|

ÖZBEKİSTAN,
Orta
Asya’da devlet. Orta Asya’nın orta kesiminde, Tien Şan Dağlarının eteğinde, Amu
Derya (Ceyhun) ile Siri Derya (Seyhun) arasında yer alır. Kuzey ve kuzeybatıdan
Kazakistan, doğu ve güneydoğudan Kırgızistan ve Tacikistan, güneybatıdan Türkmenistan,
güneyden Afganistan ile çevrilidir; 1936’da kurulan Karakalpak Özerk
Cumhuriyeti ülke sınırları içinde yer alır. Önemli kentleri Semerkant, Andican,
Namangan, Kokand, Buhara’dır. Çok büyük bir kesimi düz ve kurak topraklara
sahip olan Özbekistan’ı coğrafî bakımdan dört bölgeye ayırmak mümkündür: Zengin
Fergana havzası çevresindeki dağlık kesim; Siri Derya vadisindeki Taşkent
vahası (sulama çalışmalarıyla genişletilmiş); Pamir kütlesinin batı
sıralarındaki Zerefşan; Semerkand ve Buhara vahaları ile Kaşka Derya ve Surhan
Derya havzaları. Ülkenin kuzeybatısında uzanan alüvyonlu Turan Ovası’nın
yükseltisi Aral Gölü çevresinde 90 m’ye kadar yükselir. Alüvyonlu topraklarla
kaplı Amu Derya deltası, Karakalpak Özerk Cumhuriyeti’nin iç kesimlerine kadar
uzanır. Dağlık doğu kesiminde Tien Şan’ın batı uzantısını meydana getiren,
birbirinden vadi ve havzalarla ayrılan Karcantan, Ugam, Çatkal ve Kuramin
sıradağları yer alır. Hafif dalgalı düz bir yüzeye sahip Üstyurt Yaylası’nın
yüksekliği 200 m’yi bulur. Siri Derya ve Amu Derya ırmakları arasında yaklaşık
300.000 km2’lik bir alanı kaplayan Kızılkum Çölü’nün büyük bir bölümü
Özbekistan’ın sınırları içindedir. Özbekistan’da çok kurak bir karasal iklim
hüküm sürer, yıllık yağış ortalaması 200 mm’dir. Kışlar kısa, yazlar uzun,
sıcak ve kuraktır. Yaz aylarında çoğu zaman 40°C’nin üstüne çıkan sıcaklığın
kış aylarında -12°C’ye kadar düştüğü olur. Özbekistan’da bitki örtüsü
yüksekliğe göre değişiklik gösterir. Batıdaki düzlük kesimde, havzalarda, dağ
eteklerinde görülen otsu bitkiler tepelerde yerlerini çalılara ve ormanlara
bırakır. Ülke topraklarının yüzde 12’si ormanlarla kaplıdır. Çöle uyum sağlamış
çeşitli sürüngen türlerinin yanı sıra tilki, kurt, antilop, çeşitli kuş türleri
ve dağlık kesimlerde ayı, ülkedeki başlıca hayvan varlığını oluşturur.
Özbekistan, günümüzde etnik bakımdan büyük bir çeşitliliğe sahiptir. Sayıları
60’ı bulan etnik gruplar içinde nüfusun üçte ikisini aşan Özbekler başta
gelmektedir. Ruslar, Kazaklar ve Tatarlar öteki kalabalık gruplar, Tacikler ve
Karakalpaklar ise en küçük etnik gruplardır. Son zamanlarda kentleşme bir ivme
kazanmaktaysa da Özbek nüfusun büyük çoğunluğu kırsal kesimde yaşamaktadır.
