
NÂMIK KEMÂL, (asıl adı Mehmed
Kemâl’dir), (1840 Tekirdağ - 2 Aralık 1888 Sakız Adası), şair, yazar.
Çocukluğu, büyükbabası Abdüllâtif Paşa’nın yanında, Rumeli ve Anadolu’nun
çeşitli kentlerinde özel öğrenim görerek geçti. On sekiz yaşında İstanbul’a
geldi. Tercüme Kalemi’ne girerek (1863) dönemin aydınlarıyla tanışma fırsatı
buldu. İlk yazıları, Tasvir-i Efkâr gazetesinde yayımlandı. Şinasi’nin Paris’e
gitmesi üzerine, gazetenin yönetimini üstlendi (1865). Yazılarında Yeni
Osmanlılar Cemiyeti’nin amaçladığı meşrutiyet ilkelerini işlediğinden, cemiyet
üyelerinin sürgüne gönderilmeleri üzerine, Ziya Paşa ile birlikte Paris’e
gitti. Oradan Londra’ya geçti. Londra’da “Hürriyet” (1868) gazetesini çıkardı.
1870’te İstanbul’a dönmesine izin verildi. 1872’de “İbret” gazetesini
yayımladı; ancak bir yazısından dolayı, Gelibolu mutasarrıflığı verilerek,
İstanbul’dan uzaklaştırıldı; sonra da azledildi. İstanbul’a dönünce, “Vatan
yahut Silistre” oyununun Gedikpaşa Tiyatrosu’nda oynanışında yarattığı coşku
hazmedilemeyerek Kıbrıs’a sürüldü (9 Nisan 1873). 38 ay, adadaki Magosa
zindanında kaldı. I. Meşrutiyet’in ilan edilmesi üzerine İstanbul’a döndü. II.
Abdülhamid döneminde Midilli (1877), önce sürgün, sonra mutasarrıf, Rodos
(1884) ve son görev yeri Sakız (1887) Adası’na gönderildi. Burada sağlığı
bozuldu ve yakalandığı zatürree hastalığından kurtulamayıp vefat etti. Cenazesi
önce adadaki bir caminin haziresine defnedildiyse de daha sonra vasiyetine
uyularak Gelibolu’ya nakledildi. Batı düşün ve sanat akımlarını izleyerek
makale, eleştiri, şiir, tiyatro, roman türlerinde yenilikçi atılımların öncüsü
olan Nâmık Kemâl, şiirlerinde, dîvan edebiyatı kurallarına karşı çıktı.
Makalelerinde Osmanlı devlet düzenini eleştirdi ve yabancı devletlere borçlanma
politikasını şiddetle yerdi. Şiire nazirelerle başladığı ilk yıllarda
Leskofçalı Gâlib’in etkisinde kaldı. Şiirleri, dil ve kuruluş yönlerinden eski
şiir beğenisinden kurtulamamasına karşılık çeşitli biçim, anlatım ve içerik
yenilikleri gösterir. Romantizm akımının etkisindeki romanları da, şiir ve
tiyatrolarında olduğu gibi, toplumu düzeltme ve eğitme amacı taşır. Özellikle
“Hürriyet Kasidesi”nde, insan hürriyetinin doğuştan geldiğini savunur ve
hürriyet duygusunun baskıyla, zulümle ortadan kaldırılamayacağı görüşüne yer
verir. Mektupları, Feyziye Abdullah Tansel tarafından iki cilt hâlinde (1967,
1969, ilk cildinde İstanbul ve Magosa’dan yazılmış 213 mektup, ikinci cildinde
İstanbul ve Midilli’den yazılmış 213 mektup yer alır), şiirleri de ilk kez
Sadeddin Nüzhet Ergun tarafından (1933) yayımlanmıştır. Başlıca Eserleri: Roman
: İntibah ya da Sergüzeşt-i Ali Bey (1876), Cezmi (1880) Oyun : Vatan yahut
Silistre (1873), Zavallı Çocuk (1873), Âkif Bey (1874), Gülnihâl (1875),
Celâleddin Harzemşah (1881), Karabelâ (1910). Tarih : Barika-i Zafer (1872),
Devr-i İstilâ (1867), Kanije (1873), Silistre Muhasarası (1873), Osmanlı Tarihi
Mukaddimesi (1888), daha sonra 1910-11 yıllarında 4 cilt ve 1971-74’te de
günümüz harfleriyle 3 cilt olarak yayımlandı), Makalât-ı Siyasiye ve Edebiye
(1911) Eleştiri : Tahrib-i Harâbât (1883), Tâkib (1883), Renan Müdafaanamesi
(ölümünden sonra, 1908), Tâlim-i Edebiyat Üzerine Bir Risale (1950).
