. Dîvan’ın kasideler
bölümünde Fuzûlî’nin, Hakânî, Molla Câmî ve Hüsrev’e nazire olarak yazdığı
“Enisü’l-Kalb” adını verdiği uzun kasidesi yer alır. Fuzûlî, aynı kasideyi,
Kanunî’nin Bağdat’ı fethinden önce İstanbul’a göndermiş, kasidenin Dîvan’dan
ayrı olarak tercümesi yapılmıştır. Dîvan’daki gazeller, Türkçe gazellerin
aynısı olup Farsça şiirler de en az Türkçe şiirler kadar kusursuz ve
ahenklidir. 1962’de Hasibe Mazıoğlu tarafından tıpkı basımı yayımlanmış, ayrıca
Ali Nihat Tarlan tarafından çevirisi yapılmıştır. Arapça Şiirler : Sadıkî
tezkiresinde, Arapça bir Dîvan’ı olduğundan söz edilirse de ele geçmemiştir.
Diğer kaynaklar, Arapça yazılmış 11 kaside ve 1 kıtası bulunduğundan
bahsederler. Arapça şiirlerinin tek yazma nüshası Leningrad’daki Fuzûlî
Külliyatı içerisindedir. Leylâ vü Mecnun : 1535’te yazımı tamamlanıp Bağdat
Valisi Üveys Bey’e sunulmuştur. 3096 beyitten oluşan eser, Genceli Nizamî’nin
aynı adlı kitabından alınmıştır. Yurt içinde ve dışındaki pek çok kütüphanede
yazma nüshaları bulunmaktadır. Yeni harflerle yayımlanmış üç ayrı baskısı
bulunmaktadır (Necmeddin Halil Onan, İst, 1956 - Hüseyin Kayan, İst. 1981 -
Muhammed Nur Doğan, İst. 1996). Beng ü Bade : Şah İsmail’e sunulan Türkçe bir
mesnevîdir. Beng (afyon, esrar) ile “bade”nin (içki, şarap) karşılıklı konuşma
ve tartışmaları, eserin konusunu oluşturur; sonunda bu savaş, “bade”nin
zaferiyle sonuçlanır. Şairin, gençlik yıllarına ait bir yapıt olduğu
sanılmaktadır. 1955’te Kemal Edip Kürkçüoğlu tarafından yeni harflerle
yayımlanmıştır. Sâkînâme (Heft Cam) : Farsça yazılmış kısa bir mesnevîdir (327
beyit). İçkiyle ve rindlikle ilgili bu eser; insanın, “insan-ı kâmil” olma
yolunda aşk sırlarını elde edinceye kadar geçirdiği safhaları anlatır. Farsça
dîvanla birlikte basımı yapılmıştır. Hadis-i Erbaîn Tercümesi (40 Hadis
Çevirisi) : Nevaî’nin aynı adlı eserinin Türkçe çevirisidir. Kemal Edip Kürkçüoğlu
tarafından 1951’de, Arapça hadisler ve Molla Câmî’nin çevirisiyle birlikte
yayımlanmıştır. Hadîkatü’s-Süeda : Kerbelâ faciasını anlatan bu eser, İranlı
Hüseyin Vâ’iz Kâşifî’nin “Ravzatü’ş-Şüheda” adlı eserinin çevirisidir. Mensur
bir eser olup yer yer manzum parçalarla süslenmiştir. Özellikle Şiî
Müslümanlarca çok okunan bir eserdir. Birçok yazma nüshası bulunmaktadır. Şeyma
Güngör tarafından 1987’de dili sadeleştirilerek yeni harflerle basımı
yapılmıştır. Türkçe Mektuplar : Fuzûlî’nin manzum-mensur karışık yazdığı ve
edebî eser olarak kabul edilebilecek nitelikte Türkçe 5 mektubu vardır. Bunlar,
Nişancı Celâlzade Mustafa Çelebi, Musul Beylerbeyi Ahmet Bey, Bağdat Valisi
Ayas Paşa, Kadı Alâeddin (Bu 4 mektup, Abdülkadir Karahan tarafından 1948’de
yayımlanmıştır) ve Şehzade Bayezid’e yazılmıştır (Hasibe Mazıoğlu tarafından
Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi dergisinde 1948’de yayımlanmıştır). Rind ü
Zâhid : Farsça mensur bir eserdir. Baba Zâhid ile oğlu Rind arasında geçen
konuşma ve tartışmalar eserin konusunu oluşturur. Tenkitli metni 1956’da Kemal
Edip Kürkçüoğlu tarafından yayımlanmış, 1993’te Hüseyin Ayan tarafından
Türkçeye çevrilmiştir. Sıhhat ü Maraz : Farsça mensur bir eserdir.
