|

ORDU, bir devletin silahlı
kuvvetlerinin bütünü; dar anlamda, silahlı kuvvetlerin kara kuvvetleri
kesiminin başlıca bölümlerinden her biri (1. Ordu, 2. Ordu gibi). Tarihin en
eski devirlerinde siyasî ve iktisadî birlikler hâlinde yaşamaya başlayan insan toplulukları,
komşu toplulukların saldırılarından kendilerini korumak, iktisadî ve siyasî
varlıklarını sürdürebilmek, gereğinde zor kullanarak kendilerine yeni ekonomik
olanaklar sağlayacak olan toprakları ele geçirmek için düzgün ve sürekli
silahlı kuvvetler kurma gereğini duydular. Ordu teşkilâtının ilk kuruluşu
hakkında yeterli bilgi yoktur; ancak ilk orduların MÖ 4000 yıllarında Sümer ve
Babil’de kurulduğuna dair yazılı belgeler mevcuttur. MÖ 2000 yıllarına ait
Hammurabi Kanunları, Babil’de ayrı bir sınıfı oluşturan askerlerden söz
etmektedir. MÖ 1900-2000 yılları arasında büyük bir devlet kuran Hititlerin
ordu teşkilâtı çok gelişmişti. Eski Yunanistan ve özellikle Sparta
kent-devletinde askerlik ve ordu teşkilâtlanmasına büyük önem verilirdi. İlk
çağların en gelişmiş, en büyük ordu teşkilâtını kuran devlet Roma oldu. MS 2.
yüzyılda Roma’nın üç büyük kara ordusu vardı. 3. yüzyılda Roma’nın ordu mevcudu
500.000 kişiyi buldu. Orta Çağın kaydettiği en gelişmiş orduları Türk kavimleri
çıkarttılar. Cengiz’in Türk-Moğol Devleti’nin ordusu, her birinde 10.000
atlının bulunduğu tümenlerden oluşmaktaydı. Tümenler de, her biri 1.000’er
kişilik 10 alaydan oluşmuştu. 14. yüzyıldan sonra tarih sahnesinde ortaya çıkan
Osmanlı Devleti’nin yeni bir anlayışla kurduğu Osmanlı ordusu gerek teşkilât,
gerekse askerlik tekniğine getirdiği yeniliklerle 18. yüzyıla kadar dünyanın en
güçlü ordusu oldu. Ateşli silahların yaygınlaşması, sahra toplarının tekniğinde
görülen ilerlemeler, savaş taktiklerinin değişmesi, ordu teşkilâtlanması
üzerinde çok etkili oldu. Fransız Devrimi’nden sonra Napoléon’un başlattığı
Avrupa savaşları gerek askerlik, gerekse ordu teşkilâtında yeni bir çığır açtı.
19. yüzyılda milliyetçilik duygularının gelişmesi üzerine ücretli askerlerden
kurulu ordular, yerlerini, yurttaşlık görevi gereği askere alınmış kişilerden
oluşan ordulara bıraktı, subaylık mesleği, yalnız soyluların ayrıcalığında bir
meslek olmaktan çıktı. Yine 19. yüzyılda ortaya çıkan sanayi devrimi sonucu
seri atışlı silahlar, demiryolu, telgraf, denizaltı, buharlı ve zırhlı savaş
gemileri orduların yapısını sürekli değişikliğe uğratarak günümüzün modern
ordularının temelini attı. Modern anlayışa göre orduların teşkilâtlanması ilk
olarak 1860’lı yıllardaki Amerikan İç Savaşı sırasında oldu. Her iki taraf
toplam 1,5 milyon askerden oluşan ordularla çağın en gelişmiş tekniklerini
kullanarak savaştılar. 1914-1918 yılları arasında meydana gelen I. Dünya Savaşı
kara, deniz ve hava kuvvetlerinin bir arada kullanılmaya başlandığı ilk savaş
oldu; motorlu ve zırhlı birlikler, denizaltılar, tanklar, büyük çaplı toplar,
zehirli gazlar kullanıldı. II. Dünya Savaşı’na kadar geçen süre içinde
devletler, I. Dünya Savaşı’ndaki deneyimlere dayanarak ordularını yeniden
örgütlediler, süvari birlikleri önemini yitirdi, hava kuvvetlerine ve zırhlı
kara taşıtlarına büyük önem verildi. II. Dünya Savaşı, kara, hava ve denizde
alışılmamış tekniklerin kullanılmasıyla dikkati çekti; bombardıman uçakları,
