Sibernetik
ve hipnoz
Hipnozun anlaşılmasında sibernetiğin büyük etkisi
görülmüştür. Pek çok noktanın aydınlığa kavuşması ancak böyle mümkün olmuştur.
Hipnoz hakkında sibernetik bakış noktasından hareketle
ortaya konulacak yeni bir teorinin şimdiye kadar ileri sürülmüş bütün
teorilerden daha çok sayıda olayı açıklayacağı kanısındayım. Ayrıca sibernetik
şimdiye kadar ölçme olanaklarımızın dışında kalmış birçok alanda yaptığı gibi
hipnoz alanında da ölçü olanakları ortaya çıkaracaktır. Şimdiye kadar denenmemiş
böyle bir yolda yürümemize, sibernik ilminin olaylara bakış açısının
olağanüstülüğü sebep olmaktadır. Sibernetik, Amerika’da Harvard Tıp okulunda
bir gurup matematikçi, mühendis ve tıp mensubunun (Prof. Wiener, Dr.
Rosenbleuth, Bigelow) ortak çalışmaları sonunda doğmuştur. İngiltere ve
Fransa’da da aynı zamanda paralel çalışmalar yapılmış ve bugüne kadar aradan
geçen bunca yılda bu konudaki çalışmalar bütün dünyaya yayılmıştır.
Sibernetiğin konusu hakkında Prof. Wiener’in tarifi şöyledir: "Hayvanlarda
ve makinelerde kontrol ve haberleşme." Bu olağan ifadeye olağanüstülük
kazandıran etken sibernetiğin makine anlayışıdır. Sibernetiğin kastettiği
makine; metalden, plastikten sözün kısası maddeden yapılmış çarkları,
pistonları, volanları olan bir alet değildir. Sibernetik için bir virüs, bir
hücre, bir amip, bir hayvan, bir insan, bir ticari şirket, bir kültür derneği,
bir millet, Birleşmiş Milletler Teşkilatı veya Samanyolu veya bir başka galaksi
veya bütün bunların dışında sadece teorik olarak var olabilen maddeden arınmış
bir sistem makine olarak düşünülebilir. Böyle olunca Sibernetik yine kaide ve
kanunları evrenin her noktası için geçerli olan termodinamiğe bir reaksiyon
gibi görülebilir. Termodinamik nasıl evrenin adeta ölüm kanunlarını
incelemişse, sibernetik de onun canlılık kanunlarını ortaya koymuştur.
Termodinamiğin "entropi" anlamı karşısına "enformasyon
teorisini" koyarak bir sistemin entropi miktarı ve enformasyon kıymetleri
toplamının sıfır olduğunu göstererek canlılık denen şeyin dahi ölçülebilir bir
nitelik olduğunu kabul etmiştir. Sibernetik bir sistemin canlılığı Prof. Dr.
Ashby’nin ifadesi ile söylersek, "Dış alemin etkileri karşısında o
sistemin kendi iç varlığını önceden belirli sınırlar dahilinde tutmaya
uğraşmasından ibarettir". Canlı varlığın kendi iç alemini önceden belirli
sınırlar içinde tutabilmesi yani kendi homeostazisini koruyabilmesi iç
varlığının üniteleri arasında ve bizzat ünitenin kendi içinde mevcut feed-back
(neden sonuç arasındaki bağıntı) sistemlerinin enformasyon yolu ile
ayarlanmasından ve bu suretle o sistemi alemin dış etkilerine adapte edecek
yeni bir dengenin (equilibriumun) oluşmasından ibarettir. Bu sistem bir
elektronik beyin, bir ulus, bir insan olabilir, ortaya konan kural daima
aynıdır; sistemin "Her türlü ahval ve şerait altında vazifesi kendi
istiklalini (Homeostasisini) kurtarmaktır". Feed-back neden ve sonuç
arasında bir bağıntı demektir. Nedenin meydana getirdiği sonuç arzu edilen
(veya önceden belirlenmiş) sınırlar içinde değilse; istenen sonuç elde edilene
kadar nedeni ayarlamaya feed-back denir. Bu direkt veya endirekt yoldan
sonucun, neden üzerinde etkin olması demektir. Şu halde sibernetik görüşe göre
cansız maddeyi canlı kılan ek özellik, o maddenin ayrı ayrı cansız kısımları
arasındaki feed-back bağıntısıdır ki, o maddenin belli bir sonucu oluşturmak
üzere kendi kendisi üzerinde etkin olması sonucunu doğurur. Bu suretle canlılık
kazanmış bir ünite meydana gelir. Bu, biyolojide bir DNA (Desoxyribonücleique
acide) molekülü oluşumuna, mekanikte bir otomatik kumanda mekanizmasına,
(örneğin kompresörü boşalınca çalışmaya ve dolunca durmaya sevk eden otomat)
sosyolojide bir aileye karşılık gelir. Tabii daha gelişmiş canlıların oluşması
bu üniteler arasında da yeni feed-backlerin kurulması ile yeni bir sonucun elde
edilmesine bağlıdır. DNA’dan hücrenin, hücrelerden hayvanın veya insanın
meydana gelmesi gibi.

