11 Şubat 2012 Cumartesi
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

 

MEVLÂNÂ CELÂLEDDİN-İ RÛMÎ, (asıl adı Muhammed Celâleddin’dir), (30 Eylül 1207 Belh - 17 Aralık 1273 Konya), Mevlevî tarikatının kurucusu, tasavvuf şairi. Horasan’ın Belh kentinde doğdu. Babası, “Sultanu’l Ulema” (Bilginler Sultanı) olarak tanınan Muhammed Bahaeddin Veled, annesi Harezmşahlar soyundan, Mümine Hatun’dur. Harezm ülkesine Moğol akınlarının yaklaştığı yıllarda, hükümdarla fikir ayrılığı yüzünden arası açılan babasıyla birlikte İran, Bağdat, Hicaz, Şam yoluyla Anadolu’ya geçti ve bir süre Larende’de (Karaman) kaldıktan sonra Konya’ya yerleşti (1228). Dönemin Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubat tarafından Doğu’nun ve Batı’nın müftüsü olarak kabul edilen babasının ölümünden sonra (23 Şubat 1231), müritleri tarafından babasının yerine getirildi; bu arada medreselerde müderrisliğe de başladı. Belh’teyken babası ve onun çevresindeki bilginler tarafından yetiştirilen Mevlânâ, Konya’ya gelen eski hocalarından Tirmizli Seyyid Burhaneddin’den sekiz-dokuz yıl ders gördü, onun mürşitliği altında babasının yapıtlarını inceledi; sufîlik yolunda büyük gelişmeler gösterdi. Ama yaşamında en önemli evre, Konya’ya gelen Şems-i Tebrizî ile dostluğundan sonra başladı (Kasım 1244). Zahirî bilginlerle çevrili ibadet dünyasından uzaklaşarak, tasavvufî aşkın coşkun dünyasına girdi. Daha önce kazandığı düşünür kimliği, duygusal coşkularla birleşerek şair kişiliği ortaya çıktı. Tebrizî ile geçirdiği on beş-on altı aylık süre içinde görevlerinden uzak durdu. Oğlu Sultan Veled’in “İbtidanâme” adlı kitabında belirttiği gibi: “Üstat Şeyh, yeni bilgi beller bir hâle geldi, her gün huzurunda ders okuyordu. Yokluk bilgisinde olgundu; fakat Şems’in ona gösterdiği bilgi, yepyeni bir bilgiydi. Şems, mâşuk erenlerindendi. Onu da o âleme, mâşukluk cihanına davet etti. Mevlânâ da onun cinsindendi, ona ulaştı. Can yoluyla canlar canına kavuştu”. Çevrenin gösterdiği tepkiler sonucu Şems’in Konya’dan ayrılışında düştüğü büyük acıyı coşkun mısralarla dile getirdi. Şems’in ölümünden sonra, teselli bulma umuduyla gittiği Şam’da uzun süre kaldı. Dönüşünde kısa süren bir suskunluktan sonra, özellikle Hüsameddin Çelebi’yi halife seçtiği yıllarda en olgun yapıtlarını verdi. Farsça, Arapça, Rumca, eski Yunanca bilen Mevlânâ, hükema felsefesi, tasavvuf umdeleri, mitoloji, tarih konularındaki derin kültürüyle insan kutsallığını en yüksek düzeye çıkarmak, bütün dinleri ve mezhepleri, insanı olgunluğa götüren bir araç olarak görüp tasavvuftaki insanın büyüklüğü esasına gerçeklik kazandırdı. Kaynağını insancıllıktan alan bir düşünüşle içten duyarlıkları, coşkuları ve inancı; Batılı bir araştırmacının dediği gibi, “şimşekler çaktıran bir dille” birleştiren şiirleri, yazıldığı dilin olanaklarını aşarak dünyanın malı sayıldı ve Dante, Shakespeare, Goethe gibi büyük sanatçılarla karşılaştırıldı; ünlü kişiler tarafından yapıtları çeşitli dillere çevrildi. Mevlânâ, tüm eserlerini, dönemin edebiyat dili olması nedeniyle Farsça yazmıştır. Türkçe olarak kaleme aldığı herhangi bir eseri yoktur. Farsça şiirleri arasında bazı Türkçe sözcükler geçmektedir. Ayrıca Farsça-Türkçe karışık birkaç manzumesi içinde Türkçe beyitlere de yer vermiştir. Eserleri: Mesnevî : Dinî, tasavvufî ve ahlakî yanı ağır basan didaktik bir eserdir (6 cilt, 25.618 beyit). Mesnevî’de işlenen konuların çoğu öğüt verme amacını güder. Konuların işlenişinde, hikâye ve fabllerle konuyu açıklama, örnekleme, verilmek istenen düşünceyi pekiştirme yolu izlenir ve her hikâye bir öğütle bitirilir. Kıssadan hisse