24 Mayıs 2012 Perşembe
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

OSMANLI DEVLETİ, Osman Gazi tarafından kurulan ve 600 yılı aşkın egemenlik süren devlet (1299-1920). Osmanlı Devleti’nin kuruluşu: 13. yüzyılda Orta Asya’dan göçen Kayılar, oymak beyi Ertuğrul Gazi yönetiminde Anadolu’nun çeşitli yörelerinde dolaştıktan sonra, 1230 yıllarında Selçuklular tarafından Söğüt dolaylarına bir uç beyliği olarak yerleştirildiler. 1281’de Ertuğrul Gazi ölünce, yerini oğlu Osman Gazi aldı. 1285’te, Selçuklu Sultanı II. Gıyasettin Mesut, Osman Gazi’ye “beylik” unvanı verdi. 1299 yılı sonlarında, Çobanoğullarının (Kastamonu) uç beyliğine tabi olmaktan çıkan Osman Bey dolaysız olarak Konya Selçuklularına bağlı bir uç beyi durumuna yükseldi. Osman Bey, babasından devraldığı beylik topraklarını, Bizans’tan ele geçirdiği topraklarla genişletti. Osman Bey’in ölümüyle (1326) yerine geçen oğlu Orhan Bey, bugünkü Bilecik ili, Eskişehir merkez ilçesi, Sakarya’nın Geyve, Akyazı, Hendek, Kütahya’nın Domaniç, Bursa’nın Mudanya ve Yenişehir ilçelerine dek yayılmış beylik topraklarını devraldı. Orhan Bey, babasının on iki yıldan beri kuşattığı Bursa’yı da alarak başkent yaptı (6 Nisan 1326). İznik’i ele geçirdikten sonra (1329), Bizans ordularını Pelekamon (Maltepe) Savaşı’nda yendi (1331) ve bunu İzmit’in alınışı izledi (1334). 1345’te Ankara alındı; aynı yıl Balıkesir-Çanakkale yörelerinde egemen olan Karasioğulları Beyliği’nin toprakları Osmanlılara katıldı. Ardından Çanakkale Boğazı aşılarak Gelibolu alındı ve Avrupa’ya adım atıldı (1354). İlk düzenli ordunun kurulması ve ilk para basımı Orhan Bey döneminde gerçekleştirildi. Ölümünden sonra yerine oğlu I. Murad geçti (1362) ve aynı yıl Edirne alındı. 1364’te kazanılan Sırpsındığı Savaşı, Haçlı ordularına karşı Avrupa topraklarındaki ilk önemli sınavdı ve bunu 1371’deki Çirmen Meydan Savaşı izledi. Sofya ve Niş’in alınmasının (1385) ardından, Anadolu’da Karamanlılara karşı verilen ilk savaş da yengiyle sonuçlandı (1387). I. Murad, Birinci Kosova Meydan Savaşı ertesinde savaş alanında öldürüldü (1389). İlk olarak “sultan” unvanını kullanan I. Murad döneminde, Osmanlılara özgü bir toprak düzeni (has, timar, zeamet), Hristiyan çocuklarının devşirilmesiyle merkezî bir ordu (yeniçeri) ve güçlü bir merkezî yönetim yapısı kuruldu. Sultan I. Bayezid (Yıldırım), Avrupa topraklarına yapılan akınları sürdürdü ve Niğbolu’da Haçlı ordusunu yendi (1396). 1398’de Anadolu beyliklerini birbiri ardına egemenliğine alan I. Bayezid, Doğu Anadolu’ya dayandı. Ankara Meydan Savaşı’nda (1402) Timur’un orduları karşısında alınan yenilgi, hem I. Bayezid’in tutsak düşmesi hem ölümüne hem de Osmanlı Devleti’nin birliğinin bozulmasına ve Anadolu beyliklerinin yeniden güçlenmesine yol açtı; on iki yıl süren bir bunalım dönemi (Fetret Devri) yaşandı. Süleyman Çelebi Trakya’da, İsa Çelebi Balıkesir ve Bursa’da, Mehmet Çelebi de Amasya’da ancak Timur’un vesayeti altında egemenlik sürebildiler. I. Mehmet (Çelebi, hükümdarlığı 1413-1421) döneminde saltanat