EVRİM, basamak basamak oluşan değişimler
zinciri. Hemen her olayda evrim görülür; sözgelimi düşüncenin, edebiyatın
evrimi, yeryüzünün jeolojik yapısında evrim, canlı varlıkların evrimi gibi.
İnsanları en fazla meşgul eden olayların başında biyolojik gelişme, türlerin
oluşumu gelmektedir. Canlı türlerinin ortak bir soydan başlayıp evrimleşerek
türlere ayrıldıkları şeklindeki düşünceler, Eski Yunan’dan beri kabul edilir.
19. yüzyılda, daha önceki yıllarda yapılan sistemli biyoloji ve botanik
araştırmalarına dayanılarak ilk evrim kuramını ortaya atan, Fransız bilgin
Lamarck oldu. Lamarck’ın “dış çevrenin, organların ortaya çıkıp gelişmesine ya
da sönüp yok olmasına” ilişkin görüşleri önceleri büyük ilgi gördüyse de, 19.
yüzyılın ikinci yarısında Darwin’in yapıtlarında ortaya koyduğu yeni evrim
kuramıyla önemini yitirdi. Darwin’in görüşlerine göre, evrimsel değişmelerin en
başta gelen etkeni “ayıklanma”, yani çevre koşullarının bir türün bireyleri
arasında yaptığı seçmedir. Kalıtsal olarak kendilerinde çevre koşullarına
uyabilecek özellikler olan bireyler, zayıf kalan diğer bireylere göre, kendi
soylarını geliştirmede çok daha fazla şanslıdırlar. Darwin’in kuramının büyük
yankı yapmasına ve çok taraftar toplamasına karşılık, kuramının karşısına
çıkanlar da oldu. Ne olursa olsun, bugün bilimin gerçek olarak kabul ettiği
evrimin oluşması üzerinde Darwin’in kuramının ve gözlemlerinin büyük etkisi
vardır. Evrim kuramlarından biri de, 1801’de Hollandalı bilgin Hugo de Vries’in
ortaya attığı değşinime (mutasyon) dayanmaktadır. Değşinimler, birdenbire
ortaya çıkan ve kalıtsal olarak kuşaklara etki eden yapısal değişikliklerdir.
Türler arasındaki evrimin birtakım değşinimler sonucu ortaya çıktığını ileri
süren “değşinimcilik” de, değşinimin pek az görüldüğü, tür soydan yukarı
çıkmadığı gerçeklerinden hareket edilerek eleştirilmiştir. Bütün bu kuramları
bir araya getirerek ve yeni bilimsel gözlemlerden yararlanarak 1930’da G. G.
Simpson, T. Dobzhansky, R. Fisher, J. Huxley, J. B. Haldane, B. Resch’in önayak
olduğu “sentetik kuram” ortaya atıldı. Evrimi kanıtlayan olaylar paleontoloji,
embriyoloji ve karşılaştırmalı anatomide toplanmaktadır. “Paleontolojik
kanıtlar”ı ortaya çıkarmak için paleontoloji gözlemlerinde yüz milyonlarca yıl
önce oluşmaya başlayan her türden canlı varlıkların organik gelişmesi gözler
önüne serilir. Hayvan ve bitki türleri basitten karmaşığa doğru kesin bir
gelişme göstermektedir: Omurgalılarda çenesizler balıklardan önce, balıklar
sürüngenlerden, sürüngenler de kuşlar ile memelilerden önce gelmektedir. Arka
arkaya gelen tipler arasında iki ya da daha çok tipi birbirine bağlayan “ara
türlerin” varlığı da anlaşılmıştır. Ara türler birden çok türün özelliklerini
taşırlar; sözgelimi arkeopteriks, sürüngenlerle kuşlar arasındaki geçişi
belirler. “Embriyolojik kanıtlar”, çağlar boyu oluşan evrimin, hücre
boyutlarında yansımış biçimi gibidir. Sözgelimi, insan dölütündeki yüreğin
biçimi aynen balıkların yüreğine benzer. Türlerin ortak kökten geldiğini
gösteren farklı türler arasındaki benzer (homolog) organların varlığını ortaya
koyan kanıtlar “anatomik kanıtlar”dır. Yüzme kesesi ile akciğerler, sindirim
borusunun önündeki kısmın torbalanmasından oluşmuştur. Bazı türlerde görülen
ilkel organlar hiç görevi olmayan az gelişmiş organlardır; bu organlar o
canlının soyundaki başka türlerde gelişmiş normal organlar olarak
gözükmektedir. Sözgelimi insan gözündeki yarım aysı deri, kuşlar ve
sürüngenlerdeki üçüncü göz kapağının homologudur. Organik yapılar belli ve
kesin bir düzene göre birbirlerine bağlandıklarından, organik evreni
açıklayacak tek olay, evrimdir. Son yıllarda genetik ve kromozomlar üzerine
yapılan bilimsel çalışmalar, evrim kuramına büyük ölçüde değişiklikler getirmiştir.