Ukraynalılar, Tatarlar, Yahudiler ve Ermeniler ise daha çok şehirlerde
yaşarlar. Başkent Taşkent, Rus, Özbek, Tatar, Ukraynalı, Yahudi ve Ermenilerden
oluşan 2 milyon nüfusuyla Orta Asya’nın en büyük metropolü durumundadır. 2.500
yıllık bir tarihi olan Semerkand ile yine geçmişi çok eskilere ulaşan Buhara,
ülkenin öteki önemli merkezleridir. Önemli doğalgaz, petrol ve kömür (Angren
Havzası) yataklarının yer aldığı Özbekistan komşu ülkelere bağlanan boru
hatlarının yanı sıra Buhara’dan Urallar’a uzanan geniş bir boru hattına
sahiptir. Almalık bölgesinde bakır, Kuramin Sıradağları’nda bakır, çinko, kurşun,
tungsten ve molibden yatakları, Kızılkum Çölü’nde dünyanın en saf altını,
Nuratan’da Moskova metrosunun cephe kaplamasında kullanılan ünlü Gazgan
mermerinin çıkarıldığı yataklar bulunur. Özbekistan, Orta Asya’da bir makine
(özellikle tarım makineleri) ve ağır donanım üretim merkezidir. Hayli gelişmiş
olan Kimya sanayiinin yanı sıra tarım, özellikle de pamuk üretimine ağırlık
verilir. Gaz ürünleri, metal işleme ve tekstil de ülke ekonomisinde önemli yer
tutar. Konfeksiyon, ayakkabı ve matbaacılık ülkede bölgesel önemi olan hafif
sanayi kollarındandır. Özbekistan’da tarımdaki su ihtiyacı büyük ölçüde sulama
projeleriyle karşılanmaktadır. Bu doğrultuda daha önce sınırlı miktarda tahıl
ve meyve, sebze üretiminin gerçekleştirilebildiği vahalar büyük ölçüde genişletilerek
tarıma açılmıştır. 150 çeşit üzümün yetiştirildiği Özbekistan dünyanın en büyük
pamuk üreticisidir. Hayvancılık açısından koyun, keçi ve sığır besiciliği
yaygındır. Koyun yetiştiriciliği daha çok yün ve astragan üretimine yöneliktir.
Bugün Özbekistan sınırları içinde kalan topraklarda MÖ 10. yüzyıldan başlayarak
Baktria, Harizm gibi büyük devletler kurulmuştur. Bölge, MÖ 6. yüzyılda Pers
kralı Dara’nın, MÖ 4. yüzyılda Büyük İskender’in, MS 8. yüzyılda Arapların
istilâsına uğradı. 13. yüzyılda sık sık Moğol saldırılarıyla karşı karşıya
kaldı, daha sonra Timuroğullarının eline geçti. Özbek halkı, Altınorda
Devleti’nin kuruluşu sırasında Ural Dağları’nın doğusundan İrtiş Irmağı’nın
kaynağına kadar uzanan bölgenin Cengiz Han’ın torunu Şeyban’a bırakılmasından
sonra, büyük Kıpçak hükümdarı Özbek Han döneminde (1313-1341) Müslümanlığı
benimsedi ve Özbek adını aldı. Özbekler 15. yüzyılın ilk yarısında güneydoğuya
yöneldiler, Ebül Hayr döneminde Siri Derya’nın kuzeyine ulaşarak
Maveraünnehir’deki Timuroğulları topraklarını tehdit eder duruma geldiler. Ebül
Hayr’ın ölümü (1468) üzerine geçici bir gerileme dönemine giren Özbekler, Ebül
Hayr’ın torunu Şeyban döneminde Semerkant da içinde olmak üzere
Maveraünnehir’in tamamını ele geçirdi ve yörede merkezi Buhara ve Harizm olan
iki hanlık kurdular. Kıtalararası kervan ticaretinin önemini yitirmesi üzerine
bölge ekonomisi sarsılınca 1598’de hanedan sona erdi ve bölge, Astrahan
soyundan gelen Canoğullarının eline geçit. Sürmekte olan ekonomik ve kültürel
gerileme Maveraünnehir’i işgal eden İran hükümdarı Nadir Şah’ın Buhara’yı ele
geçirmesini, ardından da Harizm’e saldırmasıyla sonuçlandı. Nadir Şah’ın ölümü
üzerine bölge yeniden Canoğullarının eline geçtiyse de, Mangıt kabilesinden Şah