kavgaları sona erdirilerek birlik sağlanabildi. Kardeşlerini öldürten ve Şeyh Bedrettin ayaklanmasını da bastıran I. Mehmed, üçte biri yitirilen Osmanlı topraklarını geri almaya çalıştıysa da, babasının dönemindeki sınırlara erişemedi. Yerine geçen oğlu II. Murad, 1422’de Bizans’ı kuşattıysa da alamadı. Bir ara tahtı, oğlu II. Mehmed’e bırakarak çekilen II. Murad, Haçlı ordularının harekete geçmeleri üzerine 1444’te yeniden tahta geçti. Aynı yıl Varna’da ve 1448’de Kosova’da Haçlı ordularını iki kez yenilgiye uğrattı. Ele geçirdiği topraklarda, özellikle Balkanlar’da, timar düzenini yerleştirdi. II. Murat, 1451’de oğlu II. Mehmed’e (Fatih), Yıldırım döneminin gücüne yaklaşmış bir devlet bırakarak öldü. Yükselme Dönemi: 19 yaşında olan genç sultan II. Mehmed, bu süre içinde iki kez tahta çıkmış ve babasıyla pek çok sefere katılmıştı. II. Mehmed’in dönemi, Osmanlı Devleti’nin tam anlamıyla bir imparatorluğa dönüştüğü yükselme döneminin başlangıcıdır. Bu dönemde İstanbul alınarak (1453) Bizans İmparatorluğu’na son verildi; Sırbistan (1454-1459), Mora (1460), Bosna-Hersek (1463-1465), Arnavutluk (1463-1479) ele geçirildi; Eflâk ve Boğdan Osmanlı İmparatorluğu’na bağlandı. Anadolu’da ise; bazı Ege adaları (1456), Amasra (1459), Candaroğulları (1460), Trabzon Rum İmparatorluğu (1461) ve Karaman (1466) toprakları ele geçirildi. Otlukbeli Savaşı’nda Uzun Hasan bozguna uğratıldı (1473). 1475’te Kırım Hanlığı alındı. 1480’de açılan İtalya Seferi, II. Mehmed’in ölümü üzerine (1481) yarım kaldı. II. Mehmed döneminde, mülk ve vakıf arazilerine el konularak Osmanlı Devleti’nin merkezî yapısı güçlendirilirken, timar sistemi de yaygınlaştırıldı. İstanbul’un yeniden yerleşim ve bayındırlık sorunları ele alındı. Ekonomide, ele geçen topraklardan ve akınlardan elde edilen gelirlerin yanı sıra, para basımına gidildi ve Bizans’tan devralınan iltizam ve tekel usullerine başvuruldu. II. Mehmed’in yerine, büyük oğlu II. Bayezid geçti ve döneminin büyük bölümü (1495’e kadar) kardeşi Cem Sultan ile yaptığı taht kavgasıyla geçti. Bu dönemde Osmanlı sınırlarının korunmasıyla yetinildi ve Şah İsmail sorunuyla uğraşıldı. Yeniçerilerin baskısı sonunda tahttan çekilen II. Bayezid’in yerini küçük oğlu I. Selim (Yavuz) aldı. (1512). Kardeşleri Ahmet ve Korkut’u öldürten I. Selim’in karşısındaki en önemli sorun, Şah İsmail Safevi’nin İran İmparatorluğu’ydu. Şah İsmail’in, Anadolu’da yaşayan Şiî Türkler üzerindeki etkisinden ve Şiîliği yaymasından çekinen I. Selim, büyük bir orduyla İran seferine çıktı ve Çaldıran’da Şah İsmail’i yenilgiye uğrattı (1514). 40.000’i aşkın Şiî inançlı Anadolu halkının kılıçtan geçirildiği bu sefer dönüşünde, Dulkadiroğlu Devleti toprakları da Osmanlı topraklarına katıldı. I. Selim ikinci seferini de Suriye ve Mısır üzerine düzenledi. Mercidabık Savaşı (1516) ile Suriye, Ridaniye Savaşı (1517) ile de Mısır, Osmanlı egemenliğine girdi. Bu seferden sonra I. Selim, İslâm dünyasının halifeliği unvanını devraldı. Ayrıca güçlü bir donanma oluşturdu, karşılaştığı halk hareketlerini bastırarak merkezî yapıyı daha da güçlendirdi. 