Çağdaş bilim anlayışı sibernetik ile ilgili pek çok
yaklaşım ortaya koymaktadır.
Termodinamiğin ikinci kanunu: Entropi
Fiziğin en temel kanunlarından biri olan
"Termodinamiğin İkinci Kanunu", evrende kendi haline, doğal şartlara
bırakılan tüm sistemlerin, zamanla doğru orantılı olarak düzensizliğe,
dağınıklığa ve bozulmaya doğru gideceğini söyler. Canlı, cansız bütün herşey
zaman içinde aşınır, bozulur, çürür, parçalanır ve dağılır. Bu, er ya da geç
her varlığın karşılaşacağı mutlak sondur ve söz konusu kanuna göre bu
kaçınılmaz sürecin geri dönüşü yoktur.
Örneğin bir arabayı çöle götürüp bırakır ve aylar sonra
durumunu kontrol ederseniz, elbette ki onun eskisinden daha gelişmiş, daha
bakımlı bir hale gelmesini bekleyemezsiniz. Aksine lastiklerinin patlamış,
camlarının kırılmış, kaportasının paslanmış, motorunun çürümüş olduğunu
görürsünüz. Aynı kaçınılmaz süreç canlı varlıklar için çok daha hızlı işler.

Termodinamiğin ikinci kanuna göre evrendeki herşey
bozulmaya uğrar. Taze haldeki bir meyve zamanla mutlaka küflenir, çürür ve yok
olur.
Prof. Dr. Ashby bu prensipten hareket ederek insan beyninin
çok belirgin bir modelini yapmak için, birbirlerini ve kendi üzerlerinde
feed-back bağıntıları ile etki ederek hareketli birer ibreyi belirli bir denge
durumunda tutmayı amaç edinmiş dört üniteli bir elektronik cihaz meydana
getirdi. Homeostat adını alan bu cihaz her türlü dış etki karşısında kendi
canlılık şartı olan ibrelerine birer denge durumu bulmak amacını
gerçekleştirmekte, hatta dış etkilerin şiddetlenmesi karşısında kendi yapısında
bazı değişiklikler yaparak (kondansatör-direnç değerlerini değiştirerek) yeni
karşılaştığı yabancı etkilere adapte olabilmektedir.
Prof. Dr. Ashby her ünite için 25 çeşitli kondansatör-Prof.
Dr. Ashby her ünite için 25 çeşitli kondansatör-direnç koyduğundan bu dört
üniteli homeostat herhangi bir dış etken altında, örneğin ibrelerden birine
herhangi bir şekilde etki eden bir dış kuvvet altında dahi denge durumunu
sağlamak için 25x25x25x25 yani 390625 adaptasyon olanağını teker teker dener:
Ancak insan beyninin pek ilkel bir modeli olan homeostat dış
alemin önüne koyduğu adaptasyon programını çözmek için çok büyük bir zaman
harcar.
Yani problemi er geç çözdüğüne göre akıl bakımından
elverişli bir makine olmakla beraber zeka bakımından çok eksiği vardır.
Çünkü zekanın ölçüsü bir problemin ne kadar zamanda
çözüldüğüdür. Burada Zeka=Akıl/ Zaman olduğu bulunur. (İrtem, Ali. Sinir
Sistemi Bakımından Demokrasi). Yazar bu makalesinde, soysal bir makinede sosyal
bir programın çözülmesini incelediği için makalenin adını böyle koymuştur.

Bilim adamları insan beynini model alarak sibernetiğin
alanına giren çeşitli elektronik cihazlar yapmaya çalışmışlardır. Ancak
bunların hiçbiri insan beyninin mükemmelliğine ulaşamamaktadır.
Prof. Dr. Ashby’nin yaptığı hesaba göre, 100 üniteli bir
homeostatın problemi çözmeyen her parameter değiştirmesi için bir saniye harcanırsa,
100 ibrenin hepsinin birden merkezi bir durumda bulunması için homeostatın (10
22) yıl gibi uzun bir zamana gereksinimi olacaktır. Oysa insan beynindeki yüz
binlerce regülasyon sistemi, önüne konan probleme çok daha kısa bir zamanda
adapte olabilmektedir.
İşte hipnoz konusunda sibernetik açıklamanın anahtarı, insan
beyninin bu yeteneğinin açıklanmasında bulunmaktadır.
Yine Ali İrtem’den aldığımız bilgilere göre adaptasyon
süresini kısaltmak için sinir sisteminin bulduğu çare şudur: Adaptasyon süresinin
uzun olmasına neden olan faktör çok sayıdaki regülatör sistemleri arasındaki
enformasyon alışverişinin fazlalığı olduğuna göre; bir defa adaptasyonu
sağlanmış olan bağımsız regülasyon sistemlerinin arasındaki enformasyon
alışverişini kesmek.
Adaptasyonun kısa zamanda sağlanması için Prof. Ashby’nin
koyduğu genel prensip şudur: "Adaptasyonun sağlanması için ilgili olan
regülasyon sistemlerinin birbirini tamamlaması fakat sistemlerin de bağımsız
kalması gereklidir."