|

RUSYA, topraklarının dörtte
biri Doğu Avrupa’da, dörtte üçü Güney Asya’da bulunan dünyanın en geniş
devleti. 21 özerk cumhuriyet, 2 federal şehir, 10 özerk yönetim birimi (okrug),
6 özerk il (kray) ve 49 özerk bölgeden (oblast) meydana gelir. Rusya’nın doğal
yapısı, gerek kapladığı alanın olağanüstü genişliği, gerekse iklim ve
hidrolojide farklı uçların bir araya gelmesi nedeniyle, ölçüsüzlük deyimiyle
tanımlanır. Rusya’da alanı oluşturan topografik ve jeolojik bütünlükler,
batı-doğu doğrultusunda sıralanır (Rusya Platosu, Urallar, Sibirya Düzlüğü ve
Platosu, Verhoyansk Dağları). Rusya’nın kıta tabanını oluşturan engebeler
Birinci Zaman’a ait eski kayaçlardan (karbon yatakları) oluşur; bu tabaka,
kuzeye kadar (Karelya) ulaşan Prekambriyen tabanın üzerine oturmuştur. Ortada,
Moskova Havzası, ince İkinci ve Üçüncü Zaman tortul topraklarından meydana
gelir. Güney bölgesinde 200 metre yüksekliğe erişen Rusya Platosu (tablası),
güneyde, Volga ve Valday platolarında yükseklik kazanır. Bu yükseklikler,
Dördüncü Zaman buzullarının kuzey sınırını çizer; başta Onega ve Ladoga olmak
üzere göller ve bataklıklardan oluşan buzultaş yığınlarının yol açtığı akaçlama
zorlukları sonucu ortaya çıkan manzaranın kökeni de Dördüncü Zaman
buzullarıdır. Rusya tablasını Sibirya düzlüğünden ayıran Urallar, jeolojik bir
engebe olarak belirir. Kuzey-güney doğrultusunda, Novaya Zemlya ile Aral-Hazar
çöküntü alanı arasında kalan Urallar, sert, billur kayaçlardan oluşan bir
çekirdekle, dönüşüme uğramış primer tortullu topraklardan bir tabakayla
örtülmüştür. Birçok kez düzleşmeye uğrayan kıvrımlar, yüksekliği 1900 m’ye
ulaşan (Narodnaya Dağı) bir dizi yüksek platoya indirgenmiştir; bunlar daha
yumuşak kayaçların oyulmasıyla meydana gelen ve ırmaklara bir geçiş oluşturan
koridorlarla birbirinden ayrılır. Urallar’ın jeolojik tarihi, işletilebilir
madenler (altın, bakır, manganez, krom yatakları içeren volkan çekirdekleri) ve
enerji kaynakları (doğu yamacında volkanik çukurlar: doğalgaz, petrol, kömür)
açısından zenginliğini de açıklar. Sibirya, güneyden Altay (Biyeluka, 4.506 metre ) ve Sayanların (3.500 metre ) Prekambriyen ve Birinci Zaman engebeleri, Yablovonıy
Dağları’nın önünde, kuzeyde Baykal Gölü’nün dünyanın en derin tektonik
çukurlarından birini (derinlik: 1.620 metre) kapladığı Stanovoy Platosu’yla sınırlıdır. Kıvrımlı Stanovoy ve Verhoyansk zinciri, Hersinyen Dönem’e ait bir
dağoluşumu devresinde gelişmiş, Üçüncü Zaman hareketleri sırasında değişime
uğramıştır; tortul kayaçlı Kamçatka, Sikota Alin ve Sahalin Adası da aynı
hareketlerin sonucunda doğmuştur. Bu süreç içinde, volkanik evreler bazalt
tablaları biçiminde engebeler meydana getirmiştir. Çerskıy Dağları’yla Klüma
zinciri arasındaki bölge, Dördüncü Zaman’a ait alüvyon topraklarıyla kaplıdır.
