|

FİLİSTİN, Yakın Doğu’da bölge.
Kuzeyde Lübnan, doğuda Ürdün, güneyde Sina Yarımadası, batıda Akdeniz ile
sınırlanır. Günümüzde bu bölgenin 20.085 km2’lik bölümünde İsrail, 1.000 km2’lik bölümünde Mısır, 9.925
km2’lik bölümünde Ürdün yer
alır. Bölgede 4.000.000 kadar Yahudi ve Arap yaşar. Eski çağlarda Yunanlılar
“kıyı bölgesi”ni belirlemek amacıyla bu adı kullandılar. Eski İbranice “Kenan”
adının yerini, sonraları “Filistin” (Filistler ülkesi) aldı. Bölge, İbraniler
döneminde Yahuda ve İsrail krallıklarına bölündü. İslâmiyet’in doğup
yayılmasına dek bölge, İran, Mezopotamya, Yunan, Roma, Mısır ve Makedonya
devletleri arasında sık sık el değiştirdi. Filistin’in Araplar tarafından
fethi, Muaviye döneminde tamamlandı. 16. yüzyıl başlarına dek Arap yönetimi altında
kalan ve bu arada birçok saldırıya uğrayan bölge, Yavuz Sultan Selim’in 24
Ağustos 1516’da kazandığı Mercidabık Zaferi’nden sonra Osmanlı topraklarına
katıldı. Osmanlılar Filistin’i Suriye sınırları içinde Şam’a bağlı Kudüs,
Gazze, Nablus adlı üç sancağa ayırdılar. Bu sancaklar sonraları Kudüs kentine
bağlı birer eyalet oldu. İmparatorluğun zayıf düştüğü son dönemlerde eyaletler
bağımsız birer emirlik durumuna geldi. Bir ara Napoléon tarafından işgal edilen
Filistin, 1779’da Cezzar Ahmet Paşa tarafından geri alındı. Daha sonra Mısır
Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın oğlu İbrahim Paşa kumandasındaki ordu bütün
Filistin’i fethetti. Bölge, 1840’ta yeniden Osmanlıların eline geçti.
Osmanlılar döneminde Filistin halkının din, inanç ve mezhep işlerine karışılmadı
ve Yahudilerin kutsal tapınaklarına dokunulmadı. 20. yüzyılın başlarında
Filistin’de “Kudüs-i Şerif” adı altında, Filistin’in Hayfa, Akka, Taberiye
illerini içine alan bağımsız bir eyalet bulunuyordu. Bölge, siyasal bakımdan
Osmanlı İmparatorluğu’nun yönetimi altındaydı. I. Dünya Savaşı yıllarında
Osmanlılar Mısır’da üslenen İngiliz ordusuna karşı, Filistin’i karşı üs olarak
kullandılar. Osmanlıların yapılan savaşları kaybetmesi üzerine Filistin, 29
Ekim 1918’de imzalanan ateşkes antlaşmasıyla bağlaşıklara bırakıldı. İngiltere,
Arapların da yardımıyla Filistin topraklarında üslenerek askerî bir yönetim
kurdu. 1920’de bu yönetimin başına bir yüksek komiser atayarak askerî yönetimi
sivil yönetime dönüştürdü. 1922’de Milletler Cemiyeti, Filistin’i Birleşik
Krallık yönetimine bıraktı. 1922’den başlayarak bölgeye özellikle Avrupa’dan
birçok Yahudi göçmen geldi. Hitler’in iktidara gelmesinden sonra (1933) bu göç
daha da hızlandı. Göçler nedeniyle azınlıkta kalacaklarını anlayan Araplar,
İngilizlere karşı 1939’da ayaklandılar. II. Dünya Savaşı’nda Filistin’deki
Yahudiler, bağlaşıkların saflarında savaştılar. Savaştan sonra, ülkeye gizli
olarak Yahudiler sokuldu. Bu arada Filistin’de İrgun ve Stein adlı Yahudi
tedhiş grupları, Araplara karşı yürüttükleri yıldırma hareketlerini artırdılar.
Bu durumda Birleşik Krallık, Filistin üzerindeki “manda”sını bıraktı. 1947’de
İsrail Devleti’nin kurulmasından sonra İngilizler, Yahudi-Arap çatışmasına
müdahale etmeden Filistin’i boşalttı. Birleşmiş Milletler’in karma ateşkes komisyonu,
Filistin’i üç bölgeye ayırarak, Mısır’a işgal ettiği Gazze şeridini, Ürdün’e
Yahudiye’nin ve Gor Çukuru’nun (Ürdün Çukuru) büyük bölümünü ve İsrail’e
Taberiye Gölü bölgesini, batı yaylalarını ve Necef Çölü’nü verdi. İsrail
Devleti’nin Filistin toprakları üzerinde kuruluşu, Araplar ile İsrail arasında
1949-1950, 1967, 1973 ve 1982 yıllarında bir dizi savaş çıkmasına yol açtı.
Filistinliler yurtlarından ayrılarak çeşitli Arap ülkelerinde mülteci olarak
yaşamaya ve bu arada kurulan Filistin Kurtuluş Örgütü çevresinde birleşerek
Filistin topraklarının tekrar Filistinlilere verilmesi amacıyla savaşmaya
başladılar. Filistin komandoları gerek Filistin, gerekse Avrupa’nın çeşitli
yerlerinde İsrail ve İsrail yanlılarına karşı çeşitli eylemlere giriştiler.
