11 Şubat 2012 Cumartesi
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

EVRİM, basamak basamak oluşan değişimler zinciri. Hemen her olayda evrim görülür; sözgelimi düşüncenin, edebiyatın evrimi, yeryüzünün jeolojik yapısında evrim, canlı varlıkların evrimi gibi. İnsanları en fazla meşgul eden olayların başında biyolojik gelişme, türlerin oluşumu gelmektedir. Canlı türlerinin ortak bir soydan başlayıp evrimleşerek türlere ayrıldıkları şeklindeki düşünceler, Eski Yunan’dan beri kabul edilir. 19. yüzyılda, daha önceki yıllarda yapılan sistemli biyoloji ve botanik araştırmalarına dayanılarak ilk evrim kuramını ortaya atan, Fransız bilgin Lamarck oldu. Lamarck’ın “dış çevrenin, organların ortaya çıkıp gelişmesine ya da sönüp yok olmasına” ilişkin görüşleri önceleri büyük ilgi gördüyse de, 19. yüzyılın ikinci yarısında Darwin’in yapıtlarında ortaya koyduğu yeni evrim kuramıyla önemini yitirdi. Darwin’in görüşlerine göre, evrimsel değişmelerin en başta gelen etkeni “ayıklanma”, yani çevre koşullarının bir türün bireyleri arasında yaptığı seçmedir. Kalıtsal olarak kendilerinde çevre koşullarına uyabilecek özellikler olan bireyler, zayıf kalan diğer bireylere göre, kendi soylarını geliştirmede çok daha fazla şanslıdırlar. Darwin’in kuramının büyük yankı yapmasına ve çok taraftar toplamasına karşılık, kuramının karşısına çıkanlar da oldu. Ne olursa olsun, bugün bilimin gerçek olarak kabul ettiği evrimin oluşması üzerinde Darwin’in kuramının ve gözlemlerinin büyük etkisi vardır. Evrim kuramlarından biri de, 1801’de Hollandalı bilgin Hugo de Vries’in ortaya attığı değşinime (mutasyon) dayanmaktadır. Değşinimler, birdenbire ortaya çıkan ve kalıtsal olarak kuşaklara etki eden yapısal değişikliklerdir. Türler arasındaki evrimin birtakım değşinimler sonucu ortaya çıktığını ileri süren “değşinimcilik” de, değşinimin pek az görüldüğü, tür soydan yukarı çıkmadığı gerçeklerinden hareket edilerek eleştirilmiştir. Bütün bu kuramları bir araya getirerek ve yeni bilimsel gözlemlerden yararlanarak 1930’da G. G. Simpson, T. Dobzhansky, R. Fisher, J. Huxley, J. B. Haldane, B. Resch’in önayak olduğu “sentetik kuram” ortaya atıldı. Evrimi kanıtlayan olaylar paleontoloji, embriyoloji ve karşılaştırmalı anatomide toplanmaktadır. “Paleontolojik kanıtlar”ı ortaya çıkarmak için paleontoloji gözlemlerinde yüz milyonlarca yıl önce oluşmaya başlayan her türden canlı varlıkların organik gelişmesi gözler önüne serilir. Hayvan ve bitki türleri basitten karmaşığa doğru kesin bir gelişme göstermektedir: Omurgalılarda çenesizler balıklardan önce, balıklar sürüngenlerden, sürüngenler de kuşlar ile memelilerden önce gelmektedir. Arka arkaya gelen tipler arasında iki ya da daha çok tipi birbirine bağlayan “ara türlerin” varlığı da anlaşılmıştır. Ara türler birden çok türün özelliklerini taşırlar; sözgelimi arkeopteriks, sürüngenlerle kuşlar arasındaki geçişi belirler. “Embriyolojik kanıtlar”, çağlar boyu oluşan evrimin, hücre boyutlarında yansımış biçimi gibidir. Sözgelimi, insan dölütündeki yüreğin biçimi aynen balıkların yüreğine benzer. Türlerin ortak kökten geldiğini gösteren farklı türler arasındaki benzer (homolog) organların varlığını ortaya koyan kanıtlar “anatomik kanıtlar”dır. Yüzme kesesi ile akciğerler, sindirim borusunun önündeki kısmın torbalanmasından oluşmuştur. Bazı türlerde görülen ilkel organlar hiç görevi olmayan az gelişmiş organlardır; bu organlar o canlının soyundaki başka türlerde gelişmiş normal organlar olarak gözükmektedir. Sözgelimi insan gözündeki yarım aysı deri, kuşlar ve sürüngenlerdeki üçüncü göz kapağının homologudur. Organik yapılar belli ve kesin bir düzene göre birbirlerine bağlandıklarından, organik evreni açıklayacak tek olay, evrimdir. Son yıllarda genetik ve kromozomlar üzerine yapılan bilimsel çalışmalar, evrim kuramına büyük ölçüde değişiklikler getirmiştir. Anlaşıldığına göre türler, kromozom düzenlenmeleri sırasında ansızın ortaya çıkan değişiklikler sonucu evrimleşmiştir. Kromozom düzenlenmeleri sayesinde türler, ancak kendi aralarında çoğalabilen bireyler topluluğu oluştururlar. Kromozom düzenlenmeleri sırasında, kromozom sayısı ve yapısına göre yeni türler ortaya çıkar. “Kromozom engelleri” yüzünden her tür, ancak kendi içinde üreyebilen dışa kapalı bir evrim birimidir. Türler bu şekilde ortaya çıktıktan sonra kromozomları oluşturan genlerde ortaya çıkan değşinimler (mutasyon) tür içinde farklı çeşitlerin belirmesini sağlar.