çıkarmaya dayanan bu anlatım tarzı Mevlânâ’dan önce de var olup, İslamî dönemde ilk örneklerine İran edebiyatı mesnevîlerinde rastlanmaktadır. Mesnevî, değerini ve önemini, içerisinde yer verilmiş konu ve hikâyelerin çeşitliliğinden, zenginliğinden alır. Eser, tasavvuf konusunda verdiği bilgiler başta olmak üzere, hikâyeler, atasözleri, deyimler ile başlı başına bir kültür hazinesidir. Bu nedenle kendisinden sonra yazılmış dinî-ahlakî konulu birçok eseri etkilemiş, onlara kaynaklık etmiş olan Mesnevî, aynı zamanda yüzyıllar boyu Mevlevî tekkelerinde okutulmuştur. Mesnevî’nin şerh ve tercümelerinin tanınmış olanlarından bazıları ise şunlardır: “İsmail Rüsuhî, Şerh-i Mesnevî” (6 cilt, Mısır 1836); “Nahifî, Terceme-i Mesnevî” (Mısır 1851); “Bursalı İsmail Hakkı, Ruhü’l-Mesnevî” (Mesnevî’nin 1.cildinin bir kısmı, 2 cilt, İstanbul 1866); “Veled İzbudak, Mesnevî” (İstanbul 1942); “Abdülbâki Gölpınarlı, Mesnevî ve Şerhi” (6 cilt, İstanbul 1972-1974). Dîvan-ı Kebir (Büyük Divan) : Mevlânâ’ya ün sağlayan manzum eseri Dîvan ya da yaygın olarak bilinen diğer adıyla Dîvan-ı Kebir’dir. Dîvan-ı Kebir, yapısal olarak 24 ayrı dîvanın birleştirilmesiyle oluşturulmuştur. Lirizm yanı ağır basan Dîvan’daki manzumelerinde daha çok tasavvufî aşkı işlemiştir. Dîvan’da Şems-i Tebrizî’nin etkisi belirgindir. Eserde yer alan birçok şiirde Şems, mahlâs yerine kullanılmış ve eserin bu özelliğinden dolayı Mevlânâ Dîvanı, Dîvan-ı Şems-i Tebriz ve Şemsü’l-Hakayık adları ile de anılagelmiştir. Hacimli olan Dîvan-ı Kebir’de değişik nazım şekilleri ile rubailer yer alır. Dîvan’daki rubailer ayrıca basılmıştır (Veled Çelebi, Rubaiyyat-ı Hazret-i Mevlânâ, İstanbul 1894). Bu eserden sonra da Mevlânâ’nın rubaileri, Dîvan’dan ayrı metin ya da çeviri olarak değişik kişilerce hazırlanmıştır. Bunlar arasında “Hasan Âli Yücel, Mevlânâ’nın Rubaileri, İstanbul 1932”, “Asaf Halet Çelebi, Mevlânâ’nın Rubaileri, İstanbul 1939”, “M. Nuri Gençosman, Mevlânâ’nın Rubaileri I-II (Şark İslam Klasikleri), İstanbul 1986; (Bu eser Veled Çelebi’nin 1894 tarihinde hazırlamış olduğu metin yayınının Türkçe çevirisidir.)” adlı eserler sayılabilir. Türkçe çevirileri arasında “Mithat Bahari, Dîvan-ı Kebir’den Seçme Şiirler (İstanbul 1959,1989)”, Abdülbâki Gölpınarlı, Dîvan-ı Kebir Tercemesi (5 Cilt, İstanbul 1957-1960). Mevlânâ’nın manzum eserleri yanı sıra mensur eserleri de vardır. Bunlar: Fihi Ma Fih : Mevlânâ’nın sohbetleri sırasında, başta tasavvuf olmak üzere, din, ahlak, felsefe ile ilgili görüşlerini anlattığı, dünya, insan ve şiir anlayışını söz konusu ettiği konuşmalarından meydana gelmiştir. Fihi Ma Fih’in Türkçe iki çevirisi bulunmaktadır. “Meliha Ülker Tarıkâhya, Fihi-Ma-Fih Tercümesi, İstanbul 1954” ve “Abdülbâki Gölpınarlı, Fihi Ma Fih, İstanbul 1959”. Mecalis-i Seb’a : Mevlânâ’nın yedi vaazının bir araya getirilmesiyle meydana gelmiştir. Eser, metin ve Türkçe çevirisiyle birlikte Ahmed Remzi Akyürek tarafından yayımlanmıştır “A. R. Akyürek, Anadolu Selçukileri Mevlevi Betikleri I, İstanbul 1937”. Ayrıca A. Gölpınarlı’nın çevirisi de vardır “Abdülbaki Gölpınarlı, Mecalis-i Seb’a, Mevlânâ’dan Tercüme, Konya 1965”. Mektubat : Mevlânâ’nın mensur eserleri arasında yer alan Mektubat, onun Selçuklu Devleti ileri gelenlerine, dönemin devlet adamlarına, dostlarına yazdığı 145 mektubun bir araya getirilmesiyle oluşmuştur. Mektubat, önce F. Nafiz Uzluk tarafından yayımlanmış: “Feridun Nafiz Uzluk, Mevlânâ’nın Mektupları (147 adet), İstanbul 1937” daha sonra A. Remzi Akyürek ve son olarak da Abdülbâki Gölpınarlı eser üzerinde çalışmıştır: “Abdülbâki Gölpınarlı, Mektuplar, İstanbul 1963”.