Genelde, ekonominin bütün dalları 1990’dan bu yana ortaya çıkan üretim
gerilemesinden etkilendi. Boris Yeltsin’in başlattığı ekonomik reformun üç
temel taşı, serbest pazar ekonomisi (2 Ocak 1992’de hayata geçirildi), rublenin
özelleşmesi ve konvertibiliteye geçiştir. Ekonomik ve toplumsal çöküş, serbest
piyasa ekonomisine geçişten sonra daha da hızlandı: yaklaşık 150 milyon olan
toplam nüfus içinde sosyal güvence altında olmayan kişi sayısının 65 milyon
olduğu hesaplanmaktadır. Tarım ve tarımsal gıda sektörü kritik durumdadır.
Öğrenci ve asker sayısını artırmak ve hasat zamanındaki kayıpları (bunlar
giderek azalmaktadır) sınırlamak üzere ivedi önlemlere başvurulması, kırsal
kesimdeki faal nüfusu azaltmıştır. Bunun yanı sıra fiyat artışlarını bekleyen
çiftçiler, tahıl ürünlerini stoklamakta veya giderek artan miktarlarda ürünü
yerel tüketime veya takasa dayanan paralel bir dağıtım ağı için saklamaktadır.
Gümrük duvarlarının kalkması, zaten tehlikede olan sanayiye ağır bir darbe
indirmiştir: teknik işsizlikle karşı karşıya bulunan işyerlerinin sayısı
artmaktadır. Bu düzen içinde gelişmekte olan sektör, çalışmayan bürokratik bir
yönetim sistemiyle emekleme evresindeki bir pazar ekonomisi arasında kendine
yer bulan bir “gölge ekonomi”dir. 1991 yılı içinde, gerçek bir ham madde ve
donatım malları pazarını öngören çok sayıda ticaret borsası kurulmuştur ve bu
pazarda firmalar, üretimlerinin akit dışı bölümünü serbest fiyatlarla
satmaktadır. 1992 ve 1993’te Batı, Rusya’ya yoğun bir ekonomik yardım güvencesi
verdi (beş yılda 150 milyar dolar). Bu yardımın hedefi, sanayideki faal nüfusun
yüzde 25’ine istihdam sağlamakta olan askerî, sınaî kompleksi yeni koşullara
uydurmaktı. Rus devletinin temelinin atıldığı tarihî bölge; 9. yüzyıldan 20.
yüzyıla kadar devam eden gelişme süreci içinde, Doğu Avrupa’dan Pasifik’e kadar
uzanan dev bir imparatorluk boyutlarına ulaştı. 6. yüzyıldan itibaren İslâv
kabileleri, Baltık Denizi’yle Karadeniz arasındaki ırmak boylarında yerleşmeye
başladılar. İslâvlar, 9. yüzyılda, serüvenci Norman kavmi Vareglerin ticarî ve
askerî boyunduruğu altına girdiler; bunlara Rus adını veren Varegler, Rurik
döneminde Novgorod’da bir devlet kurdular (856’ya doğru); bu devlet kısa sürede
Neva’dan Karadeniz’e kadar genişledi. Bilge Oleg, devletin başkentini Kiev’e
taşıdı (881). Kiev Rusyası (881-1169), Hazar İmparatorluğu (968’de ortadan
kaldırıldı), Peçenekler (969-1036), Bulgarlar, Bizanslılar, Polonyalılar ve
Kumanlarla (1054-1103) savaştı. I. Vladimir (Büyük) döneminde Ortodoks
Hristiyanlığı kabul etti. Devlet, İskandinav ve daha sonra da İslâv kökenli
Boyarlar’ın oluşturdukları drujina’lardan (askerî birlikler) güç alan
prenslerin kanlı mücadeleleri sonucunda parçalandı. Kiev’in Prens Andrey
Bogolyubskiy tarafından yağmalanmasından sonra (1169) Rus devleti dağıldı.