1520’de I. Selim’in ölümü üzerine, yerine oğlu Kanunî Süleyman geçti. Kanunî, batıda ve denizlerde yayılma politikası izledi, Belgrad (1521) ve Rodos (1522) alındıktan sonra, Mohaç’ta Macar ordusu bozguna uğratıldı (1526) ve Macaristan, Osmanlı topraklarına katıldı. 1529’da Viyana kuşatıldı, ancak sonuç alınamadı. 1532’de çıkılan Alman Seferi’nden sonra 1533’te Cezayir, Tunus ve Trablus alındı. 1536’da Osmanlı-Venedik savaşları başladı ve Korfu Adası kuşatıldı (1537). 1538’de Haçlı donanması Preveze Savaşı’nda yenildi. 1540’ta yeniden Macaristan üstüne yürüyen Kanunî, 1543’te Estergon’u aldı. 1548’de İran seferine çıktı ve Van’ı aldı. 1566’da Zigetvar Kalesi’ni almak üzere sefere çıkan Kanunî, kuşatma sürerken öldü (1566). Kanunî döneminde imparatorluk sınırları İran’dan Viyana’ya dek genişledi. Timar sistemi Suriye’de de yaygınlaştırıldı. Osmanlı tarihinde önemli bir yeri olan kapitülasyonlar ilk olarak bu dönemde Fransızlara verildi. Anadolu’da süregiden halk ayaklanmaları bastırıldı. Bu dönemde de taht kavgaları görüldü ve Şehzade Mustafa öldürüldü. Yükselme Devri’nin son padişahı olan Kanunî’nin yerini oğlu II. Selim aldı. Duraklama ve Gerileme Dönemi: Osmanlı İmparatorluğu, dünya ticaret yollarındaki ve temelde Avrupa’nın yaşadığı toplumsal üretim tarzındaki köklü değişikliklerin karşısında gittikçe zayıflayan yapısıyla bir duraklama, gerileme ve yıkılış sürecine girdi. II. Selim döneminde Kıbrıs ele geçirildi (1570), ancak donanma, İnebahtı’da büyük bir bozguna uğradı (1571). 1574’te II. Selim öldü ve yerine oğlu III. Murad geçti. 1578’de İran’a açılan savaş 12 yıl sürdü. 1593’te Avusturya’ya savaş açıldı ve bu savaş sürerken ölen III. Murat’ın (1595) yerine oğlu III. Mehmet padişah oldu. Avusturya ile yapılan savaşlar sonunda yitirilen bazı topraklar geri alındı. 1603’te III. Mehmed’in ölümü üzerine, oğlu I. Ahmed tahta çıktı. Avusturya savaşlarıyla uğraşılırken, öte yanda İran, bazı toprakları geri aldı. İran ile girişilen savaşlar 1618’de yapılan bir antlaşmayla noktalandı. Kanunî’yi izleyen üç padişah döneminde, Osmanlı devlet yapısı ve ekonomik durum bozulmaya başladı. Timar sistemi önemli ölçüde zedelendi. Buna bağlı olarak Celâlî İsyanları yoğunlaştı ve kanlı biçimde bastırıldı. Saray entrikaları, rüşvet ve yolsuzluk, devlet yönetiminin bir parçası durumuna geldi. I. Ahmed’in ölümünden sonra (1617) tahta geçen ve hasta olan I. Mustafa’nın (1617-1618) yerini II. Osman (1618-1622) aldı. Yeni bir ordu kurma düşüncesinden ötürü yeniçeriler tarafından tahttan indirilince, yerine yeniden I. Mustafa (1622-1623) geçirildi. 