25 Mayıs 2012 Cuma
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Psikanalitik teoriler

 

Hipnoz, psikanaliz seanslarında da kullanılmaktadır.

 

Bütün psikanalitik hipnoz teorileri, süjenin içgüdüsel arzularının doyumu problemi etrafında toplanır. Bu görüş açısından hipnotik durum, bir çeşit transfer aracılığı ile ortaya çıkartılır. Hipnoz hakkındaki psikanalitik teorilerden bahsedilirken sık sık geçecek olan bu terim (transfer) hakkında açıklamada bulunmak daha sonraki söylediklerimizi açık hale getirmek bakımından gereklidir. Terim aslında psikoanaliz seansları sırasında ortaya çıkan süje-psikanalist arasında bir interpersonel rölasyonu ifade eder. Bilinmektedir ki psikanaliz seanslarının amacı hastanın effektif geçmişinde bulunan ve represyona uğramış travmatik nitelikteki bir anının bilinçli bir hale getirilmesine yöneliktir. Ancak böyle unutulmuş bir anının sadece hatırlanması hastanın iyileşmesi için yeterli değildir. Hastanın effektif potansı olan bu anıyı adeta yeniden heyecanla yaşaması gereklidir. İşte transferin rolü buradadır. Psikanaliz seansları ilerledikçe hastada psikanaliste karşı sevgi (pozitif transfer) veya nefret (negatif transfer) esasına dayanan bir duygu belirmeye başlar. Bu suretle hasta kendi konfliktine ait olaylarla psikanalist arasında da bazı benzerlikler ve bağıntılar bulmaya başlar. O kadar ki hastanın esas nevrozu ile beraber çözümlenecek olan yeni klinik bir nevroz oluşur gibidir. İşte bu duygusal bağıntı (yani transfer) kurulduktan sonra, unutulmuş anının hatırlanması bu yeni duygusal zemin üzerinde oluşturularak, hastanın konfiliktini, yeni klinik nevroz nedeniyle yeniden yaşıyormuşçasına tamamen boşaltması sağlanabilir. Bu yüzden psikanaliz seansının başarısı transferin oluşumuna bağlıdır.

 

Bazı durumlarda hastanın psikanaliste karşı duyguları ön plana çıkar. Bu, kimi zaman sevgi kimi zaman nefret olarak belirir.

 

Kontrtransfer ise analistin hastasına karşı duygulanmasıdır ki analist bu duygularından ve kaynağından haberdar ve onlara hakim olduğundan tedavinin yönetilmesi bakımından bundan yararlanır.

Schilder fizyolojik ve bedeni faktörler üzerine ilk dikkat çeken ve onların psikolojik faktörlerle artikülasyonlarının önemine ilk işaret eden psikanalist olarak hipnoz teorilerinin yenilenmelerine varan çok verimli bir yolu açmış oldu.

Böylece; terapist hastanın bastırılmış sorununu yansıttığı bir ekran gibi görev yapmıştır. Bütün içgüdüsel arzularımız da bastırılmış bulunduklarına ve hipnoz, psikanalitik görüşe göre içgüdüsel arzularımızın tatmin ortamı olduğuna göre hipnotizörün rolü, psikanalistin rolüne benzemekte ve hipnotik durumda da bir çeşit transfer görülmektedir.  

Jones. E’nin görüşüne göre hipnozda esas tema narsisizmdir. Brenman, Gill ve Knight hipnozun anlaşılması için ego psikolojisinin önemini belirttiler ve hipnotik transın derinliğindeki değişmeleri deneysel olarak incelediler. Fakat hipnozun derinliği hakkında objektif ölçü olanağı olmadığından çalışmalarını zeki süjelerin hipnoz sonrası anlatımları üzerine inşa ettiler. Ve buldular ki transın derinleşmesi ve hafifleşmesi bir savunma mekanizmasıdır. Süje çocukluk libidosunun doyumu için olduğu kadar itaatini arttırarak, agresivitesinden kaçmak için de daha derin transa girmektedir. Transın hafiflemesinde de aynı mekanizma rol oynamaktadır.

Chertok ve Müriel Cahen araştırmaları esnasında yaşanmış denemeleri (Experiance vecue) yeterli doğrulukla anlatabilen süjelere sık sık rastladıklarını belirtiyorlar.

Kubie ve Margolin hipnoz indüksiyonu ile hipnotik hallerin birbirinden ayrı değerlendirilmesinin gereğini belirttiler. Hipnoz indüksiyonu için transferin mutlaka gerekli olmadığını zira sadece fizik vasıtalarla hipnoz indüksiyonunun sağlanabildiğini gösterdiler. (Bunun için süjeye bir mikrofon-kulaklık tertibatı ile kendi nefes alışlarını dinlettiler.) Böylece hipnoz içinde oluşan transfer; daha sonraki hipnotik hallerin gerekli nedeni değilmiş gibi görülmektedir. Hipnozun meydana getirilmesinde hipnotizör tarafından verilenler hariç stimülüslerin gittikçe artan bir şekilde elimine edildiklerini belirttiler. Yazarlar psikolojik planda tamamlayıcı olarak süjenin benliğinin dış dünyadan yalıtılmasının onun "beslenme hali" ile karşılaştırılabilecek bir regrasyona girmesini sağladığını ve operatörün süjenin anne ve baba rolünü yüklendiğini bildirdiler.

Gill ve Brenman 1957’de "Hipnosis and related states" isimli eserlerinde meseleyi yeniden ele aldılar ve hipnozda sensori-motör sorunlarını incelediler. Ve isolement sansorielle denen olaya dikkati çektiler. Bir kişi bütün sansoryel algılarından mahrum edildiğinde (örneğin su dolu bir küvete bir nefes alma maskesi ile yatırıldığında veya kapalı bir sistem içine alındığında) bir süre sonra (bazen mental karışıklıklarla beraber) regresif fenomenlerin meydana çıktığı görülür. Bu olaylar son yıllarda geniş incelemelere konu oldu.

 

Son yıllarda hipnoza ilişkin detaylı araştırma ve incelemeler  yapılmaktadır.

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


61663 - unknown - 38.107.179.236