
NEDÎM, (asıl adı Ahmed’dir), (1680
? İstanbul - 1730 İstanbul), şair. Damad İbrahim Paşa’ya intisap etmesinden
ötürü Nedîm mahlasını kullandı. Doğum yılı hakkında kesin bilgi yoktur.
Şeceresi, Mevlânâ’ya kadar uzanmakta olup anne tarafından soyu Fatih döneminde
yaşamış Mevlevî tarikatına mensup Karaçelebizâde Asım Efendi’ye kadar
inmektedir. Babası, Kadı Mehmed Efendi’dir. III. Ahmed döneminde iyi bir
medrese öğrenimi gördü. Ebezâde Abdullah Efendi’nin sınavından parlak bir
derece alarak Hâric müderrisliği payesini aldı. Üç kaside sunduğu Ali Paşa
döneminde, ilmini ve sanatını giderek olgunlaştırdı. Damad İbrahim Paşa’ya
sunduğu kasidelerle onun sevgisini kazandı. 1723’te Ramazan aylarında, huzurda
verilen tefsir derslerinin ders okuyucusu oldu. Sarayla içli dışlı yaşadı ve
devlet büyüklerine kasideler sundu, tarih düşürdü. 1726’da Mahmud Paşa
Mahkemesi naipliğine atandı. Daha sonra Damad İbrahim Paşa’nın özel
kütüphanesinde hâfız-ı kütüplük yaptı. Bu arada Müneccimbaşı Ahmed Efendi
tarafından yazılan ve Hz. Adem’den başlayıp 1672 yılına dek uzayan olayları
anlatan üç ciltlik “Sahâifü’l-Ahbâr” tarihini Arapçadan Türkçeye çevirdi.
Ayıntablı Aynî’nin, yaradılışdan 1446 yılına kadar uzanan olayları anlattığı
tarihî eserinin Türkçeye çevrilmesi için kurulan heyette yer aldı. 1727’de
medrese derecesi yükseltilerek sırasıyla Mollâ Kerîmî, Sâdi Efendi, Eski
Nişancı Paşa, Sahn-ı Seman ve 1730’da Sekban Ali medreseleri müderrisliğine
getirildi. Ölümü, bazı kaynaklarda 29 Eylül 1730’da başlayan Patrona Halil
İsyanı sırasında, bazı kaynaklara göre isyancılardan kaçarken damdan düşerek,
kimi kaynaklara göre de yakalandığı korku hastalığı yüzünden olduğu şeklinde
açıklanır. Mezarı, Üsküdar Çiçekçi mevkiinde, annesinin mezarı yanındadır.
Beşiktaş ile Ortaköy arasında oturduğu, İbrahim Çelebi’nin kızı Ümmügülsüm
Hatun’la evli olduğu, üç kız kardeşi ve bir kızı olduğu, kaynaklardaki diğer
bilgilerdir. Şairin, içki ve safa âlemleri nedeniyle genç yaşta elleri titrer
bir hâl aldığından bahsedilir. Yaşadığı Lale Devri dönemini dile getirdiği
şiirlerinde daha ziyade maddî aşkı inceledi ve tasavvufî aşka yabancı kaldı.