11 yaşında tahta çıkan IV. Murad döneminde bir yandan Bağdat’ı alan İran ile savaşılırken öte yandan Anadolu’da halk, İstanbul’da Kapıkulu ayaklanmalarıyla uğraşıldı. Daha sonra sert bir yönetim kuran IV. Murat, İran Seferi’ne çıktı (1635) ve Revan’ı geri aldı. İkinci seferde de Bağdat geri alındı (1639) ve Kasrı Şirin Antlaşması yapıldı. Ertesi yıl IV. Murat ölünce, kardeşi İbrahim (1640-1648) tahta çıktı. O da Girit savaşları sırasında tahttan indirildi ve yerini oğlu IV. Mehmed aldı (1648-1687). IV. Mehmed, iktidarının ilk yıllarında Venedikliler, kapıkulu ve Celâlî ayaklanmalarıyla uğraşmak zorunda kaldı. IV. Mehmed döneminde, Köprülü Mehmed Paşa’nın sadrazamlığa getirilmesiyle (1656), Çanakkale’nin ağzına dek sokulan Venedik donanması alt edildi, Erdel Kralı’nın ayaklanması bastırıldı ve Avusturya’ya savaş açılarak Uyvar Kalesi alındı (1663). 1666’da açılan Girit Seferi, 1669’da başarıyla sonuçlandı. 1672’de Lehistan Seferi’ni, Avusturya Savaşı ve II. Viyana Kuşatması (1683) izledi. Osmanlı ordusu Viyana’nın yardımına gelen Leh ordularına yenildi. Avusturya-Venedik-Lehistan ve Rusya’nın kurduğu ittifak karşısında birbiri ardına uğranılan bozgunlardan ötürü IV. Mehmed tahttan indirildi. Sırasıyla tahta geçen kardeşleri II. Süleyman (1687-1691) ve II. Ahmed (1691-1695) süregiden bozgunu önleyemediler. Ancak II. Mustafa (1695-1703) döneminde imzalanan Karlofça Antlaşması (1699) ve İstanbul Antlaşması (1700) ile, birçok toprak bağlaşıklara bırakılarak saldırılar sona erdirilebildi. Bir Yeniçeri ayaklanmasıyla tahttan indirilen II. Mustafa’nın yerine III. Ahmed (1703-1730) padişah oldu. Karlofça ile yitirilen topraklar geri alınmaya çalışıldı. İsveç Kralı XII. Karl’ı takip eden Büyük Petro, Prut’ta (1711) barışa zorlandı ve İstanbul Antlaşması ile yitirilen topraklar Rusya’dan geri alındı. Venedik ve Avusturya’ya karşı açılan savaş Pasarofça Antlaşması (1718) ile sonuçlandı. Bu antlaşmadan sonra Osmanlı Devleti’nde Lale Devri (1718-1730) olarak adlandırılan dönem başladı. Bu dönemde ilk matbaa kuruldu; bir çeviri kurulu oluşturuldu; kâğıt ve kumaş sanayileri desteklendi. Ancak döneme damgasını vuran, ünlü lale bahçeleriyle zevk âlemleriydi. 1723’te başlayan ve 1727 Hemedan Antlaşması ile sonuçlanan İran savaşlarıyla bazı topraklar ele geçirildiyse de İran, Hemedan ve Tebriz kısa sürede geri alındı. Bu sırada patlak veren Patrona Halil Ayaklanması ile III. Ahmed tahttan indirildi ve Lale Devri sona erdi. Tahta geçen I. Mahmud (1730-1754) döneminde, önce Patrona Ayaklanması’na katılanlar ortadan kaldırıldı, ardından Kasrı Şirin koşullarına uygun bir antlaşmayla İran savaşlarına son verildi (1736). Aynı yıl Rusya’nın, Azak Kalesi’ne ve Kırım’a saldırması üzerine başlayan savaşa, daha sonra Avusturya da katıldı. Sonuçta Belgrad ve Semendire geri alındı ve her iki ülkeyle de antlaşma imzalandı. Bu arada, Fransa’ya kalıcı ayrıcalıklar tanındı (1740). 1742’de İran ile Osmanlılar arasında yeniden başlayan savaş da, yine benzer koşullarda barışla sonuçlandı (1747), döneminde Humbaracı Ocağı ve Kara Mühendishanesi açıldı. I. Mahmud’un ardından kardeşi III. Osman (1754-1757) ve amcaoğlu III. Mustafa (1757-1774) padişah oldular. 1768’e dek bir barış dönemi yaşandı. 