1199’da güçlü Volinya-Galiçya Prensliği doğdu; bu prenslik de 1349’da
Polonyalıların eline geçti. Büyük tüccarlar ve toprak sahiplerinden oluşan bir
patricius sınıfının egemenliğindeki Novgorod, İsveçli (1240) ve Germen
istilâcıları geri püskürttü (1242 Aleksandr Nevskiy’in Çudlar Gölü’nde
Schwerttrager Şövalyeleri karşısındaki zaferi); ancak, 1286’da ticarî
etkinliğini Hans Birliği’nin denetimine terk etmek zorunda kaldı. Başkenti
Vladimir olan Büyük Suzdal Prensliği, 12. yüzyıl sonunda, gelecekteki Moskova
Prensliği’nin çekirdeği oldu. Moğol egemenliği döneminde (1240-1476) Rus
prensler, Moğol hanlarına haraç ödemek ve bağlılık yemini etmek zorunda
kaldılar. Volga ve Don havzasının neredeyse tamamı Altınorda Devleti’nin işgali
altındayken burada iki rakip devlet, Moskova ve Litvanya prenslikleri gelişti.
Litvanya, 1386’da Polonya ile birleşerek Katolikliği benimsedi. II. Vasiliy’in
(Kör) (1425-1462) ölümünde, 750.000 km2’lik bir alana yayılan Moskova,
başlıca Rus Ortodoks Devleti durumuna geldi. III. İvan (1462-1505), Moğol
boyunduruğundan bütünüyle sıyrılarak, Yaroslav, Rostov, Novgorod ve Tver’e
egemen oldu; Sophia Palaiologos ile evlendikten sonra (1472), Bizans tahtı
üzerinde hak iddia etti; Litvanya Kralı Aleksandr’dan, tüm Rusya üzerindeki
egemenliğinin tanınmasını sağladı (1495), Boyarlara boyun eğdirdi. IV. İvan
(Korkunç, 1533-1584), Volga havzasını, Astrahan’a kadar Rus topraklarına kattı.
Don Kazakları’nı da kendine bağlayarak 1547’de çar (sezar) unvanını aldı;
boyarların çoğunu idam ettirdi bir kısmını dağıttı; bir memurlar aristokrasisi
oluşturdu; köylü kitlelerini köleleştirdi (1581). Güçsüz bir yönetim sergileyen
I. Fyodor’dan (1584-1598) sonra bir karışıklık sürecine girildi (1598-1613):
Boyarlar ile Boris Godunov arasında mücadeleler oldu; Düzmece Dimitriy’in
başını çektiği olaylar başladı; İsveç ve Polonya, Rusya’ya müdahale girişiminde
bulundu; köylüler ayaklandı. Romanovlar hanedanından ilk çarlar, III. Mihail
(1613-1645), Aleksey (1645-1676) ve III. Fyodor (1676-1682) döneminde otokrat
çarlık gücü, Sibirya (1648), Smolensk ve Kiev’e kadar yayıldıysa da (1667,
Polonya ile Andrusovo Barışı), 1667-1668’de gelenekçilerin ayrılıkçı
hareketinde (raskol) ve Stenka Razin (1668-1671) örneğinde olduğu gibi,
Kazakların ve köylülerin muhalefetiyle karşılaştı. Büyük Petro (1682-1725) ve II.
Yekaterina (1762-1796), bir ölçüde mutlakıyetçi batı modellerinden esinlenerek
Rusya’yı modern bir devlet yaptılar. Başkent, 1715’te Sen-Petersburg’a taşındı.