roketler, güdümlü mermiler, çok süratli hareket edebilen zırhlı birlikler,
denizaltılar, nihayet atom bombası, 20. yüzyılın modern ordularının yeniden
teşkilâtlanmasına yön verdi. Modern ordular üç ana bölüme ayrılır: “Kara
Ordusu”, “Donanma” (Deniz ordusu), “Hava ordusu”. “Kara kuvvetleri”, temelde
piyade, topçu ve tankçı sınıfları üzerine kuruludur. Kara ordusunun esas gücünü
bu üç sınıf oluşturur. Bunlara destek olan sınıflar, piyade ve zırhlı
birliklerin her türlü ikmal ve lojistiğini sağlayan levazım ve ordonat; köprü,
yol, inşa ve bakımını yapan istihkâm sınıfı; her türlü haberleşme ve irtibatı
kuran muhabere sınıfı ve personel sınıfıdır. Kara ordusundaki piyade sınıfı
kendi içinde uzmanlaşmış karma birliklere de sahiptir: Dağ birlikleri, komando
birlikleri, hava indirme, helikopter filosu vb. gibi. “Donanma” ya da “deniz kuvvetleri”,
sahil koruma, önemli liman ve boğazları koruma ve mayınlama, denizaltı, zırhlı
gemiler, hücumbotları, uçak gemileri, deniz piyadesi, deniz istihbarat
gemilerinden oluşur. Denizden çıkarma, mayınlama, mayın tarama, denizaltı
savaşı, orta ve kısa menzilli güdümlü füzelerle donatılmış çok süratli ve büyük
manevra yeteneği olan zırhlı gemilerle savunma ya da saldırı harekâtında
bulunmak deniz kuvvetlerinin görev alanı içine girer. Özellikle II. Dünya
Savaşı’ndan sonra büyük gelişme gösteren hava kuvvetleri, avcı ve bombardıman
uçakları, keşif, nakliye uçakları vb. ile donatılmıştır. Ülke savunma sistemi
içinde yer alan radar ve diğer dinleme tesisleri hava kuvvetlerine bağlı olup
düşman saldırısı en kısa zamanda değerlendirilerek hava kuvvetleri alarma
geçirilir ve düşman saldırısı karşılanır. Günümüzde orduların en vurucu gücünü
hava kuvvetleri oluşturmaktadır. Sesten hızlı uçabilme olanağına sahip modern
uçaklarda, havadan havaya, havadan-karaya ve denize karşı kullanılabilecek
çeşitli roket ve güdümlü mermiler bulunmaktadır. Nükleer silahlara sahip
ülkelerin hava kuvvetleri, gereğinde bu silahları kullanabilecek şekilde
donatılmıştır. Modern ordularda, ordunun asker gereksinmesi belirli yaş
grupları içindeki erkek (kimi ülkelerde kadınlar için de geçerlidir)
yurttaşların belirli süreler için ordu hizmetine alınmasıyla karşılanmaktadır.
Birçok ülkede erkek yurttaşlar için askerlik hizmeti zorunludur. Orduların
subay ve astsubay kadroları için, ortaöğretimden itibaren subay ve astsubay
yetiştiren askerî okullar vardır. Orduların subay gereksinimi, kara, deniz ve
hava harp okullarından sağlanır. Ordularda çok önemli teknik hizmet veren
astsubaylar için çeşitli meslek ve uzmanlık okulları vardır. Ayrıca, uzmanlık
kursları açılarak subay ve astsubayların yeni tekniklere uyum sağlaması temin
edilir. Ordular, savaş güçlerini koruyabilmek, yeni savaş tekniklerini
uygulamak, taktik ve stratejide gelişmeler sağlamak amacıyla sürekli
eğitilirler ve savaş oyunları, manevralar yaparlar. Manevraların çoğunda kara, deniz
ve hava kuvvetleri ortaklaşa hareket ederler. Bütün ordularda erden orgenerale
kadar herkes “üniforma” denen aynı tip elbise giyer; rütbe farkları şapka ve
kollarda bulunan işaretlerle belirtilir. Türkiye’de barış zamanı 4 ordu
bulunmaktadır: 1. Ordu (merkezi İstanbul); 2. Ordu (merkezi Konya); 3. Ordu
(merkezi Erzincan), 4. Ordu (merkezi İzmir).