1768-1774 Osmanlı-Çarlık Rusyası savaşları büyük bir yenilgiyle sonuçlandı; Kırım, Eflâk ve Boğdan Rusya’nın eline geçti, Mora Ayaklanması patlak verdi ve Çeşme’deki Osmanlı donanması Rus donanması tarafından yok edildi. Savaş, çok ağır koşullar içeren Küçük Kaynarca Antlaşması ile sona erdi. Bu antlaşmayla Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılış dönemi başlamış oluyordu. Yıkılış dönemi: 1774’te I. Abdülhamid tahta çıktı. Yakılan donanmanın yerine yeni bir donanma yapımına girişildi ve Mühendishane-i Bahrii Hümayun açıldı (1776). 1787’de Kırım’ı geri almak için Rusya’ya savaş ilan edildi. Avusturya da savaşa katıldı. Osmanlılar, Prusya ve İsveç ile İttifak kurdu ve Fransız Devrimi’nin yarattığı ortam, Avusturya’yı barışa zorladı (1791). Ziştovi Antlaşması ile savaşta yitirilen topraklar geri alındı. Rus cephesindeki savaş, yenilgiyle ve Yaş Antlaşması (1792) ile sonuçlandı. Rusya’nın Kırım üzerindeki egemenliği kabul edildi. Bu arada tahta III. Selim (1789-1807) geçti. Uzun süren savaşlar ve yengilerden alınan dersle Nizamı Cedit adında yeni bir ordu kuruluşuna girişildi. 1798’de Mısır, Fransa’nın saldırısına uğradı. İngiltere ve Rusya ile anlaşan Osmanlılar, Fransızları Akka’da yenilgiye uğrattı (1799) ve 1801’de Fransızlar Mısır’ı boşalttı. 1806’da Rusya’nın Eflâk-Boğdan’a saldırmasıyla başlayan savaş 1812 yılına dek sürdü. Bu arada İngilizler Mısır’a çıktı ve yeni ordu girişiminden ötürü yeniçeriler tarafından sevilmeyen III. Selim, Kabakçı Mustafa Ayaklanması ile tahttan indirildi. Tahta çıkan IV. Mustafa yenileşme hareketine son verdi. III. Selim’i yeniden tahta çıkarmak için Alemdar Mustafa Paşa, ordusuyla Rusçuk’tan İstanbul’a yürüdü. IV. Mustafa tahttan indirildi ve III. Selim öldürülmüş olduğundan II. Mahmud (1807-1839) padişah oldu. Nizamı Cedit, Sekbanı Cedit adıyla yeniden kurulduysa da, ayaklanan yeniçeriler Alemdar Mustafa Paşa’yı öldürdüler (1808). Ancak kardeşi IV. Mustafa’yı öldürtmüş olan II. Mahmud, Sekbanı Cedit’i kaldırarak tahtta kaldı. Bu sırada sürmekte olan Osmanlı-Rus Savaşı’na Bükreş Antlaşması ile son verildi (1812). 1820’de patlayan Mora Ayaklanması’na, Rusya, Fransa ve İngiltere de taraf oldu. Üç devlet donanmalarını Mora kıyılarına gönderdi ve Osmanlı-Mısır donanması Navarin’de yakıldı (1827). Rusya, Eflâk ve Boğdan’ı aldı ve batıda Edirne’ye, doğuda Erzurum’a dek ilerledi. Osmanlılar barış istemek zorunda kaldı ve Edirne Antlaşması imzalandı (1829). Bundan sonra bağımsız bir Yunan Devleti’nin varlığı kabul edildi (1830). Aynı yıl Fransızlar Cezayir’i ele geçirdi. Bu sırada ayaklanan Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa’nın kuvvetleri Kütahya’ya dek ilerledi. II. Mahmud, Rusya’dan yardım isteyince, İngiltere ve Fransa araya girdi. Suriye ve Adana valilikleri verilerek Mehmet Ali Paşa ile Kütahya Antlaşması imzalandı (1833). Rusya ile de Hünkâr İskelesi Antlaşması yapıldı. 1839’da Mehmed Ali Paşa ile yeniden savaş başladı ve Osmanlı ordusu Nizip’te yenildi (1839). Bu sırada II. Mahmut öldü, yerine oğlu I. Abdülmecid (1839-1861) geçti. İlk iş olarak, Tanzimat Fermanı ilan edildi (1839). Avrupa devletlerinin baskısıyla toplanan Londra Konferansı’nda (1840) Mısır’a özerklik tanındı. 