İşte
âdû karşıda hâzır silâh
Arş
yiğitler vatan imdâdına
Arş
ileri arş bizimdir felâh
Arş
yiğitler vatan imdâdına
Cümlemizin
vâlidemizdir vatan
Herkesi
lûtfuyla odur besleyen
Bastı
âdû göğsüne biz sağ iken
Arş
yiğitler vatan imdâdına
Şân-ı
vatan hıfz-ı bilâd ü ibâd
Etmededir
süngünüze istinâd
Milleti
eyler misiniz nâ-murâd
Arş
yiğitler vatan imdâdına
Rehberimiz
gayret-i merdânedir
Her
taşımız bir nice bin cânedir
Câne
değil meyl bugün şânedir
Arş
yiğitler vatan imdâdına
Yâre
nişandır tenine erlerin
Mevt
ise son rütbesidir askerin
Altı
da bir üstü de birdir yerin
Arş
yiğitler vatan imdâdına
(Müfte’ilün
Müfte’ilün Fâ’ilün)
KAYNAK
: Aydın Oy, Yüzyıllar Boyunca Tekirdağlı Şairler ve Yazarlar, Tekirdağ Valiliği
Yayınları, İstanbul 1995, s.229.
İşte
düşman karşıda, silâhlar (da) hazır.
Arş
yiğitler, haydi vatanı kurtarmaya.
Arş,
ileri arş, kurtuluş bizimdir.
Arş
yiğitler, haydi vatanı kurtarmaya,
Vatan,
hepimizin annesidir.
Herkesi
sevgisiyle besleyen odur.
(Ne
var ki) Biz sağ iken düşman onun göğsüne ayağını bastı.
(Onun
için) arş yiğitler, haydi vatanı kurtarmaya.
Vatanın
şan ve şerefi, beldelerinin ve oradaki inanmış insanlarının
korunması
süngünüze dayanmaktadır.
Siz,
milleti, muradına erememiş bir durumda bırakmak ister misiniz?
(Onun
için) arş yiğitler, haydi vatanı kurtarmaya.
Kılavuzumuz
mertçe gayretlerdir.
Her
taşımız (onun uğrunda feda edilen bir nice bin cana bedeldir.
Bugünkü
isteğimiz can değil, şandır.
(Onun
için) arş yiğitler, haydi vatanı kurtarmaya.
(Savaşta
alınan) yara, erlerin vücuduna nişandır (madalyadır).
Ölüm
ise askerin son rütbesidir.
Yerin
altı da, üstü de birdir.
(Öyle
ise) Arş yiğitler, haydi vatanı kurtarmaya.
NÂMIK KEMÂL’İN ESERLERİ
İNTİBAH
Nâmık
Kemâl’in romanı (1876). Romanda, mirasyedi bir genç olan Ali Bey’in, çok güzel,
ama geçmişi kötü, hoppa Mahpeyker’e âşık oluşu, bu aşkın onu içki âlemlerine
sürükleyişi, daha sonra oğlunu kurtarmak isteyen annesinin satın aldığı güzel
ve iyi yürekli cariyeye, Dilaşub’a bağlanışı ve onunla evlenişi, terk edilen
Mahpeyker’in intikam almak için kurduğu düzenler ve Dilaşub’un başına gelenler
anlatılmaktadır. İntibah’ın ilk basımı 1876’da yapıldı. Çeşitli tarihsiz
baskılarının yanı sıra Mustafa Nihat Özön tarafından önsöz ve notlarla (1944),
sadeleştirilmiş olarak da Fazıl Yenisey tarafından yayımlandı (1963).
VATAN
YAHUT SİLİSTRE
Nâmık
Kemâl’in tiyatro oyunu (1873). Yazarın ilk tiyatro eseri ve oynanan tek
oyunudur. Konusu Silistre Kalesi’nde geçer; kalenin düşmana karşı savunulması
ve düşmanın püskürtülmesi sırasında geçen olaylar bir aşk hikâyesi etrafında
anlatılır. Oyunda yurt sevgisi ve Türk askerinin düşman karşısındaki
kahramanlıkları söz konusu edilmiştir. Eserin konusu kısaca şöyledir: İslâm Bey
savaş çıkınca nişanlısı Zekiye ile vedalaşıp cepheye gider. Zekiye de erkek
kılığına girerek gönüllüler arasına karışır. Silistre Kalesi Komutanı Sıtkı Bey
çelimsiz bulduğu erkek kılığındaki Zekiye’yi geri göndermek isterse de yeni
adıyla Âdem direnir. İslâm Bey ve Abdullah Çavuş ile gidip düşman cephaneliğini
uçurur. Düşman geri çekildiğinde Âdem’in de Zekiye olduğu ortaya çıkar. Sıtkı
Bey ise Zekiye’nin öldü sandığı babasıdır. İslâm Bey ile Zekiye’nin düğünleri
zafer şenliği arasında yapılır. Oyunun ilk sahnelenişi sırasında (1 Nisan)
halkın gösterdiği coşkunluk, İbret gazetesinin kapatılmasına ve içlerinde Nâmık
Kemâl’in de bulunduğu bir grup yazarın sürülmesine yol açmıştır.