1982’de İsrail ordusu, Lübnan topraklarına girerek burada üslenmiş olan
Filistin gerillalarının ülke dışına çıkartılmalarını sağladı. Bu arada,
özellikle İsrail’in desteklediği Hristiyan Falanjistlerin, Beyrut’taki Filistin
kamplarına karşı giriştikleri katliamlarda yüzlerce Filistinli sivil öldü.
Eylül 1982’de ABD, işgal altındaki topraklarda yaşayan Filistinlilerin barış
görüşmelerinde Ürdün tarafından temsil edilmesini ve Gazze Şeridi ile Batı
Şeria’da oluşturulacak özerk bir siyasal birimin Ürdün’e bağlanması önerisini
ortaya attı. Aynı ay Fez’de toplanan Arap zirvesinde, BM Güvenlik Konseyi’nin Ortadoğu’daki
bütün devletler arasında barışı garanti etmesi öngörülerek FKÖ’nün Filistin
halkının tek meşru temsilcisi olduğu vurgulandı. Fez Planı, ABD ve İsrail
tarafından reddedildi. Ocak 1983’te, Arafat önderliğindeki FKÖ yönetimini
uzlaşmazlıkla suçlayan beş Filistin örgütü, Libya’da bir araya gelerek Fez
Planı’na karşı çıktı. Aynı yıl Suriye’nin desteğini alan Arafat karşıtları,
Arafat’a bağlı birliklere baskı yapması üzerine Arafat ve askerleri, 20
Aralık’ta Trablusşam’ı terk etti. 1985’te Ürdün Kralı Hüseyin ile Arafat,
İsrail karşısında barış girişimlerini ortaklaşa sürdürmek için anlaştılar.
Ancak bir yıl sonra Kral Hüseyin, ortak girişimin sona erdiğini açıkladı ve
El-Fetih’in Ürdün’deki bürolarını kapattı. Bunun üzerine FKÖ, güçlerini yeniden
Lübnan’da toplamak zorunda kaldı. 1987’de Ortadoğu’da etkinliğini artıran
Sovyetler Birliği’nin aracılığıyla örgüt içinde birlik yeniden sağlandı. Öte
yandan İsrail’de ve işgal altındaki topraklarda yaşayan 2 milyon Arap
arasındaki huzursuzluk 1987’nin son günlerinde, silâha başvurmaksızın genel bir
ayaklanmaya dönüştü. 14 Kasım 1988’de Cezayir’de toplanan Filistin Ulusal
Konseyi, bağımsız Filistin Devleti’ni ilân etti. Suriye dışındaki tüm Arap
ülkeleri, bağımsız Filistin Devleti’ni desteklediklerini bildirdiler. Türkiye,
bağımsız Filistin Devleti’ni ilk tanıyan ülkeler arasında yer aldı. FKÖ Merkez
Konseyi, 2 Nisan 1989’da Arafat’ı oy birliğiyle, bağımsız Filistin Devleti
başkanlığına getirdi. Kararın amacı, Filistin Devleti’ni tanıyan ülkelerle
diplomatik ilişkileri kolaylaştırmaktı. Körfez Savaşı sonrası Ekim 1991’de,
barış görüşmeleri kapsamında, ABD’yle BDT’nin (Bağımsız Devletler Topluluğu)
himayesinde bölgesel bir konferans düzenlendi. 4 Mayıs 1994’te FKÖ’yle İsrail,
birbirlerini karşılıklı tanıdıklarına ilişkin bir antlaşma imzaladılar: Gazze
ve Eriha, ilk özerk Filistin toprağı ilan edildi. 29 Ağustos 1994’te İsrail’in
27 yıldır işgal altında tuttuğu Batı Şeria’da, sivil iktidarın Filistinlilere
devrini öngören bir anlaşma, Erez kentinde imzalandı. Bu arada Arafat, 27 yıl
sürgünde kaldıktan sonra, 1 Temmuz 1994’te Filistin Ulusal Yönetimi’nin
başkanlığını üstlenmek üzere Gazze’ye döndü. 1993 Ekiminde FKÖ Merkez
Komisyonu’nca yapılan bir oylamayla bu göreve getirilen Arafat’ın bu unvanı,
1996’da yapılan bir halk oylamasıyla da teyit edildi. ABD, uluslararası destek
gören bir barış planı üzerinde çalışmaya başlamak için bu makamın
oluşturulmasını şart koştuğundan 2003 yılı Mart ayında, Filistin parlamentosu
(Filistin Yasama Konseyi) başbakanlık makamının oluşturulmasını onayladı. FKÖ
başkan yardımcısı Mahmud Abbas, bu göreve ilk atanan isim oldu. Ancak
Filistinliler arasında Ebu Mazen olarak anılan Abbas, Arafat ile güvenlik
güçlerinin denetimi üzerinde girdiği iktidar mücadelesi sonunda Ağustos ayında
bu görevden istifa etti. Abbas’ın yerini, Filistin Yasama Konseyi Başkanı Ahmed
Kurey (Ebu Ala) aldı. 11 Kasım 2004’te Filistin Devlet Başkanı Yaser Arafat’ın
ölümü sonrası Filistin’de 25 Ocak 2006’da yapılan seçimlerden zaferle çıkan
Hamas, bakanlar kurulu listesi ile yeni hükûmet programına parlamentodan 28
Mart 2006’da güvenoyu aldı.

|
|