 

Zaman içerisinde canlıların geçirdiği ve geçirmekte olduğu değişikliklere evrim denir. Evrim kesintisiz bir süreçtir. Evrim teorisine göre değişikliklerin oluşması için kalıtsal mutasyonlar, doğal seleksiyon (seçilim) ve eşeyli üreme etkili olmuştur.

Lamark’ın Evrim Görüşü

Lamark’a göre, canlı organizma, bir organı uzun süre kullanma ya da kullanmamadan kaynaklanan yapısal değişmelere uğrar. Yani Lamark’a göre kullanılan organlar gelişir, kullanılmayan organlar körelir. Örneğin zürafa, ağaç dallarındaki yapraklara uzanmak zorunda olduğundan uzun boylu olmuştur.

Sonradan kazanılan karakterler vücut hücrelerinde meydana geldiğinden kalıtsal değildir, yani yavru bireylere geçmez. Bu nedenle Lamark’ın görüşü günümüzde geçerli değildir.

Darwin’in Evrim Görüşü

Darwin’e göre, bir türdeki bireyler arasındaki farklılıklar ancak mutasyonlardan kaynaklanır. Bireyler, farklı ortamlarda farklı biçimde ayıklanır (doğal seleksiyon). Doğal seleksiyon sonucu ayakta kalan bireyler bulunduğu ortama uyum sağlarlar (adaptasyon) ve sonuçta yeni türler ortaya çıkar.

Modifikasyon

Çevre etkisiyle (ısı, sıcaklık, ışık, nem, besin, radyasyon, ph, vs.) canlılarda oluşan kalıtsal olmayan değişikliklere modifikasyon denir. Modifikasyonda genin yapısı değil, işleyişi değişir.

Örneğin, çuha çiçeği 35°C’ta beyaz, 20°C’ta kırmızı renkli olur. Himalaya tavşanlarının kürk rengi soğuk havada siyah, sıcak havada beyaz renkli olur. Düşük sıcaklıklarda sirke sineklerinin yavruları düz kanatlı, yüksek sıcaklıkta kıvrık kanatlı olur. Arı sütü ile beslenen dişi arının yavrusu kraliçe arı olur, bal özü ile beslenirse işçi arı olur.

Mutasyon

Canlı hücrenin gen veya kromozom yapısında g