Bir donanma kuruldu; ordu güçlendirildi; ülke yönetimi yeniden örgütlendi;
vergilendirmede reform yapıldı; eğitim geliştirildi; sanayi ve ticaret teşvik
edildi. Memur aristokrasisi, sahibi bulunduğu topraklar üzerinde veraset hakkı
(1714) ve hiyerarşik bir statü (1722) elde etti. Rus Kilisesi’nin başına, çara
bağlı bir vekilin gözetiminde bir Sinod Meclisi getirildi (1721). 1649’dan beri
babadan oğula geçen kölelik, Pugaçev Ayaklanması’ndan (1773-1775) sonra
özellikle Ukrayna’ya yayıldı. Livonya, Estonya, İngria ve Karelya, 1721’de
(İsveç ile Nystad Antlaşması); Beyaz Rusya, Volhynia, Litvanya ve Kurland 1772,
1793, 1795’te (Polonya’nın bölüşülmesi); Azak, Kırım ve Güney Ukrayna, 1774 ve
1792’de (Osmanlı İmparatorluğu ile Küçük Kaynarca ve Yaş antlaşmaları) Rusya’ya
katıldı. I. Aleksandr, Finlandiya (1809) ve Besarabya’yı (1812) aldı; Fransız
istilâsını geri püskürttü (1812); 1815’te Polonya kralı oldu; Kutsal İttifak’ı
hazırladı. I. Nikolay (1825-1855), antiliberal politikaları sürdürdü (1825’de
Dekabrist hareketin, 1831’de Polonya ayaklanmasının bastırılması) Balkanlar ve
Boğazların egemenliğini Osmanlılardan almaya çalıştı ama İngiltere ve
Fransa’nın muhalefetiyle karşılaştı (1841, Londra Konvansiyonu; 1854-1856 Kırım
Savaşı). II. Aleksandr (1855-1881), köleliğin kaldırılması (1861); yönetim
bölgelerinde veya illerde (zemstvolar) ve şehirlerde (dumalar) seçilmiş
meclislerin kurulması; askerlik hizmetinin esnekleştirilmesi; adalet ve
eğitimde modernleşme gibi büyük reformlar gerçekleştirdi. Asya’da (Kafkasya,
Türkistan, Doğu Sibirya) yeni topraklar elde etti. Ama Avusturya ve Almanya,
Berlin Kongresi’nde (1878), Balkanlarda Osmanlılar karşısındaki zaferinin
meyvelerini almasını ve San Stefano Antlaşması’nı uygulamasını engellediler.
İçeride, liberaller ve hâlâ toprak sahibi olamayan köylülerin hoşnutsuzluğu
devrimci kışkırtmaları besledi; çar öldürüldü. III. Aleksandr (1881-1894) ve
II. Nikolay (1894-1917) döneminde çarlık politikasının temelini otokrasi,
Ortodoksluk ve ulusçuluk oluşturdu. Ruslar dışındaki halklar ve Yahudiler
kıyıma uğradı. Ancak sanayideki dev gelişme, sefalet çeken bir işçi sınıfının
doğmasına yol açtı. 1898’de kurulan Sosyal Demokrat İşçi Partisi, 1903’ten
itibaren Bolşeviklerin yönetimine girdi. Mançurya ve Kore için Japonlarla
yapılan savaş, kara ve denizde başarısızlıklarla noktalandı (1904-1905). 1905
Devrimi, demokrasi dışı yollardan seçilen imparatorluk dumasının gerçekte fazla
güce sahip olmadığı bir anayasal rejim getirdi. Stolypin’in reformları,
varlıklı köylülerde (kulaklar) bireyciliği teşvik etti. Sosyalistler ve liberal
burjuvalar demokratların, emekçilerin ve Rusya topraklarında yaşayan çeşitli
ulusların sesini duyuramadılar. İlk kez olarak işçi konseyleri, diğer adıyla
Sovyetler kuruldu. Ülke, hazırlıklı olmadığı halde 1914’te Almanya’ya karşı
savaşa girdi. Savaş, Rusya için kısa sürede felâketle sonuçlandı: 2,5 milyon insan
yitirildi; ülkenin tüm batı bölgesi işgal edildi. Mart 1917’de (Rus takvimine
göre şubat) Petrograd’da meydana gelen karışıklıklar (Şubat Devrimleri) sonunda
çarlık rejimi ortadan kaldırılarak, yerine, burjuvazinin desteklediği liberal
cumhuriyetçi bir hükûmet kuruldu. Halk sınıfları, ılımlı sosyalistlerle
(Menşevikler) radikal sosyalistler (Bolşevikler) ve devrimci sosyalistlerden
oluşan işçi ve asker sovyetleri biçiminde örgütlendi. Batılı ülkelerin
baskısıyla, temmuzdan itibaren Kerenski’nin başkanlığındaki hükûmet reformları
ertelendi; Menşevikler ve devrimci sosyalistlerin desteğinde savaşı sürdürdü.