 

MEVLÂNÂ CELÂLEDDİN-İ RÛMÎ ’NİN ESERLERİ

 

DÎVÂN-I KEBİR (BÜYÜK DÎVAN)

Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî’nin bütün gazellerini ve rubailerini bir araya getiren Farsça eseri. Tasavvuf, ilahi aşk ve sevgi konularını işleyen eser otuz bin beyiti geçer. Gazellerde hiçbir sanat endişesi gözetilmemiş, edebî sanatlar seyrek olarak kullanılmıştır. Buna karşılık iç kafiyeye çok rastlanır. Mevlânâ eserinde kendi adı yerine “suskun” anlamındaki Hamuş, Hamuşkün, Zebanderkeş, Megu, Tenzen gibi mahlaslar kullanmıştır. İlk yazma nüshaları değişik olan Dîvân-ı Kebir’in harf sırası ve aruz bahirlerine göre düzenlenmiş baskıları yapıldı. Birçok doğubilimcinin ilgisini çeken, üzerinde değişik açılardan çalışmalar yapılan eserin basma nüshaları arasında en iyi ve güvenilir olanı Neval Kişar’ın 1885’te Lucknow’da iki cilt olarak yayımladığı nüshadır. Ayrıca çeşitli yıllarda yapılmış Almanca, İngilizce ve Türkçe çevirileri vardır.

 

MESNEVİ

Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî’nin 26.000 beyitlik Farsça eseri. Başından sonuna kadar “failatün, failatün, failün” vezniyle yazılmıştır. Mesnevi tarzındadır, yani her beytin mısraları, kendi aralarında ve bağımsız şekilde kafiyelidir. Mevlânâ, bu yapıtın mısralarını içinden geldiği gibi söylemiş, sonra Çelebi Hüsamettin bunları kaleme almıştır. Mesnevi, birçok hikâyeyi konu edinen, onlardan ahlâk, tasavvuf ve bazen de felsefe bakımından sonuçlar çıkaran öğretici nitelikte bir yapıttır. Yapıt, 13 Mayıs 1263’te yazılmaya başlanmış, altı cilde ayrılmıştır. Mesnevi’nin ana konusu, insan ruhunun ölümsüz, Tanrısal bir cevher olduğudur. Mevlânâ’nın “Mesnevi”si, Kur’an ile hadisten sonra, İslâm âleminde üzerinde en çok durulan yapıttır. Mesnevi, akla dayanan, aklın kesin kurallarına uyarak sınırlanan bilgiyi, algıyı, felsefeyi reddeder. Ona göre bilginin kaynağı, sezgi ve sevgidir. İnsanı gerçeğe götüren “aşk”tır. Gerçeğe, derin bir kendinden geçiş, sınırsız bir sevgiye dalışla varılır. Sultan Veled tarafından, Mevlevî tarikatının kurulmasından sonra Mesnevi, bütün İslâm ülkelerine yayıldı. Mevlevî tekkelerinde ders olarak okutuldu. Mesnevi’yi, Nahifi, Türkçeye manzum olarak çevirmiştir. Besteci ve tasavvuf bilgini Ahmet Avni Konuk da (1878-1938), tam olarak Türkçeye çevirip yorumladı. Son olarak Veled Çelebi İzbudak, Mesnevi’yi 6 cilt hâlinde dilimize çevirdi, Abdülbaki Gölpınarlı’nın açıklamalarıyla bastırıldı.

 

 

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


37067 - unknown - 38.107.179.237