1841’de Boğazlar konusunda toplanan İkinci Londra Konferansı ile boğazlar tüm savaş gemilerine kapatıldı. Lübnan’da patlak veren karışıklıklar sonunda buraya yeni bir yönetim biçimi verildi (1846). Osmanlılar ile Rusya arasında Kutsal Yerler sorunundan ötürü patlak veren savaşa; Fransa, İngiltere ve Piemonte Krallığı da Osmanlıların yanında katıldı. Kırım Savaşı olarak adlandırılan bu savaş, Paris Antlaşması (1856) ile sonuçlandı. Antlaşma öncesinde yayımlanan Islahat Fermanı ile Hristiyan ve Müslüman halkların eşitliği kabul edildi. Lübnan ve Suriye’de patlak veren Müslüman-Hristiyan çatışmaları üzerine Fransa, bölgeye asker çıkardı ve Lübnan’ın Hristiyan bir vali tarafından yönetilmesi kabul edildi (1860). Abdülmecid’in ölümüyle yerine Abdülaziz (1861-1876) geçti. Hersek ve Girit’teki ayaklanmalar bastırıldı. 1876’da patlak veren Hersek ve Bulgar ayaklanmaları da, Avrupa devletlerinin baskılarıyla verilen ödünler sonucu bastırılabildi. Devletin çöküşünün durdurulabilmesi için “meşruti” bir yönetimin zorunluluğuna inananlar, Abdülaziz’i tahttan indirerek yerine V. Murad’ı geçirdiler ve “Kanunî Esasi” (Anayasa) hazırlıklarına girişildi. Ancak akli dengesi bozuk olan V. Murat kısa sürede tahttan indirilerek yerine II. Abdülhamit (1876-1909) padişah oldu. Bu sırada Karadağ ile birleşen Sırbistan, Osmanlılara savaş açtı. Rusya’nın müdahalesiyle ateşkes sağlandığı günlerde I. Meşrutiyet ilan edildi (23 Aralık 1876). Sırbistan sorununun çözülmemesi üzerine 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi) çıktı. Çarlık orduları batıda Ayastafanos’a (Yeşilköy), doğuda Erzurum’a dek ilerlediler. Meclisi Mebusan’ı dağıtan II. Abdülhamit, anayasayı askıya aldı ve bir baskı yönetimi kurdu. Ağır koşullar içeren Ayastafanos ve Berlin antlaşmaları ile savaş sona erdirildi. Berlin Antlaşması’ndan önce İngiltere Kıbrıs’ı işgal etti. Fransa Tunus’u (1881), İngiltere Mısır’ı (1882) aldı ve Doğu Rumeli eyaleti Bulgaristan’a bağlandı (1885). 1897 Girit Ayaklanması’nın ardından Yunanistan, Osmanlı Devleti’ne savaş açtı. Aynı yıl imzalanan İstanbul Antlaşması ile Girit’e özerklik tanındı. 1902 ve 1903 yıllarında Makedonya ayaklanmaları patlak verdi. Bir yandan Balkanlar’da karışıklıklar sürerken, öte yandan II. Abdülhamit, İttihat ve Terakki’nin baskıları karşısında Kanunî Esasi’yi yeniden yürürlüğe koymak zorunda kaldı (II. Meşrutiyet, 1908). Aynı yıl Avusturya Bosna-Hersek’i, Yunanistan Girit’i aldı ve Bulgaristan bağımsızlığını ilan etti. 31 Mart gerici ayaklanmasını bastırmak üzere İstanbul’a gelen Hareket Ordusu II. Abdülhamid’i tahttan indirerek, yerine V. Mehmed’i (Reşat, 1909-1918) geçirdi. İmparatorluğun yıkılış süreci hızla sonuna yaklaşıyordu. Uşi (Ouchy) Antlaşması ile Trablusgarp ve Oniki Ada İtalya’ya bırakıldı (1912). Bu sırada patlayan Balkan Savaşı’nda, Balkan devletleri Çatalca’ya dek ilerlediler. Londra Antlaşması (1913) ile Osmanlı Devleti’nin batı sınırları Midye-Enez hattına çekildi. Ancak, Balkan devletleri arasındaki anlaşmazlıktan yararlanan Osmanlılar kısa süre sonra Edirne ve Kırklareli’ni geri aldılar. 