Anlaşıldığına göre türler, kromozom düzenlenmeleri sırasında ansızın ortaya
çıkan değişiklikler sonucu evrimleşmiştir. Kromozom düzenlenmeleri sayesinde
türler, ancak kendi aralarında çoğalabilen bireyler topluluğu oluştururlar.
Kromozom düzenlenmeleri sırasında, kromozom sayısı ve yapısına göre yeni türler
ortaya çıkar. “Kromozom engelleri” yüzünden her tür, ancak kendi içinde
üreyebilen dışa kapalı bir evrim birimidir. Türler bu şekilde ortaya çıktıktan
sonra kromozomları oluşturan genlerde ortaya çıkan değşinimler (mutasyon) tür
içinde farklı çeşitlerin belirmesini sağlar.
Zaman içerisinde canlıların geçirdiği ve geçirmekte olduğu değişikliklere
evrim denir. Evrim kesintisiz bir süreçtir. Evrim teorisine göre değişikliklerin
oluşması için kalıtsal mutasyonlar, doğal seleksiyon (seçilim) ve eşeyli üreme
etkili olmuştur.
Lamark’ın Evrim Görüşü
Lamark’a göre, canlı organizma, bir organı uzun süre kullanma ya da
kullanmamadan kaynaklanan yapısal değişmelere uğrar. Yani Lamark’a göre kullanılan
organlar gelişir, kullanılmayan organlar körelir. Örneğin zürafa, ağaç dallarındaki
yapraklara uzanmak zorunda olduğundan uzun boylu olmuştur.
Sonradan kazanılan karakterler vücut hücrelerinde meydana geldiğinden
kalıtsal değildir, yani yavru bireylere geçmez. Bu nedenle Lamark’ın görüşü
günümüzde geçerli değildir.
Darwin’in Evrim Görüşü
Darwin’e göre, bir türdeki bireyler arasındaki farklılıklar ancak
mutasyonlardan kaynaklanır. Bireyler, farklı ortamlarda farklı biçimde ayıklanır
(doğal seleksiyon). Doğal seleksiyon sonucu ayakta kalan bireyler bulunduğu
ortama uyum sağlarlar (adaptasyon) ve sonuçta yeni türler ortaya çıkar.
Modifikasyon
Çevre etkisiyle (ısı, sıcaklık, ışık, nem, besin, radyasyon, ph, vs.)
canlılarda oluşan kalıtsal olmayan değişikliklere modifikasyon denir.
Modifikasyonda genin yapısı değil, işleyişi değişir.
Örneğin, çuha çiçeği 35°C’ta beyaz, 20°C’ta kırmızı renkli olur.
Himalaya tavşanlarının kürk rengi soğuk havada siyah, sıcak havada beyaz renkli
olur. Düşük sıcaklıklarda sirke sineklerinin yavruları düz kanatlı, yüksek sıcaklıkta
kıvrık kanatlı olur. Arı sütü ile beslenen dişi arının yavrusu kraliçe arı
olur, bal özü ile beslenirse işçi arı olur.
Mutasyon
Canlı hücrenin gen veya kromozom yapısında g