Murad Ebülgazi Han’ı tahttan indirerek hanedana son verdi. 19. yüzyılın başında
Amu Derya ve Siri Derya arasındaki bölge, bazı küçük hanlıkların
yönetimindeydi. 18. yüzyıl başlarında Rus saldırılarıyla karşı karşıya kalan
Buhara ve Harizm hanlıkları yarı bağımlı hâle geldi, 1876’da ise Hokand
Hanlığı, Rusların yönetimine geçti. 1920’de Buhara ve Harizm hanlıklarını yıkan
Kızıl Ordu, buraları Sovyet halk cumhuriyetlerine dönüştürdü. 1924’te Orta Asya
ve Kazakistan’da gerçekleştirilen idarî düzenlemeler sonucu Türkistan, Harizm
ve Buhara cumhuriyetleri dağıtılarak toprakları Özbekistan, Tacikistan,
Kırgızistan, Türkmenistan ve Kazakistan arasında bölüştürüldü. 1936’da
Karakalpak Özerk Cumhuriyeti Özbekistan’a bağlandı. 1937-1938 yılları
arasındaki “büyük temizlik” sırasında milliyetçi bir komplo girişimi
gerekçesiyle aralarında Başkan Feyzullah Hocayev ile Özbekistan Komünist
Partisi birinci sekreteri Ekmel İkramov’un da bulunduğu birçok Özbek yönetici
idam edildi. 1956 ve 1963’te Kazakistan’ın güneyindeki bazı topraklar
Özbekistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ne geçtiyse de bu toprakların bir
bölümü çok geçmeden yeniden Kazakistan’a verildi. Sovyet yönetiminin glasnost
ve perestroyka politikalarını uygulamaya başladığı 1980’li yılların sonunda
Özbekistan çeşitli karışıklıklara sahne oldu. 1989’da Sünnî Özbeklerle Şiî
Mesketler arasında çıkan çatışmaların ardından 1990’da Kırgızistan sınırında
çatışmalar çıktı. Haziran 1990’da Özbekistan parlamentosu Moskova’dan,
özerkliğin artırılması talebi konusunda bir karar aldı ve 31 Ağustos 1991’de
Özbekistan bağımsızlığını ilan etti. 29 Aralık 1991’de yapılan ilk doğrudan
cumhurbaşkanlığı seçimini Komünist Parti eski birinci sekreteri İslam Kerimov
ezici bir çoğunlukla kazandı. Politikasını ülkenin istikrarlı bir laik ülke
olması üzerine temellendiren Kerimov, Özbekistan’ın dış dünyadaki yerini
güçlendirmek amacıyla ABD ve Suudî Arabistan ile dışişleri bakanları düzeyinde
görüşmeler başlattı (Şubat 1992). Kerimov, AGİK kapsamında antlaşmalar yapmak
üzere Helsinki’ye, sonra da diplomatik ilişkiler kurmak üzere Pekin’e gitti.
Ardından sovyet rejiminden kalan büyük tarım işletmeleri olan “sovhoz”ları
özelleştirdi, 1994’te Kazakistan ile ekonomik işbirliği anlaşması imzaladı.
Kerimov’un cumhurbaşkanlığı süresinin 2000’e kadar uzatılması konusundaki
halkoylamasında seçmenlerin % 99,6’sı evet oyu kullandı. Ocak 2000’de yapılan
seçimde oyların % 91,9’unu alan Kerimov, 2004 yılı sonunda yapılan seçimlerde
yeniden cumhurbaşkanı seçildi. Semerkand, Buhara, Harizm gibi eski Orta
Asya’nın en eski sanat ve kültür merkezlerini barındıran Özbekistan’da
edebiyat, Çağatay edebiyatının bir devamıdır. Çağatay edebiyatının son
temsilcisi, Mukini mahlasını kullanan Emin Mirza Hoca’dır (1851-1903). Yazıya
geçirilmediği için en eski ürünleri unutulmuş olan Özbek halk edebiyatında 19.
yüzyıl halk şairleri arasında en ünlüleri Cuman Halmuradoğlu, Casalı Bahşî,
Kiçik Buran’dır. Destan geleneğinin sürdüğü Özbekistan’da Ergaş Cumanoğlu
(1868-1937), Nazaroğlu (1872-1953) en önemli destan anlatıcılardır. Bir başka
gelenek olan Nasrettin Hoca fıkraları ise Apandi adıyla bilinmektedir.