ORDU, Karadeniz Bölgesi’nin Doğu
ve Orta Karadeniz bölümlerinde yer alan il. Kuzeyde Karadeniz’e açılır. Doğuda
Giresun, batıda Samsun, güneyde Sivas ve Tokat illeriyle sınırlanır. Yüzey
Biçimleri: Karadeniz Bölgesi’nin orta kesiminde yer alan Ordu’nun büyük
bölümü dağlıktır. İl alanının %80’inden fazlasını Canik Dağları ve Giresun
Dağları engebelendirir. Karadeniz’e paralel uzanan Canik Dağları’nın yükseltisi
2.000 metreyi geçmez. Yüksekliği batıdan doğuya doğru giderek azalan sıranın
başlıca yükseltileri, Deveci Dağı (1.907 metre) ve Killik Tepe’dir (1.546 metre). Güneydoğudan İl’e sokulan Giresun Dağları’nın Ordu sınırları içindeki en
yüksek tepeleri Karagölbaşı Dağı (3.039 metre) ve Tepe’dir (2.736 metre). Ordu kentinin eteklerinde kurulduğu Boztepe ise, 450 metre yüksekliktedir. İl alanın %16’sını kaplayan platolar, Canik Dağları ile Karagölbaşı
Dağı’nın yamaçlarında sıralanırlar. Bunların başlıcaları, Çambaşı Yaylası, Keyf
Alanı Yaylası, Perşembe Yaylası’dır. İldeki doğal yapı, ova oluşumuna uygun
değildir. Bu nedenle ovalar, il alanının ancak %1’ini kaplar. Bu ovalar kıyıda,
özellikle akarsu ağızlarında yer alır. İldeki akarsuların tümü Karadeniz’e
dökülür. Başlıcaları Melef Armağı, Bülbül Deresi, Civil Deresi’dir. Bu üç
akarsuyun dışında Ordu’da, irili ufaklı birçok dere vardır. İlde büyük göl
yoktur. En önemlileri, Gaga Gölü, Ulugöl ve Karagölbaşı Dağı’nın doruğundaki
Karagöl Krater Gölü’dür. İklim ve Bitki Örtüsü: iki iklim tipinin
özellikleri görülür. Kıyı kesiminde Karadeniz iklimi egemendir. Her mevsim bol
yağışlı, yazların ılık, kışların serin geçtiği bu iklimin etkileri Canik
Dağları’nın güneyinde son bulur ve bu kesimde karasal iklim görülür. Doğal
bitki örtüsünün oluşumunda iklimin etkisi çok fazladır. İlde ormanlar, kıyıdan
1.200-1.300 metre yükselti kuşağına dek geniş yayılma alanları bulur. Orman
altı bitki örtüsü bodur Akdeniz bitkilerinden oluşur. Ekonomi: İl
halkı geçimini başta fındık olmak üzere genellikle tarım ve tarıma dayalı
ticaret ve sanayiden sağlar. 1997 verilerine göre Türkiye fındık üretiminde
Ordu ilinin payı yüzde 30’u bulmaktaydı. Yetiştirilen başlıca ürünler fındık
başta olmak üzere mısır ve patatestir. Elma, lahana, buğday ve armut üretimi de
azımsanmayacak düzeydedir. İlde ayrıca az miktarda çeşitli sebze yanı sıra
kiraz, ceviz, dut, üzüm, incir, soya ve çay da yetiştirilir. Çok sayıda sığır
beslenen ilde koyun besiciliği genellikle yaylacılık yöntemine dayanır. Yaylalarda
yaygın olarak arıcılık da yapılır. Balıkçılık, kıyı halkı için önemli bir gelir
kaynağıdır. Avlanan balıklar çeşitli tesislerde işlenir, yurt dışına satılır ya
da yurt içinde pazarlanır. İlin pek gelişmemiş olan sanayisi genellikle tarıma
dayalıdır. Başlıca sanayi kuruluşları fındık kırma, fındıklı ürünler, un, deniz
ürünleri, orman ürünleri, soya yağı, çimento, tuğla ve kiremit, tel ve çivi
fabrikalarıdır. Yeraltı kaynakları açısından oldukça zengin sayılan ilin Fatsa
yöresinde bentonit, Gölköy yöresinde kurşun-çinko-bakır ve demir, Mesudiye
yöresinde traverten, Perşembe yöresinde demir, Ulubey yöresinde manganez ve
kaolin, Ünye yöresinde demir içeren cevher yatakları vardır. İlin başlıca