1914’te patlak veren I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti’nin önceleri benimsediği tarafsızlık politikası uzun sürmedi; bir oldubitti sonucunda Almanya’nın yanında İngiltere, Fransa ve Rusya’ya karşı yer aldı. Tükenmiş olan imparatorluk, dört yıl boyunca çeşitli cephelerde bir macera savaşını sürdürdü. V. Mehmed’in yerine VI. Mehmed (Vahdettin) (1918-1922) padişah olurken, imparatorluk artık yalnızca “cülus” törenleriyle vardı. Mondros Mütarekesi ve Sevr Antlaşması ile Osmanlı İmparatorluğu’nun tüm egemenlik hakları ortadan kaldırılıyordu. Gerçekte, Düyunu Umumiye ile maliyesini, kapitülasyonlarla ekonomisini, dış politikasını ve hatta Alman subaylarının yönetimiyle ordusunu yabancı ellere bırakmış olan Osmanlı Devleti, egemenliğini çoktan yitirmişti. 23 Nisan 1920’de Ankara’da toplanan Büyük Millet Meclisi, “egemenliğin kayıtsız şartsız milletin olduğunu” ilan etti. Göstermelik bir saltanat süren VI. Mehmed Vahdeddin, 17 Kasım 1922’de bir İngiliz zırhlısıyla İstanbul’dan kaçtı. Osmanlı İmparatorluğu’nda devlet yapısı: Kuruluş döneminde Osmanlı Devleti, Anadolu Selçuklu Devleti’nin özelliklerine benzer bir örgütlenme biçimine dayanıyordu. Reaya, ulema, esnaf ve savaşçıların birlik ve beraberliğine dayanan bu yapıda, padişahın kesin bir egemenliği vardı. Devletin büyüyüp güçlenmesine koşut olarak, özellikle Fatih döneminde, bu yapı yeniden biçimlenerek daha merkezî bir niteliğe büründü. Buna göre; devletin başında Osmanlı hanedanından gelen padişah vardı ve devlet yapısı iki ana örgüte ayrılıyordu: Merkez ve eyalet örgütü. Padişah hem devlet başkanı, hem yürütmenin başı hem de başkumandandı. Yürütme görevinde padişaha sadrazam ve Divanıhümayun yardımcı olurdu. En geniş haliyle Divanıhümayun’a sadrazam, kubbe vezirleri, defterdarlar, nişancı, reisülküttaplar, Anadolu ve Rumeli beylerbeyleri katılırdı. Ayrıca Divanıhümayun’a bağlı çeşitli daireler vardı. 17. yüzyıldan sonra Divanıhümayun’un önemi azaldı, üyelerinin görevlerinde nitelik değişmeleri oldu ve merkez örgütü Babıali olarak adlandırılmaya başlandı. Osmanlı Devleti’nde en büyük yönetim bölümü eyaletti. Eyaletin ardından hiyerarşik olarak sancak, kaza ve nahiyeler gelirdi. Eyaletin en üst yöneticisi beylerbeyiydi. Sancakların yönetiminden sancakbeyleri, kazalardan da kadılar sorumluydu. Ordu: Osmanlı Devleti’nin kuruluş dönemlerinde eli silah tutan herkes savaşa giderdi. Orhan Gazi döneminde başlayan yeni ordu kuruluşu II. Mehmed (Fatih) döneminde en gelişmiş biçimini aldı. Kapıkulu olarak adlandırılan bu askerî örgüt, piyade ve atlı olarak ikiye ayrılıyordu. Piyadeler: Acemi, Yeniçeri, Cebeci, Topçu, Top Arabacıları, Lağımcı ve Humbaracı ocakları olarak 7 bölüme; Atlılar ise: Sipahi, Silahtar, Sağ Ulufeciler, Sol Ulufeciler, Sağ Garipler, Sol Garipler bölüğü olarak 6 bölüme ayrılırdı. Ayrıca Osmanlı kara ordusuna timarlı sipahiler ve yerli kulu örgütü olarak bölümlenen eyalet askerleri katılırdı. Kuruluş dönemlerinde bir deniz