Yenilikçi yazarlardan Furkat (1858-1909), eski şiir geleneğinin temalarının
yerine toplumsal sorunlar temasını getirirken, Mahmudhoca Behduhî (1874-1919),
Münevver Karî (1880-1933), eğitim sorunlarına önem verdiler. Karî yeni öğretim
yöntemlerini uygulayan bir okul açarken, öte yandan Hurşid ve Necad
gazetelerini yayımladı. Behdudî, Pederküş (1912) adlı dramıyla Özbekistan’ın
ilk oyun yazarı unvanını kazanırken, açtığı okullarla ülkedeki eğitim
seferberliğinin büyük destekçileri arasında yer alan Hamza Hakimzade Niyazi
(1889-1929), Zaherli Hayat (1916) gibi oyunlar, Nihan takma adıyla toplumsal
eleştiri şiirleri (Kizil Gul, Ak Gul, Puşti Gul, 1916) kaleme aldı. Çağdaş
Görüngü (1919-1923) adlı edebiyat topluluğu üyeleri arasında yer alan Abdullah
Fitrat (1886-1938), şiirlerinin yanı sıra oyunlar (Oğuz Han, Temur Sağanisi),
trajediler (Hind İhtilalcileri) yazdı. Şiirlerinde (Tan Sırları) yoğun bir biçimde
toplumsal sorunlar üzerinde duran Çolpan (1897-1938), Muştumzor, Coranin
İsyanı, Ortak Karşıbeyev gibi oyunlar yazdı. Niyazi (1889-1929) ÖSSC’nin
kurulmasından (1924) sonra şiirlerinde yeni düzeni savundu. Burungu Kazilar
Yaki Maysaranın İşi (1926) gibi oyunlarında daha çok toprak reformunu işledi.
Gerçekçi düzyazısının kurucusu, Aydın takma adını kullanan Manzura Sabirova’dır
(1906-1953). Sadreddin Aynî (1878-1954) ise Buhara Cellâtları ile Özbek
romanının kurucusu oldu. Romancı Aybek mahlasını kullanan Musa Taşmuhamedov
(1905), şair ve öykü yazarı Gafur Gulam (1903-1966), Uygun mahlasını kullanan
şair ve öykü yazarı Rahmetullah Atakoziyev (1905), oyun yazarı Yaşin mahlasını
kullanan Kâmil Numanov (1909), romancı Abdullah Kadri Colkunbay ve öykücü Abdullah
Kahran (1907), dönemin başlıca yazarlarıdır. Başta Harizm olmak üzere Sogd ve
Kuzey Baktria’da gerçekleştirilen kazılarda Baktria siteleri, Ahemenî
şehirleri, Budist manastır ve saray kalıntıları gün ışığına çıkarıldı.
Halçaya’da ele geçirilen MS 1. yüzyıla ait toprak hükümdar heykelleri,
Dalverzintepe’de ele geçirilen 2. yüzyıldan kalma heykeller, Semerkand ve
Balalıktepe’de bulunan, üzerinde renkli resimlerin yer aldığı frizler (6-7.
yüzyıl) ülkedeki başlıca tarihî eserlerdir. Samanî Hanedanı’nın kurucusu İsmail
bin Ahmed’in Buhara’daki türbesi (892-907), ülkedeki İslam sanatının, İran
uygarlığına yakınlık gösteren ilk örnekleri arasında yer alır. Özellikle
Buhara’daki Kelan Camii’nin minaresinde olduğu gibi büyük minareler ve 17.
yüzyıla kadar revaçta kalacak olan gelişmiş bir ahşap işçiliği 12. yüzyıla
damgasını vuran unsurlar oldu. Semerkant, özellikle Timur tarafından başkente
dönüştürüldükten sonra Bibihanım Medresesi, Gur-Emir, Şahzinde türbeleri gibi
birbirinden güzel anıtlarla süslendi. 16. yüzyıldan itibaren Semerkand’da
mimarî açıdan pek yenilikler yaşanmazken Buhara, canlı bir merkez durumuna
geldi; buradaki Emir Sarayı 19. yüzyıl Türk-İran sanatının bir örneğidir.
Özbekistan ayrıca çini sanatının geliştiği bir ülkedir.
ÖZBEKİSTAN
Resmî adı : Özbekistan
Cumhuriyeti
Yüzölçümü : 447.400
km2
Nüfus : 26.868.000
(2005)
Başkent : Taşkent
Resmî dil : Özbekçe
Din : %
88 Müslüman (çoğu Sünnî), % 9 Doğu Ortodoks, % 3 diğer
Para birimi : Som

|
|