Leningrad’daki külliyat içinde ve Londra’daki bir nüshada eser, “Hüsn ü Aşk”
adıyla geçer. 1940’ta Abdülbâki Gölpınarlı tarafından Türkçe çevirisi yapılıp
yayınlanmıştır. Eserde ruh-beden ilişkisi tasavvufî bir görüşle anlatılır.
Risale-i Muamma : 190 Farsça muammayı içeren mensur bir eserdir. Kemal Edip
Kürkçüoğlu tarafından 40 Türkçe muamma eklenerek 1949’da yayımlanmıştır.
Matlaü’l-İtikad : Arapça yazılmıştır. İnsanın bilgi edinerek kâinatın sırlarını
öğrenip Tanrı’ya ulaşabileceğini anlatan mensur bir eserdir. Eserle ilgili
çalışmalar, Hamit Araslı tarafından 1958’de Bakû’de yayımlanmıştır. Muhammed
Tanci, Esat Coşan ve Kemal Işık tarafından 1962’de Türkçe çevirisi yapılmıştır.
Enisü’l-Kalb: 134 beyitlik Farsça bir kasidedir. Bazı kasidelere nazire olarak
kaleme alınmıştır. Türkçe çevirisiyle birlikte 1944’te Cafer Erkılıç tarafından
yayımlanmıştır.
Âşiyân-ı
mürg-i dil zülf-i perîşânundadur
Handa
olsam ey perî gönlüm senün yanundadur
Işk
derdiyle hoşem el çek ilâcumdan tabîb
Kılma
dermân kim helâküm zehri dermânundadur
Çekme
dâmen nâz idüp üftâdelerden vehm kıl
Göklere açılmasun
eller ki dâmânundadur
Gözlerüm
yaşın görüp şûr itme nefret kim bu hem
Ol
nemekdendür ki la'l-i şekker-efşânundadur
Mest-i
hâb-ı nâz ol cem' it dil-i sad-pâremi
Kim anun
her pâresi bir nevk-i müjgânundadur
Bes ki
hicrânundadur hâsiyyet-i kat'ı hayât
Ol hayât
ehline hayrânem ki hicrânundadur
Ey Fuzûlî şem'
veş mutlak açılmaz yanmadın
Tâblar kim
sünbülinden rişte-i cânundadur
(Fâ'ilâtün
Fâ'ilâtün Fâ'ilâtün Fâ'ilün)
KAYNAK :
Hasibe Mazıoğlu, Fuzûlî ve Türkçe Dîvânı'ndan Seçmeler, Ankara 1986, s.110
Gönül
kuşunun yuvası senin dağınık saçlarındadır.
Ey
peri! Nerde olsam gönlüm senin yanındadır.
Doktor!
Aşk derdinden memnunum, bana ilâç yapmaktan vazgeç,
Derdime
derman arama; çünkü ölümümün zehiri, senin ilâcındadır.
Naz
edip düşkünlerden (âşıklardan) eteğini çekme.
Eteğine
sarılan ellerin göklere açılmasından (bedduasından) kork.
Gözlerimin
yaşını tuzlu görüp nefret etme.
Çünkü
bu da senin şeker saçan ağzının tuzundandır.
Naz
uykusuyla sarhoş ol da yüz parça olmuş gönlümü bir araya topla.
Çünkü
onun her parçası bir kirpiğinin ucundadır.
Ayrılığında,
hayatı sona erdirmek özelliği vardır (yani ayrılığın insanı öldürür).
Senin
ayrılığında yaşayabilenlere hayranım.
Ey
Fuzûlî! Sevgilinin sünbül gibi saçından dolayı canınınipliğindeki kıvrımlar mum
gibi yanmadan kesinlikle açılmaz.