mesire alanları Çınar Suyu ve Küçükkertil orman içi dinlenme yerleri ile
Çambaşı Yaylası ve Ünye Çamlığı’dır. Karadeniz kıyısında bazı doğal plajlar
bulunur. Turistik Yerler: Ordu ve yöresi: Eskipazar kalıntıları,
bir cami ve iki hamamdan oluşur (18. yüzyılda cami ve Küçük Hamam, 16. yüzyılda
Büyük Hamam yapılmıştır), İbrahim Paşa Camii (Orta Camii [Daha önce İbrahim
Paşa’nın yaptırdığı ahşap caminin yerine, Mahmud Paşa, Salih Ağa ve Ali Ağa
tarafından, 1800’de yapılmıştır]), Hamidiye Camii (Hükûmet Camii 1891’de
Kaymakam Cordanzade Mir Mehmed Ali Bey yaptırmıştır), Yalı Camii (Aziziye
Camii, (1883’te yanan, ilk haliyle ahşap olan binayı, 1894-1895’te Kadızade
Hacı Hasan Efendi tekrar yaptırmıştır), Selimiye Camii (1926’da yapımına
başlanmış 1956’da açılmıştır); Mustafa Bey Çeşmesi (1815), Konstantin Çeşmesi,
Yusuf Ağa Çeşmesi (1832); Soğuksu Çeşmesi (1842), Çürüksulu Ali Paşa Çeşmesi
(1911), ilin mesire yerleri: Boztepe, Çambaşı Yaylası, Perşembe Yaylası,
Ulugöl, Elmalıgöl’dür. Akkuş ve yöresi: Küçükkertil mesiresi, Eşemen ve
Gökçeben içmeleri. Fatsa ve yöresi: İnönü Mağarası, Cıngırt Mağarası, Yasun
Burnu’ndaki Çaka ve Efirli plajları. Gölköy ve yöresi: Çermik Suyu. Mesudiye ve
yöresi: Mesudiye Kaplıcası (İskefsir Köyü). Ünye ve yöresi: Acısu İçmesi,
Tekkiraz Suyu.
ORDU (52)
Karadeniz kıyısında, Doğu ve Orta Karadeniz
bölümleri sınırında, aynı adlı ilin merkezi olan kent. Nüfusu 150.586 (2000).
Ankara’dan 584 km uzaklıktadır. Tarih: Yöre MÖ 17. yüzyılda
Kaşkaların, yurduydu. Varlıklarını MÖ 8. yüzyıla değin sürdürdüler. Kaşkaların
Hitit başkenti Hattuşaş’a (Boğazköy), hatta Asur sınırına kadar akınlar
düzenlediği bilinmektedir. Kuzeybatıda bugünkü Bozukkale yakınında ve Karadeniz
kıyısında, Sinop’tan gelen Miletli göçmenlerce “Kotyora” adıyla (MÖ 8. yüzyıl)
kent kuruldu. Bütün Karadeniz kıyısında ticaret ve deniz ulaşımına egemen olan
Miletliler yörenin kıyı kesiminde ticaret kolonileri kurdular. Med ve Pers
egemenliklerini de yaşayan kent, daha sonra güneydoğuda, kıyıdan yaklaşık 10 km içerde bulunan Eskipazar Köyü’nün yerinde Türkler tarafından “Bayramlı” adıyla (19. yüzyıl
başları) yeniden kuruldu. Zamanla gelişen kasabaya Türkler bugünkü adını
vermeden çok önce, kent sırasıyla Büyük İskender’in (MÖ 334), Pontus Kralı
Mithridates döneminde (MÖ 132-63) Romalıların, Roma İmparatorluğu’nun ikiye
bölünmesi üzerine (MS 395) payına düştüğü Bizans Devleti’nin, Malazgirt
Savaşı’ndan (1071) sonra bir süre Kutalmışoğlu Süleyman Şah’ın, ardından
Danişmendlilerin (1142-1171), Danişmendliler Beyliği’ni ortadan kaldıran
Anadolu Selçuklularının (1171-1190), yeniden Bizanslıların (1190-1204)
egemenliğinde kaldı. Dördüncü Haçlı Seferi sırasında İstanbul’dan kaçan Bizans
İmparatoru Aleksios Komnenos, Karadeniz kıyılarında Trabzon Rum
İmparatorluğu’nu kurdu (1204). Böylece bu devletin sınırları içine alınan Ordu,
Trabzon Rum İmparatorluğu’nu ortadan kaldıran Fatih Sultan Mehmed tarafından
fethedilerek Osmanlı topraklarına katıldı (1461). Osmanlı yönetiminde kent,
Trabzon, Canik (Samsun) ve bağlı olduğu Şebinkarahisar Sancağı’yla birlikte