gücüne sahip olmayan Osmanlılar, öncelikle korsanların gücünden yararlandılar; zamanla tersaneler kuruldu, düzenli bir donanma oluşturuldu. Osmanlı Devleti’nde toprak düzeni: Osmanlılarda zamanla biçimlenen toprak düzeni, toprakları, hukuksal düzeni ve konumu bakımından 5’e ayırıyordu: Mülk toprakları, metruk topraklar, ölü topraklar, vakıf toprakları ve mirî topraklar. Tarım yapılan alanların büyük bölümünü kapsayan mirî toprakların mülkiyeti devlette kalıyor, yararlanma hakkı kişilere veriliyordu. Ele geçirilen topraklarda yerleştirilen mirî toprak düzeni belli başlı şu sekiz bölüme ayrılıyordu: Havassı Hümayun, Has, Paşmaklık, Malikane, Vakıf Arazi, Arpalık Arazi, Yurtluk ve Ocaklık yerler, Zeamet ve Timar. Zeamet sahipleri kendilerine bırakılan toprağın vergilerini toplamakla yükümlüydü; timarda ise, belirli bir görev karşılığında toprağın gelirine sahip olunurdu. Osmanlı toprak düzeni ve özellikle timar sistemi 17. yüzyıldan başlayarak özelliklerini yitirdi ve giderek bozuldu. Tanzimat’tan sonra da, timar tümüyle ortadan kaldırıldı. Maliye: Osmanlı Devleti’nde padişah mülkünden, dolayısıyla malî işlerden defterdarlar sorumluydu. Gerek hazinenin gerekse arazilerin kayıt ve sorumluluğu onlarındı. Dış ve İç Hazine olmak üzere iki hazine vardı. İç Hazine tümüyle padişaha, Dış Hazine ise devlete aitti. Vergiler “şerî” ve “örfî” olarak ikiye ayrılırdı. Şerî vergiler: Aşar (öşür), haraç ve cizyeden oluşur, örfî vergiler, gereksinme duyuldukça fermanlarla saptanırdı. Ayrıca çeşitli resim ve harçlardan oluşan vergi kalemleri de vardı. Zamanın gereklerine göre kimi yeni vergiler getirildiği gibi, kimi vergiler de ya nitelik değiştirdi ya da yürürlükten kaldırıldı. Toplumsal ve kültürel yaşam: Kent ve kasabalarda esnaf ve zanaatkârlar, tüccarlar loncalarda örgütlenmişti. Çarşı ağası, ihtisap ağası, kadı gibi görevlilerin denetiminde ve belirli kurallar içinde çalışırlardı. Kentlerde “hayrat” olarak yaptırılan ve genellikle camiler çevresinde kümelenen pek çok toplumsal kurum yer alırdı (mektep, medrese, imaret, darüşşifa vb.). Osmanlılar, altı yüz yıllık tarihlerinde, geniş imparatorluk toprakları üzerindeki çok çeşitli kültürlerin dışında, Osmanlı kültürü olarak adlandırılan bir kültür ve uygarlık sentezi yarattılar. Osmanlı müzik ve edebiyatından günümüze pek çok özgün yapıt kalmıştır. Önceleri Bursa ve Edirne’de, sonraları belli başlıları İstanbul’da olmak üzere pek çok mimarî eser ve bayındırlık işleri yapıldı. Yalnızca Mimar Sinan’ın, imparatorluğun dört bir köşesinde yaptığı cami (81), mescit (50), medrese (55), türbe (26), imaret (14), darüşşifa (3), suyolu ve sukemeri (5), köprü (8), kervansaray (17), saray (33), mahzen (6), hamam (32) gibi yapıtlar büyük bir toplam oluşturur. İmparatorluğun son dönemlerinde Rönesans ve Eski Yunan mimarîsinden esinlenerek gerçekleştirilen kimi yapılar da (Dolmabahçe Sarayı) kendi türünün ilginç örnekleridir.

 

 

 

 

OSMANLI PADİŞAHLARI

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


37806 - unknown - 38.107.179.239