Dîvan şiirinde, soyut güzelliklerin lirik bir coşkuyla söylenişinde Fuzûlî’den
sonra onun geldiği söylenir. Aralarındaki fark; Fuzûlî’nin mistik heyecanının
Nedîm’de diyonizyak bir taşkınlığa dönüşmesinden ibarettir. Hazlara, sevinçlere
yönelik bir yaşam felsefesi ile kaleme aldığı gazel ve şarkılarındaki insan
hareketlerinin anlatımını 19. yüzyıl izlenimci ressamlarının tablolarına
benzetenler vardır. İstanbul’u şiirlerinde, özellikleri ve tüm eğlence semtleri
ile yaşatan ilk İstanbul şairidir. 15. yüzyılda Necatî, Cafer Çelebi, Yahya Bey
ile başlayıp Edirneli Nazmî ile süren mahallîleşme hareketi, Nedîm’de daha da
gelişerek, halk dilinde kullanılan kelime, deyim ve âdetlere de şiirinde yer
vermiştir. Şiir dili, Bâkî’nin şiire soktuğu İstanbul şivesidir. 17. yüzyıl
sonuyla 18. yüzyıl başlarında yaşayan Nâbî’yi usta bilenler daha sonra Nedîm’in
şiirlerini benimseyip Nedîm Ekolü’nü oluşturdular. Dîvan şiirine getirdiği
açıklık, ferahlık ve sadelik ile klasik kalıplardan ayrılmadan, geleneksel
mazmunları kullanışta kendi sanat dehasını gösteren Nedîm, özellikle
kasidelerin içine yerleştirdiği tegazüllerle yalnız gazel ve şarkılarda görülen
o coşkun ve kolay söyleyiş özelliğini kasideye sokarak kaside türüne yenilik
getirmiştir. Buna rağmen Nedîm, bir kaside şairi olarak değil, gazel ve şarkı
şairi olarak tanınır. Şarkının konusunu genişleterek edebiyatımızın en büyük
şarkı şairi olmuştur. Gazeldeki ustalığı Fuzûlî, Bâkî ve Nâbî ölçüsündedir.
Fuzûlî, Bâkî, Nef’î, Nâbî ve Şeyh Galib ile birlikte Dîvan şiirinin altı büyük
ismi arasında yer alır. Farsça şiirler de yazan Nedîm’in, Çağatay Türkçesiyle
yazdığı bir gazeli ve hece vezniyle yazdığı bir türküsü de vardır. Eserleri:
Dîvan : Tüm şiirlerini topladığı bu eser, Mısır Bulak Matbaası’ndan başlayıp
çeşitli tarihlerde üç kez yayımlanmıştır. Bulak’ta basılanı tarihsiz olup
1839’da basıldığı tahmin edilmektedir. Bunu, 1874’te İstanbul’da ve 1922’de bir
lügâtçe ve Nedîm-i Kadîm Dîvançesinin de eklendiği, içinde Ahmet Refik Altınay
ile Fuad Köprülü’nün, Nedîm üzerine yaptığı incelemelerine de yer verilen diğer
baskıları takip etmiştir. fiehit Ali Paşa’ya İstida : Nedîm’in,
fiehit Ali Paşa’ya hitaben, medreseye tayini için yazdığı mensur bir
dilekçedir. Nigârnâme : Nedîm’in, İzzet Ali Paşa’nın kendisine şaka yollu
yazdığı mektuba yine şaka yollu yazdığı mensur cevaptır.
Bir
söz dedi cânan ki kerâmet var içinde
Dün
giceye dâir bir işâret var içinde
Meyhâne
mukassî görünür taşradan ammâ
Bir
başka ferah başka letâfet var içinde
Eyvâh
o üç çifte kayık aldı karârım
Şarkı
okuyup geçti bir âfet var içinde
Olmakta
derûnunda hevâ âteş-i sûzan
Nâyın
diyebilmem ki ne hâlet var içinde
Ey
şûh Nedîmâ ile bir seyrin işittik
Tenhâca
varıp Göksu’ya işret var içinde
KAYNAK
: Nevzat Yesirgil, “Nedîm, Hayatı, Sanatı, Şiirleri” İstanbul 1959, s.35.
Sevgili,
bir söz dedi, içinde keramet var;
İçinde
dün geceye dair bir işaret var.
Meyhane
dışardan kasvetli görünür ama
İçinde
başka bir ferah, başka bir letafet var.
Eyvah!
O üç çifte kayık kararımı aldı (beni yerimde duramaz etti),
İçinde
bir âfet var, şarkı okuyup geçti.
Ney’in
içinde ne hâl var anlatamam,
İçindeki
hava, yakıcı ateş olmakta.
Ey
şuh! Nedîm ile bir gezmeni işittik,
Yalnızca
Göksu’ya gitmişsiniz, bu gezmede içki de varmış.