önce Erzincan Eyaleti’ne (1520), sonra yine Şebinkarahisar’la birlikte
Erzurum’a (1560), ardından da Trabzon’a (1647) bağlandı. Tanzimat’tan sonra
yeniden yapılan yönetsel düzenlemede Trabzon vilâyetinin bir kasabası, 1871’de
ilçe merkezi oldu. Hızla gelişen Ordu, 1883 yangınında bir gün içinde baştan
başa yandı. Ancak, elbirliği yapan halkının büyük çabaları ile yeniden
bayındırlaştırıldı. Buraya yerleştirilen (1886) Rusya’dan kaçan Kafkasyalı
göçmenler de Ordu’nun gelişimine katkıda bulundular. Mondros Ateşkes
Antlaşması’ndan (1918) sonra, yabancı işgaline uğramadıysa da kentte Rum
(Pontus) çetelerinin eylemleri oldukça tedirginlik yarattı. 1919’da kurulan
Trabzon Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti ve bu kuruluşun Ordu kolu, Rum etkinliklerinin
etkisiz hale getirilmesinde önemli rol oynadı. Cumhuriyet’ten sonra aynı adla
oluşturulan ilin merkezi oldu (1924). Bugünkü Ordu kentinin temeli, 10 km kadar içerdeki Bayramlı (Eskipazar) Köyü halkının kıyıda bir iskeleye duyduğu gereksinimi
karşılamak üzere atıldı. İskele yeri olarak da, Melet vadisini izleyerek iç
kesimlerden gelen yolun denize ulaştığı ve Boztepe’nin (560 metre) kuzeybatı fırtınalarına karşı koruduğu Kiraz Limanı kıyısı seçildi. Şehrin çekirdeği
burada Bülbül Deresi’nin kıyıda yaptığı küçük alüvyal delta üzerinde, çarşı ve
camiden oluşan küçük bir iskele mahallesi olarak doğdu. Bunu elverişli konumun
ve büyük ticarî önem kazanan fındık üretiminin yol açtığı hızlı bir gelişme
izledi: Şehir batıya, Boztepe eteklerine, geriye ve kıyı boyunca kuzeybatıya
doğru genişledi ve önemli bir yerel ticaret merkezi hâline geldi. 1883’te büyük
zarara neden olan yangına karşın kent hızla kalabalıklaştı. Kurtuluş Savaşı
sırasındaki karışıklıklar ve azınlıkların ayrılması nedeniyle nüfus kaybetti ve
1950’li yıllara kadar 10.000 dolayında durakladı (1935’te 10.115, 1945’te 10.346,
1950’de 11.668 nüf.); bu dönemi giderek hızlanan bir artış izledi; 1960’ta iki
katına (20.029), 1970’te 38.483’e, 1980’de 52.785’e; 1990’da 100.000’e çıktı.
Doğu Karadeniz bölgesinin Trabzon’dan sonra ikinci kalabalık kenti hâline gelen
Ordu günümüzde, Doğu Karadeniz kıyılarının en güzel, en çağdaş şehirlerinden,
fındık üretimi ve ticaretinin en büyük merkezlerinden biridir. Güzel
Sanatlar: Ordu’da tarihî değeri olan anıt azdır. İbrahim Paşa’nın
yaptırdığı ahşap caminin yerine Tayyar Mahmut Paşa, Salih Ağa ve Ali Ağa’nın
inşa ettirdiği İbrahim Paşa veya Orta Camii (1800), yalın bir örnektir; mihrabı
empire (ampir) üsluptadır. Kaymakam Mir Mehmet Bey’in yaptırdığı (1891) ve
Hükûmet Camii diye de bilinen Hamidiye Camii ile Aziziye ya da Yalı Camii
(1894-1895) kentteki diğer anıtlardır. Ayrıca 19. yüzyıldan kalma çeşmeler
vardır.
ORDU
Yüzölçümü : 5.952 km2
Nüfusu : 887.765 (2000)
İlçe sayısı : 19
İl trafik kodu : 52
ORDU’NUN İLÇELERİ
İlçe İlçe
Nüfusu
Merkez 150.586
Akkuş 49.799
Aybastı 31.071
Çamaş 13.650
Çatalpınar 23.192
Çaybaşı 15.372
Fatsa 120.774
Gölköy 66.491
Gülyalı 10.566
Gürgentepe 36.860
İkizce 30.362
Kabadüz 11.049
Kabataş 20.644
Korgan 41.628
Kumru 44.307
Mesudiye 28.551
Perşembe 37.512
Ulubey 29.227
Ünye 126.124
Toplam (2000): 887.765
|
|