Sovyetler içinde giderek artan hoşnutsuzluk Bolşeviklerin yararına oldu;
Rusya’da 1922’de yeni bir devlet: SSCB kuruldu. Minsk Antlaşması ve BDT’nin kurulmasından
(8 Aralık 1991) sonra SSCB’nin çöküş süreci Mihail Gorbaçov’un 25 Aralık
1991’deki istifasıyla tamamlandı. Ekim 1993’teki askerî darbe girişimini
bastıran devlet başkanı Boris Yeltsin yönetimindeki Rusya, yurttaşlar arasında
eşitliği güvenceye alan bir hukuk devletini zoraki adımlarla inşa etmeye
çalışmaktadır. Ancak bu arada eski SSCB’nin sonunu hazırlayan merkez güçlerden
bir türlü yakasını kurtaramamaktadır. İç jeopolitik karmaşasını, keşfetmeye
başladığı engin topraklar üzerinde zorlu bir geçiş dönemini aşmak zorundadır.
Özerk cumhuriyetlerin çoğunda (Karelya’da % 75, Mordvin’de % 61) ve Kuzey
Sibirya’da Ruslar çoğunluktadır; bu da yerel halkların, zorla başka bölgelere
aktarılmasını açıklar. Ancak Rusların azınlıkta kaldığı ulusal-teritoryal
oluşumlar da vardır: örneğin Çeçen-İnguş topraklarında yüzde 23, Dağıstan’da
yüzde 13, Kabartay-Balkar’da % 40, Çuvaşya’da % 30 Rus nüfus vardır; Moğolistan
sınırındaki Tuva Özerk Cumhuriyeti’nde, 1990’dan bu yana Rus nüfus yok olma
yolundadır. Özerk cumhuriyetler, bölgeler ve yönetim birimleri birbiri ardından
egemenliklerini ilân etmektedir. Merkezkaç hareketlerin temel kaynağını, etnik
çatışmalarda olduğu kadar ekonomik faktörlerde de aramalıdır. Gerçekten de
ekonomik kriz, federal yatırımlarda kısıntıya yol açarken birçok sanayi kolunu
da tehlikeye sokmuştur; kimi bölgeler doğal coğrafî çıkış yollarına yönelirken,
bu kez de ekonomik bağımlılık engeline çarpmışlardır. Üstelik halk, yerel
yönetime giderek daha fazla güven duymaktadır. 1993’te kabul edilen anayasayla
idarî birimlerle federal yönetim arasında yetki ve sorumluluk dağılımı
belirlendi. Tüm idarî birimler, devlet ve federal kurumlar nezdinde eşit
haklara sahip oldu ve her biri Federasyon Konseyi’nde eşit sayıda vekille
temsil edildi. 26 Mart 2000’de yapılan devlet başkanlığı seçimlerini %53 oy
oranıyla ilk turda kazanan Vladimir Putin, dört yıllık görev süresinin
dolmasının ardından Mart 2004’te yapılan seçimlerden galip çıkarak yeniden
devlet başkanı seçildi.
RUSYA FEDERASYONU
Resmî adı : Rusya
Federasyonu
Yüzölçümü : 17.075.400 km2
Nüfus : 141.553.000
(2005)
Başkent : Moskova
Resmî dil : Rusça
Din : % 27
Ortodoks, % 73 Müslüman, Musevî, Katolik ve diğer
Para birimi : Ruble (SUR)

|
|